Mustafa Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2024 Pazartesi

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMAK…

 

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLMAK…

 

 

Yeni mezun teğmenler yemin töreninde geleneksel olarak kılıç çekmelerinin yanında “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını da atınca birileri çok korktu.

O kadar ki bir zaman nasıl bir tepki verebileceklerini bile bilemediler.

Ancak birileri daha çok korkmuş olsa gerek ki…

“Hemen hesap sorulmalı…”

“Soruşturma açılmalı” gibisinden tepkiler vermek yanında bunların ordudan bile atılabileceklerini söyleyenler bile oldu.

Tabi bununla birlikte topluma da bunun siyaset olduğu…

Mustafa Kemal’in askeri olmanın çok ağır bir cezayı gerektirdiği mesajı da verilmiş oldu…

Ne kadar etkili olabilecekler?

Önümüzdeki günlerde yaşayarak göreceğiz.

Pek çoğunuz hatırlar…

Ergenekon, Balyoz ve sonrasında çeşitli adlarla yapılan operasyonların amacı neydi?

Sözde askeri vesayeti bitirmek gerekçesiyle ordunun ulus çıkarlarını savunması, ulusal konularda bağımsız tavır alabilmesini önleyip

Orduyu tamamen siyasileştirerek siyasi iktidarın güdümüne sokmak…

Birilerinin o dönemde  “ABD ile birlikte Türk Ordusunu kafesledik “ diyebilmelerinin de.

AB ilerleme raporlarında “asker ülke konusunda konuşmamalı sadece sivil otoritenin emri altına girmeli” yazmalarının da tek amacı buydu…

Çünkü o günlerde ordu PKK’ya AB desteği konusunda konuşabiliyor…

ABD’nin ülkemiz üzerinde oynadığı oyunlar pek çok komutan tarafından dile getirilebiliyor…

Hatta açılıma bile tepki gösterilebiliyordu.

O kadar ki…

ABD’nin hazırladığı 1 Mart tezkeresi bile komutanlardan tepki görebiliyordu.

Ancak birileri ulusal çıkarların savunulmasından fena halde rahatsızdı.

Bu böyle olmamalı…

Her kafadan bir ses çıkmamalı…

Ülkeyi yöneten kişinin tek başına verebileceği karar, hemen her konuda belirleyici olmalıydı…

Gerekirse büyük çıkarlar için meclis bile devre dışı bırakılıp memleket kararnamelerle bile idare edilebilmeliydi…  

Şimdi arkanıza yaslanarak şöyle bir düşünün…

Önceki gibi ordunun ulusal çıkarlarda etkili olup siyasete bulaştırılmadığı koşullar olmuş olsaydı…

BOP ’da etkili olunup ABD’nin aleti olarak Suriye’ye bu kadar kolay müdahale edilebilir miydi?

Ya Libya için ABD’ye destek…

Afganistan’da ortaklık…

Sahi olabilir miydi?

Ya Cumhuriyet’in Devrim Yasalarına rağmen hemen her türden tarikat ve cemaatin holdingleşerek…

Eğitim ve öğretime egemen olabilmeleri…

Okullar yurtlar kurabilmeleri…

Yani cumhuriyet yurttaşı değil de tarikat ve cemaat müridi yetiştirebilmeleri mümkün müydü?

Ya stratejik olarak yaşamsal önemi olan…  

Enerjiden haberleşmeye, gıdadan toprak satışına kadar hemen her şeyin piyasaya bırakılıp üretimin neredeyse tamamen bitirilerek ithalata dayanılması, ülkemizin denize açılan kapısı olan limanların yabancılara satılması…

Askeri açıdan bile çok önemli olan madenlerin çıkartılmasının yabancılara verilebilmesi…

Olabilir miydi?

Peki

Ya ülkemiz demografik yapı yanında ulusal kimliğimizi de yok edecek boyutta…

Ortak çıkar ve kültürümüzün olmadığı ve sırf AB ülkelerinin rahat etmesi karşılığında ülkemize milyonlarca yabancının koşulsuz doldurulması…

İnanın o da olamazdı.

