Türk kimliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk kimliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2024 Cuma

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE…

 

 

Geçtiğimiz haftalarda milli maç sonunda Türk Takımının futbolcularından birinin kurt işareti yapması…

Sadece Türkiye’de değil…

Dünyada da oldukça ses çıkardı.

Bir anda herkes o işareti yapmaya ve milliyetçi söylemler özellikle sosyal medyada yer almaya başladı.

Böyle olunca da ister istemez bu konu üzerine…

Yani milliyetçilik, bir başka söylenişle ulusalcılık konusunda bir şeyler söylemek zorunlu hale geldi.

Doğrusunu isterseniz bugün dünyada iki tür milliyetçilik söz konusu olmaktadır.

Bunlardan biri ki, bunu emperyalist ülke milliyetçiliği olarak da adlandırmak kanımca yanlış olmaz…

Bir diğeri de…

Bizimki gibi ülkelerde olması gereken antiemperyalist milliyetçilik.

Olması gereken diyorum çünkü…

Bugün ülkemizde faaliyet gösteren partilerin içinde, kendisini hemen her yönüyle antiemperyalist milliyetçi olarak ifade eden…

Her türden söylem ve eylemleriyle de bunu gösteren bir parti ne yazık ki pek görülmüyor.

Görülenler de Türk milli kimliğiyle, ümmetçiliği birbirine karıştırdıklarından olsa gerek…

Ne pek çok kez anayasadan çıkartılmaya çalışılan Türk Milleti kimliğine sahip çıkabiliyorlar…

Ne de Türk devletinin ekonomik bağımsızlığının olmazsa olmazı olan ulusal ekonominin talan edilmesine sesleri çıkabilmektedir.

İsterseniz konunun anlaşılması anlamında bu iki milliyetçilik anlayışı üzerinde birazcık duralım ki konu biraz da olsa açıklığa kavuşabilsin.

Önceliği emperyalist ülke milliyetçiliğine verelim dersek şöyle bir sonuçla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Emperyalizm ki ulusal çıkarları, başka ülke kaynaklarını yağmalamak…

Onları tam pazar haline getirmek üzerine kuruludur…

Bu nedenle de, hedef ülkeye müdahale etmeden tüm halkını

Hatta dünyayı da…

O hedefle ilgili olarak ikna edip yönlendirmesi de gerekir ki halk buna asker ve ekonomik olarak destek olup tepki göstermesin...

Bunun ön şartı da ilgili ülkeyi günümüz deyişiyle şeytanlaştırmaktan geçmektedir.

Peki ya Antiemperyalist milliyetçilik?

İşte bunu anlamak ülkemiz açısından son derece yaşamsal bir önem arz etmektedir.

Genel anlamıyla milletin hemen her alandaki egemenliğini sağlamak ve emperyalizme karşı savunmak olan antiemperyalist milliyetçilik:

Devletin sadece karada, havada, denizde askeri olarak hakim olmasını değil…

Bununla beraber Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı gibi…

Türk milletinin tarımda…

Sanayide…

Ticarette…

Bankacılıkta olduğu gibi…

Enerjide…

Haberleşmede…

Madencilikte de egemenliğini sağlaması anlamına da gelir aynı zamanda…

Ama siz bunu yapmayıp da…

Öncesinde milletin olan…

Tarımı…

Ticareti…

Sanayiyi…

Bankacılığı, devam delim telgrafçı Hamdi’leri bile unutup haberleşmeyi…

Enerjiyi…

Her ülke için stratejik öneme sahip olan madenciliği…

Hatta bunların dışarıya çıkmasında çok önemli olan limanları bile yabancılara vererek, ülkemizin ekonomik işgalini sağlamışsanız…

Yetinmeyip

Ülkeye doldurulan yabancılara göz yumup milli birlik ve bütünlüğün bozulmasına bile göz yummuşsanız…

Sormak gerekiyor…

Milliyetçilik ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını savunmak ve sağlamak değilse, nedir?

Hani birisi söylese de öğrensek!

 

 

26-07-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

2 Ekim 2023 Pazartesi

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

 

 

Şöyle bir sokağa çıksak ve son günlerde yaygınlaşan sokak röportajcıları gibi önümüze çıkan diyelim yüz kişiye sorsak…

Ve desek ki ” biz kimiz?”

Veya

Kendinizi toplum içinde hangi kimlikle ifade ediyorsunuz?

Evet, böyle sorsak…

Sizce nasıl bir yanıt alırız? Böyle yanıt falan deyince de kafanız karışmasın…

İsterseniz konuya girmeden öncelikle, bu yanıt mı, cevap mı? Konusuna da açıklık getirelim, ne dersiniz?

