28 Ocak 2025 Salı

VAHŞİ KAPİTALİZM

 

VAHŞİ KAPİTALİZM

 

 

Bolu’da 78 kişinin ölümüyle sonuçlanan otel yangınında gereken önlemlerin alınmamasından, yasalar önünde Turizm Bakanlığı sorumlu olmasına karşın…

Görülüyor ki Şimdi başta belediye olmak üzere…

Sorumlu demiyorum…

İktidarı bu durumdan çıkaracak bir günah keçisi aranıyor.

Çünkü

Otel yapılalı çok uzun bir zaman olmuş ve her nedense hiç denetlenmemiş görmezden gelinmiş…

Tabi bu sadece otelin güvenlik önlemleriyle de ilgili değil, otel yıllardır çok büyük paralar kazanmasına karşın vergi de vermemiş…

Peki, bu tutum…

Yani denetleme, kontrol etme sorumluluğu demiyorum, sorumsuzluğu nedeniyle görevin ihmal edilmesi sadece bu otel yangınıyla mı ilgili?

Aslında değil.

Hemen tüm yaşadığımız adına felaket diyebileceğimiz deprem…

Orman yangını…

Sel…

Maden kazaları…

Yeni doğan çeteleri…

Zehirli gıda maddeleri…

Benzeri olayların hiçbirinde yetkili iktidar partisinin sorumluluğunu kabul ettiği görülemedi.

Aynı zamanda olayın yaşanmasından dolayı sorumluluk hissederek istifa eden de yok.

Bunun yanında gereken önlemlerin alınmasını sağlayan da…

Böyle olunca diyebilirsiniz ki neden böyle oluyor?

Binalar denetlenmiyor?

Depreme karşı dayanıklılıkları kontrol edilmiyor…

Ormanlar korunmuyor…

Yediğimiz içtiğimiz her şeyde zehir var…

Aslında bu olayların hiç biri tesadüf değil. Siz sanıyor musunuz ki iktidar bu olaylardan ders çıkartır ve bundan sonra benzeri felaketlerin yaşanmaması için gerekli önlemleri alır…

Emin olun bundan sonra yaşanacak felaketlerde de aynı sonuçla karşılaşacağımızı çok rahatlıkla söylemek mümkün…

Peki neden?

Çünkü tüm bu yaşadığımız felaketler iktidarın uyguladığı neoliberal ekonomik politikadan kaynaklanmaktadır.

Belki neoliberal deyince kafanız karışabilir bu nedenle biraz da olsa açıklayalım istiyorum…

Bu ekonomik sistemde devletin alabildiğine küçültülmesi hedeflenmektedir.

O kadar ki devlet ekonomiden, eğitime…

Sağlıktan sosyal güvenliğe hemen her alanda küçültülmektedir.

O kadar küçültülmektedir ki devlet hemen her alanda neredeyse seyirci durumuna düşebilmekte…

Ve

Meydan; başıboş bırakılan, kural ve ilke tanımayan

Tamamen tek amacı en yüksek karı amaçlayan önemli bir kısmı açgözlü şirket ve kurumlara bırakılmaktadır…

İşte tüm bu aslında önlenebilir olan şimdi adına felaket denilen olayların yaşanmasının tek nedeni…

Tamamen insan yaşamını hiçe sayan denetimsiz başıboş her şeyin alınıp satılabileceğini düşünen tamamen en yüksek kar odaklı denetimsiz piyasa ekonomidir.

Elbette çözüm de bunun tersini uygulamaktan…

Tekrar devleti ekonomide ve insan ve toplum yaşamında etkili hale getirmekten…

Ulusal sanayi…

Tarım…

Hayvancılık…

Bankacılık…

Sosyal güvenlik gibi ulusal kurum ve kuruluşların güçlendirilmesinden ve devletin etkili olup piyasayı denetleyebilmesinden geçmektedir…

Ama asla Neoliberalizm’den değil.

 

 

 

 

28-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

19 Ocak 2025 Pazar

KÜRESEL SERMAYE VE CEMAATLEŞME…

 

KÜRESEL SERMAYE VE CEMAATLEŞME…

 

 

İsterseniz bir tespit yaparak başlayalım…

Emperyalizm ya da isterseniz küresel sermaye deyin aynı kapıya çıkıyor hedef ülkelerin nasıl olmasını ister?

