eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2024 Salı

EĞİTİM LAİK OLMAZSA…

 

EĞİTİM LAİK OLMAZSA…

 

 

Ülkemizde en çok çarpıtılan konulardan biri ne yazık ki laiklik…

Ne zaman gündeme gelse…

Ya da

Ne zaman iktidara laikliğin göz ardı edildiği gibi bir soru sorulsa hemen karşı saldırıya geçilmektedir.

Ve her zaman olduğu gibi…

MEB ile ilgili konuda da öyle oldu.

Hemen “camiler ahır yapıldı.”

“Kuran okumak yasaklandı.”

“Okuyanlar cezalandırıldı.” gibisinden tamamen uydurma bilgiler ortalığa saçılıverdi.

Aslına bakarsanız biz bu türden saldırılara çok uzak değiliz…

Hatırlarsınız…

Gezi olayları sırasında da…

“Camiye ayakkabıyla girdiler.”

“Benim başörtülü bacıma…” gibisinden haberler memleketi yönetenlerce ortaya atılmış…

Ama her nedense…

Bu tür bilgilerle ilgili kanıtlar…

Ellerinde olduğunu söylemelerine rağmen bir türlü getirilememişti.

Tabi bu durum sadece laiklikle ilgili de değildi…

Yıllarca

Lozan konusu da bu tür bir algı operasyonuyla gözden düşürülmeye çalışılmamış mıydı?

Memleketi işgal edenlere karşı bugüne kadar en küçük söz söyleyemeyenler…

Ülkenin madenlerini…

İktidara geldikleri günden itibaren yabancılara pazarlayanlar…

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ETİBANK ve MTA olmasına karşın…

Yıllardır…

Lozan Barış Antlaşması’nda sözde “gizli maddeler varmış ve bu maddeler Cumhuriyetin 100’üncü yılında kalkacakmış ve biz o tarihten sonra kendi madenlerimizi çıkarabilecekmişiz.” Demiyorlar mı?

Doğrusunu isterseniz…

Bir toplumu ulus bilincinden uzaklaştırıp tamamen ümmetçi yapmanın sonucudur bu.

Zaten yıllardır merak etmekteyim…

Mondros

Lozan

Sevr

Montrö, hepsini toplasan toplam 300-400 sayfalık kitap etmez ama her nedense öğrencilere dağıtılmaz.

Derslerde ayrıntılı öğretilmez…

Bir toplum hangi nedenlerle; etkileri bugün ve yakın gelecekte de devam edebilen bu anlaşmaları öğrenmekten mahrum bırakılır…

Kimse öğrenmesin ve algıyla çok daha kolay yönetilebilsin diye olabilir mi?

Neyse

Söz hazır buraya kadar gelmişken eğitimin neden günden güne milli olmaktan çıkarılarak dinselleştirildiğinden de bahsetmesek olmaz…

Öncelikle bilinmeli ki

Laiklik olmadan bir toplum millet olamaz ve millet bilinci gelişemez…

Ancak laiklik olursa…

Eğitim milli olabilir ve ekonomik ve siyasi bağımsızlık yanında…

Ulusal egemenlik…

Ortak dil…

Kültür…

Vatan…

Ve millet bilinci topluma öğretilebilir…

Ama laiklik rafa kaldırılıp

Eğitim Ümmetçi hale getirilirse bilinmeli ki…

Ne ekonomik ve siyasi bağımsızlık kalıyor ortada…

Ne ulusal egemenlik ve vatan…

Ne de tüm toplumu ortak kimlikte birleştiren millet bilinci.

Zaten eğitimin tarikat ve cemaatlere teslim edilmesinin esbabı mucibesi de budur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

03-12-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

21 Haziran 2024 Cuma

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

 

 

İşin doğrusunu söylemek gerekirse eğitimde yapılan değişikliklerle ülkede gerçekleştirilmek istenilen siyasi ve ekonomik düzen arasında doğrudan bir ilişki vardır…

Yoksa

Neden birileri sürekli küçük küçük değişikler yapmaya çalışsınlar öyle değil mi?

