BUNLARI DA SORUN…
Bundan bir süre önce Hükümetin bir bakanı laiklikle ilgili açıklama yaptı.
Açıklamasında “Din devlet ilişkisinin nasıl olması gerektiğini halka soracaklarını” Söyledi.
Laikliğin ne kadar olacağını halka sormak…? Peki, böyle bir soru bu gün nasıl bir anlam taşıyor üzerinde düşündünüz mü?
Aslına bakarsanız anlamı şu…
Laiklik bu güne kadar yapılan uygulamalarla yoğun bakımda tutuluyordu.
Böyle bir oylama ya da soru sorma da olursa biliniz ki artık laiklik ilkesi artık yok olacak.
Bu konu üzerine çok şeyler söylemek mümkün ama önemli olan…
Laikliğin uzun süredir bizdeki gericilerin, ABD ve AB’nin her zaman hedefinde olduğudur.
Yıllardır AB ve ABD’den yapılan her açıklamada dini cemaatlere özgürlük tavsiyesinde bulunulmuyor mu?
Hatta ülkemizin bir bakanı dini özgürlüklerin olmadığı gerekçesiyle kendi ülkesini bile ABD’ye şikâyet etmedi mi?
Amaç hep aynı…
Ülkeyi etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmak…
Biliyorlar ki ülkeleri ancak bu şekilde bölebilirler.
Bu güne kadar ulus devletin dayandığı ulus ekonomisi tamamen çökertildi.
Zaten uzun bir süredir ulus kimliğimiz de yani Türk kimliği de hedef tahtasında değil mi?
Geriye kalıyor…
Ülkeyi etnik kimliğin yanı sıra cemaat ve tarikatlara ayırmak…
İşte bunu yapabilmenin tek yolu da laiklik ilkesinin yeniden tanımlanarak ortadan kaldırılmasıdır.
İşte halka sorma senaryosu tam da bunun için…
Bazen aklıma geliyor Kurtuluş Savaşı sonrasında Atatürk meydana bir sandık koysaydı ve halka sorsaydı…
Ey millet!
Cumhuriyeti mi istiyorsunuz? Yoksa padişahlığı mı? Sizce sonuç ne olurdu …
Peki,
Halifelik sorulsaydı sonuç farklı olur muydu…?
Ama buradan halka hiçbir şey sorulmamalı gibi sonuçlar asla çıkarılmamalı.
Örneğin hangi bölgeye HES yapılması gerektiği bence gidip o bölgenin halkına sorulmalı.
Ne dediniz olamaz mı?
Ya da ne bileyim Telekom, Tüpraş, Petkim satılmalı mı diye sorsaydık.
Aslına bakarsanız sorulabilecek sorular o kadar çok ki…
Hani 50 yıldır halkın konu üzerinde ne düşündüğünü hala bilemediğimiz O AB konusu var ya onu sorsaydık…
Halkın önüne sandığı koysak ve deseydik ki ey millet! AB’ye girmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
Bitmedi…
Peki, yine sandık koyup sorsaydık. Nato’dan çıkalım mı çıkmayalım mı?
Ya da ABD ile stratejik ortak olalım mı olmayalım mı?
Nasıl bir sonuç ortaya çıkardı?
Hani işinize gelen konularda hep diyorsunuz ya halka sormak gerektiğini…
Madem halka güveniyorsanız, bunları da sorsanıza?
06–01–2011
Nusret KEBAPÇI
özelleştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özelleştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Şubat 2011 Pazar
24 Ekim 2010 Pazar
BAĞIMLILIKTA SON NOKTA…
BAĞIMLILIKTA SON NOKTA…
Aslına bakarsanız ben emperyalizmi hiç suçlamıyorum. Çünkü eşyanın tabiatı denilen bir durum var ya, işte onun gibi bir şey.
Düşünebiliyor musunuz? Devasa bir sanayi…
Birikmiş milyonlarca ton stok…
Ve
Güçlü bir ordu…
Bu sistemin tam olarak çalışabilmesi için her şeyden önce yeni pazarlar, yeni hammadde ve çokça da enerji sağlanması gerekir.
Sistemin tam olarak çalışabilmesi için bütün bunlara ihtiyacı vardır. Bunlardan biri eksik olursa bir süre sonra sistem tıkanır ve kriz meydana gelir.
İşte bunun olmaması için eldeki stokların eritilmesi, yeni pazarların bulunması ve ihtiyacı olan enerjinin de kendilerine sınırsızca sağlanması gerekmektedir.
Yoksa sistem çalışamaz.
Bu ülkeler nüfus olarak, dünya nüfusuna oranla çok büyük bir rakam teşkil etmeseler de, ürettikleri ürün ve kullandıkları enerji miktarı, bu ülkelerin nüfuslarıyla kıyaslanamayacak boyuttadır.
Dolayısıyla enerjiden bir an bile uzak olacaklarını düşünmek onları çıldırtmaya yetmektedir.
Bu alanları, yani enerji bulunan bölgeleri denetim altına almak bunların başlıca arzularıdır.
Hem ayrıca bu ülkelerde refah seviyesinin oldukça yüksek olması, toplumu bir arada tutan ana unsurlardan biri olması nedeniyle, bu seviyenin aşağılara düşüp toplumsal tepkilerle karsılaşıp kargaşanın çıkması da istenilmez.
Bu nedenle ekonomisinin yürümesi için eldeki stokların erimesi ve ekonominin yeni pazarlarla canlanması gerekmektedir.
