cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2024 Çarşamba

NEDEN BÖYLE OLUYOR?

 

NEDEN BÖYLE OLUYOR?

 

 

Hemen herkesin bildiği gibi emeklilere neredeyse sadaka türünden bir zam yapıldı.

Tabi asgari ücret de aynı şekilde bu çok komik zamdan payını aldı ama burada en önemli şey sıklıkla gündeme getirilen sözde enflasyon farkı.

Sahi ne kadar biliyor musunuz?

Gerçi her ay açıklandığında TUİK’le ENAG arasında neredeyse iki katı kadar fark var ama sanıyorum bu konudaki en önemli ölçü…

Otoyollara…

Köprülere…

Trafik cezalarına yapılan zam olmalı.

İşte bu tür hizmetlere yapılan zamlar aslında gerçek enflasyonu göstermektedir.

Tabi burada bir başka soru daha akla gelmeli…

Hemen her şeyin fiyatı korkunç ölçüde artarken maaşlar…

Ücretler, asgari ücret ve emekli maaşları neden çok düşük tutuluyor?

Bu devletin içinde bulunduğu ekonomik bir darboğazın sonucu mu?

Yoksa bilinçli olarak uygulanan bir politikadan mı kaynaklanıyor?

Bence hemen herkesin üzerinde düşünmesi gereken asıl konu bu…

Hani insanın aklına geliyor…

Devlet darboğaza düşmüş olsa…

Ülkenin pek çok yerine yapılan o koskoca saraylar yapılamaz.

O yapılmadığı gibi milyonlarda sığınmacıya sağlıktan ekonomik desteğe kadar yardım da edilemezdi.

Hem öyle olsa…

Ülkenin neredeyse tüm devlet ihalelerini alan şirketlerin vergi borçları silinebilir mi?

Devlet hava alanını çalıştıran şirketin kirasından 10,20 yıl kadar süreyle vazgeçilebilir mi?

Sadece bunlar da değil…

Hani o yatmadığımız hastanelere…

Geçmediğimiz yollara, köprülere…

Uçmadığımız hava alanlarına ödenen neredeyse maliyetinin 40-50 katına varan ödemeler yapılabilir mi?

Elbette yapılamaz.

O halde artık hemen herkes tarafından görülmeli ki…

Bu tamamen bilinçli yapılan bir tercih.

Peki neden?

Nedeni önemli.

Çünkü hemen her şeyin akılcı bir nedeni de olmalı öyle değil mi?

Ama bunun akılla mantıkla açıklanabilecek hiçbir yönü bulunmuyor.

Neden biliyor musunuz?

Hani siz mevcut iktidarı İslamcı falan diye düşünüyorsunuz ya doğrusunu isterseniz İslamcı bir ekonomik model yok.

Sadece bizde değil dünyada da böyle bir şey söz konusu değil .

Uygulanan ekonomi…

Tamamen batının çıkarları doğrultusunda planlanmış neoliberalizmden başka bir şey değil.

Nasıl mı?

Şöyle…

Bu ekonomik modelde emperyalizm bizim gibi ülkelerde devletin ekonomiden tamamen çekilmesini ister…

Hatta o kadar çekilmeli ki yabancıların dev şirketlerinin yanın da küçücük kalsın…

Hiçbir şey yapamasın, sadece seyretsin.

İşte bu yüzden elimizdeki tüm sanayi…

Tarım…

Hayvancılık bitirildi ve önümüzdeki yıllarda bunun tersine döneceğine…

Yani politika değişikliğine yönelineceğini gösteren hiç bir işaret te ne yazık ki söz konusu değil.

Tabi hepsi bu kadar değil.

Devletin ekonomiden çekilmesiyle de iş bitmiyor.

Ekonomi o hale gelmeli ki.

Ülkede ulusal sanayinin yeniden kurulmasının da engellenmesi gerekiyor.

Bu yüzden öncelikle yerli sanayiciler haksız rekabete dayanamadığından yabancılara satıp çekilmek zorunda bırakılıyor.

Bunun yanında gelecekte ülkenin tekrar sanayileşmesine, kalkınmasına yarayacak birikimin de ortadan kaldırılması amacıyla devlet olanaklarıyla değil çeşitli yerli yabancı şirketlere…

40 -50 yıllığına maliyetinin 40-50 katına varabilecek ve önemli bir kısmı gereksiz yatırımlarla ülke kaynakları dışarı aktarılarak ülkede geleceğe yönelik birikim yapılması da engelleniyor.