Hem bu arada Türkçeye ilişkin bilgimizi de tazelemiş oluruz…

Hani çeşitli konular gündeme gelince soru- cevap gibi sözcükler kullanılıyor ya…

İşte bu iki sözcük birbirinin karşılığı değil, önce onu ortaya koymak gerekiyor.

Doğrusu ne mi?

Soru –yanıt.

Belki bunu duyunca soruyu okul yıllarından biliyoruz da yanıt ne oluyor?  Ne zaman türetildi? Gibisinden aklınıza bir soru da gelebilir…

Bu yüzden çok kısa açıklayım…

Yansıma, karşılık anlamına gelen yanıt ne zamandan beri kullanılıyor biliyor musunuz?

Bayağı eski...

Ne kadar mı?

Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un Divanı lügati Türk yani ilk Türkçe sözlüğe girecek kadar.

Diyebilirsiniz ki cevap kullanırsak soru demeyeceksek ne diyeceğiz?

Elbette sual.

Ve yine o sözlükte bugün kullandığımız hem şehri yerine Yerdeş sözcüğü var ki hem söylenmesi anlaşılır…

Hem de Türkçe.

Neyse bu girişten sonra devam edelim…

Evet, sokaktaki insanlara rastgele sorsak, nasıl bir sonuçla karşılaşırız dersiniz?

Ben, pek çok kişinin…

Kendini Osmanlıda olduğu gibi tarikat…

Cemaat…

Mezhep kimlikleriyle ifade edebileceği gibi bir kısım insanın da

Kendisini etnik kimlikle ifade edeceği son derece açıktır.

Ama bu konuda bir değerlendirme yapmak gerekirse, gerçekte ulus kimlik anlamında kendini ulusun bir ferdi…

Yani Türk kabul edenler ne kadar bir oran tutar?

Elbette bu ayrı bir merak konusu.

Ama tüm bunlardan genel bir sonuç çıkarmak mümkün…

O da, bizi birleştiren, tüm toplum üzerinde etkisi olan ortak bir kimliğimizin olmadığı.

Peki, sizce dünyada ortak bir ulus vurgusu, kimliği olmayan bir toplum, var mıdır?

Hani zaman zaman birileri ki onlar emperyalizmin içerideki acentaları olarak zaten görevlidirler…

Sıklıkla “anayasadan etnik kimlik vurgusu kaldırılsın.” türünden lafazanlık yapıyorlar ya…

Bilmelisiniz ki tüm amaçları…

Türk ulus kimliğini yok ederek halkı ortak ulus kimliksiz bıraktırarak

Herkesi bireyselleştirip…

Bir anlamda atomize ederek…

Emperyalizmin karşısında ortak duygu ve düşünceye sahip bir güç olmasını engellemek için halkı etnik ve dinsel kimliklerle paramparça etmek…

Başka hiç bir şey değil.

Sakın ola ki kullandıkları…

Demokrasi…

İnsan hakları…

Özgürlük falan gibi neredeyse hemen herkesin bir anlamda kendine göre yonttuğu sözcükler de sizi yanıltmasın.

Ama şuna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan denirken…

Neden her fırsatta Türk değil de Türkiyeli demeye çalışıyorlar hiç düşündünüz mü?

Lafı çok dolandırmadan ben söyleyim

Çünkü Türk: tüm halkı ortak kimlikte birleştiren bir kavramdır ulus kimliktir…

Türkiye zaten üzerinde yaşadığımız toprak, bize göre vatan…

Türkiyelilik ise tamamen farklı ve hiç bir şekilde ortak duygu ve düşünceyi ifade etmeyen, söylenmesinin ardından etnik kimlik vurgusunun gelmesine yol açacak bir kavram. Aynen Irak’ta, Suriye’ de, Libya’da olduğu gibi

Nasıl ki o ülkeler ABD saldırıları sonucunda Ulus olmaktan çıkarılarak etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmışsa, aynısı üstelik savaşsız bizde de gerçekleştirilmek istenmektedir.

Böyle olunca da nasıl ki Irak ulusu değil de Iraklı Kürt…

Iraklı Türkmen, Iraklı Arap falan deniliyorsa…

Suriye için yine aynı şekilde… 

Suriyeli Türkmen, Suriyeli Arap, Suriyeli Kürt kavramları kullanılıyorsa…

Bilmelisiniz ki eğer uyanıp ayağa kalkmazsak, aynısı, Türkiyeli Türk…

Türkiyeli Kürt…

Türkiyeli Arap, Laz, Çerkez gibi bizde de aynısı olacaktır.

Hani birileri ortaya çıkıp “Bu Türk gibi kavramlar sadece bizim gibi ülkelerin anayasalarında var, demokratik, gelişmiş ülke anayasalarında bu tür kavramlar kullanılmıyor, bu nedenle anayasadan ırkçı kavramlar temizlenmeli” falan da diyorlar ya…

Kesinlikle doğru değil, hatta tam tersi olarak tüm Batılı ülke anayasalarında ortak dil ve ulus vurgusu mutlaka bulunmaktadır.