Şöyle bir düşünün…

Emperyalizmden bağımsız, kendi ayakları üzerinde durmak…

Bunun için de…

Sanayileşmek…

Tarımını…

Hayvancılığını geliştirmek isteyen bir ulus neler yapar?

İlk olarak, araştıran…

Sorgulayan…

Tartışan insan yetiştirmeyi hedefler…

Tüm bunları yapabilmek için de çok kaliteli ve tam donanımlı teknik okullar, mühendislik fakülteleri…

Hayvancılık konusunda uzman yetiştirmek için veterinerlik ve benzeri…

Ve bir zamanlar pek çok yerde olan ziraat okulları türünden okullar gerekli olan hemen her yerde açılır.

Bütün bunlar bir ülkenin bağımsız, ekonomik açıdan güçlü olabilmesi için işin olmazsa olmazıdır.

Peki,

Bir de işe tersinden bakalım…

Diyelim ki o ülke sanayileşmekten vazgeçip, başka ulusların küresel pazarı olmayı amaçlayıp…

Sanayileşmeyle beraber…

Tarımda ve hayvancılıkta da tam bir küresel pazar olmayı hedeflerse ne olur?

Eğitim sistemi de buna göre değişir mi?

Elbette değişir…

Zaten başka türlüsü mümkün değil.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik sistem böyle olduğunda da eğitim de öğrenim de buna göre ister istemez şekillenecektir…

Yani sorgulamayan…

Araştırmayan…

Tartışmayan…

Yukarıdan gelen hemen her şeye tamamen biat eden bir insan…

Diyebilirsiniz ki bu nasıl yapılabilir?

Ancak şöyle…

Eğitimin içeriğinden ulusal olan…

Bu ülkenin nasıl vatan haline getirildiğine ait mücadele çıkarılıp…

Ulus kimliğin eğitimin hemen her kademesinde esamisi bile okunmayıp…

Lise son öğrencisi bile vatan…

Bağımsızlık…

Ulus kavramlarına yabancılaştırılıp…

Üstüne üstlük bir de eğitimi tamamen dini hale getirip

Ümmetçileştirdiniz mi?

Ülke artık emperyalizm için dikensiz gül bahçesi olmuş demektir…

Demek istediğim her kim ki

Eğitimden ulusal kimliği oluşturan…

Atatürk…

Bağımsızlık…

Vatan…

Emperyalizm gibi kavramları çıkarırken…

Ulus kavramını yok sayan siyasal İslamcı bir eğitimi dayatır…

İşte onlar; farkında olsalar da, olmasalar da emperyalizmin hizmetindedirler ama asla Türkiye’nin değil…

 

 

21-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

7 Haziran 2024 Cuma

EĞİTİM DEMİŞKEN…

 

EĞİTİM DEMİŞKEN…

 

 

 

Konu eğitim olunca bu iş genelde işin uzmanları sanılan kişilere bırakılıyor ama gerçekte öyle değil…

Daha doğrusu, eğitim konusuna girmeden, isterseniz anlamı konusuna açıklık getirelim ki sonradan kafalarımız karışmasın…

Genelde eğitimin çoğunlukla öğretimle de karıştırıldığı düşünülürse…

Buna ilk baştan açıklık getirmek bir zorunluluk göstermektedir.

Öyleyse öğretimden başlayalım…

Öğretim denince genelde okul akla gelir ama kişi hemen her yerden, her şeyden öğrenebilir…

Dolayısıyla da…

Öğretim kısaca: “bilginin uygun ortam ve koşullarda kişiye sistematik bir şekilde aktarılmasıdır.” diye tanımlanabilir.