Geriye kalıyor

O ülkenin tekrar ulus bilinciyle uyanıp ayağa kalkmasının ve emperyalistleri tekrar ülkeden kovmasının engellenmesi…

Bu yüzden emperyalizm…

Bizim ki gibi ülkelerde ekonomik siyasi bağımsızlık gerektiren ulus bilicini asla istemez.

Tabi nasıl sömürüldüğünün öğrenildiği sınıf bilincini de…

Ve bu nedenle ulus öncesi örgütlenmeleri ve yapıları destekler ki…

Ülke tekrar uluslaşamayıp bağımsız kapitalist bir gelişme yoluna giremesin ve sömürü olabildiğince sürebilsin.

İşte etnik kimlikçiklerin…

Tarikat ve cemaatlerin tekrar ortaya çıkmalarının en önemli nedeni bu…

Demek istediğim

Bir ülkenin kalkınmasının, sanayileşmesinin yolu öncelikle uluslaşmaktan ekonominin ulusallaşmasından geçmektedir.

Değilse…

Siyasal İslam’la varılabilecek tek yer…

Çok kimlikli bir yapı…

Yabancı pazarı ve ucuz işgücü olmak…

Kesinlikle başka bir şey değil.

 

 

24-01-2024

Nusret KEBAPÇI

5 Eylül 2023 Salı

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

                     Bugün ülkemize baktığımızda özelikle insan ilişkilerini esas aldığımızda, birbirimize sevgi, saygı, gibi kavramların genelde yok olduğunu ya da edildiğini.

Zaten görünürde bizi birbirimize bağlayan hani şu millet dediğimiz toplumda birliğe, dayanışmaya yarayan kavramın bir süredir çok uzaklarda kaldığını…

Yerini tarikat ve cemaat kimliklerinin aldığını pek çok olayda hepimiz yaşamaktayız.

Aslına bakarsanız; bunu sadece bir kaç gün önce Sırbistan’la maç yapan Voleybol Milli Takımımıza yaklaşımlarda bile görebilmek mümkün…

Halkımızın çoğunluğu Milli takımımızı, içinde kim, hangi cinsel tercihi var gibisinden bel altına inmeden büyük bir coşkuyla desteklerken…

Millî bilinç yoksunu birileri olaylara siyasal İslamcı pencereden bakarak daha önce “keşke Yunan kazansaydı”nın benzeri bir şekilde işi Sırbistan kazansına kadar götürebildiler.

Aslına bu, toplumda ulus bilinci yok edilirken yerine adım adım ümmet bilincinin konulmasıyla doğrudan alakalıdır.

Çünkü milli bilinç olmazsa…

Ülkenizin ekonomik durumunu…

Nasıl yönetildiğini…

Ülkeye milyonlarca yabancının doldurtularak demografik yapının neden değiştirilmeye çalışıldığını…

Toprakların…

Fabrikaların yabancılara satılmasının anlamını…

Neden tarımda dışa bağımlı hale getirildiğimizi asla anlayamazsınız.

Hem zaten siyasal İslamcı bir anlayışın sözlüğünde emperyalizm…

Bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirip ülkeyi kalkındırmak gibi kavramlar da bulunmamaktadır.

Aslında bu millet olmak veya ortak kimlik konusu o kadar önemlidir ki millet bilinci olmadığında toplumda ortak duygu ve düşünce olamayacağı gibi, ülkeniz için nelerin tehdit ve tehlike oluşturduğunu asla bilemiyorsunuz…

Durum böyle olunca biraz geçmişe gitmekte yarar var…

Osmanlı’nın son dönemlerine diyelim.

Hani bunlar kendilerine Osmanlı falan diyorlar ya, oralarda bu durum nasıl olmuş biraz göz atmakta yarar bulunuyor…

Bilindiği gibi Osmanlı zaten çok kültürlü, çok kimlikli, hatta çok milletli bir imparatorluk…

Bu nedenle ortak bir millet kavramı bulunmuyor.

 

O dönemi biraz araştırırsak Osmanlı’nın son zamanlarında çeşitli emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla ülke içinde çeşitli etnik ve dini pek çok ayaklanma çıktığını öğrenmek mümkün.

Zaten daha öncesinde de bu çeşitli dini ve etnik kimlikler ülke içinde bir anlamda bağımsız bile sayılabiliyordular.

Bunlar doğru dürüst vergi vermez…

Askerlik yapmazdı ama…

Zamanın ticareti…

Sanayisi…

El sanatları tamamen onlardaydı.