Demek istediğim; ulus kimlik bir ülkenin temelidir.

Çimentosudur.

Her kim ki onun üzerinde oynar, yok sayar, kaldırmaya, ülkeyi yabancılarla doldurmaya çalışırsa…

Bilmelisiniz ki onlar kesinlikle emperyalizmin ülkemizdeki taşeronlarıdır…

Ayrıca bunların takındığı unvan ve kimlikler de sizi şaşırtmamalı

Ne demişler…

“Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkacaksın. “

Benden söylemesi…

 

02-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

5 Eylül 2023 Salı

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

                     Bugün ülkemize baktığımızda özelikle insan ilişkilerini esas aldığımızda, birbirimize sevgi, saygı, gibi kavramların genelde yok olduğunu ya da edildiğini.

Zaten görünürde bizi birbirimize bağlayan hani şu millet dediğimiz toplumda birliğe, dayanışmaya yarayan kavramın bir süredir çok uzaklarda kaldığını…

Yerini tarikat ve cemaat kimliklerinin aldığını pek çok olayda hepimiz yaşamaktayız.

Aslına bakarsanız; bunu sadece bir kaç gün önce Sırbistan’la maç yapan Voleybol Milli Takımımıza yaklaşımlarda bile görebilmek mümkün…

Halkımızın çoğunluğu Milli takımımızı, içinde kim, hangi cinsel tercihi var gibisinden bel altına inmeden büyük bir coşkuyla desteklerken…

Millî bilinç yoksunu birileri olaylara siyasal İslamcı pencereden bakarak daha önce “keşke Yunan kazansaydı”nın benzeri bir şekilde işi Sırbistan kazansına kadar götürebildiler.

Aslına bu, toplumda ulus bilinci yok edilirken yerine adım adım ümmet bilincinin konulmasıyla doğrudan alakalıdır.

Çünkü milli bilinç olmazsa…

Ülkenizin ekonomik durumunu…

Nasıl yönetildiğini…

Ülkeye milyonlarca yabancının doldurtularak demografik yapının neden değiştirilmeye çalışıldığını…

Toprakların…

Fabrikaların yabancılara satılmasının anlamını…

Neden tarımda dışa bağımlı hale getirildiğimizi asla anlayamazsınız.

Hem zaten siyasal İslamcı bir anlayışın sözlüğünde emperyalizm…

Bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirip ülkeyi kalkındırmak gibi kavramlar da bulunmamaktadır.

Aslında bu millet olmak veya ortak kimlik konusu o kadar önemlidir ki millet bilinci olmadığında toplumda ortak duygu ve düşünce olamayacağı gibi, ülkeniz için nelerin tehdit ve tehlike oluşturduğunu asla bilemiyorsunuz…

Durum böyle olunca biraz geçmişe gitmekte yarar var…

Osmanlı’nın son dönemlerine diyelim.

Hani bunlar kendilerine Osmanlı falan diyorlar ya, oralarda bu durum nasıl olmuş biraz göz atmakta yarar bulunuyor…

Bilindiği gibi Osmanlı zaten çok kültürlü, çok kimlikli, hatta çok milletli bir imparatorluk…

Bu nedenle ortak bir millet kavramı bulunmuyor.

 

O dönemi biraz araştırırsak Osmanlı’nın son zamanlarında çeşitli emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla ülke içinde çeşitli etnik ve dini pek çok ayaklanma çıktığını öğrenmek mümkün.

Zaten daha öncesinde de bu çeşitli dini ve etnik kimlikler ülke içinde bir anlamda bağımsız bile sayılabiliyordular.

Bunlar doğru dürüst vergi vermez…

Askerlik yapmazdı ama…

Zamanın ticareti…

Sanayisi…

El sanatları tamamen onlardaydı.

Neden bizimkiler bu işle ilgilenmediler? Gibisinden aklınıza soru gelirse diye söylüyorum…

Bizimkiler o yıllarda çok uzun sürelerle hem de o zamanki topraklar çok büyük olduğu için dünyanın öbür ucunda, diğer milletleri korumak adına askerlik yapıyorlardı.

Durum o kadar acıydı ki…

Oralarda şehit düşüp kalanlar olduğu gibi…

Esir düşenlerden de kimsenin haberi olmadı.

İşte o Osmanlı’nın son günlerinde…

Ayaklanmaların ortasında dönemin aydınları, ülkeyi bir arada tutabilmenin çarelerini araştırıyor…

Kendilerince bir çözüm bulmaya çalışıyorlardı.

Bunların içinde her bölgeye bir anlamda özerklik anlamına da gelebilecek ademi merkeziyetçilik yanında…

Kendisini Osmanlı kabul eden herkesi kucaklayacak din, dil, ırk farkı gözetmeden bir araya getirmeyi amaçlayan Osmanlıcılık da öneriler arasındaydı.

