Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2026 Salı

ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK…

 

ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK…

Son günlerde kabinedeki görev değişimlerini fırsat bilen bir kesim, hafızlık kavramı üzerinden akıllarınca Atatürk'e gönderme yapmaya ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerini aşağılamaya yeltenmektedirler. Elbette niyetlerinin üzüm yemek olmadığını, asıl hedefin Atatürk ve Devrimleri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak mesele sadece bu değil. Kendilerini Türk ulusunun bir parçası saymayan, daha doğrusu "Ben Türk ulusunun değil; ABD'nin, İngiliz'in ya da Batı'nın çıkarını savunuyorum" diyemedikleri için de gerçek kimliklerini gizleyerek kendilerini Osmanlıcı, Osmanlı torunu ya da İslamcı olarak tanımlayarak, hangi emperyalistin kuklası olduklarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Ama bu ne kadar sürer, ne zaman ortaya çıkar bilmiyorum ama sonuçta bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.

İşte bu Türk ulus devletine, Türk kimliğine düşman olan emperyalist kuklaları, buldukları her fırsatta kendilerini Osmanlı torunu gibi sıfatlarla gizleyerek; Atatürk'e, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına, Cumhuriyet'e ve ulusal değerlere saldırmaktadırlar.

Bu nedenle onlara yanıt vermek son derece önemli…

İsterseniz buna da Cumhuriyet'e karşı kullandıkları Hilafet ve İslam kardeşliğinden başlayalım…

Bilindiği gibi ulus-devlet ve Atatürk düşmanlığı yaparken sığındıkları ilk liman hilafet veya İslam Birliği oluyor. Oysa tarihte tüm Müslümanların kabul ettiği tek bir halifelik kurumu hiçbir zaman var olmamıştır. Osmanlı'da hilafet varken bile diğer Müslüman coğrafyaların kendi otoriteleri mevcuttu.

Bugün İslam kardeşliği diyenlere sormak gerekir: ABD ve Batı Afganistan'a çöktüğünde biz mazlum Afgan halkının mı yanındaydık yoksa işgalcinin mi? Libya parçalanırken durum farklı mıydı? Irak, kimyasal silah yalanıyla yerle bir edilirken, merkezi hükümetin uyarılarına rağmen bölgedeki gayrimeşru yapılarla petrol anlaşmaları yapıp BM'den ceza yiyen biz değil miydik? Daha yakın tarihte ABD başkanı, "İsrail'in iki bin yıldır başaramadığını Türkiye gerçekleştirdi" demedi mi? Suriye'nin kuzeyinde terör koridoru açılırken sergilenen tavırlar ortadayken, hâlâ hangi İslam kardeşliğinden bahsediliyor?

Gelelim Osmanlıcılık meselesine… Öncelikle şunu belirtelim: Osmanlı bir imparatorluk yapısıydı; çok hukuklu, çok kültürlü ve çok milliyetliydi. Devletin adı Devlet-i Aliyye… Üstelik ekonomik bağımsızlığı da tartışmalıydı; bir merkez bankası olmadığı gibi, para basma yetkisi bile İngiliz-Fransız ortaklığı olan Bank-ı Osmanî-i Şahane'nin elindeydi. Daha da vahimi, Düyun-ı Umumiye aracılığıyla devletin temel gelirlerine el konulmuş, maliye yabancıların denetimine girmişti. Fransız sermayeli Reji İdaresi ise köylümüzün ürettiği tütünden tuzuna kadar her şeye ipotek koymuş, hatta kendi topraklarımızda "kolcu" adı verilen silahlı adamlarıyla halka kan kusturmuştu.

Doğrusunu isterseniz Osmanlı, yatırımı Balkanlar'a yapar; Anadolu'yu ise sadece vergi ve asker deposu olarak görürdü. Madenlerden sanata, bankerlikten sanayiye kadar hemen her şey yabancıların elindeydi. İmparatorluk, Balkan Savaşları ve ardından gelen Birinci Dünya Savaşı ile dağılma sürecine girince Halife sıfatıyla Müslüman ülkelerine "Cihad-ı Ekber" çağrısı da yapmış, ancak ne yazık ki beklediği sonucu alamamış ve Mondros ile ordusunu dağıtıp Sevr ile işgali kabullenmiştir.

Acı olan şudur ki; bugünün Osmanlıcılarının fikir babaları, o gün işgalciye tek kurşun atmadıkları gibi, Samsun'a çıkan Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı'nı engellemek için de ellerinden geleni yaptılar. Bunların bugünkü temsilcileri de "Keşke Yunan galip gelseydi" diyecek kadar gözü dönmüş, fesli bir şahsın müridi olmaktan öteye gidememişlerdir. Milli Mücadele döneminde de zaten İngiliz gemilerine binip kaçanlarla aynı zihniyeti paylaşanların, bugün vatan ve millet sevgisinden bahsetmesi sadece komedidir.

Hiç merak ediyor musunuz?

