tarikat ve cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarikat ve cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2024 Pazartesi

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

MİLLET OLMAKTAN ÇIKARILMAK…

 

 

Aslına bakarsanız ülkece yaşadığımız hemen her şeyi önceden belirlenen bir plana göre yaşadığımızı söylesem, belki bazılarına çok farklı gelebilir…

Ama inanın söyleyeceklerim abartı değil…

Emperyalizm…

Sömürgeleştirmek istediği…

Yani sanayisine…

Tarımına…

Maliyesine…

Enerjisine…

Haberleşmesine el koymak istediği ülkede, bunu olabildiği kadar sürdürebilmek adına o toplumu ulus olmaktan çıkartıp…

Alt kimlik dediğimiz etnik ve dinsel kimlikciklere ayırmak…

Bunu yaparken de toplumda emperyalizme karşı ekonomik ve sosyal mücadeleyi yapabilecek…

Onun sömürüsüne tepki koyabilecek…

Gerekirse…

Ülkede ekonomik yaşamı durdurabilecek…

Sınıf kökenli örgütleri etkisizleştirirken…

Emperyalizmi ekonomik ve sosyal olarak hedef almayan, tamamen kültürel ve sosyal olarak ülkede etkili olmaya çalışan etnik ve dinsel örgütlerin yanında…

Çeşitli sosyal amaçları gerçekleştirmeyi amaçlayan ama asla ülkenin nasıl sömürüldüğünden bihaber örgütlenmeler desteklenmektedir.

Durum böyle olup ve özellikle bu tür örgütlenmeler ön plana çıkarılınca halkın ülkede yaşanan değişikliklerden de haliyle haberi olamıyor…

İsterseniz bunu açıklamak adına, önce millet yani ulus ve onu oluşturan ögelerden bahsedelim ki…

Sonrasında ne ya da neler yapıldığında milletin varlığı tehlikeye düşer anlayabilelim.

Millet: Aynı toprak üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı tarihsel geçmişe sahip, ortak duygu ve düşünceleri taşıyan, aynı ortak ekonomi içinde yer alan insan topluluğu anlamına gelir.

Yani

Toprağı ayırdığınızda milleti de ayırmış oluyorsunuz ama…

Daha tehlikelisi…

Aynı dili konuşmayıp…

Aynı savaşlardan geçip pişmemiş, aynı tehlikeyi yaşayıp kaynaşmamış insan topluluklarını ki mevcut nüfusun neredeyse altıda biri kadar oluyor.

Avrupa’nın ulus kimlik yapısını korumak uğruna hiçbir sınır tanımadan almaktır ki…

Bu bile zaten tek başına, emperyalizmin istediği Türk ulus kimlik yapısını bozmayı amaçlamaktadır ve…

Telafisi yoktur.

Bunun dışında ortak duygu ve düşünce yaratmayı amaçlayan ulusal eğitiminin, adım adım yok edilerek, ulus öncesi ve düşmanı çeşitli dinsel tarikat ve cemaatlerle her türden yabancı devlet ve kuruma eğitim izni verilip, ortak duygu ve düşünceyi ortadan kaldırarak; çok kimlikli, çok kültürlü bir yapıyı hedeflemek, sahi neyin nesi?

Gelelim ulusal ekonomiye…

Ne demişti Atatürk:

“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”

Yani ekonominiz güçlü, bağımsız ve gelişkinse birleşik güçlü bir ulus olarak varlığınızı sürdürebilir…

Ekonominizi küresel şirketlere teslim etmişseniz de ulus öncesi alt kimliklere ayrışarak parçalanarak yok olabilirsiniz…

Bu arada hazır milletten bahsedip, herkes Milliyetçilik konuşur olmuşken konuya kısa bir not düşmekte de yarar var…

Cumhuriyeti kuran milliyetçiler…

Ekonomiyi Türkleştirip Ulus olmayı hedefliyorlardı…

Şimdikiler ise…

Küresel sermayeye teslim edip. etnik ve dinsel kimliklere ayrışmayı…

 

 

 

15-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

16 Temmuz 2023 Pazar

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

Doğrusunu isterseniz tarikat, cemaat denilince insanın aklına ilk gelen şey bunların esas olarak Osmanlı döneminde tekke ve zaviyelerde faaliyet gösterip…