Peki ya eğitim denilince…

Bu konuda da pek çok tanım olmasına karşın kanımca en güzel ifade edileni…

“Kişide istendik davranışlar meydana getirme sürecidir.” denilebilir…

Daha da açarsak…

Öğrenilenlerin davranışa dönüştürülmesi, kanımca yeterli kabul edilebilir.

İşte bu tanımlarla konuya biraz giriş yaptıktan sonra sadede gelelim yani asıl konumuza…

Burada kesin olarak bilinmesi gereken bir şey var.

Her yeni rejim…

Kendi tarihini yarattığı gibi…

Kendi eğitimini de yaratır.

Çünkü amaç değişen sistemin ihtiyaçlarına uygun vatandaş yetiştirmektir…

Mevcut sistem nedir?

Ülkemin tüm ekonomisinin tamamen yabancılara devredildiği…

Etten, yumurtaya kadar…

Hatta samana kadar, hiçbir şey üretmeyip ekonomisini tamamen ithalata bağladığı…

Vergi toplayıp…

Ülke kaynakları yabancılara satıldığı halde ülkeyi korkunç bir borç içine sokarak halkın yoksullaştırıldığı…

Yap işlet devret mantığıyla maliyetinin en az 10 katına mal olacak ve işleyişi tamamen dışarıya kaynak aktarımından ibaret olan bir sistem…

Sizce böyle bir sistem…

Nasıl bir eğitim ister?

İşte bunu anlamak, son derece önemli.

Çünkü eğitim; yönetici iradenin nasıl bir vatandaş istemiyle doğrudan orantılıdır.

Hem zaten MEB Teşkilat Yasası’nın ve Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değişiklikleriyle…

Eğitim tamamen küresel sermayenin istemlerine bırakılmış durumdadır…

Peki, ne isteniyor?

Ulusal kimlikten uzak…

Vatan bilinci olmayan…

Bağımsızlık…

Cumhuriyet gibi kavramların öneminden habersiz olan bir nesil…

Bunun nasıl olabileceği gibi aklınıza bir soru gelirse ki kesinlikle gelmeli…

Onu da kısaca söyleyim…

Müfredattan Atatürk’ü, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyete karşı yapılan saldırıları…

Emperyalist destekli isyanları çıkartıp ümmetçi hale getirirken…

Devleti de eğitimden adım adım çekerek…

Oluşan boşluğu…

Yabancı devlet…

Tarikat ve cemaat okulları ile doldurursanız…

Zaten çok fazla bir şey yapılmasına gerek kalmaz…

Bilmem anlatabildim mi?

 

07-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

26 Ekim 2022 Çarşamba

NEREDE KALMIŞTIK?

 

NEREDE KALMIŞTIK?

 

Belki bazı okurlarım merak etmiş olabilir.

                 Olur ya…

                 Neredeyse 10 yıl gerek kendi blok sayfasında, gerekse çeşitli günlük gazetelerde köşe yazısı yazan…

                 Çeşitli konulardaki fikirlerini en az haftanın birkaç günü ifade eden bir yazar, neden 2015 yılından sonra gazetelerde…

                2018 yılından sonra da kendi blok sayfasında bile yazmayı bıraksın.

                Yazmasın!

Sahi bir yazarı üstelik yazmayı çok seven birini ne alıkoyabilir?

İşte bu konuyu…

Yani yazmaya tekrar yeniden başlamayı düşünürken ara verme nedenini de siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.

Belki yazılarımı okuyan pek çok kişi yazdığım yıllarda benim halen devlet okulunda görev yapan bir öğretmen…

Hatta bir okul müdürü olduğumu bilmez.

