BİZ BU FİLMİ İZLEMEMİŞ MİYDİK?
İki büyük partimiz el ele vererek sözde üniversitelerde türbanı serbest bırakmak için iş birliği yaptılar. Sözde diyorum. Çünkü…
Bu süreç başladığında zaten üniversiteyle sınırlı kalmayacaktır.
Her iki partimiz de büyük bir aymazlık içinde Devrim Kanunları’na aykırı olarak, toplumda dinsel ve mezhepsel bölünmeyi ön plana çıkaran bir kıyafete izin verdi.
Aslında bu süreçte çok fazla tartışmaya da gerek yoktur ve yapılan uygulama açıkça devrim kanunlarına aykırıdır.
Şimdi bazıları hemen söylenecek ve diyecekler ki kamuda yok ki sadece üniversitelerde serbest bırakıldı.
Aslına bakarsanız kazın ayağı öyle değil, özel hayatın dışındaki her yer kamu alanı olup devletin müdahale yetkisi içindedir.
Özel hayat ise sadece ve sadece evin içidir.
Toplumda dinsel ve etnik kıyafetleri özgür bırakmak bir süre sonra neredeyse hemen herkesin kendini bu tür kıyafet ve sembollerle ifade etmesini getirir ki bu da toplumsal barışımızı yakından ilgilendirir.
Dolayısıyla hiç kimseye toplumu dinsel kutuplaştırma özgürlüğü verilemez, verilmesi ateşle oynamaktır.
Elbette hepsi bu kadar değil,
Şimdi gelelim filmin devamına. üniversitelerde türbana serbestlik tam olarak sağlanınca, bu kez liseli kızlarımız adım adım okullarda faaliyet göstermeye başlayacak…
Ve üstelik haklı olarak da diyecekler ki: biz madem bu okulu bitirince üniversitede türban takabileceğiz bu günden başlamamız gerekmez mi?
Sonra adım adım küçük küçük çatışma ille birlikte lisede de serbest bırakılması sağlanır.
Sanıyor musunuz ki lisede durur?
Bunu ilköğretim takip eder ve o kızlarımızın gerekçeleri de hazırdır.
E madem lisede türbanla okuyabileceğiz...
Yani bu süreç bir kez başladı mı inanın nerede duracağını asla kestiremezsiniz.
Sonrasında yani bu kızlarımız üniversitelerden mezun olduklarında bu kez başka bir süreç başlayacaktır.
Ve haklı olarak;
Madem biz üniversiteyi böyle okuduk böyle çalışmak ta istiyoruz denildiğinde…
Sıra zaten ister istemez kamuya gelmiş olacaktır ve inanın artık yapılacak şey de kalmamıştır.
Bir süre sonra okullarda türbanlı öğretmenler baş gösterecektir.
Bunu bir süre sonra hastanelerde türbanlı doktor ve kepin altına türban giyen hemşireler izleyecektir.
Hatta o kadar ki…
Bu sürecin son zamanlarında iş çığırından çıkmış ve bazı kızlarımız polis şapkasının bile altına türban giyebilmenin yollarını yargıda arar hale gelmişlerdi…
Sonra iş o duruma geldi ki.
Bu sürecin kanlı mı?
Kansız mı olacağının tartışılmasına kadar dayandı.
Diyeceğim o ki: Bu iş sadece üniversiteyle sınırlı kalmaz.
Kalması da zaten çok mümkün değil…
Hani birileri…
Ulusal kimliğimizden rahatsız olup sürekli tartışma konusu yapıyordu ve ülkemize hep ılımlı İslamı dayatıyordu ya…
Bu yaşanan süreç tamı tamına odur.
Yapılan türban operasyonuyla, ulusal kimliğin yerine, dini cemaat ve tarikat kimliği geçirilmektedir.
Sonra…
Sonrası ulusal kimliğin ruhuna El Fatiha…
14–10–2010
Nusret KEBAPÇI
başörtüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başörtüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ekim 2010 Pazar
TÜRBAN ÖZGÜRLÜĞÜ
TÜRBAN ÖZGÜRLÜĞÜ
Aslına bakarsanız bu iki kelimenin bir araya gelmemesi gerekir ama bizde ne ilginçtir ki bu tür şeyler sıklıkla yaşanmaktadır.