Vergi…

Askerlik gibi yükümlülüklerinin bulunmadığı…

Ancak bundan çok daha önemlisi bu tarikat ve cemaatler Birinci Dünya Savaşı sonucunda ülkemizin dört bir bucağı, zamanın emperyalistlerince işgal edilirken,  hiç tepki gösterip mücadele etmedikleri gibi…

Ne zaman ki halk; Atatürk önderliğinde Milli Mücadeleye başlıyor…

İşte o zaman milli kuvvetlere karşı saldırıya geçip ayaklanmalar çıkarmaya başlıyorlar. Öyle ki aralarında aylarca süreni bile var.

Yani anlayacağınız Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yılları içinde sadece dış işgalcilere karşı değil 30 civarında ayaklanma yapan İngiliz işbirlikçileriyle de savaşıldı.

Aslına bakarsanız bu türden örgütlerin bugünkü konumları da bundan çok farklı değil…

Günümüzde de ulus öncesi örgütlenmelerin tamamı; bir anlamda emperyalizmin ulus devletleri çökertme…

Yok etme…

Ülkeleri etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırma planlarının bir parçasıdırlar aynı zamanda...

Peki neden?

Ya da nasıl oluyor bu iş derseniz, öncelikle belirtmeliyim ki, ulus öncesi örgütlenmelerin tamamı ümmetçidir…

Yani genel bir İslam kardeşliğidir anladıkları…

Bundan dolayı da bu tür örgütlenmelerde; ulusçuluk gibi bir toprağı vatan ilan edip onu geliştirmek…

Üzerinde yaşayan halkı ulus haline getirmek için ulus esasına göre devlet kurmak, ortak bir kimlik,  tarih, dil, bayrak gibi ulusal kimliği pekiştiren kavramlar herhangi bir anlam taşımadığı gibi… 

Vatan.

Emperyalizm.

Bağımsızlık.

Sanayileşme.

Tarımı geliştirmek gibi kavramlar da hiç bir şey ifade etmemektedir.

Duyabileceğiniz belki sadece İslam’a yönelik saldırılarda biraz tepki olabilir, onun da ne kadar ciddi olduğunu İsveç’in NATO’ya kabul edilmesi konusundaki tutumlarda yaşadık…

Hazır konuya ulus devlet açısından giriş yapmışken öyle devam edelim ne dersiniz?

Çünkü bu tarikat ve cemaatler bugün; Atatürk tarafından kapatılıp mal varlıklarına el konulduğu hallerinden çok daha güçlüler…

Nedenine gelmeden, öncelikle konuya emperyalizmin bakış açısını anlamaya çalışarak bakmaya çalışalım ki konu biraz da olsa aydınlansın…

Bilinmeli ki emperyalizm, kendine yeterli…

Ekonomik ve siyasi sınırlarını koruyan, bağımsız, güçlü, ulusal birlikteliklerini sağlayan devletleri sevmez.

Bu tür ulus devletler, emperyalizmin karşısında her zaman çelik çekirdek gibidirler…

Kolay lokma değillerdir

Bu nedenle emperyalizm hedef aldığı ülkeyi her zaman olduğu gibi önce demokrasi karşıtı falan diye ilan eder…

Hedef ülkelerden oluşan listeler yayınlar…

Sonra da ilgili ülkelerde sözde demokrasi gerekçesiyle etnik ve dinsel kimlikleri canlandırmak yani ilgili ülkeyi parçalamak adına ne gerekiyorsa onu yapar…

Kısacası olayın emperyalizm açısından anlamı bu…

Peki, o zaman…

Bir ulus devlet, neden etnik ve dinsel kimliklerin örgütlenmesine, organize olmasına karşı çıkar?