Bugün ABD emperyalizmi ve Batı, hedef aldığı ülkelerde neden laik ulus-devletleri tasfiye edip siyasal İslamcı yapıları öne çıkarmakta? Çünkü ulus-devlet, ekonomik ve siyasi egemenliğin ulusta olduğu, yetkinin parlamentoda toplandığı bir sistemdir. Fabrikasından madenine, bankasından toprağına kadar her değer ulusal çıkar için kullanılır. Siyasal İslam ise egemenliğin tek kişide toplandığı ve ekonomik iradenin emperyalizme teslim edildiği bir modeldir. Nitekim bunların akıl hocaları, "ABD gelsin, hilafeti bize versin; bizi sömürecekse de sömürsün, babasının hayrına yapacak değil ya" diyebilecek kadar bağımsızlık onurundan yoksun bir zihniyete sahiptir.

Şunu iyi anlamalıyız: Bir ülkenin bayrağının dalgalanması, o ülkenin tam bağımsız olduğu anlamına gelmez. Eğer merkez bankanızın anahtarı küresel finans merkezlerinin elindeyse, sanayiniz montajdan ibaretse ve tarımınız dış tohumlara mahkûm edilmişse; siyasi kararlarınız da kaçınılmaz olarak o borç verenlerin ipoteği altına girer. Osmanlı'nın son döneminde Düyun-ı Umumiye ve Reji ile yaşadığımız zillet, bugün modern yöntemlerle ve tek taraflı dayatılan Gümrük Birliği gibi ekonomik prangalarla tekrar önümüze konulmaktadır. Ulus-devlet bu prangaları kırma iradesidir; siyasal İslamcılık ise bu bağımlılığı kader diye yutturma çabasıdır.

Demek istediğim, ulusal çıkarlarınızı koruyan bir devletiniz yoksa fabrikalarınız, madenleriniz ve bankalarınız elden gider. Sonunda, işletmesi ve denetimi yabancılara ait olan yol ve köprülerden geçmek zorunda kalırsınız. Aslında tablo çok net: Kendilerine Osmanlıcı diyenlerin, aynı tarihsel dönemde olduğu gibi bugün de ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi bir dertlerinin olmaması; ulusal birlikteliği korumak gibi bir kaygı taşımamaları da asla tesadüf değil...

Üstelik dün Sevr'e boyun eğen zihniyetle, bugün ulus-devletin kazanımlarını emperyalist odaklara peşkeş çeken zihniyet ne yazık ki aynı kaynaktan beslenmektedir.

16.02.2026
Nusret KEBAPÇI

 

7 Ağustos 2023 Pazartesi

DİSNEY

 

DİSNEY

 

Son günlerde bir Atatürkçülük furyasıdır gidiyor. Bakıyorsunuz hemen herkes sosyal medyada konu ile ilgili paylaşımlarda bulunuyor.

İçlerinde kınayanlar mı dersiniz…

Hakaret edenler mi?

Herkes bir şekilde tepki de bulunuyor da…

Konuyu anlayınca insan şaşırmadan kendini alamıyor…

Nedenini söyleyim…

Daha doğrusu işin gerçeğini…

Bildiğiniz gibi siyasal İslam’ın yönettiği ülkemizde Türk kültürünü anlatan…

Topluma benimseten, okullarda öğreten, bir kültür politikamız ne yazık ki yok.

Olmuyor…

Böyle olunca iş ne yazık ki Emperyalizmin kültür politikasına bırakılıveriyor.

Çünkü öbür türlü uğraşmak, halka…

Öğrencilere bunu benimsetmek…

Epeyce emek…

Bir o kadar, hatta çok daha fazla para ve zaman da gerektiriyor.

Hem zaten amaç Türk kültürünü adım adım yok ederek, ülkenin dört bir yanını tarikat ve cemaatlerle, emperyalist kültür politikalarına terk etmek değil mi?

Hal böyle olunca neden bir şeyler yapılsın ki

Aslına bakarsanız bu iş, yani kültür konusu da…

Eğitim konusu da, ülkede uygulanan ekonomik modelle doğrudan bağlantılıdır.

Anlamı:

Nasıl ki ekonomi tamamen ulusal olmaktan çıkarılıp hemen tüm sanayimiz…

Tarımımız…

Hayvancılığımız…

Ticaretimiz, küresel çok uluslu şirketlere bırakılmışsa, inanın kültür de aynı.

O da ne yazık ki tarikat ve cemaatlere ,yabancı çok uluslu şirketlere, onların kültür politikalarına tamamen terk edilmiş durumda…

Neyse şimdi sadede gelelim…

Yani asıl konumuza…

Küresel bir yayın platformu olan DİSNEY; Atatürk’le ilgili bir dizi hazırlıyor ama Ermeni lobisinin baskı ve tepkisi yüzünden yayından kaldırılıyor.

Bu nedenle, Atatürkçü olan da…

Olmayan da kendince bir tepki gösteriyor da…

Asıl benim merak ettiğim…

O dizide Atatürk’ün nasıl yer aldığı?

Hangi özelliklerine yer verildiği

Tüm dünya uluslarına…

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anılan, yenilmez kabul edilen…

Zamanın, aynı zamanda günümüzün de en büyük emperyalistleri olan devletlerin, Atatürk’ün önderlik ettiği Kurtuluş savaşıyla nasıl yenilip, yurdumuzdan kovulduklarına yer verilip verilmediği…

Bunun yanı sıra…

Büyük Önderin bir ulus devlet kurmak adına yaptığı tüm Devrimlerin…

Getirdiği İlkelerin nasıl yer aldığı da çok önemli de…

Bence…

Kendimize sormamız gereken soru asla bu değil…

Olmamalı da.

Neden mi?

