ULUS KİMLİK OLMAZSA…
Zaten görünürde bizi birbirimize
bağlayan hani şu millet dediğimiz toplumda birliğe, dayanışmaya yarayan
kavramın bir süredir çok uzaklarda kaldığını…
Yerini tarikat ve cemaat
kimliklerinin aldığını pek çok olayda hepimiz yaşamaktayız.
Aslına bakarsanız; bunu
sadece bir kaç gün önce Sırbistan’la maç yapan Voleybol Milli Takımımıza yaklaşımlarda
bile görebilmek mümkün…
Halkımızın çoğunluğu Milli
takımımızı, içinde kim, hangi cinsel tercihi var gibisinden bel altına inmeden
büyük bir coşkuyla desteklerken…
Millî bilinç yoksunu
birileri olaylara siyasal İslamcı pencereden bakarak daha önce “keşke Yunan kazansaydı”nın benzeri bir
şekilde işi Sırbistan kazansına kadar götürebildiler.
Aslına bu, toplumda
ulus bilinci yok edilirken yerine adım adım ümmet bilincinin konulmasıyla
doğrudan alakalıdır.
Çünkü milli bilinç
olmazsa…
Ülkenizin ekonomik
durumunu…
Nasıl yönetildiğini…
Ülkeye milyonlarca yabancının
doldurtularak demografik yapının neden değiştirilmeye çalışıldığını…
Toprakların…
Fabrikaların
yabancılara satılmasının anlamını…
Neden tarımda dışa bağımlı
hale getirildiğimizi asla anlayamazsınız.
Hem zaten siyasal
İslamcı bir anlayışın sözlüğünde emperyalizm…
Bağımsızlık…
Sanayileşme…
Tarımı geliştirip
ülkeyi kalkındırmak gibi kavramlar da bulunmamaktadır.
Aslında bu millet
olmak veya ortak kimlik konusu o kadar önemlidir ki millet bilinci olmadığında toplumda
ortak duygu ve düşünce olamayacağı gibi, ülkeniz için nelerin tehdit ve tehlike
oluşturduğunu asla bilemiyorsunuz…
Durum böyle olunca
biraz geçmişe gitmekte yarar var…
Osmanlı’nın son
dönemlerine diyelim.
Hani bunlar
kendilerine Osmanlı falan diyorlar ya, oralarda bu durum nasıl olmuş biraz göz
atmakta yarar bulunuyor…
Bilindiği gibi
Osmanlı zaten çok kültürlü, çok kimlikli, hatta çok milletli bir imparatorluk…
Bu nedenle ortak bir
millet kavramı bulunmuyor.
O dönemi biraz araştırırsak
Osmanlı’nın son zamanlarında çeşitli emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla
ülke içinde çeşitli etnik ve dini pek çok ayaklanma çıktığını öğrenmek mümkün.
Zaten daha öncesinde
de bu çeşitli dini ve etnik kimlikler ülke içinde bir anlamda bağımsız bile sayılabiliyordular.
Bunlar doğru dürüst
vergi vermez…
Askerlik yapmazdı ama…
Zamanın ticareti…
Sanayisi…
El sanatları tamamen
onlardaydı.
Neden bizimkiler bu işle
ilgilenmediler? Gibisinden aklınıza soru gelirse diye söylüyorum…
Bizimkiler o yıllarda
çok uzun sürelerle hem de o zamanki topraklar çok büyük olduğu için dünyanın
öbür ucunda, diğer milletleri korumak adına askerlik yapıyorlardı.
Durum o kadar acıydı
ki…
Oralarda şehit düşüp kalanlar
olduğu gibi…
Esir düşenlerden de
kimsenin haberi olmadı.
İşte o Osmanlı’nın son
günlerinde…
Ayaklanmaların ortasında
dönemin aydınları, ülkeyi bir arada tutabilmenin çarelerini araştırıyor…
Kendilerince bir çözüm
bulmaya çalışıyorlardı.