Görmezden gelir, yok sayar…

Öncelikle bilinmeli ki ulus devlet; egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması anlamına gelmektedir…

Ulus’ta bu egemenliğini sağlamak için parlamento kurar, partiler oluşturur…

Yasa yapar…

Değiştirir…

Demek istediğim bugün kullandığımız kadın haklarından, sendika hatta düşünce özgürlüğüne kadar tüm yasal haklarımızı biz ulus devlete borçluyuz…

İşte bu; yani egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması

Parlamentonun oluşturulup, partilerin kurularak tartışılması…

Yasa yapılması…

Gerektiğinde yenilenmesi…

Değiştirilmesi…

Tarikat ve cemaatlere göre en büyük suç olup, tanrıya şirk koşmak olarak kabul edilmektedir.

Çünkü onlara göre “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin” değildir.

Bu nedenle insan yasa yapamaz…

Değiştiremez…

Olsa olsa var olan ilahi yasalara uyar ki…

Hiçbir ulus devlet,  kendi varlığını sorgulayan…

Dahası, onu düşman, yani darül harp olarak kabul ederek, yok etmeye çalışan hiçbir anlayışa izin vermez…

Veremez…

Biz hariç!

İşin bir başka yönü de…

Ulus devlet insanı sadece birey olarak kabul ettiğinden, kendi otoritesini sorgulayacak…

Karşı çıkabilecek…

Tüm kurum ve kuruluşlarda, din adına ayrı, paralel bir otorite veya hiyerarşiye de izin vermez…

Veremez…

İşte bu yüzden Atatürk, bu tarikat ve cemaatleri kapatıp tüm mal ve mülklerine el koyarak ulus devleti pekiştirmek…

Her kesimden halkı, sadece ulus yani Türk kimliği etrafında birleştirmeyi hedeflemişti.

Zaten dikkatle baktığınızda tüm yapılan Devrimlerin ve İlkelerin amacının da bu olduğu anlaşılacaktır.

Ancak ne yazık ki aradan 100 yıl sonra birileri akıllarınca Atatürk’ü itibarsızlaştırıp…

Ulus kimliği yani Türk adını gözden düşürüp…

Toplumu yoksullaştırıp…

Ülkeyi tekrar Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmayı amaçlamaktadırlar…

Elbette bunu başarıp başaramamaları, toplumun ulus bilincine, Atatürk’e ne derece sahip çıkıp çıkamayacağına doğrudan bağlıdır…

Ama aslında mihenk taşıdır…

Her kim ulus aidiyetine yani Türk kimliğine sahip çıkıp…

Bağımsızlıktan, Cumhuriyetten…

Laiklikten…

Sanayileşmekten…

Ülkemizi kalkındırmaktan yanaysa…

Ulus devletten…

Ancak yine her kim ki…

Üretmeyi…

Sanayileşmeyi…

Tarımı geliştirmeyi ağzına almayıp.  

Ulus yerine, Ümmetten…

Türk kimliği yerine tarikat ve cemaatlerden…

Ulusal bağımsızlıktan değil de…

ABD ve batı ile karşılıklı çıkar ilişkilerinden söz ediyorsa…

Bilin ki onlar da… 

Emperyalizmden yanadırlar, başka bir şeyden değil.

 

16-07-2023

Nusret KEBAPÇI

27 Mart 2023 Pazartesi

NEO LİBERALİZM

 

NEO LİBERALİZM

 

 

Ülkemizde her ne kadar gündem çok hızlı değişse de…

Hatta 

Her şey birbirine girmiş çok karmaşıklaşmış gibi görünse de…

Tüm bunlardan uzaklaşıp…

Sakin bir kafayla birazcık düşünerek ülkemizde olup biteni pekala anlamak mümkün.

Bu girişi neden yaptım?

Şunun için…

Ülkemizde genelde siyaset denilince akla gelen ilk şey, asla ideolojik bir tartışma değil…

Hatta uygulanan ekonomik ve siyasi politikalara fikir düzeyinde karşı çıkmak da çok fazla görülmüyor…

Zaten siyasilerin söyleminde farklı ekonomik modellerle ilgili herhangi bir tartışma falan da yok.

Bizde siyaset denilince de zaten ilk akla gelen genelde, grup toplantılarında birbirleriyle söz yarıştırmaktan ibaret…

Böyle olunca haliyle, uygulanan ekonominin ve siyasetin ayrıntılı bir açıklaması yapılmak gerekiyor ki halk eğriyi ve doğruyu görebilsin.