Neden bizimkiler bu işle ilgilenmediler? Gibisinden aklınıza soru gelirse diye söylüyorum…

Bizimkiler o yıllarda çok uzun sürelerle hem de o zamanki topraklar çok büyük olduğu için dünyanın öbür ucunda, diğer milletleri korumak adına askerlik yapıyorlardı.

Durum o kadar acıydı ki…

Oralarda şehit düşüp kalanlar olduğu gibi…

Esir düşenlerden de kimsenin haberi olmadı.

İşte o Osmanlı’nın son günlerinde…

Ayaklanmaların ortasında dönemin aydınları, ülkeyi bir arada tutabilmenin çarelerini araştırıyor…

Kendilerince bir çözüm bulmaya çalışıyorlardı.

Bunların içinde her bölgeye bir anlamda özerklik anlamına da gelebilecek ademi merkeziyetçilik yanında…

Kendisini Osmanlı kabul eden herkesi kucaklayacak din, dil, ırk farkı gözetmeden bir araya getirmeyi amaçlayan Osmanlıcılık da öneriler arasındaydı.

Bunun yanında…

Tüm dünyada Türkleri bir araya getirmeyi hedefleyen Turancılık ve...

Özellikle Abdülhamit döneminde de öne çıkan İslamcılık da bulunuyordu.

Bu birbirinden değişik, ülkeyi dağılmadan bir arada tutma önerileri pek çok kez tartışıldı, sonuçta bu önerilerin hepsinin çeşitli sakıncaları olması nedeniyle hiç biri başarı sağlayamadı…

Bu arada zaten emperyalist devletlerin desteğiyle diğer milletler başlarının çaresine bakarak bir biri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar ve hemen hepsi kendi devletlerini kurarlarken, sadece bir milletin devleti bulunmuyordu…

Zaten bu nedenle Büyük Önder Atatürk çok büyük bir öngörüyle elindeki, önemli kısmı tasfiye edilmiş askerle, diğer milletlerin kurtulmalarının sağlanamayacağını biliyordu…

Bu nedenle Türklerin çoğunlukta olduğu yerler dışında başka bir seçenek de görünmüyordu…

Hem işgalden kurtulmak adına kurdukları Kuvayı milliye türünden örgütlerle kurtuluş mücadelesi de zaten öncesinde de oralardan başlamamış mıydı?

Sonuçta mücadele merkezi hale gelip, o satıh tüm vatan olunca3,5 yıl süren bir mücadeleyle ülke tekrar düşmandan kurtarılıp bağımsız hale gelince sıra geldi…

Ülkede nasıl bir rejimin kurulması gerektiğine.

Geceler boyu tartışmalar yaşandı…

Hatta o kadar ki, birlikte mücadeleye girdiği silah arkadaşlarından ayrı düşüp tek başına kaldığı bile oldu.

Ama kararlıydı.

Bu ülkede Cumhuriyet kurularak, yaşayan tüm halk, yabancılarla aynı haklara sahip olacak…

Daha düne kadar nüfus sayımında bile yeri olmayan kadınlar da erkeklerle eşit hale gelecekti.

Ve ardından ekonomide bağımsız için de yabancıların elinde olan her ne varsa ki buna, liman, tren işletmeleri ve elektrik idaresinden tutun, bankalara kadar hepsi Türklerin eline geçecekti…

Sonuçta geçti de…

Ama bunun için öncelikle halkı ortak bir kimlik etrafında toplamak, bir ulus kimliği kazandırmak, ülkede yaşayan halkın ortak dil, kültür ve tarih etrafında birleştirilerek laik bir ulus devlet oluşturulması gerekiyordu.

Çünkü dünyada ülke halklarını ortak ideallerde birleştirebilen tek devlet sistemi ulus devlet modeliydi…

Bunun için ne gerekiyorsa o yapılarak ülkede herkesin sadece kadın, erkek değil, hemen her türden etnik ve dini kimlikteki insanların daha düne kadar hiçbir hakkı olmayan tebaa konumundan herkesin birbiriyle eşit olan yurttaş olması da sağlandı…

Yani bugün  

Hani birileri bu kadar emek ve mücadeleden sonra akıllarınca Ulus kimliği yok sayıp…

Yerine dini ve etnik kimlikçikleri koymaya çalışıp…

Memleketi milyonlarca yabancıyla doldurmaya çalışıyorlar ya…

Bilinmeli ki; ulus kimlik bir ülkenin tutkalıdır…

Çimentosudur…

Eğer onu yok sayıp toplumu etnik ve dinsel alt kimliklere ayırmaya kalkarsanız…

Sadece BOP’a hizmet edersiniz, başka hiç bir şeye değil…

 

05-09-2023

Nusret KEBAPÇI

22 Aralık 2022 Perşembe

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

Kısa bir süre önce 6 yaşındaki bir kız çocuğunun bir şeyhin öğrencisiyle evlendirilmesi olayı patlak verince…

                 İster istemez konu tarikat ve cemaatlere geldi.

