türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2017 Çarşamba

KADINLARIMIZ

KADINLARIMIZ


Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ama ben size bu günün tarihsel öneminden…
Nasıl kutlanmaya başlandığından falan değil…
Biraz daha özele inersek…
Türkiye’de kadınların içinde bulunduğu durumdan…
Biraz da sözde kadın hakkıymışçasına toplumun önüne getirilen bazı konulardan bahsedeceğim…
Haliyle kadınlar günü deyince aklımıza öncelikle  son günlerde kadına yönelik şiddet…
Hatta cinayetler aklımıza gelmektedir…
Peki, bu şiddet ve cinayetler hani deniyor ya Türkiye çağdaşlaştığına ve kalkındığına göre…
Birileri öyle söylüyor…
Neden giderek azalacağına günden güne artıyor?
Sorun şu…
Kadının yeri Cumhuriyetin kurulduğu döneme göre çok geriye gitti…
Burada bazıları itiraz edebilir…
Bakın bizde kadınlar doktor, hakim oluyor. Hemen her meslekte kadınlar var da diyebilir ama tüm bunlar kadınların haklar bakımından giderek geriye gittiği sonucunu değiştirmez…
Başta ders kitapları olmak üzere televizyon dizileri de dahil…
Topluma nasıl bir mesaj verilmektedir…
Kadının yeri evidir!
Son yıllarda emeğiyle geçinen, onurunu koruyan, meslek sahibi, yani topluma günümüz deyimiyle rol model olarak sunulan kaç kadın bulunuyor…
Şöyle izlediğiniz dizileri, filmleri gözünüzün önüne bir getirin…
Neredeyse hemen hemen hiç birinde yok…
Bunun yerine ise…
Evde çok rahat bir yaşam süren…
Lüks içinde yaşayan…
En büyük evlerde oturan bir sürü kadın var ama dedim ya hiç birinin yaptığı herhangi bir iş yok…
Gerçi
Emeğiyle geçinen erkekleri konu alan film ve diziler var mı da diyebilirsiniz…
Hatta Yılmaz GÜNEY ya da Kemal SUNAL’dan sonra bunun yapılmadığını da söyleyebilirsiniz de…
Baştan söylediğim gibi konumuz kadınlar olduğundan, bu seferlik sadece kadınları konuşacağız…
Bu arada son yıllarda kadın hakkı olarak toplumun önüne ne getirilmektedir…
Öyle eşitlik, mecliste temsil edilme falan değil, kastettiğim sadece türban…
Hem zaten bu tür hakların mücadelesini veren de ortalıkta yok…
İşte bu türbanla sözde demokrasi mücadelesi veren kadınlarımız…
Ne yazık ki erkeklerin sınırsız egemen olduğu bir rejime ulaşmak için koç bası olarak kullanılıyorlar…
Türbanla beraber istenilen, tüm toplumun dini kurallara göre yönetilmesi değil mi?
Peki dine göre yönetilen hangi ülkede demokrasi var?
Suudi Arabistan’da mı?
Bakın birkaç örnek vereyim ki işin nereye varacağını biraz düşünün…
Örneğin bu ülkede 22 yasına kadar kadınların kimlikleri bile yok, üstelik o yaştan sonra da yasal vasinin izniyle sahip olunabiliyor…
Miras, çocukların velayeti falan da hak getire…
Bu arada seçim, oy kullanma falan asla söz konusu değil…
Yani sözün kısası; farkında olsanız da, olmasanız da…
Laiklikle birlikte var oluyorsunuz…
Laiklik yoksa siz de yoksunuz…