Bunu herhangi bir siyasi parti tarafı olarak değil, olan bitene Türk ulusu penceresinden bakarak söylüyorum.

Ya da şöyle diyelim…

Ülkemizi yaklaşık 21 yıldır yöneten partinin ekonomide, siyasette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada, kültürde, sanatta uyguladığı politika sadece günübirlik kararlardan mı oluşuyor?

Yoksa

Tamamen bilinçli olarak istenilen hedefe varmak için mi kurgulanıyor?

İşte bunu anlarsak ne yapılmak, bunun sonucunda nereye varılmak istendiğini çok kolay bir şekilde görebilirsiniz.

O zaman bir tespit yaparak başlayalım…

Hani bazıları; siyasal İslamcı bir parti memleketi yönettiği için alınan ekonomik ve siyasi kararların İslami düzene götüreceği yanılsamasına düşmüş olabilir ama inanın bununla hiçbir ilgisi yok…

Mevcut iktidar partisinin yaklaşık 21 yıldır hemen her konuda uyguladığı politika neo liberalizmdir.

Peki, nedir bu neo liberalizm?

Anlamı şu: Ulus devletin adım adım yok edilerek…

Devletin ekonomiden…

Tarımdan…

Eğitimden…

Sağlıktan…

Neredeyse adalet ve güvenlik dışındaki hemen her alandan adım adım çekilerek, meydanın hemen her alanda küresel sermayeye bırakılması demektir…

O uygulandığında artık vergi vererek her türden hizmete hak kazanan yurttaş değil…

Her ne kadar verdiğiniz vergilerde herhangi bir azalma olmasa da hemen her türden hizmeti satın almak durumunda olan müşterisinizdir.

Zaten bunun böyle olduğunu son yaşadığımız depremde bile yaşamadık mı?

Hemen herkese bir devlet hizmeti olarak ücretsiz sunulması gereken çadır ve diğer yardımların parayla satıldığına bile tanık olunmadı mı?

Ama neo liberalizmin etkisi sadece bu kadarla sınırlı değil.

Küresel sermaye bir ülkeye egemen olunca…

O ülkede merkezi birlikteliği, yani ulus devleti ve bununla birlikte ulus bilincini de adım adım yok ederek, yerine sözde demokrasi adına etnik ve dini kimlikçikleri çıkarır…

Hani zaman zaman Türk adı kaldırılıyor falan deniyor ya aslında kaldırılan Türk,  bir ad değil…

Ulus kimliğimizin en yalın ifadesidir…

Zaten kaldırılmasının amacı da merkezi olarak birleşik ulusu yani ortak kimliğimizi kendisi için tehlikeli olmayacak şekilde küçük parçalara ayırmak, yani etnik ve dinsel kimliklere, tarikat ve cemaatlere ayırarak parçalamaktır.

Tabi böyle olunca toplumda ulus bilinciyle birlikte vatan sevgisi gibi kavramlar da anlamını yitirmektedir.

Biraz dikkat ettiğinizde de ülkemizde bu değişimin çok hızlı bir şekilde yaşandığını zaten görebileceksiniz.

Şöyle bir bakın…

Tüm toplumu ilgilendiren herhangi bir konuda;  siz hiç büyük sendika ve dernek yöneticilerinin açıklamasının yayınlandığına tanık oldunuz mu?

Ya da şöyle söyleyelim; medyada hemen her gün pek çok kez yer alan tarikat ve cemaat liderlerinin adını çoğumuz ezberledik…

Ya büyük sendikaların liderlerinin adını bir yere bakmadan söyleyebilecek kaç kişi çıkar, hiç düşündünüz mü?

Çünkü küresel sermaye, ulus bilinciyle birlikte sınıf bilincini ve örgütlerini de adım adım yok ederek tüm toplumu cemaatleştirir.

Sonuçta o ülke ekonomik ve siyasi olarak küresel sermayenin sömürgesi durumuna gelir…

Bu yüzden her kim ve hangi parti, kurum olursa olsun ulus kimliği yadsıyarak etnik ve dini kimlikler üzerinden demokrasi tanımlaması yapıyorsa…

O parti veya kurum, örgüt, dernek, sendika her ne ise bilinmeli ki kendilerine hangi unvan, isim takarlarsa taksınlar…

Küresel sermayenin içimizdeki uzantılarıdır.

Peki, biz bu sürece mahküm muyuz?

Aslında değiliz…

Çözüm yolu da çok zor değil.

Nasıl mı?

Bugüne kadar izlenen politikaların tam tersini yaparak…

Aslında hemen her şeyde olduğu gibi bu işte de her zaman iki seçenek bulunmaktadır

Doğru ve yanlış olarak…

Ya toplumda ulus bilincini tekrar uyandırarak tüm toplumu birleştirip…

Ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, tarımı tekrar ulusal hale getirip bağımsız olacaksınız…

Ya da sözde demokrasi adına…

Etnik ve dini kimlikçilik yaparak toplumu parçalayıp, ekonomiyi hemen her alanda aynen bugün olduğu gibi küresel sermayeye bırakarak onların hizmetçisi…

Ortası yok!

 

    27-03-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

26 Ağustos 2017 Cumartesi

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ


Zaman zaman hemen herkesin diline pelesenk ettiği bir kavramla karsılaşmaktayız…
Neymiş? “Her şeyin başı eğitim”miş…
Tabi doğru değil…
Aslına bakarsanız her şeyin başı ekonomidir dersek kanımca daha doğru bir tespit yapmış oluruz.
Pekli neden?
Bunu anlatırken sakın bunun yumurta tavuk ilişkisi gibi sonu belirsiz bir tanımlama olduğunu falan da düşünmeyin, iş başka…
Nasıl mı?
Şöyle…
Eğer siz emperyalist ülke ya da ülkelerden bağımsızlığınızı yeni kazanmış veya işgalcilerden kurtulmuş bir ülke iseniz…
Yapacağınız ilk şeyin ekonomik bağımsızlığınızı kazanmak olacağı açıktır…
Tabi bunun yolu da…
Öncelikle İçinde yaşadığınız toplumu, bu bağımsızlığı kazanmak için nasıl bir çaba harcandığı…
Uğruna toplumca nelerin feda edildiği…
Ne gibi çilelerin çekildiği konusunda eğitmektir.
Değilse… 
İçinde vatan sevgisi, bağımsızlık duygusu olmadan…
Ne eğitimde bilimsellik ve sorgulama olabilir…
Ne de
Sanayileşme ve tarımda ciddi bir gelişme yaşanır.
Zaten birbirine bağlıdır…
Eğer siz; siyasi bağımsızlığınızı yeni kazanmışsanız, hemen her konuda bağımsız olmak…
Eğitimde…
Sanatta…
Tarımda, sanayide kendinizi geliştirmek, bağımsızlığınızı sağlamak için bilime yer vermek araştırmayı desteklemek…
Tüm toplumu, kızı ve erkeğiyle en teknik bilgileri öğrenecek şekilde donatmak…
Soran, sorgulayan öğrenciler yetiştirmek için öğrencilerinizi laik, bilimsel ve ulusal bir eğitimle yetiştirmeniz gerekmektedir.
Ama öyle yapmayıp da…
Siz kendinize, ülkenizin tamamen yabancı emperyalistlere açılması gibi bir görev yüklemişseniz…
O zaman az önce söylediklerimin tam tersini yapmanız yeterli olacaktır
Nasıl mı?
Anlatayım…
Asıl amaç Türkiye’ye ürettirmeyip tüm sanayi ve tarımı yok etmek olunca olabilecekleri de iyi kötü tahmin edersiniz...
Hani ne derler biraz da olsa ülke olarak deneyim sahibi bile sayılırız…
Tabi hal böyle olunca yapılacaklar da bellidir…
Önce sanayi ve tarım adına ülkede her ne varsa hepsi yabancılara yok pahasına üstelik kasalarındaki paralarla satılır…
Zaten bu yapıldıktan sonra geriye çok şey kalmaz ama amaç o ülkeye birikim yaptırmayıp gelişmesini engellemek olunca…
Bu kez yabancı müteahhitlik şirketleri devreye girer…
Siz kendinize yol, köprü falan yapıldığını sanırken bir de bakmışsınız ki
On yıllarca sürecek…
Üstelik neredeyse maliyetinin 10 katından fazla parayı kazanacak yabancı şirketler çoktan işini bitirmiştir.
Şimdi şöyle bir düşünün fabrikaları kapanmış…
Tarım alanları daraltılmış, üretmeyen, üstelik ekonomik olarak küçültülen bir ülkede, nasıl bir eğitim sistemi istenir…
İstenecek sistem oldukça açık; bol sayıda işsize yol açacak, sorgulatmayan araştırtmayan…
Toplumun yarısını da daralan istihdama yeterli gelmesi için evine kapatan…
Emperyalizm miş…
Bağımsızlık mış…
Bu memleketin hangi mücadelelerle kazanıldığından haberi olmayan…
Milli kimliği yok edip toplumu tarikat ve cemaatlere bölecek olan bir eğitim…
Demek istediğim…
Ekonominizle, eğitiminiz arasında doğrudan bir ilişki vardır…
Ekonominiz bağımsızsa eğitiminiz laik…
Ekonominiz bağımlıysa ve üstelik küresel pazar olma yolundaysanız siyasal İslamcı olacaktır…
Çünkü
Millet bilincini ve vatan sevgisini yok etmenin başka bir yolu bulunmuyor…

25–08–2017

Nusret KEBAPÇI

6 Aralık 2016 Salı

TARİKAT YURTLARI…

TARİKAT YURTLARI…


Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Adana Aladağ’da sonradan Süleymancılar tarikatına ait olduğu belirlenen yurtta çıkan yangında biri görevli olmak üzere 11 öğrenci yanarak öldü.
Tabi onun iki katı da yaralandı.
Peki, bu tarikat yurtlarında yaşanan yangın olayı Türkiye için bir ilk miydi?
Elbette değildi…
Geçtiğimiz yıl da yine 11 öğrenci Diyarbakır’da bulunan bir tarikat yurdundaki yangında yanarak can vermişti.
Bu konuda bilindiği gibi en büyük can kaybı da 2008 yılında Konya’daki yurttaydı ama burada önemli olan şu…
Yapılan araştırmalar sadece bir tarikatın bile Türkiye genelinde yaklaşık 800 civarında yurdu olduğunu ortaya koyarken diğer tüm tarikatlarla birlikte bu sayı nereye kadar varır?
Bence gerçekten üzerinde düşünülmesi gerekir…
Aslında sadece yurtlar da değil…
Bugün çeşitli tarikat ve cemaatlerin birçok ilde örgütlenmiş okullarının bulunduğu da hesaba katılırsa sormak gerekiyor…
Bir devlet özelikle “Öğretim Birliği Yasası”na rağmen öğretimi…
Öğrencilerin barınmasını çözmez de…
Dini vakıflara…
Derneklere…
Kısacası tarikatlara, cemaatlere bırakmak yönünde çaba harcar…
Neden?
Bakın yıllardır…
Ulus devlet…
Lozan…
Atatürk…
Cumhuriyet hedef alınarak sözde demokrasi adı altında çok kimlikli, çok kültürlü bir Türkiye istenilmiyor mu?
Peki, nasıl olacaktı o çok kimlik dediğiniz…
Devletin tüm yurttaşlara ortak ulus kimlik kazandırmak amacıyla vermesi gereken laik ve ulusal eğitimin, çeşitli yetersizlik gerekçesiyle devre dışı bırakılıp…
Meydanın tarikat ve cemaatlere bırakılmasıyla değil mi?
Böyle olunca?
Her tarikat, cemaat kendi okulunu, kursunu yurdunu açmayacak mı?
Devlet olanaklarından yararlanamayıp…  
Tarikat ve cemaat okul ve yurtlarına gitmek durumunda olan öğrenciler de gittikleri tarikatın, cemaatin birer mensubu olmayacaklar mı?
Bu durumda toplum ortak ulus kimlikten; tarikat ve cemaat kimliklerine ayrışmış olmuyor mu?
Aslına bakarsanız tüm bu yapılanlar, her ne kadar güzel söz ve kavramlarla süslenirse süslensin, gerçekte…
Yıllardır emperyalizmin Türk ulus devletini parçalayıp…
Toplumu…
Etnik ve dini kimlikçiklere ayırmanın planlarından biridir…
Çünkü bilinir ki bir ulus devleti ortan kaldırmanın, yani parçalamanın en önemli yolu…
Ulusal eğitimi ortan kaldırıp, eğitimi tarikat ve cemaatlere bırakıp…
Dinselleştirmekten geçmektedir…
Çünkü bilinir ki bu tür bir eğitim…
Sorup sorgulamayı, bilimi, bağımsızlığı, ulus bilincini değil…
Sadece itaati…
Yani emperyalizme teslimiyeti öğretecektir…
Dini eğitimle kalkınmış, bağımsızlığını kazanmış bir tane bile ülkenin olmaması da…
Bunun göstergesi değil mi?

06–12–2016
Nusret KEBAPÇI





13 Ekim 2016 Perşembe

DİNİ EĞİTİM…

DİNİ EĞİTİM…


Uzun bir süredir iktidarın başta eğitim olmak üzere Türkiye’yi dincileştirmek gibi bir çabası var.
Müfredatlar buna göre hazırlanıyor.
Yasalar buna göre çıkarılıyor.
O kadar ki Devrim Kanunlarıyla yasaklanmış olan tarikat ve cemaatler bile yasallaştırılıyor.
Peki neden?
Belki aklınıza, ya tamam dindar bir toplum olmanın ne sakıncası var gibisinden bir soru gelebilir…
Tabi o zaman da sormak gerekebilir…
Biz bir din devletine dönüştüğümüzde daha mı ahlaklı olacağız?
Elbette hayır!
“Kendi annelerinin diz kapağından…”
“Hamile kadınların gezmesinden…”
“Küçük çocuktan bile tahrik olan” bir anlayışın gerçekten ahlaklı olduğunu düşünmek için sanıyorum oldukça saf olmak gerekir…
Peki
Dini toplum olunca veya eğitim dinselleştirilince bilimde fende çok daha ileri mi gitmiş olacağız?
Tabi böyle bir şey mümkün değil.
Hem bilim…
Fen gibi bir derdi olan…
Öğrencileri bilimle donatmaya çalışır dinle değil.
Ya sanayileşmek…
Kalkınmak çok daha mı kolay olur dincileşince?
Bunun mümkün olamadığını sanıyorum 500 yıldır bilmemiz gerekiyor ama…
Sahi İslam ülkeleri içinde…
Bilimde…
Sanayide gelişmiş…
Yani buluşlara…
Teknolojilere öncülük etmiş bir tane ülke var mı?
Yok!
O halde ne diye ısrarla toplumu dincileştirmeye çalışıyorlar dersiniz…
Nedeni şu…
Batı bizim…
Siyasi…
Sosyal…
Askeri ve ekonomik olarak güçlü bir devlet olmamızı istemiyor.
Ya ne istiyor…
Üretmeyen…
Sadece batının mallarının tüketicisi olan…
Askeri açıdan zayıf…
Tarikat ve cemaatlere ayrışarak millet olma özelliğini yitirmiş bir topluluk…
Diyeceksiniz ki…
Tamam, da nasıl olacak o iş…
Şöyle anlatıyım isterseniz…
Önce memleketin nesi var nesi yoksa haberleşmeden, enerjisine kadar elden çıkarılıp yabancılara satılır mı?
Ardından da…
Ulus kimliği yok edip, sembollerini ortadan kaldırıp…
Topluma dini eğitimi de verdiniz mi?
Ne emperyalizmden haberi olur toplumun…
Ne de ulusal çıkarlarından…
Tarikat ve cemaatlere de ayırdınız mı işlem tamamdır…
Yani uzun sözün kısası sevgili kardeşim…
Bizim gibi ülkeleri sömürgeleştirip parçalamanın sadece bir yolu bulunmaktadır…
Toplumda ulus bilincini yok edip, yerine dini eğitimi yerleştirmek.
Ancak böyle ulus olmaktan çıkılır…
Sanayileşmekten…
Bilimden…
Teknolojiden vazgeçilir…
Bilmem anlatabildim mi?

12–10–2016
Nusret KEBAPÇI