Bakın şimdi…

Bu ülkede…

Osmanlı’yla Selçuklu’yla ilgili film ve diziler pek çok kanalda yer alıyor mu?

Alıyor.

Alıyor ama iş yakın tarihe, Türkiye’nin son yüzyılına gelince, orada akan sular duruluyor.

Neden olabilir?

Çünkü çok önemli…

Öyle ki…

Birinci dünya Savaşı yılları ve Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet…

Bu uğurda verilen mücadeleler ortaya çıktığında…

Öncelikle Birinci dünya savası sonucunda imzalanan Mondros ve Sevr’in taraftarlarının kimler olduğunu…

ABD ve İngiliz mandacılarını…

Hatta

Kimin ya da kimlerin…

Fetvalarla halkı, emperyalizmin desteğiyle Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı yapanlara karşı ayaklandırdığı ortaya çıkacak…

O kadar ki madenler, fabrikalar yabancılara peşkeş çekilirken…

Cahil halkı kandırmak için uydurulan Lozan’ın gizli maddeleri saçmalığı da son bulacak ama…

Her ne kadar mızrak çuvala sığmasa da şimdilik bu konuyu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar…

Biliyorlar ki

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Atatürk İlke ve Devrimlerinin öğrenilmesi demek, iktidarın yıllardır silmeye çalıştığı Türk Ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkması, Cumhuriyetin yeniden hayat bulması, ulus bilincinin ve vatan sevgisinin tekrar canlanması anlamına da gelmektedir aynı zamanda…

Ama asıl konu, bu da değil…

Bu ülkede Atatürkçü olduğunu iddia eden partiler var mı?

Ya da Atatürk’ten yana olduğunu söyleyen dernekler…

Spor kulüpleri…

Atatürk’ü çok güzel anlatan, yazan, yazarlar var mı?

Var.

Hatta Atatürkçü pek çok iş adamının olduğu da bilinmektedir.

Peki, durum böyle olunca, güçlerimizi birleştirerek, Atatürk İlke ve Devrimlerini halka anlatan…

Atatürk’e yapılan saldırılara yanıt veren…

Diziler ve filmler yapmak çok mu zor?

Biz bu ülkede…

Cumhuriyetten 100 yıl sonra bile, hala; Atatürk’ü, emperyalizmin film platformlarından mı öğrenmek durumundayız?

 

07-08-2023

Nusret KEBAPÇI

17 Haziran 2018 Pazar

EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


EMPERYALİZM BİR ÜLKEDEN NE İSTER?


Belki seçim ortamında bu türden bir yazı sizi şaşırtabilir ama ülkemizin yaşadığı kimi değişikleri…
Ekonomide yapılanları anlamak için bence konunun anlaşılması son derece önemli…
Şimdi sorumuzu baştan soralım…
Emperyalizm bir ülkeden ne ister?
Doğrusunu isterseniz pek çok kez yazdık ama yine de tekrar edelim…
Öncelikle istediği…
O ülkenin sanayileşmekten…
Tarımını geliştirmekten vazgeçip, hiç bir koşul olmaksızın kendilerinin açık pazarı olmasıdır.
Tabi bunu yapabilmenin pek çok yolu var ama önce ülkede sanayileşmeye, kalkınmaya, tarımı geliştirmeye ayrılabilecek bir birikimin olmasını engellemek önde gelen amaçlarından biridir…
Haliyle bunun için de sanayi ve tarıma ayrılacak kaynakların dışarıya aktarılması gerekir ki…
O ülkede bunları gerçekleştirebilecek herhangi bir birikim olamasın.
Hani bu gün şaşkınlıkla karşıladığınız…
Hasta garantisi verilmiş hastaneler…
Yolcu sayısı garanti edilmiş hava alanları…
Köprüler…
Yollar var ya…
Mantığı bu...
Tabi her şey bununla da bitmiyor…
Ülkede gümrük birliği öncesinde, korumacılık varken gerçekleşen ulusal sanayi…
Tarım…
Banka, ticaret, rafineri, haberleşme, enerji gibi kurumların bulunması da bilindiği gibi emperyalizmin ülke pazarını ele geçirmesinin önünde en önemli engeldir…
Bu nedenle bunların da kısa sürede piyasaya açılarak hızla yabancıların eline geçmeleri sağlanmalıydı ki…
Ülke tamamıyla yabancıların pazarı olabilsin.
İşte bu nedenle sanayi…
Tarım…
Bankacık…
Ticaret…
Rafineri…
Hatta stratejik olarak kabul edilen madenler ve askeri malzeme ve mühimmat üreten kuruluşlar da içinde olmak üzere hemen her şey…
Hatta düşünce kuruluşları bile yabancılara satılmaya çalışılır ki…
Emperyalizm tamamen ülkeye hakim olsun.
Zaten bunu yapanların…
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de vurguladığı “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş… ” Sözünden ülkenin emperyalizme karşı direnebileceği ulusal sanayi, tarım, ticaret ve bankacılık haberleşme, enerji gibi kuruluşlarından oluşan ekonomik kaleleri değil…
Çeşitli kentlerimizdeki tarihi kaleleri anladıkları ortada ama ne yazık ki iş bununla da bitmiyor…
Küçülen devletle birlikte devletin sosyalliği de ortadan kalkacağından ülke çok kısa bir süre içinde etnik ve dini yardım kuruluşlarının eline kalıveriyor…
Böyle olunca ulus devletle beraber…
Toplumu bir arada tutan, etnik ve dinsel bölünmesini engelleyecek Türk ulus kimliğinin de yok edileceği, göz önünde bulundurulursa…
Ülkenin etnik ve dinsel parçalanmasının önünde hiç bir engel bırakılmamış oluyor…
İşte birilerinin yıllardır Osmanlı benzeri çok kimlikli, çok kültürlü bir devlet istemelerinin…
Atatürk adını hemen her yerden silmeye çalışmalarının…
Türk ulus kimliğini yok etmeye çabalamalarının…
“Federatif olmayan bir başkanlık altı kaval üstü şişhanedir” Dedikleri halde yıllardır başkanlıkta ayak diretmelerinin nedeni bu…
Bilmem anlatabildim mi?