Bunun yanında…

Tüm dünyada Türkleri bir araya getirmeyi hedefleyen Turancılık ve...

Özellikle Abdülhamit döneminde de öne çıkan İslamcılık da bulunuyordu.

Bu birbirinden değişik, ülkeyi dağılmadan bir arada tutma önerileri pek çok kez tartışıldı, sonuçta bu önerilerin hepsinin çeşitli sakıncaları olması nedeniyle hiç biri başarı sağlayamadı…

Bu arada zaten emperyalist devletlerin desteğiyle diğer milletler başlarının çaresine bakarak bir biri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar ve hemen hepsi kendi devletlerini kurarlarken, sadece bir milletin devleti bulunmuyordu…

Zaten bu nedenle Büyük Önder Atatürk çok büyük bir öngörüyle elindeki, önemli kısmı tasfiye edilmiş askerle, diğer milletlerin kurtulmalarının sağlanamayacağını biliyordu…

Bu nedenle Türklerin çoğunlukta olduğu yerler dışında başka bir seçenek de görünmüyordu…

Hem işgalden kurtulmak adına kurdukları Kuvayı milliye türünden örgütlerle kurtuluş mücadelesi de zaten öncesinde de oralardan başlamamış mıydı?

Sonuçta mücadele merkezi hale gelip, o satıh tüm vatan olunca3,5 yıl süren bir mücadeleyle ülke tekrar düşmandan kurtarılıp bağımsız hale gelince sıra geldi…

Ülkede nasıl bir rejimin kurulması gerektiğine.

Geceler boyu tartışmalar yaşandı…

Hatta o kadar ki, birlikte mücadeleye girdiği silah arkadaşlarından ayrı düşüp tek başına kaldığı bile oldu.

Ama kararlıydı.

Bu ülkede Cumhuriyet kurularak, yaşayan tüm halk, yabancılarla aynı haklara sahip olacak…

Daha düne kadar nüfus sayımında bile yeri olmayan kadınlar da erkeklerle eşit hale gelecekti.

Ve ardından ekonomide bağımsız için de yabancıların elinde olan her ne varsa ki buna, liman, tren işletmeleri ve elektrik idaresinden tutun, bankalara kadar hepsi Türklerin eline geçecekti…

Sonuçta geçti de…

Ama bunun için öncelikle halkı ortak bir kimlik etrafında toplamak, bir ulus kimliği kazandırmak, ülkede yaşayan halkın ortak dil, kültür ve tarih etrafında birleştirilerek laik bir ulus devlet oluşturulması gerekiyordu.

Çünkü dünyada ülke halklarını ortak ideallerde birleştirebilen tek devlet sistemi ulus devlet modeliydi…

Bunun için ne gerekiyorsa o yapılarak ülkede herkesin sadece kadın, erkek değil, hemen her türden etnik ve dini kimlikteki insanların daha düne kadar hiçbir hakkı olmayan tebaa konumundan herkesin birbiriyle eşit olan yurttaş olması da sağlandı…

Yani bugün  

Hani birileri bu kadar emek ve mücadeleden sonra akıllarınca Ulus kimliği yok sayıp…

Yerine dini ve etnik kimlikçikleri koymaya çalışıp…

Memleketi milyonlarca yabancıyla doldurmaya çalışıyorlar ya…

Bilinmeli ki; ulus kimlik bir ülkenin tutkalıdır…

Çimentosudur…

Eğer onu yok sayıp toplumu etnik ve dinsel alt kimliklere ayırmaya kalkarsanız…

Sadece BOP’a hizmet edersiniz, başka hiç bir şeye değil…

 

05-09-2023

Nusret KEBAPÇI

27 Ağustos 2023 Pazar

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

 

 

Doğrusunu isterseniz ülkemiz genelinde yapılan tüm seçimlerde veya herhangi bir partinin taraftarı olurken, sanıyorum sözel bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir, ilgilendiğimiz partinin programını okumak, araştırmak, sorgulamak gibi bir alışkanlığımız olmayınca…

Sadece vaatlere, seçim döneminde verilen sözlere inanarak bu konudaki kararımızı vermekteyiz.

Böyle olup o sözlerin tam tersi bir uygulamayla karşılaşınca da haliyle toplum olarak örgütlü bir tepki koymak değil de, çareyi feryat etmede, elim kırılsaydı gibi sözlerle geçiştirmede buluyoruz ya…

Bu durumda genel bir bakış açısıyla çok fazla bir ayrıntıya girmeden partilere, onların ideolojilerine bakmak da haliyle zorunlu oluyor.

Birileri ideoloji falan deyince de hemen kendince, bizim parti Müslümanları temsil ediyor…

Ya da biz Atatürk’ün partisiyiz gibi söylemlerde bulunabilir ama bu bir siyasi partinin ideolojisi değil…

Öncelikle bunda net olmamız gerekiyor.