                 Doğrusunu isterseniz böyle bir olayın yaşanması bu tür çevrelerde ne ilkti…

                 Ne de son.

Aslına bakarsanız bu ve benzeri pek çok kurumda benzeri olaylar yaşanmış ancak “bir kereden bir şey olmaz” diye olaya “bakan”ların sayesinde hiçbir şey yapılmamıştı.

Böyle olunca artık konuyu tartışmak zorunlu hale geliyor.

Bu konuda pek çok yazar kendi düşüncelerini yazdı.

Kimi artık bu tarikat ve cemaatlerin meşruluğunu gündeme getirdi.

Kimi de Cumhuriyetle yasaklanan bu tür kurumların tekrar yasaklanması gerektiğini…

Peki, neden bu kurumlar yasaklandı?

Bence öncelikle onu ortaya koymak gerekiyor…

Gerekiyor ki

Nereye varılmak istenildiği net olarak ortaya çıksın

Değilse

Herkesin yazdığı konuyu aynı şekilde tartışmanın inanın havanda su dövmekten çok da farkı olmaz.

Şimdi gelelim işin esas noktasına…

O halde soruyu baştan soralım…

Sahi bu tarikat ve cemaatler neden yasaklandı?

İşte onu anlamak için biraz geçmişe doğru gidelim.

Ne kadar mı?

Kurtuluş Savaşı öncesi bence yeterli.

Yani memleketin işgal edilmeye başlanıp İstanbul yönetiminin teslim bayrağını çektiği o yıllara biraz göz atmak, kanımca sorunu anlamak için yeterli olacaktır sanıyorum.

Hani diyorum ki memleketin dört bir bucağı adım adım işgal edilip…

Halk işgalcilerin baskısı ve zulmü altında inlerken siz hiç bu tür örgütlenmelerden bir tanesinin bile…

Halkı örgütleyip işgalci düşmana karşı mücadele ettiğini duydunuz mu?

Elbette duyamazsınız…

Çünkü böyle bir şey hiç yaşanmadı.

Ne zamanki halk Mustafa KEMAL önderliğinde örgütlenip ayağa kalkmaya…

İşgale karşı direnmeye başladı…

İşte o zaman bunlar ortaya çıkıverdi…

İşin en ilginç yanı

Düşmana karşı tek kurşun atmayan bu güçler…

Kurtuluş savaşında ve Cumhuriyet döneminde İngiliz emperyalizminin desteğiyle 30 kadar ayaklanma yaptılar…

Öyle ki bunlardan bazıları aylarca sürdü…

Neyse sadede gelelim…

Yaklaşık üç buçuk yıl sonunda ülke düşmandan temizlendi ve Cumhuriyet ilan edilerek ulus devletimiz kuruldu.

Hani biraz hatırlamakta yarar var.

Ulus devlet deyince…

Ülkede bulunan; etnik kökeni, mezhebi, dini, tarikatı, cemaati her ne olursa olsun…

Bu ülkede yaşayan herkesin, Türk milletinin bir yurttaşı olduğu kabul edilir.

Yani Cumhuriyet çeşitli etnik ve dini örgütlenmeleri değil, kişiyi sadece birey olarak kabul edip, ona yurttaş olarak bağlanmayı esas aldığı için de…

Kişiyi yurttaş olmaktan alıkoyan Cumhuriyet ve ulus kimlik karşıtı etnik ve dinsel hiç bir örgütlenmeye izin veremez ve aslına bakarsanız verilmesi de mümkün değil…

Bugün dünyanın tüm ulus devletlerinde de bu  böyledir.

Anlayacağınız…

Hani bazı yerlerden kaldırılan…

Hatta ülkemizde üretilen ürünlere bile adını koymaktan kaçındığımız TÜRK…

Sadece bir kelime değil…

Aynı zamanda bizi ulus yapan, hepimizi bir arada tutan harcımız…

Üst kimliğimiz…

Başka bir anlamda şemsiyemizdir.

Demek istediğim hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da iki seçeneğimiz var.

Ya ulus kimliğimize sahip çıkarak onu parçalayabilecek etnik ve dinsel kimliklere dayalı örgütlenmelere karşı çıkacaksınız…

Ya da bugün olduğu gibi ulus kimliği yok sayarak, ortalığı etnik kimlikçilere, dini tarikat ve cemaatlere bırakacaksınız…

 Ortası yok…

 

22-12-2022

              Nusret KEBAPÇI

9 Nisan 2018 Pazartesi

DEMOKRASİ…

DEMOKRASİ…


Hazır söz demokrasiden açılmışken, son zamanlarda konuyla ilgili gelişmelere kısaca değinmekte yarar bulunuyor.
Bunlar içinde en çok gündeme gelenlerden birisi Türk ve Türkiye kavramlarının hemen her yerden kaldırılması değil mi?
Ya Atatürk adının stadyumlar başta olmak üzere neredeyse pek çok yerden kaldırılmasına ne demeli…
Sizce aralarında bir bağ bulunmuyor mu?
Tabi bunların dışında…
Çanakkale Zaferi yıldönümünde Atatürk adını anmadan yapılan törenleri…
Mecliste yapılan Çanakkale programında kadın tiyatrocuların sahneden indirilmesini…
Yetmez gibi…
“Kadının çalışmasının doğru olmadığına…”
Hatta
“Kadının yerinin sadece evi” Olduğuna ilişkin yapılan açıklamaları…
Tüm bunların yanı sıra…
Normalde bilim adamı olması gereken bir rektörün…
“Demokrasi isteyenleri cehennemlik olmakla suçlayıp tövbelerinin bile kabul edilmeyeceğinin” Açıklamasını bir araya getirdiğimizde nasıl bir anlam çıkacağını sanıyorsunuz…
Aslına bakarsanız üzerinde çok fazla düşünmeye falan gerek yok her şey gayet açık…
Zaten buradan da sadece bir anlam çıkabilir o da birilerinin artık son zamanlarda gizlenmek için demokrasiye ihtiyaçlarının kalmadığını düşünüp…
Kendi istedikleri dini düzenin getirilmesi için uygun fırsatın geldiğine karar vermiş olmalarıdır ki…
Uzun süredir yaptıkları…
Atatürk…
Kadın hakları…
Laiklik…
Ulus devlet…
Ve demokrasi karşıtı açıklamaları da bunu çok açıkça da göstermektedir.
Peki, tüm bunların yerine ne istiyorlar dersiniz…
İstedikleri şu…
Ulus devlet yıkılsın, Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü, dini federatif bir başkanlığa dönüşsün…
Başka
Egemenlik de kayıtsız şartsız Milletin olmasın…
Tamam, da kimin olsun?
Böyle bir düzende seçim, yurttaşlık falan da olmayacağına göre kim kullanacak bu egemenliği?
Ya ülkedeki en güçlü mezhep olacaktır, bunu kullanacak…
Veya tarikat ya da cemaat…
Beyler…
En az 1000 yıldır İslam ülkelerindeki iktidar kavgalarının nedeni de bu değil mi?
Müslümanlar 1000 küsur yıldır sırf bu anlayış nedeniyle birbirleriyle savaşmıyorlar mı?
Ama tüm bu yaşananlara rağmen birileri hala anlamamakta direnmekte ve bu nedenle Atatürk’ün söylediği  “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.”  ilkesini hiç bir şekilde hazmedememektedirler…
Çünkü bu düşünceye göre insan yasa yapamaz…
Olsa olsa var olan değişmez yasalara uyar ki zaten amaçta odur…
Bu durumda da…
Ne meclis olabilir bir ülkede…
Ne parti…
Ne de sendika…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O varsa, demokrasi oluyor ve eşit ve özgür yurttaş haline gelebiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Sadece ve sadece tebaa…
Bilin istedim…

09–04–2018
Nusret KEBAPÇI



27 Şubat 2017 Pazartesi

ASKERE TÜRBAN TAKILIRSA…

ASKERE TÜRBAN TAKILIRSA…


Milli Savunma Bakanlığı yayınladığı bir talimatla TSK’da görev yapan bayan subay ve astsubaylarda türbanı serbest bırakıverdi…
Yani bundan sonra
Bayan subay ve astsubaylara baktığımızda…
Hangisinin Nurcu…
Nakşibendî…
Aczmendi…
Kadiri…
Veya milli görüşçü olup olmadığını anlamak mümkün olacak.
Tabi sonrasında da…
Tüm dünya ordularında geçerli olan silah arkadaşlığı kavramı da sona erecektir.
Çünkü üzerinde siyasi, etnik ve dini herhangi bir sembol taşımayan
Sadece emir komuta zincirinin gereği olan işaret ve sembollerin bulunduğu ortak kıyafet…
Hiçbir ayrım yapmaksızın Türk Ulusuna aidiyeti ifade etmektedir…
Ama
Etnik ve dini işaret ve semboller ise
Hangi etnik ve dini kimliğin işaretini taşıyorsa onu ama asla tüm ulusu değil.
Tüm dünya devletlerinde de bu iş böyledir…
Eğer siz çıkarlarınız için orduyu da…
Üstelik kıyafetleriyle dışarıdan belli olacak şekilde tarikat ve cemaatlerin çiftliği yapmaya kalkarsanız…
Bir süre sonra toplumda…
Türk ordusu imacı yavaş yavaş silinip…
Tarikat veya cemaat subayı ya da astsubayı kavramları kullanılmaya başlanır ki bu durum ordunun parçalanmasından başka bir şey değildir.
Tabi böyle olduğunda orduda…
Şeyhlerin, imamların, abla ve abilerin cirit atıp emir komuta birliğinin aynen Fetö’de olduğu gibi yok olacağını söylemeye bile gerek yok ama…
Unutulmaması gereken bir şey var…
Atatürk Kılık Kıyafet ve Şapka Devrimlerini neden yaptı biliyor musunuz?
Ben söyleyim…
Osmanlı bilindiği gibi çok kültürlü, çok kimlikli bir imparatorluktu öyle milli bir eğitim sistemi falan da yoktu.
Hemen her tarikat…
Cemaat…
Tekkelerde…
Zaviyelerde…
Kendi eğitimlerini kendileri verirlerdi…
Ve tabi her birinin kıyafeti de bir anlamda günümüzdeki okul formaları gibi dışarı’dan hangi tarikat ve cemaatin mensubu olduğu anlaşılsın diye de birbirinden oldukça da farklıydı…
İşte Atatürk…
Birbirinden gerek düşünce, gerekse kılık kıyafetleriyle de ayrı olan bu tarikat ve cemaatlere ayrışmış topluluklardan bir millet yaratmak istiyordu…
Biliyordu ki…
Toplumun bu tarikatlara, cemaatlere…
Tekkelere falan ayrılması…
Kılık kıyafetleriyle bu ayrımın hemen her tarafta belirgin halde bulunması…
Millet olmanın önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.
İşte bu yüzden bu ülkede yaşayan hemen herkesi…
Tek millet…
Yani Türk ulus kimliğinde birleştirmek için…
Toplumu parçalayan etnik ve dini kimliklerin kıyafetleriyle birlikte yasaklanması gerekiyordu.
İşte bu nedenle tekke ve zaviyeler kapatılırken, tarikat ve cemaatlerin kılık kıyafetleriyle sokaklarda gezmesi de yasaklanıverdi…
Ve biz…
Görünürdeki farklılıklarımız ortadan kaldırılınca bir araya gelerek Türk Milletini oluşturduk.
İşte şimdi tekrar görünürdeki farklılıklarımız artırılarak
Tarikat ve cemaat kıyafetlerini her yere sokarak Millet olmaktan çıkarılıyoruz
Çünkü
Çok dinli, çok kimlikli bir başkanlık için buna ihtiyaçları var…

26–02–2017
Nusret KEBAPÇI





9 Eylül 2016 Cuma

SİYASİ VE İDEOLOJİK MÜCADELE NEDEN YOK?

SİYASİ VE İDEOLOJİK MÜCADELE NEDEN YOK?


Tamam, 15 Temmuzda FETÖ bir darbe girişiminde bulundu ve sonucunda devletin hemen her hücresinden temizlenmeye başlandı…
TBMM hariç…
Ama daha şimdiden sadece kamuda 100 bin’e yakın insanın görevden alındığı dikkate alınırsa, bu sayının çok daha yukarılara çıkacağı anlaşılıyor.
Bakın şu konuda hiç bir itirazım yok.
Eğer gerçekten suç işlemişse…
Darbeye bulaşmışsa, mutlaka hesap sorulmalı…
Yargı önüne çıkarılmalı da…
Şimdiye kadar yapılan sadece polisiye bir mücadele…
Operasyonun siyasi ve ideolojik ayağı yok…
Yani hangi siyasi partilerde…
Dernek…
Vakıf ve sendikalarda…
Kimlerin…
Nasıl…
Hangi yöntemlerle örgütlendikleri, insanların nasıl ikna edildiği veya ne gibi şantajlar yapılarak FETÖ’ nün bu gibi örgütlere ve devlet içine sızdığı açıklanmadığı gibi…
İşin ideolojik boyutu…
Yani tarikat ve cemaatlerin devlet içinde nasıl örgütlenip, otorite kurduklarına ilişkin de herhangi bir şey yok.
Hem zaten iktidarın “diğer cemaatlerin kaygı duymaması gerektiğini”  açıklaması…
Aynı zamanda basında bu yönde çıkan haberler, bir tarikatın yerinin başka bir tarikat tarafından doldurulacağının da ipuçlarını vermektedir.
Bu nedenle çok açık bir şekilde de ortaya çıkmaktadır ki laik ve çağdaş olmayan, ulus bilinciyle donanmamış hiç bir örgüt ki buna devlet de dahildir, tarikat ve cemaatlere karşı ideolojik mücadele veremez.
Diyeceksiniz ki vermesi gerekli mi?
Tarikat ve cemaatler devlet içinde olursa ne olur?
Bakın ne olur biliyor musunuz?
Hani zaman zaman basında…
“Falan devlet yetkilisi tarikat şeyhini ziyaret etti…”
“Bir profesör falan şeyhin elini öptü.”
“General erden emir aldı…”
“Falan kurumda hizmetli genel müdüre bile emrediyordu.” türünden haberler çıkıyor ya…
İşte bu durum, sadece FETÖ ‘ye ait olmayıp neredeyse tüm tarikat ve cemaatlerde benzer tutumlar söz konusudur…
Çünkü hiç bir tarikatta şeyh seçimle falan yönetime gelmez…
Nasıl seçilir biliyor musunuz? Kendisinden önce o mevkide bulunan şeyhin önermesiyle, onun ölümünden sonra.
Şimdi söyleyin; herhangi bir tarikat mensubu, hizmetinin karşılığında öldükten sonra cenneti vaat eden şeyhinin mi söylediklerini yerine getirir?
Yoksa hiç bir dini vasfı olmayan yöneticisinin mi?
Bu durum devlette devamlılığı, liyakati bozucu bir durum ortaya çıkarmaz mı?
Ayrıca bu tür örgütlenmelerde millet bilinci olmadığından, millet, ülke çıkarları, bağımsızlık, vatan, emperyalizm gibi kavramlarla tanışmayan tarikat ve cemaat mensuplarının her zaman için emperyalistlerce kullanılması olasılığı ne olacak…
Demek istediğim sadece devlet kurumlarında liyakat ve hiyerarşiyi sağlamanın değil…
Bağımsızlığın, ulusal egemenliğin, hatta sanayileşmenin, çağdaşlaşmanın, ulusal çıkarları korumanın bile sadece bir tek yolu bulunmaktadır…
Laik bir ulus devlet…
Değilse bir cemaati ortadan kaldırmaya çalışırken kendinizi başka bir dış destekli cemaatin kollarında pekala bulmanız mümkün…

09–09–2016
Nusret KEBAPÇI

  

7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI

20 Aralık 2015 Pazar

DEVLET POLİTİKASI…


Elinizi şöyle bir şakağınıza koyun ve düşünün…
Son 30…
Hatta…
40 yıl içinde iç politika anlamında da demiyorum, hemen her konuda…
Özellikle de dış politika alanında…
Bu kadar aşağılandığımız…
Küçümsendiğimiz…
Yöneticilerimizin diğer ülke yöneticileri tarafından suçlandığı bir dönem oldu mu?
Elbette olmadı…
Hani dünya liderliği falan diyoruz ya…
Bu tür bir tanımlamanın da…
Kendi kendimizi avutmak…
Veya seçmenin kalbini kazanmaktan başka hiçbir anlamı bulunmuyor.
Hem zaten…
Kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz, verin…
Sizi takip eden bir ülke bile yoksa kimseye örnek olamıyorsanız, takılan ad…
Unvan…
Ya da adı her neyse, sadece ve sadece hikaye durumundadır…
Peki, neden mi böyle oluyor?
Söyleyim;
Çünkü bugün…
Ülkemizi yöneten anlayışta ulus bilinci yok, bu olmayınca da haliyle devlet aklı gibi bir durum da oluşmuyor…
Dolayısıyla ülkenin ortak çıkarları gibi bir düşünce de söz konusu olamıyor.
Neden mi?
Daha açık söyleyim…
Bizim ülkemiz laik…
Demokratik…
Çağdaş bir ülke mi? En azından yakın zaman kadar öyle kabul ediliyordu…
Böyle bir ülkede…
İsteyen Sünni…
Alevi…
Ya da 4 mezhepten herhangi birini…
Bunlardan yola çıkan tarikat ve cemaatleri benimsemiş olabilir mi?
Olabilir ancak…
Şurası önemli.
Eğer ki siz…
Olaylara ulus penceresinden bakmayıp…
Ulusal çıkarlar gibi bir kavramı tanımayıp…
Ülkenin ortak çıkarları gibi bir anlayışın varlığından habersiz olup…
Olaylara…
Sadece mensup olduğunuz…
Mezhep…
Tarikat ve cemaat penceresinden bakıyorsanız…
Bilin ki, bu anlayışla…
Ne Ege’deki adaların işgal edildiğini görebilirsiniz…
Ne de Suriye’de yaşanan sorunun bir parçası olduğunuzu…
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Irak’ın parçalanmasına yol açtığınızın bile farkında olamazsınız…
Demem o ki…
İşin nirengi noktası ulus bilincidir…
O olursa devletinizin ve ulusunuzun, ülkenizin çıkarlarınızı koruyabilirsiniz…
Ama yoksa…
Koruyabileceğiniz…
Tarikat ve cemaatinizin çıkarlarından daha ötesi değildir…