17–06–2018
Nusret KEBAPÇI


14 Kasım 2017 Salı

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…


Bu sözün anlamı bilindiği gibi insanların sözlerine değil yaptıklarına bakmak gerektiğidir…
Bunu niçin söyledim…
Çünkü toplum olarak yeteri kadar okumadığımızdan olsa gerek…
Genelde söylenen sözlere…
Sözlü propagandalara çok çabuk inanıyoruz.
Aslında…
Uygulamalara bakılsa…
Yapılanlar biraz tarafsız bir gözle görülse, gerçekler anlaşılacak ama dediğim gibi onun için de araştırmak…
Okumak…
Yani anlayacağınız olayları anlamak için biraz kafa patlatmak gerekiyor.
Bunu günlük yaşamın hemen her yerinde özellikle siyasette sıklıkla görmek mümkün…
Bir bakıyorsunuz…
Adamlar yasa, yönetmelik değişikliğiyle…
“Vatan, millet sevgisini kaldırıp, yerine küresel sermayeye hizmet etmeyi ” bile koyuyor ama birileri…
Bunu anlamayıp hala bunu yapanları vatanseverlikle övmekte hiçbir sakınca görmeyebiliyor…
Yine birileri hiçbir ad belirtmeden millet, bu millet falan dediklerinde siz yine iyi niyetten olsa gerek Türk milleti olarak anlıyorsunuz ya…
İnanın bu kavram da bizim bildiğimiz anlamda ulus anlamında falan değil aynen Osmanlı’da olduğu gibi Müslüman milleti, Yahudi milleti gibi…
Dinsel kimlikler anlamında kullanılmaktadır demiş olursak da yanlış söylememiş oluruz…
Hem zaten her tarafa asılan “tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak “kavramlarında sadece tek dilin olmaması bile bununla ilgili bir ipucu vermiyor mu?
Ortak dil olmadan ulus kimlik olur mu?
Ama zaten kastedilen ulus kimlik değil, bilmem anlatabildim mi?
Şimdi birileri çıkıp, özelikle son günlerde…
İktidarın ABD ile çatıştığını…
Vatan savaşı verildiğini falan söylüyorlar ya…
İsterseniz önce söyle sormakta yarar bulunuyor…
Sahi
Milleti kabul etmeyen, ulus devlete düşman olan, ümmetçi bir anlayışta vatan diye bir kavram olur mu?
Elbette olmaz...
Olmayınca haliyle vatan savaşı da olabilmesi mümkün olamıyor…
Ya geçtiğimiz günlerde Katar eski Başbakanı’nın; “Arabistan, Katar ve Türk hükümetinin dünyanın her tarafından gelen cihatçıları Türkiye üzerinden Suriye’ye soktuklarını “açıklaması da size bir şey ifade etmiyor mu?
Sahi kim istemişti bunu, ABD değil mi?
Peki, 2011 de başlayan olaylardan bu yana Suriye’ye dostluk eli uzatmayıp da hala ÖSO ile iş tutmaya kalkan kim?
Ya ABD’den sürekli yakınıp da ziyarete gidince uçak alarak geri dönen…
Ya beyler…
Son derece açık söylüyorum…
PYD’ye silahlar nereden gidiyor?
Irak’tan…
Suriye’den…
İran’dan gitmesi mümkün olmadığına göre ki…
Bal gibi İncirlik’ten gittiğini sağır sultan bile bilmektedir…
Peki, madem ABD bize düşmanca davranıyor…
Öyle diyorsunuz…
İncirlik mutabakatını iptal et.
Üslerden kov…
Suriye’yle hemen dostluk kur…
Ama tüm bunlar yapılmadığına göre…
Tüm bu yapılanların bir tek anlamı bulunmaktadır…
Dış düşman gösterilerek halkın desteğini almak…
Gerisi hikâyedir…