Çünkü bu tür söylemler tamamen görüntüdür.

Bir partinin gerçekten ideolojisini ülkeyi nasıl yöneteceğini anlamak istiyorsanız ilk yapılması gereken şey, parti programını okumak, araştırmak ve sorgulamaktan geçmektedir.

Ancak bu şekilde o partinin seçildiği dönem boyunca neler yapıp neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğini anlayabilirsiniz.

Diğeri; yani söylemle karar vermek, sizi her seferinde yanılgıya, ülkeyi belki de uçuruma götürebilir ama ne yazık ki, siz hiçbir zaman bunun farkında olmazsınız…

Buradan yola çıkarsak…

Partiler hangi tür söylemde bulunurlarsa bulunsunlar, hangi düşünceyi savunduklarını söylerlerse söylesinler gerçekte bunlar hiç bir şey ifade etmemektedir.

Asıl bu konuda bizi ilgilendiren şey partinin söylemleri veya oy almak için bazı kesimlere şirin gözükmesi değil…

Ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak nasıl yöneteceği…

Bunlar aslında gizli, saklı falan da değil, tüm partilerin programlarında üstelik çok açıkça da yazılmaktadır…

Bizi burada asıl ilgilendiren şey siyasi olarak o partinin ülkeyi ulusçu bir anlayışla mı?

Yoksa neoliberal bir şekilde mi yönetmek isteyip istemediğidir…

Biliyorum kafanız karıştı şu kadarını söyleyim, bugün ülkemizdeki tüm siyasi partiler bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde kurulan partilerin devamıdırlar.

Bu sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada da böyledir.

Çünkü toplumda çeşitli sınıflar vardır ve mevcut partiler onların herhangi birinin çıkarını savunmaktadırlar. Bunu söylerken ilgili partilerin dini veya laik ya da milliyetçi söylemleri sizi asla yanıltmasın. aslolan ekonomik ve siyasi program olup buna göre toplumda hangi sınıfın, kimlerin çıkarını savunup, desteklediğidir.

Zaten bunları görüp fark etmeye başladığınız zaman çok yol kat etmişsiniz demektir yoksa inanın oy kullandığınız her seçim sizin için sadece zaman kaybı olacaktır.

Aslında bu iki farklı yönetim anlayışına sahip olan partileri ülkemizde ve dünyanın tüm ülkelerinde görmek mümkün

Bunları pek çok söylemlerinden de tanıyabilirsiniz

İsterseniz kısa bir tanımla, öncelikle de ulus esaslı yönetim anlayışından başlayalım…

Ulusçu anlayışa göre “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” Bu söz o tür bir yönetim anlayışında sadece meclis duvarında olan bir yazı olmayıp…

Siyasette…

Ticarette…

Tarımda…

Sanayide…

Hatta karada…

Havada, denizde Türk ulus devleti egemenliği anlamına gelir ve hiç bir şekilde bu egemenlik parçalanıp bölünüp başka bir ülkeye özel bir şirkete…

Veya devlete devredilemez…

Yani bu anlayışla limanlarınızı, havaalanlarınızı, madenlerinizi kısacası hiçbir şeyinizi tamamen yabancılara devredemezsiniz. Sizden önce devredilen varsa da tekrar millîleştirirsiniz.

Neoliberal anlayış ise aslında tam da bunun zıddıdır, buna göre devlet mutlaka küçültülmeli ve sözde devletin asli görevi olan güvenlik ve adalet dışındaki her türlü yükümlülük eğitim de dahil olmak üzere başka devletlere, kurumlara, kişilere devredilmelidir.

Bu anlayışa göre devlet sadece denetler…

Tabi insan düşünmeden edemiyor…

Her türlü ekonomik varlığını yabancılara teslim eden bir devletin, sahi bağımsızlığı ne olacak?

Nasıl bağımsız karar alacak?

Ya da alabiliyor mu?

Yabancı şirketlerin, devletin aldığı herhangi bir karar karşı tepki gösterip çekilmeleri tehdidine karşı denetim nasıl olacak?

Elbette olamaz, zaten bu tür bir anlayışa sahip partiler Türk üst yani ulus kimliğine karşı olup hemen her şeyi meta olarak gördüklerinden olsa gerek, vatan diye bir kavramın tanınmayıp, üzerinde yaşadığımız toprakların sadece arsa olarak görülmesi ve dileyene sınırsızca satılabilmesi de bu anlayışın çok bilinen bir özelliğidir.

Ayrıca toplumda ulus bilinci, ulusal değerler adım adım yok edilirken tarikat ve cemaatlere serbestlik kazandırılıp, ümmetçiliğin yaygınlaştırılıp…

Halktaki ulus kimlik ve vatan bilincinin unutturulması da bunun bir parçasıdır.