İşte bunun için pazar olarak düşündükleri ülkede üretim yapan milli ekonominin özelleştirme ve benzeri yollarla tasfiye edilmesi, işin olmazsa olmazıdır.
Çünkü pazar yapabilmenin başka bir yolu yoktur.
Bu günlerde et ve süt ithaline başlanıldı ya, bunları onun için söylüyorum.
Kendileri neredeyse bütçelerinin yüzde kırkına varan bir oranda tarım ve hayvancılığını desteklerken, bize bu desteği kaldırtıp önce bu ürünleri piyasa koşullarına bıraktırıyorlar, sonra da ülkemizin en önemli tarım ve sanayi ürünlerine kota koydurup, fabrikalarını ele geçiriyor…
Sonra da bu fabrikaları kapatarak sınırsız ithalatın önünü açıyorlar.
Hep kurallarıdır.
Önce milli sanayiyi yok et…
Sonra pazar yap.
Bugün ne yazık ki hipermarket türü yerlerde satılan ürünlerin önemli bir kısmı yabancı…
Hem zaten bu süreçte hangi şirket kimin? Hangi ülkenin? Eğer isimler de yabancılaşmamışsa anlaşılabilmesi de çok mümkün değil ama…
Burada hatırlatmak istediğim şey şu…
Daha dün…
Yani neredeyse 1980 yılına kadar dünyada, kendi kendini besleyebilen yedi ülkeden biriyken…
Bugün bırakın sanayi ürününü…
Tarım ürünlerinde…
Hayvancılıkta, hatta süt ürünlerinde bile bitme noktasına gelip, dışarıdan ithal noktasına kadar gelmişsek…
Şapkamızı önümüze alıp emperyalizme olan bağımlılığımızı esaslı bir şekilde gözden geçirmemiz gerekmez mi?
Biz nerede yanlış yaptık?
14–10–2010
Nusret KEBAPÇI
Aslına bakarsanız ben emperyalizmi hiç suçlamıyorum. Çünkü eşyanın tabiatı denilen bir durum var ya, işte onun gibi bir şey.
Düşünebiliyor musunuz? Devasa bir sanayi…
Birikmiş milyonlarca ton stok…
Ve
Güçlü bir ordu…
Bu sistemin tam olarak çalışabilmesi için her şeyden önce yeni pazarlar, yeni hammadde ve çokça da enerji sağlanması gerekir.
Sistemin tam olarak çalışabilmesi için bütün bunlara ihtiyacı vardır. Bunlardan biri eksik olursa bir süre sonra sistem tıkanır ve kriz meydana gelir.
İşte bunun olmaması için eldeki stokların eritilmesi, yeni pazarların bulunması ve ihtiyacı olan enerjinin de kendilerine sınırsızca sağlanması gerekmektedir.
Yoksa sistem çalışamaz.
Bu ülkeler nüfus olarak, dünya nüfusuna oranla çok büyük bir rakam teşkil etmeseler de, ürettikleri ürün ve kullandıkları enerji miktarı, bu ülkelerin nüfuslarıyla kıyaslanamayacak boyuttadır.
Dolayısıyla enerjiden bir an bile uzak olacaklarını düşünmek onları çıldırtmaya yetmektedir.
Bu alanları, yani enerji bulunan bölgeleri denetim altına almak bunların başlıca arzularıdır.
Hem ayrıca bu ülkelerde refah seviyesinin oldukça yüksek olması, toplumu bir arada tutan ana unsurlardan biri olması nedeniyle, bu seviyenin aşağılara düşüp toplumsal tepkilerle karsılaşıp kargaşanın çıkması da istenilmez.
Bu nedenle ekonomisinin yürümesi için eldeki stokların erimesi ve ekonominin yeni pazarlarla canlanması gerekmektedir.
İşte bunun için pazar olarak düşündükleri ülkede üretim yapan milli ekonominin özelleştirme ve benzeri yollarla tasfiye edilmesi, işin olmazsa olmazıdır.
Çünkü pazar yapabilmenin başka bir yolu yoktur.
Bu günlerde et ve süt ithaline başlanıldı ya, bunları onun için söylüyorum.
Kendileri neredeyse bütçelerinin yüzde kırkına varan bir oranda tarım ve hayvancılığını desteklerken, bize bu desteği kaldırtıp önce bu ürünleri piyasa koşullarına bıraktırıyorlar, sonra da ülkemizin en önemli tarım ve sanayi ürünlerine kota koydurup, fabrikalarını ele geçiriyor…
Sonra da bu fabrikaları kapatarak sınırsız ithalatın önünü açıyorlar.
Hep kurallarıdır.
Önce milli sanayiyi yok et…
Sonra pazar yap.
Bugün ne yazık ki hipermarket türü yerlerde satılan ürünlerin önemli bir kısmı yabancı…
Hem zaten bu süreçte hangi şirket kimin? Hangi ülkenin? Eğer isimler de yabancılaşmamışsa anlaşılabilmesi de çok mümkün değil ama…
Burada hatırlatmak istediğim şey şu…
Daha dün…
Yani neredeyse 1980 yılına kadar dünyada, kendi kendini besleyebilen yedi ülkeden biriyken…
Bugün bırakın sanayi ürününü…
Tarım ürünlerinde…
Hayvancılıkta, hatta süt ürünlerinde bile bitme noktasına gelip, dışarıdan ithal noktasına kadar gelmişsek…
Şapkamızı önümüze alıp emperyalizme olan bağımlılığımızı esaslı bir şekilde gözden geçirmemiz gerekmez mi?
Biz nerede yanlış yaptık?
14–10–2010
Nusret KEBAPÇI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)