YÜZ YILLIK SENARYO
Son
zamanlarda gerek Meclis içinde gerekse de dışında yaşananlara sanıyorum ki pek
çoğunuz şaşırmaktadır.
Çünkü
bazıları şimdiye kadar oldukça yavaştan yürüttükleri hamleleri, doğru zamanın
geldiğini düşünerek çok açık bir şekilde Cumhuriyet'e, laikliğe, Atatürk'e ve
ulus devlete meydan okumaya kadar vardırmışlardır. Elbette bu söylediklerimle,
komisyon kurularak ulus devletin tartışma konusu yapılması yanında,
Meclis'te
"Apo" sloganlarının atılmasını ve Atatürk'e hakaret edilmesini
kastediyorum.
Tabii
bu konular tartışılırken, sıklıkla Kürtlerin dışlandığı ve devlette önemli
görevlere gelemedikleri gibi açıklamalar yapıldığında, karşılık olarak çeşitli
yazarların ve siyasi parti yöneticilerinin, devletteki Kürt kökenli devlet
adamlarını, ordu komutanlarını ve hatta milletvekillerini tek tek açıklamaları
var ki; bana göre bu türden bir etnik kimlikçilik, yani kimlerin hangi etnik
kimlikten olduğunun uluorta açıklanıyor olması, açıkçası farkında olarak veya
olmayarak ulus devlete ve ulus kimliğine karşı yapılmış bir saldırı anlamına
gelmektedir.
Buna
Türkçede, “kaş yaparken göz çıkarmak” denir.
Neden?
Çünkü ulus devlet, sadece ulus kimliğini tanır. Etnik ve dinsel kimlikler onun
gözünde çok anlamlı olmayıp sadece bireysel birer tanım olarak kalır. Zaten
Cumhuriyet'in herkesi etnik veya dinsel bir grup, tarikat ya da cemaat üyesi
olarak değil de "birey" olarak tanımlaması bu yüzdendir. Bilinmelidir
ki ulus devletlerde aslolan ulus kimliğidir. Birey, bunun dışındaki kimliklerini
açıklamak zorunda olmadığı gibi, bu konuda kendisine baskı yapılması da
düşünülemez.
İşte
konu tam da buraya gelmişken, sanıyorum şöyle bir soru sormak gayet yerinde
olacaktır:
Ülkede,
kimilerince sayısı 36'ya kadar çıkarılan Türk, Kürt, Laz, Çerkez gibi etnik
kimlik çeşitliliğini ve en az bir o kadar da tarikat ve cemaatin varlığını göz
önünde bulundurursak, bu kadar çeşitliliği barındıran bir toplum nasıl bir
araya gelir, nasıl kaynaşır, nasıl "iri olur, diri olur", yani
"ulus" olur? Hiç düşündünüz mü?
Doğrusunu
isterseniz, tüm dünyada bunun evrensel ve tek bir yolu vardır: Dinin toplum
yaşamına müdahale edemediği bir laiklik anlayışı ve ulus bilinciyle etnik/dini
kimlikleri birer alt kimlik olarak kabul edip kurucu kimliği bir üst kimlik
olarak tanımlayıp tüm halkı onun etrafında toplamak.
Zaten
bunun başka bir yolu da bulunmamaktadır. Belki bunu duyunca, "'Peki, bu
konunun anayasa değişikliği tartışmalarıyla ne ilgisi var?' şeklinde bir soru
da aklınıza gelebilir."
Sadece
şu kadarını söyleyeyim: Hani, "Ders alınsaydı tarih tekerrür eder
miydi?" denir ya, yaşadığımız aynen budur.
Birileri
kendilerince, ulus devleti ve Atatürk'ü itibarsızlaştırarak sözde demokrasi
adına mevcut anayasada değişiklik yaparak ülkemizi, emperyalizmin 100 yıldır
istediği çok kimlikli, çok kültürlü ve çok dilli bir hale getirmeye
çalışmaktadırlar;
Zaten
biraz tarihe bakıldığında, bugün yaşadığımız ülkeyi etnik ve dini kimliklere
göre parçalama taleplerinin, geçmişte çok farklı adlarla bulunan benzer yapıların
talepleriyle paralellik gösterdikleri de görülmektedir.
Nasıl
ki o günlerin Teali-i İslâm Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti ve İngiliz Muhipleri
Cemiyeti gibi yapılar, ülkeyi işgal eden düşmana tek kurşun bile atmayıp, tam
aksine Atatürk önderliğindeki Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet kurulduktan
sonra onlarca isyan çıkararak etnik ve dini parçalanmayı amaçlamışlarsa…
Bugün
de aynı amacı güden, sadece adları farklı olan ve sözlüklerinde ulus, ulusal
egemenlik, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, emperyalizm gibi sözcüklerin
olmadığı bazı yapılar, anayasa değişikliğiyle amaçlarına ulaşmak
istemektedirler.
Tek
fark; o gün bunu isteyen emperyalist efendileri ile bugünkünün aynı
olmamasıdır.
Olay
budur.
20.10.2025
Nusret KEBAPÇI