Yani uzun sözün kısası…

Hani bugün aslında pek çok zenginliğin bulunduğu topraklarda halk olarak korkunç bir enflasyonla, hayat pahalılığıyla birlikte yaşamaya çalışıyoruz ya…

İşte bu; devleti stratejik olan- olmayan ayrımı yapmadan hemen her şeyi sermayeye terk edip, devleti ekonomide küçülterek, bırakın denetlemeyi, seyirci duruma düşürmenin sonucudur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

27-08-2023

Nusret KEBAPÇI

26 Mayıs 2023 Cuma

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

 

Aslında her seçim dönemi, iktidarda bulunanlar açısından bir hesap verme…

Bir muhasebe dönemidir de aynı zamanda.

Böyle olunca son 20 yılı objektif bir şekilde değerlendirmekte haliyle bir anlamda zorunlu olmaktadır.

İsterseniz önce tüm halkı bir arada tutan ulusal kimliğimizden başlayalım…

Sizce bizi tüm etnik ve dinsel kimlikten halkı bir arada tutan…

Bir anlamda üst kimlik olarak da adlandırılan bir kimliğimiz var mı?

Zaten öyle olmuş olsaydı Türk kimliği itibarsızlaştırılmaya çalışılıp yerine etnik ve dinsel kimlikler konulmaya çalışılmaz…

Türk adını söylememek için bin dereden su getirerek…

Yerli ve milli gibi içeriği boş kavramlar ortaya atılmazdı.

Ve ayrıca…

Anayasadan kaldırılmaya uğraşılmaz…

Tam tersine değiştirmek isteyenlere karşı tepki konulurdu ama…

Ne yazık ki öyle değil.

Hem zaten bugün fiyat artışlarında bile sendikalar konuşamayıp…

Bu konu bile tarikat ve cemaatlere havale edilmişse ve üstelik…

Sıklıkla bu kesimin temsilcilerini medyada çokça görür olmuşsak bence üzerinde düşünmeye başlamamız gerekiyor…

Doğrusunu isterseniz…

Bu ulus kimlik ve ulus bilinci konusu sadece kendi başına ayrı bir konu değil.

Ülkemizi ilgilendiren hemen her konuyla doğrudan ilgilidir.

İsterseniz ekonomiden başlayalım.

Önce bir tespit yaparak konuya açıklık getirelim, sonra üzerinde zaten konuşacağız…

Eğer bir toplumda ulus bilinci yoksa şunu net olarak söyleyebiliriz…

O topluluğun üzerinde yaşadığı toprak parçası asla vatan değildir…

Ne midir? Ekonomik değeri olan arsa, başka hiçbir şey değil.

Böyle olunca ülkedeki hemen her türden sanayiyi…

Tarımı…

Bankaları…

Toprakları…

Yeraltı ve üstü kaynakları çok kolay elden çıkarabilirsiniz.

Tüm bunlara sahip çıkmak, ulus bilinciyle doğrudan bağlantılıdır.

Çünkü

Siyasal İslam ulus karşıtı olduğu için aynı zamanda da kimlikçidir de…

Hemen her zaman çok kimlikli…

Tüm etnik ve dini kimliklerin sözde kendini ifade ettiği bir düzenden yanadırlar.

Ve aynı zamanda çok hukuklu bir sistem de özlemleri arasındadır…

Bir anlamda toplumun parçalanarak asla emperyalizme karşı bir güç oluşturamayacağı bir düzendir istedikleri aynı zamanda…

Bunun yanı sıra, siyasal İslamcıların asla ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Yer üstü ve altı kaynakların millîleştirilmesi

Denizlerimize…

Adalarımıza…

Sahip çıkmak gibi bir düşünceleri de olamamaktadır.

Ekonomiden anladıkları…

Tamamen ticaret ve pazarlamadır…

Yani ülkenin tüm ekonomisini

Kaynaklarını…

Bankaları…

Yani kısacası…

Hemen her şeyini kendilerine göre en iyi fiyata vermek onlar için yeterlidir.

Gelelim dış politikaya…

Olaylara ulusun tümü açısından onların çıkarları açısından bakılmayıp sadece bir tarikat penceresinden bakılınca tüm dış politikada buna göre belirlenmektedir.

Önce diplomatların seçiminden başlayalım bu bile başına konu hakkında bir fikir verebilir düşüncesindeyim.

Siz hiç diplomasi ile ilgili bir fikre sahip olmayıp sadece tarikat ya da mezhep penceresinden olaylara bakıyorsanız…

İlişkileriniz de…

Seçtiğiniz diplomatlar da aynı olacaktır…

Yani yönetimi Müslüman olsa da mezhebinizle uyuşmayan ülkeler düşman…

Ama diğer dinler baş tacı.