İşte bu soruya verilecek yanıt, ülkede izlenen ekonomi ve siyaset hakkında ayrıntılı bilgi verir.

Elbette doğru okumasını bilene.

Çünkü

Ulusal birlikteliğini geliştirmiş…

Ekonomik olarak güçlü bir ülke, emperyalizmin ülkelerini ele geçirmelerine izin vermeyecektir.

Bu nedenle hedef ülkelerde…

Ulus devlet karşıtı…

Kimlikçi ve neo liberal ekonomik politikalardan yana partileri büyük bir destekle iş başına getirirler ki adım adım amaçlarına ulaşılabilsin...

Elbette bunun yolu da öncelikle tüm toplumu birleştiren Ulus bilincinin.

Yani Türk ulus kimliğinin unutturulmasından geçmektedir.

Biliniyor ki

Bir ülke ancak böyle olabildiğinde hiç bir engelle karşılaşmadan emperyalizm için açık pazara dönüşebilir…

Zaten bu nedenle eğitim bir yandan dinselleştirilip ümmetçi hale getirilirken…

Diğer yandan da ülke kaynaklarının millete değil, yerli ve yabancı sermayeye…

Geçmediğimiz köprü, yol, uçmadığımız hava alanları, şehir hastaneleri adı altında akıtılarak ülkede birikim olabilmesi engellenir ki…

Ülke uzun gelecekte de…

Tekrar ekonomik bağımsızlık ve sanayileşme gibi bir yola giremesin…

Tabi bunun için de…

Toplum…

Ulus bilincinden uzaklaştırılırken…   

Emperyalizm…

Vatan…

Bağımsızlık…

Ulusal egemenlik gibi kavramlardan bi haber pek çok tarikat ve cemaatlere de parçalanır ki…

Tekrar birleşip uluslaşma çabasına girip ekonomik ve siyasi bağımsızlığı için ayağa kalkamasın…

İşte bu yüzden emperyalizm

Ekonomik sömürü ve yağmaya karşı çıkabilecek…

Başta TBMM olmak üzere…

Kendisine engel olabilecek Muhalif partileri

Sendikaları…

Dernek ve meslek odalarını günden güne zayıflatıp etkisizleştirirken…  

Toplumu da ekonomik çöküntüye uğratarak geçim derdine düşürür ki halk ne olup bittiğinin farkına varamasın.

Zaten böyle olduğu için değil midir ki…

Milletin ortak malı olan kurum ve kuruluşlar çok kolay bir şekilde elden çıkarılırken…

Ülke toprakları...

Her türden yabancıya kolaylıkla satılıp…

Bankaları aracılığıyla ülkemizin mali politikaları üzerinde etkili olunup…

Binlerce yabancı şirkete ülkemizin hemen her yerinde maden arama ruhsatı verilip…

Milyonlarca yabancı ülkeye çok rahatlıkla doldurulabilmektedir.

Demek istediğim: Ekonominin küresel sermayeye peşkeş çekilmesi ve toplumun ulus olmaktan çıkarılıp cemaatleştirilmesiyle…

Uluslaşmaya yönelip ekonomik bağımsızlığın sağlanması arasında doğrudan bir ilişki vardır…

Ya ülkeyi bugün olduğu gibi küresel sermayenin talanına açıp toplumu cemaatleştireceksiniz…

Ya da Ekonomik ve siyasi bağımsızlığınızı tekrar kazanmak için emperyalizme karşı mücadele edip…

Uluslaşacaksınız…

Ortası yok.

 

 

 

19-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

10 Ocak 2025 Cuma

BİR ULUS NASIL CEMAATLEŞİR?

 

BİR ULUS NASIL CEMAATLEŞİR?

 

 

Asgari ücrete komik yani gerçek enflasyonun neredeyse üçte birinden daha az zam yapılınca, gözler ister istemez memur ve emeklilere yapılacak zamma dikildi…

Ama görünen manzara…

Onlara asgari ücretin çok daha altında bir zam verilmesiydi ki sonuçta beklenilen oldu ve memur ama özellikle emekliler…

Büyük kentlerdeki bir kira bedeli kadar bile maaş alamadılar.

Buna neden olarak 2008 yılında sözde SGK reformu adı altında emekli maaşlarının düşürülmesine ilişkin yasa öne sürülebilir ancak…

Çalışan ve emeklilerin çok komik bir ücrete mahkûm edilmelerinin aslında gerçek nedeni bu değil.