Evet, ben 1979 yılında başladığım öğretmenliğim sırasında 2000 yılında açılan okul müdürlüğü sınavına katılarak o görevi kazandık kazanmasına da…

Ne yazık ki göreve başlamamız 2004 yılına kadar bekletildi…

Başladıktan sonra da

Başkent’imizin çeşitli okullarında okul müdürü olarak görev yaptım…

Amacım: her türden olanaksızlığa karşın, her ne olurda olsun, Atatürk ilke ve Devrimlerini kavrayan, ulus bilincine sahip, ulusal değerleri benimseyen öğrenciler yetiştirmekti ki…

Yaşadığım süreç ve geçirdiğim sayısız soruşturmalar zaten doğru yol üzerinde olduğumun birer kanıtıdır…

Biliyorsunuz Milli Eğitim yönetici yetiştirme konusunu bir türlü düzene koyamadı.

Hem zaten hemen her yıl yönetici seçilmesi konusundaki yönetmelik değişiklikleri de bunun göstergesi değil mi?

Görev yaptığım süre içinde açılan birbirinden rezil soruşturmalar dan bir şey çıkmayınca ki…

O dönemdeki yönetmelikte

Okul müdürünün yeniden değerlendirilmesi gibi abuk bir değişiklik yürürlükteydi…

Pek çoğunuzun bilmediği yönetmeliğin ilgili maddelerine göre öğrenci, veli ve okul öğretmenlerinden seçilen öğretmenler size puan verecek 70 ve üzeri alırsanız başarılı sayılacaktınız…

Ama burada işin en ilginç yönü…

Okul öğrenci veliler ve öğretmenlerin yani paydaşların verdiği puan en fazla yüz üzerinden 40 olabilecekken…

Sizi neredeyse hiç tanımayan ve genelde “ Bir ”sendika üyesi yöneticilerin verdiği puan 60 üzerinden değerlendirilecekti.

Yukarıda ve tamamı “aynı sendikaya üye olan insanlardan oluşan yöneticiler eğer sizi beğenmiyorlarsa hiçbir gerekçe sunmadan tamamen keyfi olarak çok komik puanlar vererek sizi görevden alabiliyorlardı ve neticesinde o yapıldı.

Böyle olunca yeni atandığım ve 2014 yılında yaklaşık 6-7 ay görev yapabildiğim okulumdaki müdürlükten ayrılmak zorunda kaldım.

Elbette tepkisiz kalamazdık, hemen bu işlemin durması için yargıya başvuruldu ve sonuçta haklı olduğum kanısına vararak 2016 yılında yürütmeyi durdurma kararı verildi verilmesine ama kimin umurunda…

Sizin de Tahmin ettiğiniz gibi uygulanmadı…

2017 yılında karar bu kez kesinleşti ancak her ne nedense sonuç değişmedi yani uygulanmadı.

Arada müdürlük kadrosu dolu olan okula verildiğimden bahsetmek bile istemiyorum…

Haliyle başka çare kalmayınca ister istemez yöneticilerimizin yargı kararını uygulamayıp, görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle çareyi Cumhuriyet Savcılığında aradık…

Sonuçta 4 yıl gibi uzun bir aradan sonra savcılık kararıyla görevime döndüm dönmesine ama…

Birileri bundan çok rahatsız oldu ve aynı süreç devam etti uydurma suçlamalar…

Haksız ithamlarla defalarca soruşturma geçirmek durumunda kaldım.

Tabi bu soruşturmalardan hiçbir şey çıkmadı ama bu kez birilerini gözünü iyice karartmış olmalı ki sahte soruşturma raporu düzenlenerek tamamen görev kötüye kullanılarak ceza bile verildi…

Sonuçta hepsinden aklanıldı ancak birileri görevden alınmamı kendilerine görev edinmişlerdi…

Durmadılar, bu sefer de sosyal medya paylaşımlarım gerekçe gösterilerek ki hiçbirinde hakaret ve küfür olmamasına hakkımda adli makamlarca hiç bir soruşturma açılmamasına karşın tekrar görevden alınıverdim ve yargı süreci 2 yıldır devam ediyor…

Hani diyorum ki…

Uzun süredir her ne kadar çok okusam ve güncel gelişmeleri izlesem de…

Yazı hayatından biraz koptuk.