Doğrusunu isterseniz…

Mustafa Kemal’in askeri olup olmamak konusu Ülkenin ulusal çıkarlarını mı? Yoksa küresel sermayenin çıkarlarını mı savunduğunuz anlamda belirleyicidir…

Yani

Ya Cumhuriyeti, laikliği, ekonomik ve siyasi bağımsızlığı, Ulusal yapınızı savunarak Mustafa Kemal’in askeri olacaksınız…

Ya da Cumhuriyete…

Bağımsızlığa…

Laikliğe…

Ulus yapımıza düşman olup saldırarak, Küresel sermayenin askeri…  

Ortası yok!

 

10-09-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

23 Nisan 2018 Pazartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ülke olarak…
Meydanlarda…
Stadyumlarda…
Halkın çok yoğun katılımıyla büyük bir coşkuyla kutladık demeyi çok isterdim ama…
Ne yazık ki böyle bir şey bir süredir söz konusu değil.
Zaten yapılan kutlamalar da…
Sadece…
Okullarda yapılan törenler ve en üst makamca yapılan resepsiyonun ötesine geçemiyor.
Peki neden?
Öyle ya…
Bayramların geniş halkın katılımıyla kutlanmamasının…
Dahası…
Anıtkabir’e gidilmekten kaçınılmasının…
Hatta
Büyük önderden söz ederken millete mal olmuş Atatürk soyadından söz etmemenin ve sadece Mustafa Kemal denilmesinin…
Üstelik bu adı unutturmak istercesine hemen her yerden kaldırmaya çalışmanın da bir anlamı…
İllaki var.
Üstelik bu sadece bugünün konusu değil…
Neredeyse
Mevcut iktidarın yıllardır ülkemize giydirmek istediği sistemle de doğrudan ilişkili…   
Aslına bakarsanız…
Bugün yapılmak istenilenlerle Atatürk’ün yaptıklarının tamamen birbirinin zıddı olduğunu söylemek için de öyle kâhin olmak falan gerekmiyor…
Sadece tarihi o da doğru kaynaklardan okumak…
E tabi biraz da gözlemci olmak bunun için yeterli olabiliyor…
O günlerde bilindiği gibi…   
1.Dünya Savaşı sonunda yenilmiş kabul edilen bir devletin, yedi düvel tarafından işgal edilmesi sürecinde yapılabilecek en doğru şey, ülkenin dört bir bucağından temsilcileri bir çatı altında toplayıp…
Mücadele eden birbirinden bağımsız güçleri de birleştirip merkezi bir ordu haline getirerek meclisin yönetimi altına sokmaktı…
Zaten birbirinden kopuk paramparça örgütlerle mücadele etmek, düşman karşısında daha baştan yenilgiyi kabul etmekle de eş anlamlıydı…
İşte Ankara bu nedenle öncelikle meclis kurup, halkı birleştirip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütlerken…
İstanbul yani Saray da tam tersine…
İngilizlerle işbirliği içinde meclisi kapatıp…
Milletvekillerini tutuklatıp, sürgüne göndermeye çalışıyordu…
Sonuçta bu mücadele bizi savasın sıcaklığıyla birleştirdi ve biz Türkiye halkı olarak girdiğimiz bu mücadeleden tek vücut Türk milleti olarak zaferle çıktık ama…
98 yıldır emperyalistler ve onların ülkedeki kuklalarına karşı Türk ulus kimliğimizle var olma mücadelesi verdiğimiz de bir gerçek…
Diyeceksiniz ki tamam da…
İktidar ne istiyor? Onu söylemediniz…
Aslına bakarsanız istenilen gayet açık…
“Ulus devlet ortadan kaldırılsın…”
Yerine de…
“Hemen her türden etnik ve dini kimliğin kendini ifade edeceği padişahlık türünden başkanlık denilen dini bir düzen kurulsun…”
Hem zaten kendileri de federatif olmayan bir başkanlığı “Altı kaval üstü şişhane” diye ifade etmiyorlar mı?
Deneyimle sabittir…
Her zaman Ulusu birleştirmek, emperyalizme karşı mücadele etmek isteyenler meclisi yüceltir, etkili hale getirir…
Parçalamak isteyenler de etkisizleştirir ve yok sayar…
Olay budur…

23–04–2018

Nusret KEBAPÇI

4 Ağustos 2017 Cuma

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI

ATATÜRK’E SALDIRMANIN ANLAMI


Geçtiğimiz günlerde Siverek’de Tahra denilen bir tür bıçakla Atatürk anıtına yapılan saldırıyı sadece bir meczubun saldırısı olarak düşünüyorsanız bilin ki ciddi bir yanılgı içindesiniz…
Tabi aynı durum bunun bir provokasyon olduğunu düşünenler için de geçerli…
Çünkü Atatürk’e yapılan saldırılar, çok seyrek…
Yani binde bir olarak yapılan bir anlamda münferit olarak nitelenebilen türden saldırılar değil…
Tersine bilinçli, sistemli, son derece programlı…
Ve bir amacı gerçekleştirmek için yapılan saldırılardır.
Zaten öyle olduğu için ki sıklıkla onun İlkeleri,  Devrimleri tartışma konusu yapılıp…
Adı hemen her yerden kaldırılmaya çalışılırken...
Ya da Sevr için bugüne kadar en küçük bir söz bile edilmediği halde neden Lozan ikide bir uydurma bilgilerle sık sık tartışma konusu yapılıyor dersiniz?
Hep aynı amaç için…
Ama bazen bakıyorlar ki tüm bunlar yeterli gelmiyor bu kez belden aşağıya saldırıyorlar…
Bir savaş sırasında düşmanın bile söyleyemediği sözler Cumhuriyetimizin kurucusuna söylenilebilip…
Özel hayatına…
Mahremiyetine
Ahlaksızca dil uzatılabiliyor…
Diyeceksiniz tamam da neden?
Aslına bakarsanız saldırılmasının bir tek nedeni bulunmaktadır o da ulus kimliğin, ulus devletin, ekonominin zayıflatılarak yerine çok kimlikli, çok kültürlü
Çok dilli federatif bir devlet kurmak…
Aslına bakarsanız bu plan hiç birimize yabancı değil…
Çünkü bu plan…
Biliyoruz ki neredeyse Sevr’den bu yana emperyalizmin gerçekleştirmek istediği 100 yıllık hedeflerinden biridir.
Düşünebiliyor musunuz?
Birinci Dünya savası sona ermiş, Mondros ve Sevr anlaşmalarıyla da ülkemizin dört bir yanı işgal edilmiş…
Türklere ise Sevr anlaşmasıyla sadece Ankara ve çevresiyle sınırlı 8–10 kadar il bırakılmış…
Tabi o yıllarda…  
Biraz milliyetçilik akımlarının etkisi biraz da zamanın emperyalistlerinin kışkırtmasıyla Osmanlı’daki azınlıklar da Osmanlı milli bir devlet olmayıp, imparatorluk olması nedeniyle kendi milli kimliklerini yaşatıp, geliştirme fırsatı bulduklarından çok kısa bir sürede kendi devletlerini kurarak ayrılmışlar ama…
Sadece Türkler Türk kimliğini öne çıkarmayı azınlık olmayı kabul etmek olarak değerlendirip, devletin parçalanmasına yol açacağı gerekçesiyle ayrı bir devlet kurma çabasına girişmemiş ve Osmanlı kimliğini ellerinden geldiği kadar sürdürmeye çalışmışlardır ancak gerçek şu ki Türkler devletsiz kalmıştır…
Ta ki Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ortaya çıkana kadar…
İşte zaten her şey o zaman başlıyor…
Türkler…
Aralarında Tarihte yenilmez denilen üzerinde güneş batmayan bir devletin de bulunduğu bir grup emperyalisti yenilgiye uğratarak bağımsız bir ulus devlet…
Bir Cumhuriyet kuruyorlar kurmasına ama aması var…
Emperyalizm kendilerine karşı kazanılan bu tarihin ilk bağımsızlık savasını hiç unutmuyor.
Bu nedenle de o tarihten beri gerek dıştan saldırı ve tehdit, gerekse içten ulus devlet ve Cumhuriyet karşıtı gericiliği de kullanarak Türkiye’yi bağımsız, güçlü bölgede söz sahibi bir ulus devlet değil…
Çok parçalı…
Birbiriyle çatışan etnik ve dini kimliklerden oluşan emperyalizmin açık pazarı bir devlet yapmak için elinden geleni yapıyor…
Ancak şunu da biliyorlar…
Atatürk itibarsızlaştırılmadan…
Ulusal günler önemsizleştirilip, ulus bilinci yok edilmeden bunun yapılması mümkün değil…
Şimdi o yapılmaktadır...

04–08–2017
Nusret KEBAPÇI