Ne mi?

İşte dilimin döndüğünce onu, yani olayın gerçek nedenini anlatmaya çalışacağım ki ulusumuzu bekleyen tehlike tam olarak anlaşılabilsin.

İsterseniz bir soruyla konuyu açıklamaya çalışalım…

Sizce ülkemiz…

Gerçekten yoksul, çok geri düzeyde bir ülke olduğu için mi çalışan ve emeklilerine enflasyonun kat ve kat altında ücret veriyor?

Yoksa işin içinde iş mi var?

Bir ülke düşünün…

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen…

Devletin çok önemli gelire sahip olabildiği…  

Enerjiden…

Haberleşmeye…

Sanayiden, tarıma pek çok kuruluşunun bulunup, kendi ekonomisi üzerinde etkin bir şekilde söz sahibi olabilip yönetip yönlendirebilen bir durumdayken…

Şimdi neredeyse hemen her şeyini yerli ve yabancı sermayeye yok pahasına devredip de…

Onlardan alması gereken kiraları, vergileri onlarca kez erteler…

Sahi neden?

Daha önce güçlü olan kurumlarıyla…

Yolunu…

Köprüsünü…

Hastanesini…

Postanesini hava alanlarını çok rahat ve en iyi şekilde…

Üstelik…

Ülkenin ihtiyacına ve göre ve en ekonomik şekilde yapabilirken…

Şimdi neden yapmaz?

Niçin O kurum ve kuruluşları zayıflatıp…

Maliyetinin en az on katına çeşitli yerli ve yabancı şirketlere yaptırarak kaynakların ülkemize değil de…

Yabancı sermayeye…

Başka ülkelere gitmesi sağlanır.

Aslında tüm bunların bir amacı var…

Çünkü…

Bilinmektedir ki bir ülkede ekonomi, ulusal olmaktan çıkartılarak küresel sermayeye açık pazar yapıldığında…

Tüm köy, kasaba ve kentleri ekonomik olarak birbirine bağlayan…

Ekonomik zincirin parçalanması yanında…

Devlet ekonomik olarak çok zayıflar ve tamamen dış yatırım ve borca dayalı olarak varlığını sürdürmeye çalışır…

Böyle olunca da yabancı devletlerin her türlü politikasından etkilenir hale gelir…

Bu durum toplumdaki sosyal ilişkileri etkilemez mi?

Elbette etkiler.

Çünkü küresel sermaye, kendisine karşı ekonomik mücadele yapabilecek, hayatı durdurabilecek güçlü sınıfsal örgütleri ve ulus gibi güçlü birleşlkliği istemez.

Ne ister?

Ulus birleşikliğinin yerine, sözlüklerinde ulusal egemenliğin…

Emperyalizme karşı mücadelenin…

Vatan diye bir kavramın olmadığı…

Birbirlerine karşı savaşan çeşitli etnik kimlikçiklerin yanında, tarikat ve cemaatlerden oluşan bir ülke.

İşte bizde de yapılmak istenilen şey tamı tamına budur.

Ulusal ekonomi…

Ulus bilinci yok edilirken aynı zamanda etnik ve dinsel kimlikciliğin ortaya çıkması bundandır.

Yani…

Ulus olmaktan çıkarılırken hızla cemaatleşiyoruz bilmem anlatabildim mi?

 

 

11-01-2025

Nusret KEBAPÇI

 

29 Aralık 2024 Pazar

ASGARİ ÜCRET DEYİNCE…

 

ASGARİ ÜCRET DEYİNCE…

 

 

Şimdi siz asgari ücret lafları çokça edilmeye başlayınca aslında başınıza gelecekleri zaten biliyorsunuz ama ben yine de konuya birazcık da olsa açıklık getirmeye çalışacağım.

Aslına bakarsanız sözlük anlamı itibarıyla asgari sözcüğü en az anlamına gelmektedir.

Hani trafikte falan da o anlamda kullanılıyor ya o yüzden söylüyorum.

Böyle olunca da her ne kadar bir ailenin en alt düzeyde geçinebileceği bir ücret akla gelse de…

Öyle olmuyor.

Bugüne kadar yaşadıklarımızdan anlaşılan şey…

Patronların en az verebileceği miktar anlaşılmalıdır.