Nusret KEBAPÇI


16 Eylül 2016 Cuma

KAMUDA TÜRBAN…

KAMUDA TÜRBAN…


Önce okullarda başlayan…
Sonra adliyelerde hakim ve savcıların türban takmasıyla devam eden süreç…
Sonunda polise kadar geldi…
Bundan sonra öğretmen ve memurlarımız gibi hakim ve savcılarımızla birlikte kadın polislerimiz de türban takabilecek.
Peki, nereden çıktı bu türban konusu…
Şundan…
İktidar yıllardan beri Türk Milleti kavramını ortadan kaldırıp çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu dini federatif bir devlet kurmak istemiyor mu?
Bunun için bölgede Eş başkanlık üstlenilip…
Yeni anayasa adı altında ortak milli kimliği yok sayan bir anayasa hazırladıklarını da sıklıkla kendileri de ifade etmiyorlar mı?
Neredeyse 14 yıldır hedeflerinde ulus kimliğimiz…
Dilimiz…
Ulusal ekonomimiz yok mu?
İşte tüm bu yaşanılanları…
Ya da aşama aşama gerçekleştirmek istedikleri tüm plan ve projeleri bu doğrultuda değerlendirmek gerekmektedir.
Çünkü biliyorlar ki;
Ulus devlet; toplumdaki etnik ve dini farklılıkları görmez…
Bunun ön plana çıkarılmasının toplumda ayrışmaya yol açacağını bilir.
Bu yüzden toplum sadece üst yani ulus kimlik temelinde birleştirilir…
Bunun dışında…
Ayrı bir otorite oluşturan, devlet hiyerarşisine paralel tarikat cemaat türünden hiçbir oluşuma izin vermez…
Onların kendilerini…
Kılık, kıyafet ve çeşitli sembollerle ifade etmelerini de kabul etmez.
Çünkü artık kişi…
Tarikat ve cemaatin bir adamı veya kadını değil…
Cumhuriyetin herkesle eşit yurttaşıdır…
Hem zaten toplumda bu eşitlik duygusunu yok eden, halk arasında kerameti kendinden menkul, sözde üstün özelikler taşıyan ama gerçekte hiç bir vasfa sahip olmayan oluşumların da ulus devlette hayat hakkı yoktur…
Şuraya gelmek istiyorum…şapka
Cumhuriyet;
Kılık Kıyafet ve Şapka Devrimi’ni neden yaptı biliyor musunuz?
Çünkü biliyorlardı ki hemen herkesin mensup oldukları tarikat ve cemaat kıyafetlerini giydiği…
Herkesin kendisini doğru kabul ettiği bir ortamda toplumun bir araya gelip millet olması mümkün görünmüyordu.
Bu yüzden dini, mezhebi, tarikatı ifade eden giysilerin sokakta giyilmesi, yasaklanıp, görünürdeki farklılıklar ortadan kaldırılarak bir araya gelerek millet olmuştuk ya…
Şimdi tam tersi, yani;
Tarikat ve cemaat kıyafetlerini tekrar serbest edip görünürdeki farklılıklar artırılarak millet olmaktan çıkarılıyoruz…
Olay budur…