Böyle olunca çok kolay bir şekilde ABD emperyalizminin bölgede büyük İsrail yaratıp onun karşısındaki diğer devletleri küçültme projesinin kolayca aleti durumuna da düşebiliyorsunuz…

Demek istediğim

Hani denilir ki

Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, diğer düğmeleri de yanlış iliklenecektir

İşte o ilk düğme

Laiklik ve ulus bilincidir.

Bilmem anlatabildim mi?

 

26-05-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


9 Ocak 2023 Pazartesi

TÜRK SADECE BİR AD MIDIR?

 

TÜRK SADECE BİR AD MIDIR?

 

 

Zaman zaman pek çoğumuzun toplumsal ilişkilerden şikâyet ettiği olmuştur.

Hatta öyle ki…

Gerek toplumda…

Gerekse trafikte…

Otobüste…

Dolmuşta…

Ya da alışveriş ederken sonuç değişmiyor, çok uzun bir süredir birbirimize saygı duymadığımız gibi bir gerçek var.

Bunu hemen, yaşamın her alanında görmekteyiz.

Örneğin uzun süredir dolmuşta, otobüste, gençlerin yaşlılara, hamilelere veya engellilere yer verdiğini görebiliyor muyuz?

Elbette istisnalar kaideyi bozmaz ama eğer gerçekten doğruyu söylemek gerekirse görülmüyor.

Bir de günümüzün oyuncağı cep telefonunun o sihirli cazibesine kapılıp eğer kulağına da kulaklığını takmışsa…

İnanın dünya umurunda olmuyor

Peki, bu tür olayları münferit…

Yani nadir bir olay olarak adlandırabilir miyiz?

Kesinlikle değil.

O halde…

Toplumumuzun önemli bir bölümünün de bu gidişten memnun olmadığı göz önünde bulundurulursa…

Konuyu biraz irdelemekte yarar bulunuyor.

O zaman soralım; birlikte savaş vermiş, acılar çekmiş bir ulusun çocukları olarak neden birbirimize karşı saygısız, hoş görüşüz bir hale geldik?

İsterseniz ortaya bir soru atmakla işe başlayalım…

Sizce bugün toplumu birleştirecek…

Harç görevi görecek…

Ortak duygu ve düşüncede bizi buluşturacak bir düşünce ya da ideolojimiz var mı?

Tasada ya da sevinçte aynı duyguları paylaşıyor muyuz?

Doğrusunu isterseniz buna evet demeyi çok isterdim ama ne yazık ki böyle bir şey söz konusu olamıyor.

Peki neden?

Aslında nedeni pek çok insan tarafından biliniyor ama yine de söyleyim…

Bizim hepimizi kapsayacak, kucaklayacak ve birbirimize saygı duymamızı sağlayacak bir kimliğimiz yok.

Sakın ola Anayasa’da Türk Milleti yazıyor demeyin…

Evet, Anayasa’ da var ama sadece orada…

O da ne kadar orada kalabilirse…

Çünkü inanın ilk fırsatta ya yeni anayasayla…

Ya da yapılabilecek değişikliklerle emin olun kaldırılacaktır…

Ama zaten benim kastettiğim Anayasa’da olması değil bunun yaşamımızda hiç olmadığı…

Hani bazen çeşitli yerlerden Türk adı kaldırılınca çok ciddi olmayan bir tepkiyle “Türk adı kaldırılıyor.” türünden hatta tepki de demeyelim, serzenişte bulunulmuştu ya…

İşte orada kaldırılan sadece ad değil, bizi; tüm yurttaşları kucaklayan ulus kimliğimizdi aynı zaman da…

Bugün hemen her ülkede yaşayan insanların hepsinin aslında pek çok kimliği bulunmaktadır…

Bu etnik kimliğiniz olabildiği gibi…

Dini yani hangi mezhep, tarikat ya da cemaattenseniz onun kimliği de olabilir.

Aslına bakarsanız cinsiyet kimliğinizi de bu kapsamda sayabilirsiniz…

Ancak; bu kimlikleri taşımış olmanız, toplumda sadece sizinle aynı düşünceleri paylaşan çok küçük bir kesimi ilgilendirmektedir.

Bu nedenle tüm halkı birleştiren, bu az önce saydığım türden kimliklerin üzerinde yer alarak toplumun bölünmez, bütünlüğünü sağlayacak bir ulus kimlik işin olmazsa olmazıdır.

Çünkü bilinmeli ki hemen herkesi eşit birey olarak görerek aynı düşünce ve duygulara sahip bir toplum oluşturmayı amaçlayan ulus kimlik olamazsa…

İster istemez bugün olduğu gibi hemen herkesin kendini farklı ifade edebildiği pek çok farklı etnik ve dinsel kimlikler ortaya çıkacaktır ki…

Böyle olunca da haliyle ulus olmak, dayanışmak, bağımsızlık, emperyalizme karşı mücadele, sanayileşme, ülkenin kalkınması da ister istemez anlamını yitirecektir.