13–11–2017
Nusret KEBAPÇI


4 Ağustos 2017 Cuma

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI


Geçtiğimiz günlerde Siverek’de Tahra denilen bir tür bıçakla Atatürk anıtına yapılan saldırıyı sadece bir meczubun saldırısı olarak düşünüyorsanız bilin ki ciddi bir yanılgı içindesiniz…
Tabi aynı durum bunun bir provokasyon olduğunu düşünenler için de geçerli…
Çünkü Atatürk’e yapılan saldırılar, çok seyrek…
Yani binde bir olarak yapılan bir anlamda münferit olarak nitelenebilen türden saldırılar değil…
Tersine bilinçli, sistemli, son derece programlı…
Ve bir amacı gerçekleştirmek için yapılan saldırılardır.
Zaten öyle olduğu için ki sıklıkla onun İlkeleri,  Devrimleri tartışma konusu yapılıp…
Adı hemen her yerden kaldırılmaya çalışılırken...
Ya da Sevr için bugüne kadar en küçük bir söz bile edilmediği halde neden Lozan ikide bir uydurma bilgilerle sık sık tartışma konusu yapılıyor dersiniz?
Hep aynı amaç için…
Ama bazen bakıyorlar ki tüm bunlar yeterli gelmiyor bu kez belden aşağıya saldırıyorlar…
Bir savaş sırasında düşmanın bile söyleyemediği sözler Cumhuriyetimizin kurucusuna söylenilebilip…
Özel hayatına…
Mahremiyetine
Ahlaksızca dil uzatılabiliyor…
Diyeceksiniz tamam da neden?
Aslına bakarsanız saldırılmasının bir tek nedeni bulunmaktadır o da ulus kimliğin, ulus devletin, ekonominin zayıflatılarak yerine çok kimlikli, çok kültürlü
Çok dilli federatif bir devlet kurmak…
Aslına bakarsanız bu plan hiç birimize yabancı değil…
Çünkü bu plan…
Biliyoruz ki neredeyse Sevr’den bu yana emperyalizmin gerçekleştirmek istediği 100 yıllık hedeflerinden biridir.
Düşünebiliyor musunuz?
Birinci Dünya savası sona ermiş, Mondros ve Sevr anlaşmalarıyla da ülkemizin dört bir yanı işgal edilmiş…
Türklere ise Sevr anlaşmasıyla sadece Ankara ve çevresiyle sınırlı 8–10 kadar il bırakılmış…
Tabi o yıllarda…  
Biraz milliyetçilik akımlarının etkisi biraz da zamanın emperyalistlerinin kışkırtmasıyla Osmanlı’daki azınlıklar da Osmanlı milli bir devlet olmayıp, imparatorluk olması nedeniyle kendi milli kimliklerini yaşatıp, geliştirme fırsatı bulduklarından çok kısa bir sürede kendi devletlerini kurarak ayrılmışlar ama…
Sadece Türkler Türk kimliğini öne çıkarmayı azınlık olmayı kabul etmek olarak değerlendirip, devletin parçalanmasına yol açacağı gerekçesiyle ayrı bir devlet kurma çabasına girişmemiş ve Osmanlı kimliğini ellerinden geldiği kadar sürdürmeye çalışmışlardır ancak gerçek şu ki Türkler devletsiz kalmıştır…
Ta ki Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ortaya çıkana kadar…
İşte zaten her şey o zaman başlıyor…
Türkler…
Aralarında Tarihte yenilmez denilen üzerinde güneş batmayan bir devletin de bulunduğu bir grup emperyalisti yenilgiye uğratarak bağımsız bir ulus devlet…
Bir Cumhuriyet kuruyorlar kurmasına ama aması var…
Emperyalizm kendilerine karşı kazanılan bu tarihin ilk bağımsızlık savasını hiç unutmuyor.
Bu nedenle de o tarihten beri gerek dıştan saldırı ve tehdit, gerekse içten ulus devlet ve Cumhuriyet karşıtı gericiliği de kullanarak Türkiye’yi bağımsız, güçlü bölgede söz sahibi bir ulus devlet değil…
Çok parçalı…
Birbiriyle çatışan etnik ve dini kimliklerden oluşan emperyalizmin açık pazarı bir devlet yapmak için elinden geleni yapıyor…
Ancak şunu da biliyorlar…
Atatürk itibarsızlaştırılmadan…
Ulusal günler önemsizleştirilip, ulus bilinci yok edilmeden bunun yapılması mümkün değil…
Şimdi o yapılmaktadır...

04–08–2017
Nusret KEBAPÇI


5 Mayıs 2017 Cuma

NE İSTENİYOR?

NE İSTENİYOR?