16–09–2016
Nusret KEBAPÇI




15 Kasım 2010 Pazartesi

TÜRKİYE’DE KADIN HAKLARI

TÜRKİYE’DE KADIN HAKLARI


Dünya Ekonomik Forumu’nun kadın erkek eşitliği konusunda yayınladığı yıllık rapora göre, Türkiye 134 ülke arasında 125’inci. Yani bir hesaba göre de sondan 10.
Şimdi bir bakalım son zamanlarda bizim kadınlarımızın bir kısmı neyin mücadelesini veriyor…
Elbette türbanın. O zaman bir soru ile işe başlayalım.
Türban neyin sembolü?
İslami bir rejimin ya da bir başka deyişle şeriatın değil mi?
Eğer öyleyse ki bundan hiç kimsenin kuşkusu yok.
Kadınlarımızın bu gün içinde bulundukları mücadele, kadını erkekle eşitliğe götürecek bir mücadele olmayıp, tam tersine, kadını ikinci sınıf bir insan olmaya doğru götürecek bir mücadeledir.
Tüm dünya ülkelerinin ve özellikle İslam ülkelerinin kadınları, laiklik ve kendilerini erkeklerle eşit hale getireceklerini düşündükleri yeni haklar peşindeyken…
Bizim kadınlarımız ise…
Tüm dünya kadınlarından çok önce kavuştukları hakları neredeyse geriye verme çabası içindedirler ki, bunu anlayabilmek hiç mümkün değil.
Şeriatla yönetilen ülkelerde erkek egemenliği esastır, kadınların bazı küçük haklar dışında öyle hakları falan da yoktur.
Ama unutmadan şunu da söyleyim, bu ülkelerdeki kadınların tamamı örtünme konusunda çok özgürdür…
Konunun anlaşılması niçin birazcık açalım.
Sakine adını içinizde duyan var mı?
Bir süre önce çeşitli basın yayın organlarında adı çokça geçen Sakine kim biliyor musunuz?
Sakine; İran’da bir erkekle gayri meşru ilişki kurduğu için recm cezasına çarptırılan bir kadın.
Önce 99 kırbaç cezasına çarptırılıyor…
Sonrada recm.
Yani taşlanarak öldürme cezası.
Bu arada erkeğe ne oluyor falan gibi bir şey aklınıza gelmesin onun ki daha hafif.
Geçtiğimiz yıl İran yönetimi kabineye 3 tane kadın bakan atadı.
Sonra ülkedeki bazı kesimler ayağa kalktı ve yönetimin bu kararına tepki gösterdiler ama tepkiden çok gerekçeleri oldukça ilginç.
Ne diyor bir milletvekili: “Kadınların yönetim becerileri hakkında dini kuşkular vardır.”
Sonuçta bu üç kadının sadece bir tanesi mecliste onaylandı ama…
İslam’da kadınların “mirastan erkeğin yarısı kadar pay almalarının” , ”iki kadının şahitliğinin bir erkeğin yerine geçmesinin “ gerekçeleri de sizce biraz buna benzemiyor mu?
Bir başka ülke; örneğin Suudi Arabistan’da kadınların oy hakkı var mı?
Hatta bırakın oy hakkını Bu gün neredeyse bizde olağan hale gelen ve nasıl binebildiğinizi hiç aklınıza getirmediğiniz otomobilleri kullanmaları bile yasak değil mi?
Bir diğeri, Kuveyt…
Siz bol paranızla uçağa atlayıp istediğiniz ülkeye gidebilirken ve kendi adınıza istediğiniz gibi pasaport çıkartabilirken Kuveytli kadınlar bu hakkı ancak 2009 yılında elde edebildi…
Ya seçme ve seçilme hakkı
Kuveytli kadınlara bu hakları da ancak 2006 yılında tanındı ve bu kadınlar ilk defa 2009 yılında oy kullandılar.
Şimdi gelelim ülkemize
Hani birileri BOP doğrultusunda Türkiye model ülke olacak falan demiyorlar mıydı hatta daha da ileri götürüp yeni Osmanlı gibi isimler de takmıyorlar mıydı?
İşte bugün gerçekleştirilmek istenilen senaryo tamı tamına bu…
Yani
Ulus devleti ortadan kaldırılmış, Üniter yapısı yerle bir edilmiş, cemaat ve etnik kimliklere ayrışmış bir Türkiye.
Pardon Türkiye değil, Yeni Osmanlı.
Olamaz mı?

21–10–2010
Nusret KEBAPÇI

24 Ekim 2010 Pazar

BİZ BU FİLMİ İZLEMEMİŞ MİYDİK?

BİZ BU FİLMİ İZLEMEMİŞ MİYDİK?