20–12–2015

Nusret KEBAPÇI

17 Kasım 2015 Salı

ULUS OLMAK…


Son zamanlarda bazı yazarların üstelik solculuk konusunda mangalda kül bırakmayanların ulusalcılığa karşı saldırılarını üzülerek izlemekteyiz…
Üzülüyorum
Çünkü bu memleketin ekmeğini yiyip…
Suyunu içip…
Memleketin en büyük gazetelerinin köşelerini işgal edip daha ulus olmanın önemini anlayamayan bu akıl fukaralarına…
Artık bu kadar yıldan sonra akıl vermenin…
Veya vereceğimiz akılla bir şey öğrenebileceklerine inanmanın zamanını geçirdik mi bilmiyorum…
Neymiş?
Ulusalcılık kötüymüş.
Elbette ayrıntılarına girip…
Onların ulusalcılara yaptıkları hakaretleri tekrarlamanın mantığı yok ama genel olarak söylersek…
Ve biraz da Atatürk’ten esinlenerek…
Ya Efendiler!
Siz ulusalcılığı hiç mi hiç anlamışsınız dersek, sanırım yanlış olmaz.
O halde anlamadıklarını…
Bu konuda tam bir cehalet örneği gösterdiklerini göz önünde bulundurarak birazcık açıklamaya çalışalım…
Ve açıkça da soralım…
Ulusalcılık nedir?
Şimdi soru çok net olunca…
Yanıtı da aynı netlikte olmalı değil mi?
Ulusalcılık öncelikle ulus devletten yana olmak demektir.
Yeterince açık oldu mu bilmiyorum ama…
Tam olarak anlaşılmadığını varsayarak biraz daha açalım…
Ulus: aynı dili konuşup aynı toprak üzerinde yaşayan ve aralarında ekonomik bir bağ olan, ortak bir tarih, kültür ve duygu birliğine sahip insanların oluşturduğu bir topluluktur dersek, kanımca doğru bir tanım yapmış oluruz…
Doğrusunu isterseniz…
Osmanlının son dönemlerinde…
Jön Türklerle başlayıp…
Atatürk devrimleriyle devam eden süreç, tam bir uluslaşma mücadelesidir…
Hem…
Başta “Kılık Kıyafetten” tutun…
Hilafetin ve saltanatın kaldırılıp…
Dil devrimi ve eğitim birliğinin gerçekleştirilmesine kadar yapılan tüm devrimler bir ulus yaratmak için yapılmıyor muydu?
Ve aslında o yıllarda yurdun dört bir kösesine açılan…
Tiyatrolar…
Birçok İl’e kurulan radyolar bu amacı gerçekleştirmek için kurulmamış mıydı?
Sonuçta gelmek istediğim yer şurası…
Gerek uluslaşmanın başlangıcında, gerekse bugün…
Ulus devleti hedef alan iki kesim bulunmaktadır…
Çünkü uluslaşmak bu iki kesimin çıkarını ortadan kaldırmaktadır…
Bunlardan birisi…
Ortaçağ kalıntısı her türden tarikat ve cemaate dayanan dinci gericilik ki ulus olunmadığında nelerin olabileceğini komşu ülkelerde yaşananlardan pekala anlamak mümkün…
Bir diğeri de…
Bağımsız ekonomi, maliye ve kültürüyle oluşan ulus devlet karşısında pazarını, sömürgesini kaybeden emperyalizm…
Yani; ulusalcılığa karşı çıkmak gibi bir düşünceniz varsa…
Ya gericilikten besleniyor olmanız gerekiyor…
Ya da emperyalizmden…
Seçimini siz yapın…

17–11–2015
Nusret KEBAPÇI