Referandum bitti…
Şimdi sıra geldi başkanlıkla hedeflenen değişikliklerin yapılmasına…
Sahi siz nasıl bir değişiklik yapılacağını düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz öyle bunu bilmek için çok araştırmaya, öyle uzun uzun incelemelerde bulunmaya falan da gerek yok.
Sadece biraz bilinçli olup algılarınızı açık tutmak yeterli olacaktır.
Hem zaten kendileri de bunu çoğu zaman pek çok şekilde de ifade etmektedirler…
Tabi bunu yaparken de fikirlerin her zaman en yetkililerin ağızlarından değil de…
Genelde danışman ve çeşitli gazeteciler aracılığıyla duyurulması…
Yönetenlere…
Sanki konuyla ilgileri yokmuş gibi davranma…
Hem de hiç oralı olunmayarak toplumun tepkisi ölçmek gibi bir fırsatı da beraberinde sunmaktadır…
Yani bir süredir…
“Hilafet…”
“İkinci Osmanlı…”u
“Eyalet sistemi…”
Hatta “kendi devletlerini kuracaklarını” söyleyenlerin hepsi hiç lamı cimi yok gerçeği söylemektedirler…
Yani uzun sözün kısası…
Başkanlıkla ulus devleti yıkıp…
Yerine etnik ve dini eyaletlere ayrışmış Osmanlı benzeri çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta ulusal ekonomisi yerle bir edilen…
Çok borçlu bir ülke olmamız hedeflenmektedir.
Bu ulusal ekonominin tasfiyesi ve aşırı borçlanma, aslına bakarsanız işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir…
Çünkü herkes bilir ki…
Ulusal ekonomisi çok güçlü…
Halkının refah düzeyi yüksek…
Gelir dağılımı iyi olan, bir ülkede hiç bir güç, toplumu etnik ve dini kimlikçiklere ayıramaz…
Emperyalizm de bunu bildiğinden
Önce ulusal ekonominin elden çıkarılmasıyla işe başlanır…
Ülkenin gelirleri azalıp, aşırı borç altına sokulup, gelir dağılımı dengesiz hale getirilince de…
Halkın güveneceği, halkına sahip çıkan ulus devletin yerini adım adım özellikle tarikat ve cemaatlerin kurduğu sözde yardım kuruluşları almaya başlar…
Böyle olunca da Toplumda yavaş yavaş bu yönde parçalanma da başlamış olacaktır…
Şimdi siz sanıyor musunuz, başkanlıkta da bugüne kadar olduğu gibi sendikanız, partiniz, meclisiniz olacak…
Sizler de mecliste tartışarak yasa yapıp…
Hak aramak için mücadele falan yapacaksınız…
İnanın sistem tam olarak oturduğunda bunların hiç biri olmayacaktır…
Neden mi? Bakın yıllardır hep aynı anlayış;
Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir .” Sözüne karşı çıkıp, egemenliğin tanrıda olduğu bir düzen özlemi çektiklerini söylemiyorlar mı?
Peki, kim yönetecek ülkeyi? En güçlü, en etkili cemaat ve tarikat değil mi?
Peki de değişmez yasaların olduğu bir sistemde…
Meclis…
Muhalefet partisi…
Sendika…
Dernek falan olabilir mi?
Demek istediğim…
Şimdi siz…
Laikliği küçümseyip…
Daha yüksek idealler peşinde falan koşuyorsunuz ya…
Bence bilmenizde yarar var
Laiklik varsa egemenlik millete ait oluyor ve demokrasiyle yönetiliyorsunuz…
Ama yoksa
Sisteminize ne ad koyarsanız koyun diktatörlükle yönetileceksiniz demektir…

04–05–2017
Nusret KEBAPÇI




10 Mart 2017 Cuma

EYALETSİZ BAŞKANLIK OLUR MU?

EYALETSİZ BAŞKANLIK OLUR MU?


Elbette olmaz ama inanın bu sözü ben söylemiyorum…
Kim mi söylüyor?
Bugün devleti yönetenler…
Hem de bir kez değil, pek çok kez…
Hani zaman zaman konuyla ilgili olarak Türk tipi başkanlık sözleri falan da ediliyor ya…
hikayedir.
İş Aslında…
Atatürk önderliğindeki Kurtuluş savaşı öncesinde yarım kalan
Osmanlı’nın parçalanarak Türklere çok küçük bir alan bırakılmaya çalışılan Sevr haritasının, aradan 100 yıl sonra tekrar gündeme getirilmesinden başka bir şey değildir…
Yani birileri bir oldubittiyle Türk Milletini federatif bir başkanlığa…
Sonrasında da bu eyaletlerin bağımsızlığı yoluyla da paramparça etmeye razı etmeye çalışmaktadır ki…
Asıl amaç da budur bile demek mümkün.
Şöyle diyebilirsiniz…
Tamam, belki öyle olabilir ama ya değilse…
Aslına bakarsanız hani ne denir, perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir…
İşte şimdi içinde bulunduğumuz durum tam da böyledir.
Çünkü yıllardır ülkede gerçekleştirilenler zaten çok kimlikliliğin…
Çok kültürlülüğün…
Hatta
Çok hukukluluğun işaretleri değil miydi?
Böyle olunca da…
Bu başkanlığın nereye doğru gideceğini söylemek kanımca hiç de zor falan değil…
Üstelik yapılan açıklamalarla yönü bizzat kendileri bile göstermektedirler…
Bakın şimdi…
Neredeyse 15 yıla yakındır…
Anayasa komisyonları kurularak Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi, tartışmaya açılmadı mı?
Açıldı.
Hatta “Türk Milleti kavramı birleştirici değil, Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor…”
“Tüm etnik kimliklerin adı anayasaya mutlaka yazılmalı.” denildi mi?
Denildi.
Peki
“Anayasa’da etnik kimlik vurgusu yapılmayacak, Türkiyelilik esas olacak…” diye Anayasa’dan Türk Milleti kavramının kaldıracağı, seçim bildirgelerine bile yazıldı mı?
Yazılmadı diyenler varsa bir zahmet partilerinin 7 Haziran seçim bildirgelerine göz atıversinler…
Diyelim ki…
“Osmanlı’nın Kürdistan, lazistan eyaletleri vardı.” denilerek etnik bir federasyona yeşil ışık yakılıp…
Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat yasasından bile vatanını, milletini seven öğrenci yetiştirmenin kaldırılıp yerine küreselleşmenin ihtiyacı olan iş gücü yetiştirmenin konulması da…
Sizde üniter devletin kaldırılacağıyla ilgili hiç bir kuşku uyandırmadı…
Taslağın içindeki üniter devletin tasfiyesine yol açabilecek maddeleri de fark etmeyip…
İlk dört maddenin şimdilik kaldırılmamasıyla da teselli buldunuz diyelim…
Ya kardeşim!
Barzani’nin bayraklarının ülkemiz gönderine çekilmesi de mi sizi uyandırmadı…
Eğer tüm bunlar sizi uyandırmaya yetmediyse…
O zaman uyuyun kardeşim…
Uyuyun ama…
Yaşayacaklarımızın rüya olmayacağını da bilin…