Haliyle sormam gerekiyor…

Nerede kalmıştık?

 

 

26-10-2022

Nusret KEBAPÇI

 

26 Ağustos 2017 Cumartesi

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ


Zaman zaman hemen herkesin diline pelesenk ettiği bir kavramla karsılaşmaktayız…
Neymiş? “Her şeyin başı eğitim”miş…
Tabi doğru değil…
Aslına bakarsanız her şeyin başı ekonomidir dersek kanımca daha doğru bir tespit yapmış oluruz.
Pekli neden?
Bunu anlatırken sakın bunun yumurta tavuk ilişkisi gibi sonu belirsiz bir tanımlama olduğunu falan da düşünmeyin, iş başka…
Nasıl mı?
Şöyle…
Eğer siz emperyalist ülke ya da ülkelerden bağımsızlığınızı yeni kazanmış veya işgalcilerden kurtulmuş bir ülke iseniz…
Yapacağınız ilk şeyin ekonomik bağımsızlığınızı kazanmak olacağı açıktır…
Tabi bunun yolu da…
Öncelikle İçinde yaşadığınız toplumu, bu bağımsızlığı kazanmak için nasıl bir çaba harcandığı…
Uğruna toplumca nelerin feda edildiği…
Ne gibi çilelerin çekildiği konusunda eğitmektir.
Değilse… 
İçinde vatan sevgisi, bağımsızlık duygusu olmadan…
Ne eğitimde bilimsellik ve sorgulama olabilir…
Ne de
Sanayileşme ve tarımda ciddi bir gelişme yaşanır.
Zaten birbirine bağlıdır…
Eğer siz; siyasi bağımsızlığınızı yeni kazanmışsanız, hemen her konuda bağımsız olmak…
Eğitimde…
Sanatta…
Tarımda, sanayide kendinizi geliştirmek, bağımsızlığınızı sağlamak için bilime yer vermek araştırmayı desteklemek…
Tüm toplumu, kızı ve erkeğiyle en teknik bilgileri öğrenecek şekilde donatmak…
Soran, sorgulayan öğrenciler yetiştirmek için öğrencilerinizi laik, bilimsel ve ulusal bir eğitimle yetiştirmeniz gerekmektedir.
Ama öyle yapmayıp da…
Siz kendinize, ülkenizin tamamen yabancı emperyalistlere açılması gibi bir görev yüklemişseniz…
O zaman az önce söylediklerimin tam tersini yapmanız yeterli olacaktır
Nasıl mı?
Anlatayım…
Asıl amaç Türkiye’ye ürettirmeyip tüm sanayi ve tarımı yok etmek olunca olabilecekleri de iyi kötü tahmin edersiniz...
Hani ne derler biraz da olsa ülke olarak deneyim sahibi bile sayılırız…
Tabi hal böyle olunca yapılacaklar da bellidir…
Önce sanayi ve tarım adına ülkede her ne varsa hepsi yabancılara yok pahasına üstelik kasalarındaki paralarla satılır…
Zaten bu yapıldıktan sonra geriye çok şey kalmaz ama amaç o ülkeye birikim yaptırmayıp gelişmesini engellemek olunca…
Bu kez yabancı müteahhitlik şirketleri devreye girer…
Siz kendinize yol, köprü falan yapıldığını sanırken bir de bakmışsınız ki
On yıllarca sürecek…
Üstelik neredeyse maliyetinin 10 katından fazla parayı kazanacak yabancı şirketler çoktan işini bitirmiştir.
Şimdi şöyle bir düşünün fabrikaları kapanmış…
Tarım alanları daraltılmış, üretmeyen, üstelik ekonomik olarak küçültülen bir ülkede, nasıl bir eğitim sistemi istenir…
İstenecek sistem oldukça açık; bol sayıda işsize yol açacak, sorgulatmayan araştırtmayan…
Toplumun yarısını da daralan istihdama yeterli gelmesi için evine kapatan…
Emperyalizm miş…
Bağımsızlık mış…
Bu memleketin hangi mücadelelerle kazanıldığından haberi olmayan…
Milli kimliği yok edip toplumu tarikat ve cemaatlere bölecek olan bir eğitim…
Demek istediğim…
Ekonominizle, eğitiminiz arasında doğrudan bir ilişki vardır…
Ekonominiz bağımsızsa eğitiminiz laik…
Ekonominiz bağımlıysa ve üstelik küresel pazar olma yolundaysanız siyasal İslamcı olacaktır…
Çünkü
Millet bilincini ve vatan sevgisini yok etmenin başka bir yolu bulunmuyor…