Şimdi bir şeye dikkat çekelim
Batı ülkeleri yani AB ve ABD bizden hangi özgürlük ve demokrasiyi geliştirmemizi istiyordu.
Bizde bazılarının AB ve ABD ‘den körü körüne beklediği gibi gerçekten demokratik hak ve özgürlükleri değil
Sadece ve sadece etnik ve dinsel kimliklere özgürlüğü…
Şimdi bir açıdan bakarsanız emperyalist ülkeler kendi açılarından haklılardır da.
Çünkü gerek sendikal anlamdaki örgütlenmenin önünün açılması, gerekse köylülerin ortaçağ kalıntısı kurum ve yapılardan kurtulması, özgürleşmekle bağlarından kurtulan kesimi birleştirir ve güçlü kılar.
Tabi böyle olunca da toplumun birleşmesinden en çok rahatsız olan kesim yani emperyalizm, bundan haliyle çok rahatsız olur ve engellemek için elinden geleni yapar.
Hem zaten istediklerini dillendirirken kavramların basına getirdikleri insan hakları, özgürlüğü falan gibi kavramlar da asla ve asla sizi yanıltmamalıdır.
İstedikleri tamamen bizim gibi ulus devletlerin etnik ve dinsel parçalara ayrılmasıdır.
Bakın bu ülkelerin hiç öyle sendikal hakları izleme komitesi, sosyal hakları izleme komitesi türünden örgütleri yok.
Ama…
Dini hakları izleme komitesi türünden örgütleri var ve bunlar arada sırada tüm kamuoyuna açıklamalarda bulunarak ülkeler üzerinde baskı oluştururlar.
Tabi bu hak ve özgürlükleri en çok isteyen kurum ve kişilerin aynı zamanda müthiş bir Atatürk, ulus devlet ve onun değerlerinin de karşıtı olduğunu söylemeye gerek var mı? Bilmiyorum.
Bugün AB, ABD emperyalizmi ve onun ülkedeki kuklalarınca uygulanan yöntem, Atatürk’ün ulus devleti oluştururken uyguladıklarının tam zıddıdır.
Atatürk; çeşitli cemaatlerden oluşan toplumu bir araya getirmek ve bir millet yaratmanın öncelikle, toplumdaki çeşitli farklılıkların giderilmesi ve ortak bir dilden geçtiğinin bilincindeydi.
Onun için önce toplumu birbirinden ayrı tutan çeşitli cemaat ve tarikatları temsil eden giysilerin bırakılması ve ortak bir giyside buluşmamız gerekiyordu.
İşte bunu sağlamak için Kılık Kıyafet Devrimi’ni yaptı.
Şimdi bazıları hatta bazı medyamızın köşelerini kapmış birileri, bunu anlamadıkları için akıllarınca…
Kılık kıyafette devrim mi olurmuş türünden akıllarınca alay etmektedirler.
Ama eğer bir millet oluşturmuş ve bu gün farklılıklarımız değil ortak yönlerimiz ön plandaysa bunu Atatürk’ün büyük bir öngörüyle gerçekleştirdiği devrimlere borçluyuz.
Yine bazıları Şapka Devrimi’ni de aynı çiğlikle eleştiri konusu yapmaya çalışmakta…
Akıllarınca neden bugün memurlar şapka giymiyor? Falan gibi sözler edebilmektedirler.
Bu devrimle şapkayı kimin giymesi isteniyor.
Meclis ve kamuda çalışanların…
Çünkü farklı inanç ve etnik kökeni temsil eden başlıklar giyilmesi kamunun tarafsızlığını ve herkese eşit hizmet verilmesini engeller.
Yani…
Atatürk bir Milet oluşturmaya iki çok önemli noktayla başladı.
Ortak kıyafet ve ortak dil.
Şimdi her ikisi de tartışma konusu yapılıyor.
İlginç değil mi?