10–03–2017
Nusret KEBAPÇI


6 Mart 2017 Pazartesi

94 YIL ÖNCE…

94 YIL ÖNCE…


Bizde son yıllarda bir Osmanlı’cılıktır gidiyor…
Böyle olunca sanırım Cumhuriyete saldırmak da farz oluyor.
Bununla ilgili…
“90 yıllık reklam arası” diyen de çıkıyor.
“Prangalardan kurtulduk” diyen de…
Hatta
İşi çok ileri götürüp
“94 yıllık sarhoşların kurduğu rüya bitti” diyenler bile olabiliyor.
Tabi bunlar Osmanlı’cı olunca…
Öyle tarih okumakmış…
O tarihlerde neler yaşanmış mış…
Haliyle önemli falan da olmuyor.
İktidar sarhoşluğundan olsa gerek…
Cumhuriyet’e…
Atatürk’e…
Türk ulus kimliğine ne kadar yüksek sesle hakaret ederlerse…
O kadar taltif göreceklerini…
Birilerinin gözüne gireceklerini sanıyorlar ama iş o kadar kolay değil…
Bu fikir fukaralarının söylediklerini göz önünde bulundurarak diyelim ki bir an için 94 yıl öncesine yani Cumhuriyet öncesine döndük diyelim…
Ne göreceğinizi sanıyorsunuz?
Sanayileşmiş…
Tarımda kalkınmış…
Bilimde çok ileri gitmiş…
Dünyada hemen her konuda etkili hatta büyük devletlerle egemenlik savaşı yürüten…
Şirketlerinin dünyanın en ücra köşelerine kadar gittiği, çok gelişmiş…
Demokrasisinin ülkenin dört bir bucağına yerleştiği bir ülke mi?
Eğer gerçekten böyle bir düşünceye sahipseniz şu kadarını söyleyim, birileri sizi fena halde kandırmış…
Üstelik
Düşündüğünüzün tam tersi bir durum bile söz konusu…
Ayrıca o yıllarda ülkede kayda değer bir sanayi, ticaret olmadığı gibi…
Gelişmiş bir tarım falan da yok.
Zaten olanlar da yabancıların elinde.
O kadar ki, o yıllarda…
Limanlar…
Demiryolları…
Elektrik…
Bankalar…
Hatta bazı yerlerde su bile Osmanlı’nın değil yabancıların…
Tabi bu arada sarayın lüks tüketimi, Osmanlı’nın artık sefere çıkamaması ve ulus devletlerin bir biri ardına kopmaya başlaması nedeniyle borcun arşı alaya çıktığını…
Bu nedenle de alacaklı ülkelerin ülke maliyesine el koyduklarını…
Vergiyi onların topladığını sanırım söylemeye bile gerek bulunmuyor…
Tabi o yıllarda bırakın eşit vatandaşlığı, daha vatandaşlık bile söz konusu değil…
Yabancılar hemen her şeyde ayrıcalıklı.
Öyle ki…
Adamlar askere gitmeyip, vergi vermediği gibi mahkemelerde bile yargılanamıyor…
Öyle Kadın haklarıymış, seçimmiş, demokrasiymiş böyle bir şey de söz konusu değil…
Bakın tüm bunları söylerken zamanın hanedanının Mondros Ateşkes anlaşmasıyla teslim olduğunu…
Sevr’i kabul ederek Osmanlı’nın yok olmasının fermanını imzaladığını…
Yetmezmiş gibi…
Kuvayi Milliye’ye karşı Kuvayi İnzibatiye’yi kurarak dönemin emperyalistleriyle birlikte mücadele ettiklerini de unutmamak gerekiyor…
Demek istediğim…
Tüm bunlara rağmen bugün hala Osmanlıcılığı savunuyorsanız…
Ya ayrıcalıklardan yararlanan yabancı olmanız gerekiyor…
Ya da sömürü planları yarıda kalan emperyalist…
Değilse…
Ulusal ekonominin tasfiye edilerek…
Türk Milleti kavramının yadsınarak…
Türk Ulus devletinin parçalanıp federatif devlet oluşturulmaya çalışılması başka türlü nasıl açıklanabilir ki…

06–03–2017
Nusret KEBAPÇI



24 Şubat 2017 Cuma

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?