25–08–2017

Nusret KEBAPÇI

4 Ekim 2015 Pazar

ÖZEL VE GÜZEL EĞİTİM…


Aslında konu oldukça ilginç…
Doğrusunu isterseniz ilginç olmak ta bir yana, yapılanları akıl ve mantıkla açıklama şansı bulunmuyor.
Neden mi bahsediyorum
Şundan;
MEB geçtiğimiz yıl, özel okulda okuyan yaklaşık 250 bin öğrenciye, öğrenci başına yılda 3000 TL’ye varacak bir destekte bulunmuştu.
Bu sene ise bu rakamlar artırılarak öğrenci sayısı 350 bine…
Verilen para miktarı da yıllık 3700 TL’ye kadar çıkarılmış…
Elbette insan merak ediyor…
Neden?
Çünkü yıllardır devletin okullarına bir kuruş kaynak verilmezken…
Okullarda hizmetli, memur, güvenlik görevlisi…
Hatta
Bir kısmında öğretmen bile bulunmazken…
Sizce MEB… 
Niçin?
Özel okullara bu kadar kaynak aktarmakta ısrar ediyor…
Ya da şöyle soralım…
Özel okullar…
Tıpkı Dershaneler…
Oteller…
Pastaneler…
Halk otobüsleri…
Dolmuş…
Veya ticari taksiler gibi…
Tamamen para kazanmak…
Kar elde etmek için kurulmuş işletmeler değil mi?
Öyle ise…
Zarar eden, batan, müşteri bulamayan diğer ticari işletmelere yardım edilmez…
Desteklenmezken…
Hangi gerekçelerle özel okullara
Orada okuyan öğrencilere destek olunuyor…
Aslında niyet bellidir…
Nasıl siyasette Türk Milleti kimliği yok edilip Türkiyelilik adı altında özerk bir sistem kurulması amaçlanıyorsa…
Eğitimde de gerçekleştirilmek istenilen aynıdır…
Kolayını da bulmuşlar…
Devlet okulları ne kadar ekonomik kaynaktan yoksun…
Güvenliksiz, köhne, ihtiyaçlarını karşılayamaz, çaresiz halde bırakılırsa
Özel okullara yönelim de, o oranda artacaktır…
Elbette şunu da bilmektedirler…
Devlet okulları…
Öğrenciye eşit yurttaşlık bilinci ve ulusa aidiyet kazandırırken…
Özel okullar…
Sahibi olan cemaate…
Tarikata…
Sermayeye…
Ya da yabancı devlete aidiyet kazandırmaktadır.
Bu durumda ulus devleti parçalamak, çok kültürlü bir sistem getirmek isteyenlerin yapacağı şey de bellidir…
Tekçi eğitim dedikleri, ulusal eğitim sistemini çökertip, hemen her etnik ve dini kuruluşun, her türden sermayenin kendi okullarını açacağı bir sistemi getirmek…
Uzun sözün kısası; eğitimde de ulusal olandan, özerkliğe geçiyoruz haberiniz olsun…

04–10–2015
Nusret KEBAPÇI