07–10–2010
Nusret KEBAPÇI
Aslına bakarsanız bu iki kelimenin bir araya gelmemesi gerekir ama bizde ne ilginçtir ki bu tür şeyler sıklıkla yaşanmaktadır.
Şimdi bir şeye dikkat çekelim
Batı ülkeleri yani AB ve ABD bizden hangi özgürlük ve demokrasiyi geliştirmemizi istiyordu.
Bizde bazılarının AB ve ABD ‘den körü körüne beklediği gibi gerçekten demokratik hak ve özgürlükleri değil
Sadece ve sadece etnik ve dinsel kimliklere özgürlüğü…
Şimdi bir açıdan bakarsanız emperyalist ülkeler kendi açılarından haklılardır da.
Çünkü gerek sendikal anlamdaki örgütlenmenin önünün açılması, gerekse köylülerin ortaçağ kalıntısı kurum ve yapılardan kurtulması, özgürleşmekle bağlarından kurtulan kesimi birleştirir ve güçlü kılar.
Tabi böyle olunca da toplumun birleşmesinden en çok rahatsız olan kesim yani emperyalizm, bundan haliyle çok rahatsız olur ve engellemek için elinden geleni yapar.
Hem zaten istediklerini dillendirirken kavramların basına getirdikleri insan hakları, özgürlüğü falan gibi kavramlar da asla ve asla sizi yanıltmamalıdır.
İstedikleri tamamen bizim gibi ulus devletlerin etnik ve dinsel parçalara ayrılmasıdır.
Bakın bu ülkelerin hiç öyle sendikal hakları izleme komitesi, sosyal hakları izleme komitesi türünden örgütleri yok.
Ama…
Dini hakları izleme komitesi türünden örgütleri var ve bunlar arada sırada tüm kamuoyuna açıklamalarda bulunarak ülkeler üzerinde baskı oluştururlar.
Tabi bu hak ve özgürlükleri en çok isteyen kurum ve kişilerin aynı zamanda müthiş bir Atatürk, ulus devlet ve onun değerlerinin de karşıtı olduğunu söylemeye gerek var mı? Bilmiyorum.
Bugün AB, ABD emperyalizmi ve onun ülkedeki kuklalarınca uygulanan yöntem, Atatürk’ün ulus devleti oluştururken uyguladıklarının tam zıddıdır.
Atatürk; çeşitli cemaatlerden oluşan toplumu bir araya getirmek ve bir millet yaratmanın öncelikle, toplumdaki çeşitli farklılıkların giderilmesi ve ortak bir dilden geçtiğinin bilincindeydi.
Onun için önce toplumu birbirinden ayrı tutan çeşitli cemaat ve tarikatları temsil eden giysilerin bırakılması ve ortak bir giyside buluşmamız gerekiyordu.
İşte bunu sağlamak için Kılık Kıyafet Devrimi’ni yaptı.
Şimdi bazıları hatta bazı medyamızın köşelerini kapmış birileri, bunu anlamadıkları için akıllarınca…
Kılık kıyafette devrim mi olurmuş türünden akıllarınca alay etmektedirler.
Ama eğer bir millet oluşturmuş ve bu gün farklılıklarımız değil ortak yönlerimiz ön plandaysa bunu Atatürk’ün büyük bir öngörüyle gerçekleştirdiği devrimlere borçluyuz.
Yine bazıları Şapka Devrimi’ni de aynı çiğlikle eleştiri konusu yapmaya çalışmakta…
Akıllarınca neden bugün memurlar şapka giymiyor? Falan gibi sözler edebilmektedirler.
Bu devrimle şapkayı kimin giymesi isteniyor.
Meclis ve kamuda çalışanların…
Çünkü farklı inanç ve etnik kökeni temsil eden başlıklar giyilmesi kamunun tarafsızlığını ve herkese eşit hizmet verilmesini engeller.
Yani…
Atatürk bir Milet oluşturmaya iki çok önemli noktayla başladı.
Ortak kıyafet ve ortak dil.
Şimdi her ikisi de tartışma konusu yapılıyor.
İlginç değil mi?
07–10–2010
Nusret KEBAPÇI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)