Yani gönüllerinden kopan…

Şimdi belki de iş milletvekillerine zam yapmaya gelince bir gecede, üstelik tüm partiler anlaşabilirken ve birkaç saat içinde kararlar alınabilirken…

Çok komik bir asgari ücret için neden haftalarca toplantı üzerine toplantı yapıldığını anlamakta zorlanabilirsiniz

Bu yüzden söylüyorum…

Bizimki gibi ekonomisini küresel sermayeye teslim etmiş ülkelerde bu asgari ücret türünden kararların…

Ülkede yapılan tartışmaların sonucunda alındığını falan düşünüyorsanız bilin ki hayal görüyorsunuz.

Gerçekte bu kararlar, tamamen öncesinde, küresel sermaye ve onun temsilcisi örgütler tarafından dışarıda alınmakta…

İktidara ise sadece yapay tartışmaların sonucunda topluma benimsetilmesi kalmaktadır.

Ve her zamanki gibi bu kez de öyle olmuş ve asgari ücret zam oranı aylar öncesinden belirlenmiştir.

Zaten son toplantı tam başlamadan bile yapılan açıklama da bunu doğrulamaktadır.

Peki

Enflasyon hesaplayan kuruşlardan ENAĞ’a göre:% 86,76, hangi verilerden yararlandığı bilinmeyen TUİK’in bile % 47,09 olarak belirlediği enflasyon ortadayken…

Sizce neden asgari ücrete %30…

Yani enflasyon oranının çok çok altında zam yapıldı.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü

Morgan Stanley adlı bir ABD yatırım bankası kasım ayı ortalarında yayınladığı bir raporda Türkiye ‘deki  asgari ücret artışının yüzde 30 olmasını beklediklerini  yazmıştı.

İşte o yüzden…

Hem de tamı tamına hükümeti belirlediği rakamla eşit olarak ne bir eksik ne bir fazla.

Belki aklınıza, ABD’nin yatırım bankası Türkiye de asgari ücreti nasıl olur da belirleyebilir? Gibi bir soru gelirse diye söylüyorum…

Ekonomiyi…

Stratejik olup olmadığına bile bakılmaksızın enerjiden haberleşmeye…

Hatta banka ve limanlara kadar Milli hiçbir şey bırakmadan tamamıyla küresel sermayeye teslim eden siyasal İslamcılık…

Asgari ücretin ne kadar olabileceğine kadar verebilir miydi?

Elbette mümkün değildi…

Çünkü

Türkiye’nin Milli şirketlerini satın alan, ekonomisini elinde tutan küresel sermayenin Türkiye’yi Tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri…

Türk şirketlerinin yok pahasına satın alınması olurken…

Bir diğeri de Türk işçiliğinin batı standartlarına göre çok çok ucuz olmasıdır.

Ve bu şirketler Türkiye pazarı için değil…

Esas olarak

Tüm dünya küresel pazarı için üretim yapmaları ve diğer rakipleri karşısında ürettiklerini daha da ucuza mal edebilmek adına çalışanlarının ücretlerini alabildiğine düşük tutmayı amaçlamaktadırlar...

Özellikle de güçlü ve iktidardan bağımsız ulusal sendikaların zayıf olduğu bizimki gibi ülkelerde de bu iş oldukça kolay olabilmekte…

Böyle olunca da…

Asgari ücretin ne kadar Olabileceğine bizdeki işçi işveren temsilcileri veya hükümet değil…

Küresel sermayenin temsilcisi güçlü bir ABD yatırım bankası karar verebilmektedir.

Demek istediğim…

Ekonominiz güçlü ve bağımsızsa, her konuda kendi kararlarını kendisi alan güçlü bağımsız bir ülke olabiliyorsunuz.

Değilse; emin olun asgari ücretinizi bile belirleyemezsiniz…

 

29-12-2024

Nusret KEBAPÇI

22 Aralık 2024 Pazar

SURİYE DEMİŞKEN…

SURİYE DEMİŞKEN…

 

Esad’ın devrilmesinin ardından daha düne kadar sözde Esad’a destek olmak üzere yazı yazan çeşitli medya platformlarında fikir belirten bir takım insanlar, birden Esad’ın ne kadar kötü olduğunu…

Türkiye’nin taleplerine yanıt vermediğini ileri sürerek iktidarın değirmenine dahası…

ABD ve İsrail yani Suriye karşıtı cephenin değirmenine su taşımaya başladılar.