Bunların içinde her
bölgeye bir anlamda özerklik anlamına da gelebilecek ademi merkeziyetçilik yanında…
Kendisini Osmanlı
kabul eden herkesi kucaklayacak din, dil, ırk farkı gözetmeden bir araya
getirmeyi amaçlayan Osmanlıcılık da öneriler arasındaydı.
Bunun yanında…
Tüm dünyada Türkleri
bir araya getirmeyi hedefleyen Turancılık ve...
Özellikle Abdülhamit döneminde
de öne çıkan İslamcılık da bulunuyordu.
Bu birbirinden
değişik, ülkeyi dağılmadan bir arada tutma önerileri pek çok kez tartışıldı,
sonuçta bu önerilerin hepsinin çeşitli sakıncaları olması nedeniyle hiç biri
başarı sağlayamadı…
Bu arada zaten
emperyalist devletlerin desteğiyle diğer milletler başlarının çaresine bakarak
bir biri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar ve hemen hepsi kendi devletlerini
kurarlarken, sadece bir milletin devleti bulunmuyordu…
Zaten bu nedenle
Büyük Önder Atatürk çok büyük bir öngörüyle elindeki, önemli kısmı tasfiye
edilmiş askerle, diğer milletlerin kurtulmalarının sağlanamayacağını biliyordu…
Bu nedenle Türklerin
çoğunlukta olduğu yerler dışında başka bir seçenek de görünmüyordu…
Hem işgalden
kurtulmak adına kurdukları Kuvayı milliye türünden örgütlerle kurtuluş
mücadelesi de zaten öncesinde de oralardan başlamamış mıydı?
Sonuçta mücadele
merkezi hale gelip, o satıh tüm vatan olunca3,5 yıl süren bir mücadeleyle ülke
tekrar düşmandan kurtarılıp bağımsız hale gelince sıra geldi…
Ülkede nasıl bir
rejimin kurulması gerektiğine.
Geceler boyu
tartışmalar yaşandı…
Hatta o kadar ki,
birlikte mücadeleye girdiği silah arkadaşlarından ayrı düşüp tek başına kaldığı
bile oldu.
Ama kararlıydı.
Bu ülkede Cumhuriyet kurularak,
yaşayan tüm halk, yabancılarla aynı haklara sahip olacak…
Daha düne kadar nüfus
sayımında bile yeri olmayan kadınlar da erkeklerle eşit hale gelecekti.
Ve ardından ekonomide
bağımsız için de yabancıların elinde olan her ne varsa ki buna, liman, tren işletmeleri
ve elektrik idaresinden tutun, bankalara kadar hepsi Türklerin eline geçecekti…
Sonuçta geçti de…
Ama bunun için öncelikle
halkı ortak bir kimlik etrafında toplamak, bir ulus kimliği kazandırmak, ülkede
yaşayan halkın ortak dil, kültür ve tarih etrafında birleştirilerek laik bir
ulus devlet oluşturulması gerekiyordu.
Çünkü dünyada ülke
halklarını ortak ideallerde birleştirebilen tek devlet sistemi ulus devlet
modeliydi…
Bunun için ne
gerekiyorsa o yapılarak ülkede herkesin sadece kadın, erkek değil, hemen her
türden etnik ve dini kimlikteki insanların daha düne kadar hiçbir hakkı olmayan
tebaa konumundan herkesin birbiriyle eşit olan yurttaş olması da sağlandı…
Yani bugün
Hani birileri bu
kadar emek ve mücadeleden sonra akıllarınca Ulus kimliği yok sayıp…
Yerine dini ve etnik
kimlikçikleri koymaya çalışıp…
Memleketi milyonlarca
yabancıyla doldurmaya çalışıyorlar ya…
Bilinmeli ki; ulus
kimlik bir ülkenin tutkalıdır…
Çimentosudur…
Eğer onu yok sayıp toplumu
etnik ve dinsel alt kimliklere ayırmaya kalkarsanız…
Sadece BOP’a hizmet
edersiniz, başka hiç bir şeye değil…
05-09-2023
Nusret
KEBAPÇI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder