Abdullah Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdullah Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2018 Çarşamba

SEÇİM DEMİŞKEN…


SEÇİM DEMİŞKEN…


Normalde bir ülke seçim atmosferine girdiğinde, seçime giren partilerin iktidarı aldıklarında neler yapacaklarını…
Memleketi nasıl düze çıkaracaklarını…
Ekonomik ve siyasi neler gerçekleştireceklerini…
Hatta
Diğer partilerden hangi konularda farklılıkları bulunduğunu halka anlatmaları beklenir değil mi?
Ama her nedense bizde öyle olmuyor.
Olamıyor.
Doğrusunu isterseniz bu gün asıl tartışılması gereken Ülkemizin bu seçimle birlikte parlamenter sisteme veda edip başkanlık yönetimine geçeceği…
Başka bir deyişle de…
Başkan seçildikten sonra her ne kadar bu seçimde milletvekili seçilmiş de olsa…
Sonuçta
Bu seçilen vekillerin çok bir kıymeti harbiyesinin olamayacağı…
Çünkü
Başkanlık sistemiyle birlikte hükümetin meclisten güven oyu alması gerekmediği gibi…
Bakanlar da onların arasından olamıyor.
Böyle olunca da haliyle öyle bugün olduğu gibi…  
Gensoru…
Soru önergesi…
Gibisinden hükümetin yaptıklarını tartışmak
Hesap sormak benzeri bir şey de mümkün görünmüyor…
Yani lafı fazla uzatmayalım…
Bu seçim ülkemiz açısından o kadar önemli ki…
Ülkemizin bundan sonra da bu güne kadar olduğu gibi bir ulus devlet olarak mı?
Yoksa başkanlık adı altında federatif bir devlet olarak mı varlığını sürdüreceği tamamen buna bağlı…
Tabi böyle olunca da özellikle başkanlığa karşı çıkan partilerin…
Ulus devlete…
Ulus kimliğe, dolayısıyla laikliğe ve Atatürk’e sahip çıkan bir aday bulması bir anlamda zorunlu ama ne mümkün…
O kadar aramalara karşın sonuçta bula bula ulus devlet karşıtı…
ABD politikalarının uygulayıcısı…
Üstelik İngiliz Kraliyet nişanı sahibi bir aday bulabiliyorlar ya ne desek boş…
Hani 2014’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde de birilerinin “tıpış tıpış gideceksiniz” dedikleri bir aday vardı ya…
İnanın bugün yapılan da çok farklı değil…
Şimdi şöyle bir düşünün…
Sahi o seçimde Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun adaylığını siz seçimden ne kadar önce öğrenmiştiniz?
Adaylık sürecinde adı açıklandığında mı?
Ne zaman?
Bakın burada oldukça ilginç bir şey söyleyeceğim…
Diyorum ki Ekmeleddin İHSANOĞLU konusu ne seçimden 1 ay ne de 3 ay önce ortaya cıktı…
Doğrusunu isterseniz İslamcı bir adayın karşısına bir başka İslamcı adayı çıkartmak işi tam 2011 yılında planlandı…
Deniyor ki:
O dönemde Aydın DOĞAN Cidde’ye gidiyor ve Ekmeleddin İHSANOĞLU ile görüşüp Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklif ediyor…
Şimdi içinizden kim biliyor, nerede yazıyor? Diyebilirsiniz onun için şu kadarını söyleyim…
Bu konu Sayın Tevfik DİKER’in Kurtlar Medyası kitabında aynen var ve kitabın birinci baskısının yayın tarihi 2013 Aralık…
Demek istediğim eğer Cumhurbaşkanı adayı arıyorsanız
Öncelikle parlamenter demokrasiden…
Ulus devletten yana olmasına bakmak gerekiyor…
Yoksa…
Neoliberal…
Ya da Derviş olmasına değil.