İlginç mi?

Elbette.

Çünkü bu türden insanlar güçler dengesi değişince yeni ve daha büyük bir güce selam durmaya başlıyorlar ki…

Bulundukları konum…

Mevki, köşe, her neyse bozulmasın.

Evet, ne diyorlar?

“Esad sözde anlaşmaya yanaşmamış…”

Böyle olunca da “haksızmış…”

Peki, Türkiye’nin şartı neymiş ki kabul edilmemiş?

Çok basitleştirerek söylüyorum muhaliflerle görüşülmesi, Esad’ın yönetimi bırakması…

Türkiye’ de dahil olmak üzere o ülkenin talebi olmadan ülkede asker bulunduran devletlerin çekilmesi…

Diyebilirsiniz ki muhalifler kim?

Pek çok ülkeden önemli bir kısmı Türkiye üzerinden bölgeye giden…

Her türden ihtiyaçları ABD, Batı, İsrail ve Türkiye tarafından karşılanan binlerce cihatçı ve yine ABD, batı ve İsrail tarafından desteklenen çeşitli Kürt guruplar.

Tabi böyle Esad görüşmedi gibisinden sözler edenlerin Esad’ın devrilmesinin ardından…

BOP ’un tıkır tıkır yürümesi…

Bölgenin İsrail tarafından işgal edilmesi üzerine söyleyebilecekleri hiç bir sözleri de kalmıyor…

Zaten artık bu türden sözleri ağızlarına da almıyorlar.

Ama insan bir an düşünmüyor değil…

Benzeri olayları…

Biz yakın zamanda PKK ile yaşamadık mı?

Talepleri olmadı mı?

Bırakın onu…

Türk devletine karşı yıllar önce ayaklanan Derviş Mehmet…

Seyit Rıza…

Şeyh Sait ayaklanmaları sırasında sizce görüşülmeli ve talepleri dikkate mi alınmalıydı?

Neyse boş verin ama olan nedir biliyor musunuz?

Hani siz olayları, Esad gitti HTŞ geldi gibisinden görüyorsunuz ya…

Bakın süreç nasıl işlemiş…

Önce

18 Kasım tarihinde İsrail istihbarat Şefi Türkiye istihbaratıyla görüşüyor…

Ardından 25 Kasım tarihinde NATO başkanı Türk Cumhurbaşkanıyla görüşüyor…

Bunun ardından da HTŞ denilen El Kaide ve İŞİD saldırıya geçiyor…

Sonuçta Suriye düşüyor ve Esad ülkesini terk etmek zorunda kalıyor…

Ve daha dün terörist denilen HTŞ ülkede iktidarı ele geçiriyor…

Bu durumda

Bir anlamda tarih tekerrür mü ediyor gibi bir soruyu kendi kendinize bile sorabilirsiniz…

Çünkü

Ülkemizin yaşadıklarıyla çok büyük bir benzerlik bugün Suriye de yaşanıyor…

Nasıl mı?

Aynen şöyle…

Birazcık tarih bilginiz varsa hatırlarsınız…

Türkiye Kurtuluş Savaşı yapar, İngiliz…

Fransız…

İtalyan…

Ve Yunana karşı savaşırken…

Onlara karşı bir mermi bile atmayan onların bir anlamda vekâlet savaşçısı olan Derviş Mehmet…

Şeyh Sait…

Seyit Rıza…

Türkiye’ye karşı savaşıyorlardı.

Bugün de

Aynı siyasetin savunucuları…

ABD ve İsrail’e karşı tek kurşun bile atmayıp onların vekâlet savaşçısı olarak Suriye devletini parçalamaktadırlar…

Sonuçta ne oluyor biliyor musunuz?

Hizbullah’ın Filistin’e giden yolu kesilerek Filistin yalnızlaştırılmakta…

İran’ın en önemli desteği Suriye yıkılarak İran yalnız bırakılmakta…

Ve

İran hedefe konulmaktadır.

Yani…

BOP devam ediyor olan bu.

Başka hiç bir şey değil

 

22-12-2024

Nusret KEBAPÇI


13 Aralık 2024 Cuma

SURİYE’DE NELER OLUYOR?

 

SURİYE’DE NELER OLUYOR?

