küresel sermaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küresel sermaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2011 Pazar

DÜNYANIN EN PAHALI BENZİNİ…

DÜNYANIN EN PAHALI BENZİNİ…


Bir süredir üzerine yazılıp çiziliyor. Deniliyor ki dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz.
Bunu söyleyenler için hiç bir şey söylenemez, yerden göğe kadar haklılar.
Peki, o halde biz neden dünyanın en pahalı sadece benzinini de değil akaryakıtını kullanıyoruz?
Hükümetin cevabı hemen hazır…
Deniliyor ki “Bu akaryakıt ülkemizde çıkmayıp ithal edildiği için ülkemize pahalıya mal oluyor.”
Kaça mal oluyor peki tam olarak bilenimiz var mı?
Aslında benzinin Türkiye’ye maliyeti 1 TL.’nin altında, yani bu durumda en azımsayarak söylesek bile geri kalanı neredeyse yüzde 70 oranında vergi.
Şimdi şöyle bir düşünelim…
Bir ülke düşünün topladığı verginin neredeyse yüzde yetmişini
Alkolden…
Sigaradan…
Akaryakıt ve benzeri tüketim mallarından alınan vergilerden sağlıyor.
Hem öyle olduğu için değil mi ki bir parti lideri “vergi dairelerini kapatın benzin istasyonları var.” diye açıklama yaptı.
Çünkü ülkemizde toplanan vergilerin önemli kısmı dolaylı vergidir, ya da Prof. Osman Altuğ’un deyişiyle de “Namert vergisi.”
Yani…
Bu vergiler insanın gelir düzeyine falan bakmaz…
Bir litre akaryakıt alındığında…
Ya da bir paket sigara…
Toplumun en zengini de, en fakiri de olsanız aynı vergiyi ödersiniz.
Tabi burada en pahalı denilirken sadece fiyat kıyaslaması söz konusu…
Ya bu fiyat, toplumdaki gelir düzeyiyle kıyaslansaydı…
Ve bir depo benzin için asgari ücretli ne kadar çalışıyor diye sorulsaydı işte o zaman benzin fiyatının korkunç yüzü daha bir ortaya çıkardı.
Bu arada ülkemizde benzin ya da genel olarak söylersek akaryakıtın fiyatı yıllardır neden dünya ortalamasının üzerinde hiç düşündünüz mü?
Bizim gibi ülkelerde akaryakıtın fiyatı bilinçli olarak çok yüksekte tutulmaktadır.
Özellikle tarıma ve sanayiye yani akaryakıtı üretim amacıyla kullanan kesime sübvansiyon daha açık deyişle indirim uygulanmadığından…
Ülkemizde akaryakıt kullanılarak ekle edilen sanayi ve özellikle tarım ürünlerinde maliyet ister istemez dünya fiyatlarının çok üzerine çıkmaktadır.
Böyle olunca ülkemize birçok vergi muafiyeti ve gümrük kolaylıklarıyla gelen yabancı ürünler karşısında ülkemiz ürünleri çok pahalı kalmaktadır.
Sonuçta satılamayan yerli ürünlerin yerini ister istemez ithal ürünler almaktadır.
Bu gün piyasada artık yerli ürün yerine çokça görmeye başladığımız yabancı ürünlerin ülkeye çok uygun koşullarda girebilmesinin nedenlerinden biri ucuz döviz ve gümrük muafiyetiyse…
Bir diğeri de yerli ürünlere dünyanın diğer ülkeleri gibi sübvansiyon yapılmayıp akaryakıtı en pahalı almaları sağlanarak pahalı üretim yaptırılmasıdır ki…
Yüksek maliyetle yerli üretim baltalanıp, dış alımın önü açılsın…
Yani
Bir nevi sömürge ekonomisi…
Öyle değil mi?

16–12–2010
Nusret KEBAPÇI

3 Ekim 2010 Pazar

KÜRESEL SERMAYE KAZANDI.