02–05–2018
Nusret KEBAPÇI


14 Ağustos 2015 Cuma

ARANAN SAVCI…


2006 yılının 17 Mayısında Danıştay’a saldırı olmuş 2.Daire üyesi Hakim Mustafa Yücel ÖZBİLGİN öldürülmüş…
Aralarında Daire Başkanı Mustafa BİRDEN’in de bulunduğu 4 üye ise yaralanmıştı.
Olayın sonucunda zanlı Alparslan ARSLAN kaçmaya çalışırken yakalanmıştı yakalanmasına ama anlaşılan iş onunla bitmeyecekti…
Çünkü
O dönemin başbakan yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN TBMM’de yaptığı açıklamayla işin bitmediğini…
Tam tersine yeni başladığını…
“Sürprizlere hazır olun” mesajıyla verecekti.
Devamında emniyet ve mit yetkililerinden brifing alan dönemin Başbakan Yardımcısı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurumu Başkanı Abdullah GÜL’ ün  “Bana anlattıklarınızı savcıya da anlatın” demesi üzerine konuya uygun savcı aranmaya başlandı
Birçok savcı üzerinde tartışılacaktı ama en sonunda Zekeriya ÖZ’ de karar kılınacaktı…
Sonrası malum…
Önce 20 Mayıs 2006 tarihinde Kıbrıs Kahramanı Muzaffer TEKİN tutuklanacaktı…
Onun ardından da
12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’ de bir gecekondu da 27 el bombası ele geçirilecekti…
Düğmeye basılmıştı bir kere ve devamı da gelecekti…
Hem operasyonun adının bile Ergenekon olması, amacın ulus devlete yönelik olduğunun izlerini daha ilk günden vermiyor muydu?
Ve bir biri ardına devam eden dalgaların sonucunda yüzlerce…
Aydın…
Yazar…
Siyasetçi…
İş adamı tutuklandı.
Kimler yoktu ki…
İş adamı ve Ergenekon’un kasası denilen Kuddusi OKKIR’ı mı ararsınız…
İlhan SELÇUK’u mu?
Türkan SAYLAN’ı mı?
Kısacası o günlerde aralarında Şener ERUYGUR ‘da olmak üzere Doğu PERİNÇEK’ten, Hurşit TOLON’a kadar Ülkemizde öne çıkan yüzlerce asker, aydın ve siyasetçi bu çemberden geçirilmişti…
Peki tamam…
Onlarca operasyon, yüzlerce tutuklu oldu ama neden?
Bu gün adına kumpas falan deniliyor ya…
Kimse şunu sormuyor…
Bu kumpas neden kurulmuştu?
Hedef neydi?
Neler gerçekleştirildi?
Aslında tüm bunların bir tane amacı vardı…
Sahipsiz bırakarak Ulus devleti yıkmak…
O günleri şöyle bir aklınıza getirin…
Tüm yandaş medya ulusalcılığı hedef alıp askeri vesayet vurgusu yapmıyorlar mıydı?
İşte olay tam da buydu.
Hani bu gün valiler, kaymakamlar TSK’ ya operasyon izni vermiyor gibisinden sıkça yakınıyorduk ya…
Kurgunun tümü bunun içindi.
Askeri; darbesi, suikastçı gösterip halkın gözünden düşürerek sivil otoritenin emri altına almak…
Sonra…
Olan şu…
2008’lerden bu bu yana orduya operasyon izni verilmeyip PKK’nın güçlendirilmesinin bedelini bu gün milletçe ödemiyor muyuz?
Yani eğer suçlu aranacaksa diyorum…
Sadece kaçan savcılar değil…
O yıllarda askeri baskı altına almak için yalan haber yazan gazeteciler…
Buna dayanarak askerin elini kolunu bağlamak için yasa çıkaran siyasiler de en az onlar kadar sorumludur…
Yani hesap sorulacaksa en baştan başlayalım…
Gerisi gelecektir…

14–08–2015
Nusret KEBAPÇI