 

 

Son günlerde birileri Suriye’de Esad rejimin ABD ve İsrail destekli cihatçılar tarafından yıkılması nedeniyle çok mutlu…

Neden?

Çünkü onlar olaylara hiç bir şekilde ulusal yani Türkiye’nin çıkarları açısından bakmıyor.

Nasıl mı bakıyor?

Tamamen mezhepçi

Onlar için ülkemizin yaşayacağı sorunların zaten bir önemi yok…

Aynı zamanda…

Bilindiği gibi bu anlayışın Türk Ulus devlet anlayışıyla problemleri olduğu da bir gerçek…

Bu ideolojinin…

Yani siyasal İslamcılığın ülkemizin hiç bir sorununu çözemeyip ülkenin başına yeni sorunlar açmasının en büyük nedeni de bu…

Hani denilir ya…

Gömleğin ilk düğmesi nasıl iliklenirse…

Sonraki düğmeler de aynı ilikleniyor.

Siz buna başka bir örnekle…

Neremiz doğru ki de diyebilirsiniz ama sonuçta biliyorsunuz ki hepsi aynı kapıya çıkıyor…

Bazıları Esad İçin diktatör falan diyorlar ya aslında son derece komik…

Neden mi?

Siz; Gazze’de bir yılı aşkın zamandır Filistinlilere kan kusturan ve yaklaşık 60 bin civarında insan öldüren,  Lübnan’a saldırıp Suriye’yi her fırsatta bombalayan İsrail’le…

Onun Hamisi ABD ve diğer batı ülkeleriyle işbirliği yaparak İŞİD ve El Kaide’den dönüştürme cihatçı gurupları destekleyeceksiniz…

Özgür Suriye ordusu adı altında bir ordu oluşturup bugün ki adıyla Suriye milli ordusu adı vererek eğitip donatacaksanız…

Suriye devletini yıkabilmek adına tam 13 yıl uğraşacaksınız…

Ve sonra da Esad diktatörü devrildi diyeceksiniz.

Hikâyedir.

Aslında olan nedir biliyor musunuz?

Hani bir zamanlar ABD tarafından ulu orta ilan edilip birilerini de Eş Başkanlıkla görevlendirdiği BOP var ya işte o tüm hızıyla sürüyor.

Gerisi dinlemek isteyenler için sadece masaldan ibarettir o kadar.

Ne deniyordu Büyük Ortadoğu Projesi açıklanırken…

Bölgede bulunan 22 ülkenin haritaları değişecek…

Peki, ülke haritaları nasıl değişir biliyor musunuz?

İşte tam da böyle…

Öyle sizin köydeki arazinizde olduğu gibi tapu kadastro ile falan değil…

Önce bölgede ABD ve İsrail karşıtı ülkeler hedefe konur…

Ve aleyhte korkunç kampanyalarla uydurma suçlamalarla hedef ülke yönetimi şeytanlaştırılır…

Sonra komşu yandaş ülkelerle işbirliği içerisinde dışarıdan silah cephane, insan ve her türden destek sağlanarak ülke içinden birileri harekete geçirilir…

Sonuçta, ayaklanma ve iç savaşla ülke haritası kendiliğinden değişir ve böylece de bölge ülkeleri artık ABD ve İsrail’e karşı koyamayacak şekilde küçük parçalara ayrılmış olur.

Zaten bu projenin bir adı da Büyük İsrail Projesi…

Peki, İsrail nasıl büyür?

Ancak bazı ülkelere saldırıp bombalayıp, savaşarak onların topraklarına el koyup küçülterek…

Başka bir yolu yok

Bu arada İsrail’in sadece Gazze’ye kadar genişleyeceğini düşünmek, saflıktan öte aptallıktır da aynı zamanda…

Çünkü amaç İsrail’in büyük güçlü…

Kendi ayakları üzerinde durabilen emperyalist bir devlet olabilmesidir…

Yani vaat edilmiş toprakları kapsayan tüm ülkeler halen hedeftir…

Tabi bu arada Suriye’nin ABD ve İsrail karşıtı mücadeleye en güçlü destek veren ülkelerden olması yanında asıl önemi bölgenin son laik ülkesi olmasıydı…

Elbette iş sadece Suriye ile de bitmeyecektir…

Sırada İran vardır…

Ardından da Rusya.