Görünen o ki, eğer son günlerde herhangi bir iptal olmazsa 16 Nisan’da anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.
Tamam, gidiyoruz da…
Bir ülkede anayasa değişikliği ile sistem değişikliğine doğru gidilir de bunun uluslararası bağlantısı falan olmaz mı?
Elbette olur
Yani eğer bir ülkede bir sistem değişikliği yaşanıyorsa…
Bunu sadece o ülke dinamikleriyle değil emperyalistlerin çıkarları açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Böyle olunca da bu değişikliği kimin istediği haliyle büyük bir önem kazanmaktadır.
Sahi
Kim bu anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemini istiyor? hiç düşündünüz mü?
Bunu ülkemiz içinden halkın tercihlerini sorgulamak anlamında değil emperyalist ve büyük devletler anlamında soruyorum…
Evet kim?
Saymak gerekirse ABD…
AB…
İsrail…
Rusya…
Hatta
Bölgedeki Arap ülkelerinin bu anayasa değişikliğiyle getirilmek istenilen başkanlık sistemini desteklediğini söylemek mümkün…
Bunu söylediğim için sanmayın ki konuyla ilgili çok özel bilgilere sahibim…
Ama değil…
Bu ülkeler…
Başkanlık konusundaki tavırlarını çeşitli söylemleriyle hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde zaten kendileri de ifade etmişlerdir…
Öyle ki
Bazılarının resmi açıklamaları bile bulunmaktadır.
Peki, neden bu ülkeler başkanlık sistemi istemektedirler?
Aslında amaçları son derece açık…
Yıllar önce ABD’nin BOP çerçevesinde ortaya koyduğu gibi aralarında Türkiye ve bölge ülkelerinin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını yeniden çizmek değil miydi?
Niçin çizilecekti, bu sınırlar?
Doğrusu iki nedene dayandırıyorlardı…
Bunlardan birincisi…
Bölgede ABD’nin çıkarlarına karşı koyabilecek…
İsrail için herhangi bir zaman tehdit ya da engel olabilecek güçlü bir ulus devletin olmamasıysa…
Diğeri de…
Bölgede önemli doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeleri dört ülkeden kopararak büyük Kürdistan adıyla aynı İsrail gibi Arap olmayan kendine bağımlı bir ülke kurmaktı…
Bilindiği gibi bunun için de bölgedeki güçlü ulus devletlerin etnik ve dini kimliklerin kışkırtılması yoluyla parçalanarak ya çok kimlikli devletler ya da küçük devletçikler olması gerekiyordu…
İşte yıllardır Ulus devletimizin hedef alınıp…
Ulus kimliğimizin yıpratılmaya çalışılıp
Kendilerini Türk saymayarak sözde yeni Osmanlıcılık adı altında federatif bir sistem kurmaya çalışmalarının asıl nedeni budur…
Anlayacağınız bu seçim sadece basit bir evet, hayır arasındaki bir tercih değil…
Ulus devletle federatif bir başkanlık arasında bir seçimdir de aynı zamanda…
Değilse
Adamlar ne demeye…
“Halifelik geliyor…”
“Osmanlıyı yeniden kuruyoruz…”
“90 yıllık zulme son vereceğiz…” desinler öyle değil mi?

23–02–2017

Nusret kebapçı

23 Ocak 2017 Pazartesi

YENİ MÜFREDAT…

YENİ MÜFREDAT…


Bilindiği gibi MEB uzun süredir beklenildiği gibi eğitimde müfredat değişikliğine gitmek istemektedir.
Peki neden?
Ya da şöyle soralım…
Eğer siz bu değişikliğin altında yıllardır PİSA türünden sınavlardaki başarısızlığımızın yattığını düşünenlerdenseniz…
Şu kadarını söyleyim…
Hiçbir ilgisi yok.
O halde neden ısrarla bir değişiklik dayatılmasında bulunularak eğitim dincileştirilmeye çalışılmaktadır…
Bence orası önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken bir şey var…
Emperyalizm
Siz buna küreselleşme falan da diyebilirsiniz…
Dünyanın geri kalan ülkelerinin kendilerinin açık pazarları olmalarını ister…
Ne yapar bunun için…
İlgili ülkenin…
Tarım…
Sanayi…
Madencilik…
Ticaret…
Bankacılık dahil ne kadar şirketi varsa…
Hepsinin yabancılara satılması yönünde baskı yapar…
Tabi satılmasıyla falan da iş bitmiyor…
Çünkü onlar da…
Kurtuluş Savaşı’ndan biliyorlar ki…
Bir ülkeye…
Mondros Antlaşması’nı imzalatabilirsin…
Hatta Sevr’e de razı edebilirsin…
Ama
O ülke insanlarının kafasından…
Yüreğinden…
Ulus bilincini…
Vatanseverliği
Bağımsızlığı yok etmediğin sürece o ülkeyi tam olarak teslim almak asla mümkün değildir…
Ama anlaşılıyor ki bu kez derslerini iyi çalışmışlar…
Öyle görünüyor.
Çünkü onlar hasta adam denilen Osmanlı’nın küllerinden bile bir Cumhuriyetin çıktığını…
Tam bitti denilen yerde 3,5 yıl süren bir mücadeleyle yedi düvelin denize döküldüğünü hiç mi hiç unutmadılar…
İşte bu nedenle, geçmişten ders çıkararak…
Halkın…
Çocukların kafasından Atatürk’ü…
Bağımsızlığı…
Kurtuluş Savaşı’nı…
Emperyalizme karşı mücadeleyi…
Vatan…
Bayrak…
Türk milleti gibi kavramları silerek tüm toplumu…
Bir daha hiç doğrulmamak üzere…
Emperyalizmin kölesi yapmak istemektedirler…
Değilse daha 2011’ de MEB Teşkilat Yasası’nı değiştirerek vatanını, milletini sevmeyi kaldırıp da küresel sermayeye işgücü yetiştirmeyi koysunlar ki…
Öyle değil mi?

22–01–2017
Nusret KEBAPÇI