İşte tüm dünyada bunu engelleyebilmenin sadece bir yolu bulunmaktadır…

Ulus kimlik…

Bizdeki adıyla da Türk kimliği.

Bilinmelidir ki Dünyadaki hiç bir devlet; etnik ve dini kimlikler üzerinden toplumu parçalayabilecek girişimlere ve örgütlenmelere izin vermez…

Veremez.

Demek istediğim…

Ulus kimlik bir ülkede birleştirici harçtır.

Çimentodur…

Onu yok saymak demek…

Etnik ve dinsel parçalanmaya çanak tutmak demektir.

Asla başka bir şeye değil.

 

09-01-2023

Nusret KEBAPÇI

10 Mayıs 2018 Perşembe

MANİFESTO


MANİFESTO


Malum seçim ortamı ya…
Siyasi partiler de birbiri ardına manifestolarını açıklamaya başladılar.
Tabi onların manifesto dediği şeyler yapmayı düşündükleri hedefleri de…
Bence asıl manifesto seçmenlerce hazırlanmalı…
Bunu yaparken de onlardan neler beklediğimiz…
Neleri yapmalarını…
Veya yapmamalarını istememiz kanımca çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
Böyle olunca da elbette bir yerden başlanması gerekiyor ama bence ilk olarak toplumdaki kutuplaşmanın ortadan kaldırılmasından başlamak daha doğru olur diye düşünüyorum…
Çünkü
Bir süredir, daha doğrusu uzunca sayılabilen bir zamandır toplumda ortak milli kimliğe…
Yani Türk kimliğine herhangi bir vurgu yapılmaması…
Bunun yanında
Tüm yurttaşlara eşit uzaklıkta olması gereken makamın mevcut partilerden birinin başkanı olarak hareket etmesi…
Bunların dışında da sıklıkla yapılan etnik ve dinsel kimlik vurgusu…
Toplumdaki ortak aidiyet duygusunu yok etmekte, toplumdaki milli birlik ve beraberlik önemli oranda zarar görmektedir…
Bu nedenle…  
Seçim propagandasında hemen her şeyden önce önceliği etnik veya dini değil…
Özellikle milli, yani Türk milleti kimliğine vermeli…
Toplumu ayrıştıracak etnik ve dini kimlik söylemlerinden mutlaka kaçınılmalıdır.
Bilinmeli ki
Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya, batılı emperyalistlerin tehdidi altında olup…
Bölge ülkelerini, ABD planlarına engel olamayacak ve İsrail’in karşısında tehdit olamayacak kadar küçültmek…
Zaten, yıllardır emperyalizmin uygulamaya çalıştığı BOP’un hedefleri arasındadır.
Dolayısıyla sırf bu nedenle bile önceliği ulus kimliğe ve ulus bilincine vermek ülkemizin içinde bulunduğu tehlike açısından çok önemli olup bir anlamda bu konuda toplumun da duyarlı hale getirilmesi ülkemiz açısından yaşamsal öneme bile sahiptir…
Tabi bunları söyleyince…
Ulus bilincinin olması…
Ulus devlete sahip çıkılması, yeterli mi?
Sanayileşme…
Tarımı geliştirme…
Kendi milli tohumumuzu üretme gibi çalışmaların hiç mi önemi olmayacak diye düşünebilirsiniz ancak…
Ulus bilinci olmadan ne sanayileşme gerçekleştirilebilir…
Ne de Tarım geliştirilebilir…
Öyle ki…
Kendi tohumunuzun ne kadar önemli olduğunun farkında bile olamazsınız…
Hatta bırakın bunu, bu bilinç olmazsa ne Kıbrıs’taki çıkarlarınızın farkına varırsınız, ne de Ege’ deki adalarımızın gittiğinin…
Çünkü ancak ulus bilinci olduğunda üzerinde yaşanan toprak vatan haline gelebiliyor…
Vatan haline gelince de onu savunmak…
Tehdide karşı koymak…
Sömürmek ya da parçalamak isteyen emperyalizme karşı mücadele etmek de anlam kazanıyor…
Böyle olunca da sanayileşmek…
Yer altı üstü tüm kaynaklara sahip çıkmak…
Tarımı geliştirmek…
Kendi tohumunu da üretebilmek mümkün hale geliyor…
Demek istediğim bu seçim göründüğü gibi sadece adaylar arasında değil…
Aynı zamanda ulus olarak tekrar ayağa kalkıp ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tekrar kazanma ile…
Etnik ve dini parçalanıp küresel sermayenin açık pazarı olma arasında da bir seçimdir…
Tabi ki anlayana…

10–05–2018
Nusret KEBAPÇI