Şimdi bu ülkeler parçalanmak için hedefe konulurken…

Türkiye de ne yazık ki bunun içine sokulurken…

Yakın gelecekte Türkiye için bir tehlike ya da tehdit olabilir mi gibisinden bir soru aklınıza gelebilir…

Bu yüzden son derece açık olarak söylüyorum…

Sizce

Çeşitli ülkelerde ABD için savaşan yabancı ülke askerlerinin ve çok sayıda yabancının ülkeye doldurulmasının amacı…

Sadece para almak olabilir mi?

Yorum sizin…

 

13-12-2024

Nusret KEBAPÇI

 

3 Aralık 2024 Salı

EĞİTİM LAİK OLMAZSA…

 

EĞİTİM LAİK OLMAZSA…

 

 

Ülkemizde en çok çarpıtılan konulardan biri ne yazık ki laiklik…

Ne zaman gündeme gelse…

Ya da

Ne zaman iktidara laikliğin göz ardı edildiği gibi bir soru sorulsa hemen karşı saldırıya geçilmektedir.

Ve her zaman olduğu gibi…

MEB ile ilgili konuda da öyle oldu.

Hemen “camiler ahır yapıldı.”

“Kuran okumak yasaklandı.”

“Okuyanlar cezalandırıldı.” gibisinden tamamen uydurma bilgiler ortalığa saçılıverdi.

Aslına bakarsanız biz bu türden saldırılara çok uzak değiliz…

Hatırlarsınız…

Gezi olayları sırasında da…

“Camiye ayakkabıyla girdiler.”

“Benim başörtülü bacıma…” gibisinden haberler memleketi yönetenlerce ortaya atılmış…

Ama her nedense…

Bu tür bilgilerle ilgili kanıtlar…

Ellerinde olduğunu söylemelerine rağmen bir türlü getirilememişti.

Tabi bu durum sadece laiklikle ilgili de değildi…

Yıllarca

Lozan konusu da bu tür bir algı operasyonuyla gözden düşürülmeye çalışılmamış mıydı?

Memleketi işgal edenlere karşı bugüne kadar en küçük söz söyleyemeyenler…

Ülkenin madenlerini…

İktidara geldikleri günden itibaren yabancılara pazarlayanlar…

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ETİBANK ve MTA olmasına karşın…

Yıllardır…

Lozan Barış Antlaşması’nda sözde “gizli maddeler varmış ve bu maddeler Cumhuriyetin 100’üncü yılında kalkacakmış ve biz o tarihten sonra kendi madenlerimizi çıkarabilecekmişiz.” Demiyorlar mı?

Doğrusunu isterseniz…

Bir toplumu ulus bilincinden uzaklaştırıp tamamen ümmetçi yapmanın sonucudur bu.

Zaten yıllardır merak etmekteyim…

Mondros

Lozan

Sevr

Montrö, hepsini toplasan toplam 300-400 sayfalık kitap etmez ama her nedense öğrencilere dağıtılmaz.

Derslerde ayrıntılı öğretilmez…

Bir toplum hangi nedenlerle; etkileri bugün ve yakın gelecekte de devam edebilen bu anlaşmaları öğrenmekten mahrum bırakılır…

Kimse öğrenmesin ve algıyla çok daha kolay yönetilebilsin diye olabilir mi?

Neyse

Söz hazır buraya kadar gelmişken eğitimin neden günden güne milli olmaktan çıkarılarak dinselleştirildiğinden de bahsetmesek olmaz…

Öncelikle bilinmeli ki

Laiklik olmadan bir toplum millet olamaz ve millet bilinci gelişemez…

Ancak laiklik olursa…

Eğitim milli olabilir ve ekonomik ve siyasi bağımsızlık yanında…

Ulusal egemenlik…

Ortak dil…

Kültür…

Vatan…

Ve millet bilinci topluma öğretilebilir…

Ama laiklik rafa kaldırılıp

Eğitim Ümmetçi hale getirilirse bilinmeli ki…

Ne ekonomik ve siyasi bağımsızlık kalıyor ortada…

Ne ulusal egemenlik ve vatan…

Ne de tüm toplumu ortak kimlikte birleştiren millet bilinci.

Zaten eğitimin tarikat ve cemaatlere teslim edilmesinin esbabı mucibesi de budur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

03-12-2024

Nusret KEBAPÇI