İki büyük partimiz el ele vererek sözde üniversitelerde türbanı serbest bırakmak için iş birliği yaptılar. Sözde diyorum. Çünkü…
Bu süreç başladığında zaten üniversiteyle sınırlı kalmayacaktır.
Her iki partimiz de büyük bir aymazlık içinde Devrim Kanunları’na aykırı olarak, toplumda dinsel ve mezhepsel bölünmeyi ön plana çıkaran bir kıyafete izin verdi.
Aslında bu süreçte çok fazla tartışmaya da gerek yoktur ve yapılan uygulama açıkça devrim kanunlarına aykırıdır.
Şimdi bazıları hemen söylenecek ve diyecekler ki kamuda yok ki sadece üniversitelerde serbest bırakıldı.
Aslına bakarsanız kazın ayağı öyle değil, özel hayatın dışındaki her yer kamu alanı olup devletin müdahale yetkisi içindedir.
Özel hayat ise sadece ve sadece evin içidir.
Toplumda dinsel ve etnik kıyafetleri özgür bırakmak bir süre sonra neredeyse hemen herkesin kendini bu tür kıyafet ve sembollerle ifade etmesini getirir ki bu da toplumsal barışımızı yakından ilgilendirir.
Dolayısıyla hiç kimseye toplumu dinsel kutuplaştırma özgürlüğü verilemez, verilmesi ateşle oynamaktır.
Elbette hepsi bu kadar değil,
Şimdi gelelim filmin devamına. üniversitelerde türbana serbestlik tam olarak sağlanınca, bu kez liseli kızlarımız adım adım okullarda faaliyet göstermeye başlayacak…
Ve üstelik haklı olarak da diyecekler ki: biz madem bu okulu bitirince üniversitede türban takabileceğiz bu günden başlamamız gerekmez mi?
Sonra adım adım küçük küçük çatışma ille birlikte lisede de serbest bırakılması sağlanır.
Sanıyor musunuz ki lisede durur?
Bunu ilköğretim takip eder ve o kızlarımızın gerekçeleri de hazırdır.
E madem lisede türbanla okuyabileceğiz...
Yani bu süreç bir kez başladı mı inanın nerede duracağını asla kestiremezsiniz.
Sonrasında yani bu kızlarımız üniversitelerden mezun olduklarında bu kez başka bir süreç başlayacaktır.
Ve haklı olarak;
Madem biz üniversiteyi böyle okuduk böyle çalışmak ta istiyoruz denildiğinde…
Sıra zaten ister istemez kamuya gelmiş olacaktır ve inanın artık yapılacak şey de kalmamıştır.
Bir süre sonra okullarda türbanlı öğretmenler baş gösterecektir.
Bunu bir süre sonra hastanelerde türbanlı doktor ve kepin altına türban giyen hemşireler izleyecektir.
Hatta o kadar ki…
Bu sürecin son zamanlarında iş çığırından çıkmış ve bazı kızlarımız polis şapkasının bile altına türban giyebilmenin yollarını yargıda arar hale gelmişlerdi…
Sonra iş o duruma geldi ki.
Bu sürecin kanlı mı?
Kansız mı olacağının tartışılmasına kadar dayandı.
Diyeceğim o ki: Bu iş sadece üniversiteyle sınırlı kalmaz.
Kalması da zaten çok mümkün değil…
Hani birileri…
Ulusal kimliğimizden rahatsız olup sürekli tartışma konusu yapıyordu ve ülkemize hep ılımlı İslamı dayatıyordu ya…
Bu yaşanan süreç tamı tamına odur.
Yapılan türban operasyonuyla, ulusal kimliğin yerine, dini cemaat ve tarikat kimliği geçirilmektedir.
Sonra…
Sonrası ulusal kimliğin ruhuna El Fatiha…