KÜRESEL SERMAYE KAZANDI.


Referandumun hemen ertesinde yapılan açıklamaları duydunuz mu? Bunu şunun için söylüyorum. Ülkemizin en büyük siyasi partileri, referandum sonucunda yaptıkları açıklamalarda AB ile ilgili bir dizi sizler söylediler.
İktidar partisi reform sürecinin devam ettiğini söylerken, onun karsısındaki parti de AB’ye en iyi onların gireceklerini açıklamadı mı?
Hatta bununla da yetinmeyip iş basındaki partiyi Brüksel’e şikâyet edeceğini bile söylemedi mi?
Şimdi burada biraz durup bakmak gerekiyor…
Bu gün içinde bulunduğumuz durum neyin nesi.
Yani biz bu anayasa referandumunda neyi oyladık, hani belki siz söylemek istemeyebilirsiniz ama ben söyleyim…
AB reformlarını değil mi?
Evet, aynen öyle…
Biz referandumda AB’nin yıllardır ülkemize dayattığı ve sonucunda ülkemizin üniter yapımızın tamamen sona erdirileceği reformları oyladık.
Onun için kimse demokrasi, özgürlük hayalleri görmesin…
Bu reformlar neyi içeriyordu?
Kaldı ki adamlar ülkemizden hangi konuda neler istediklerini önce KOB’ de (Katılım Ortaklığı Belgesi) açıkça belirtiyorlar, sonra bu plan dahilinde ülkedeki hükümet hemen bir ULUSAL PROGRAM hazırlıyor tabi bunun sadece adı ulusal, yoksa kendisi tamamen uluslar arası tekellerin istekleri doğrultusunda hazırlanmaktadır.
Bunun ardından da uygulamada nelerin yapılıp yapılamadığının değerlendirilmesi yapılıyor.
İşte buna da İlerleme Raporu deniliyor.
Buradan devam edelim bu AB reformları neyin nesi bizden ne istiyor…
En başta özelleştirme istiyorlar…
Zaten kendileri hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde taleplerini açıkça belirtiyorlar.
Ne diyorlar: Ziraat bankası, Halk bank, Vakıfbank 2013 yılına kadar tamamen özeleştirilecek.
Başka…
İçme suyu, Şeker fabrikaları, Enerji, Şans Oyunları…
Bir kısmı değil hepsi elden çıkarılacak.
Yani açıkçası küresel sermaye tüm ülkeleri tek Pazar yapmaya çalışıyor. Bunun için de önlerine engel olarak çıkan ne varsa…
İşte tüm bunları saf dışı bırakmaya çalışıyor bu konuda önüne hangi engel gelirse onu yok etmek için elinden geleni de yapıyor.
Bunu da öyle açıkça yapmıyorlar…
Adamlar bunu öyle yapıyor ki, tereyağından kıl çekercesine…
İncitmeden…
“Demokratik”
İşte, ülkelerin kendi pazarları haline gelebilmesi için engellerin kaldırılması gerekiyor.
Peki, nedir o engeller…
Başta ulusal ekonomi…
Ordu…
Cumhuriyet yargısı…
Ve Ulusal bilinç…
Ulusal ekonomi zaten yıllardır süren bir operasyonla saf dışı bırakıldı.
Ordu ve yargı ise bu gün hedef tahtasında…
Burada en önemlisi zaten ulusal bilincin yok edilmesidir.
Bu bilinç yerine ılımlı İslam denilen küreselleşmenin ideolojisi geçmelidir ki…
Artık beyinlerde ulus devlet, vatan, toprak, bağımsızlık gibi kavramlar asla yer almasın…
İşte yapılan operasyon ulus devlet tarafındakilerin bertaraf edilmesidir.
Onlar bertaraf edilmelidir ki ülke emperyalizme tam pazar olabilsin…

16–09–2010
Nusret KEBAPÇI