14–10–2010
Nusret KEBAPÇI

TÜRBAN ÖZGÜRLÜĞÜ

TÜRBAN ÖZGÜRLÜĞÜ


Aslına bakarsanız bu iki kelimenin bir araya gelmemesi gerekir ama bizde ne ilginçtir ki bu tür şeyler sıklıkla yaşanmaktadır.
Şimdi bir şeye dikkat çekelim
Batı ülkeleri yani AB ve ABD bizden hangi özgürlük ve demokrasiyi geliştirmemizi istiyordu.
Bizde bazılarının AB ve ABD ‘den körü körüne beklediği gibi gerçekten demokratik hak ve özgürlükleri değil
Sadece ve sadece etnik ve dinsel kimliklere özgürlüğü…
Şimdi bir açıdan bakarsanız emperyalist ülkeler kendi açılarından haklılardır da.
Çünkü gerek sendikal anlamdaki örgütlenmenin önünün açılması, gerekse köylülerin ortaçağ kalıntısı kurum ve yapılardan kurtulması, özgürleşmekle bağlarından kurtulan kesimi birleştirir ve güçlü kılar.
Tabi böyle olunca da toplumun birleşmesinden en çok rahatsız olan kesim yani emperyalizm, bundan haliyle çok rahatsız olur ve engellemek için elinden geleni yapar.
Hem zaten istediklerini dillendirirken kavramların basına getirdikleri insan hakları, özgürlüğü falan gibi kavramlar da asla ve asla sizi yanıltmamalıdır.
İstedikleri tamamen bizim gibi ulus devletlerin etnik ve dinsel parçalara ayrılmasıdır.
Bakın bu ülkelerin hiç öyle sendikal hakları izleme komitesi, sosyal hakları izleme komitesi türünden örgütleri yok.
Ama…
Dini hakları izleme komitesi türünden örgütleri var ve bunlar arada sırada tüm kamuoyuna açıklamalarda bulunarak ülkeler üzerinde baskı oluştururlar.
Tabi bu hak ve özgürlükleri en çok isteyen kurum ve kişilerin aynı zamanda müthiş bir Atatürk, ulus devlet ve onun değerlerinin de karşıtı olduğunu söylemeye gerek var mı? Bilmiyorum.
Bugün AB, ABD emperyalizmi ve onun ülkedeki kuklalarınca uygulanan yöntem, Atatürk’ün ulus devleti oluştururken uyguladıklarının tam zıddıdır.
Atatürk; çeşitli cemaatlerden oluşan toplumu bir araya getirmek ve bir millet yaratmanın öncelikle, toplumdaki çeşitli farklılıkların giderilmesi ve ortak bir dilden geçtiğinin bilincindeydi.
Onun için önce toplumu birbirinden ayrı tutan çeşitli cemaat ve tarikatları temsil eden giysilerin bırakılması ve ortak bir giyside buluşmamız gerekiyordu.
İşte bunu sağlamak için Kılık Kıyafet Devrimi’ni yaptı.
Şimdi bazıları hatta bazı medyamızın köşelerini kapmış birileri, bunu anlamadıkları için akıllarınca…
Kılık kıyafette devrim mi olurmuş türünden akıllarınca alay etmektedirler.
Ama eğer bir millet oluşturmuş ve bu gün farklılıklarımız değil ortak yönlerimiz ön plandaysa bunu Atatürk’ün büyük bir öngörüyle gerçekleştirdiği devrimlere borçluyuz.
Yine bazıları Şapka Devrimi’ni de aynı çiğlikle eleştiri konusu yapmaya çalışmakta…
Akıllarınca neden bugün memurlar şapka giymiyor? Falan gibi sözler edebilmektedirler.
Bu devrimle şapkayı kimin giymesi isteniyor.
Meclis ve kamuda çalışanların…
Çünkü farklı inanç ve etnik kökeni temsil eden başlıklar giyilmesi kamunun tarafsızlığını ve herkese eşit hizmet verilmesini engeller.
Yani…
Atatürk bir Milet oluşturmaya iki çok önemli noktayla başladı.
Ortak kıyafet ve ortak dil.
Şimdi her ikisi de tartışma konusu yapılıyor.
İlginç değil mi?

07–10–2010
Nusret KEBAPÇI