öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2018 Çarşamba

ÖĞRETMENİM CANIM BENİM…

ÖĞRETMENİM CANIM BENİM…


Başlığı görünce sakın ola ki bunun çok erken yazılmış bir Öğretmenler Günü yazısı olduğunu düşünmeyin…
Amacım…
Günden güne toplumdaki etkisi azaltılmaya çalışılan…
Eğitimde yaşadığı sorunları kendi başına aşmaya çalışırken bir yandan da yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip olması yanında ısrarla…
Performans değerlendirmesi adı altında ve üstelik…
İşin uzmanı olan müfettişlerce falan da değil…
Bu meslekle uzaktan yakından ilgisi olmamış…
Evdeki kendi çocuğu üzerinde bile otoritesi olmayan kişilere…
Hatta
Öğretmenin uygulayacağı disiplin ve eğitim öğretim yöntemlerinden doğrudan etkilenecek olan öğrencilere…
Öğretmenlerin değerlendirtilmesi.
Başka bir deyişle de…
Tam bir aslanı kediye boğdurma…
Daha da açık söylersek…  
Öğretmenliğin çoluk çocuk, önüne gelen hemen herkesin değerlendirme yapabileceği niteliksiz bir meslek olduğu anlamına gelmez mi?
Hem zaten tüm meslekler içinde sadece öğretmene uygulanması bile bunun böyle olduğunu göstermez mi?
Geçtiğimiz günlerde; bir okulun bir sınıfında yaşanan olay neredeyse tüm medyada uzun bir süre yer aldı…
Neydi o olay; bir ilimizin okullarından birinde ve bir sınıfta öğrenciler öğretmene ders yaptırmadıkları gibi dalga geçip alay etmekteydiler…
Tabi basından okuduğumuza göre öğretmen hakkında soruşturma falan da açıldı yazıldı ama olayın asıl yönü hep es geçildi…
Ya da şöyle soralım
Sahi siz sanıyor musunuz ki bu türden olaylar sadece o haberde adı gecen okulda olup diğer okullarda olmuyor…
Doğrusunu isterseniz hiç öyle değil…
Yüksek puanla girilen ve öğrencilerin ve ailelerin tamamen başarıya odaklandığı az sayıdaki okul dışında…
Geriye kalan tüm okullarımızda benzer görüntüler neredeyse hemen her gün yaşanmaktadır dersek inanın abartma olmaz…
O halde öğrencilerin böyle davranmalarının mutlaka bir nedeni olmalı değil mi?
Aslında var…
Yıllardan beri uygulanan yanlış eğitim politikalarının sonucunda bugün öğrenciler eskisi gibi ders çalışmak zorunda falan değil, öncelikle bunun bilinmesi gerekiyor…
Yani eskiden olduğu gibi sınıfta kalmak, ders sayısı belirli bir sayıya düşünce bütünleme sınavına girmek…
Tek derse düşürülürse de yine sınavla bir üst sınıfa geçmek gibi herhangi bir uygulama ne yazık ki söz konusu değil…
Olmadığı gibi zaten kolay kolay da sınıfta da kalınamıyor…
Sistem gereği öğrencilere ve ailelerine kendileriyle ilgili hiç bir sorumluluk yüklenmeyip tüm sorumluluk öğretmene yüklenince de sınıf geçirilmesi bir anlamda zorunluluk oluveriyor…
Tabi öğrencilerin derse çalışmak gibi bir yükümlülüğü olmadığı gibi…
Özelikle ortaokulda okula devam etmek gibi bir yükümlülükleri de bulunmuyor…
Hem zaten ilgili yönetmelikte de devamsızlık süresi gibi bir kavram da yok…
Gelelim disipline…
Diyelim ki bir öğrenci, arkadaşlarına zarar verdiği gibi, öğretmeni de ders yapmaktan alıkoyuyor…
Hemen çocukluğunuzdan akılda kaldığı için “disipline verilmeli” gibisinden bir düşünce geliyor ama şu kadarını söyleyim ne yazık ki böyle bir şey de mümkün olamıyor…
Ne mi yapılıyor bakın söyleyim…
Önce öğrenciyle; yani size ders yaptırmayan öğrenciyle konuşarak ona yazılı olarak söz verdiriyorsunuz…
Sonra da uyarma ve kınama…
Daha da olmadı mı?
Bu kez de okul değiştirme cezası var ama bunu okul tek başına uygulayamıyor…
Ancak İlçe Milli Eğitim başka okula gitmesini uygun görürse veya başka okul kabul ederse uygulanabiliyor…
Demek istediğim
Sizin gerçekten eğitimde bir şeyleri düzeltmek gibi bir düşünceniz varsa, önce öğrencilere yaptıklarının sorumluluğunu taşımalarını sağlayarak işe başlayın…
Ama asla öğretmene performansla değil…

07–03–2018

Nusret KEBAPÇI

28 Eylül 2017 Perşembe

TEOG NEDEN KALDIRILDI?

TEOG NEDEN KALDIRILDI?


Böyle birden bire…
Tartışılmadan…
Sorgulanmadan, öğretmenlerden, konunun uzmanı olan çeşitli akademisyenlerden görüş almadan TEOG neden kaldırıldı?
Haliyle insan merak ediyor…
Tabi bunun yanında…
Acaba bu Barzani’nin referandumu öncesinde geçmişte Barzani’ye çok fazla destek verildiği, üstelik bu desteğin çekildiğine yönelik herhangi bir belirtinin ortaya çıkmadığı koşullarda, hani gündemi değiştirmek ve milletin dikkatini başka yerlere çekmek amacıyla eğitim sistemi Barzani’ye kurban mı ediliyor diye insan düşünmeden edemiyor ama…
Öyle ya da böyle bildiğimiz tek şey TEOG’un kaldırıldığı.
Tabi bu durumda sormak gerekiyor…
Ya kardeşim…
Yaklaşık 15 yıldır…
Pek çok sınav sistemi ve aynı partinin iktidarı döneminde tam 6 tane bakan değişti…
Bugüne kadar eğitimde hangi başarı yakalanabildi?
Aslına bakarsanız hiç bir şey
Bırakın PİSA gibi uluslararası sınavları, daha hatasız ders kitabını bile beceremediğiz ortada değil mi?
Şimdi söyle bir fikir jimnastiği yaparak bu sınavın neden kaldırıldığının, yerine neden bazı yandaş gazetelerde dillendirilen adrese dayalı bir kayıt sisteminin getirilmek istendiğini isterseniz biraz tartışalım…
İsterseniz bunu biraz ekonomiyi de işin içine katarak anlatmaya çalısalım…
Bakın…
Eğer herhangi bir malla…
Hizmetle ilgili arz ve talep arasında dengesizlik varsa yani ürün az ve talep fazlaysa mutlaka bir eleme veya seçme yapılması gerekir değil mi?
Bu okul konusu da biraz öyle…
Ya da şöyle konuyu biraz tersten anlatalım…
Diyelim ki…
Ülkedeki okulların tamamı, gerek donatım…
Gerek eğitim ortamı veya bina…
Ve
Öğretmen açısından birbirinin neredeyse aynısı olsa,  öğrenci seçmek için herhangi bir sınava ihtiyaç olur muydu?
Elbette olmazdı
Zaten bu seçme işi de az sayıdaki olanaklı okula öğrencilerin yoğun talep göstermesinden kaynaklanmıyor mu?
Ama bilinmesi gereken bir şey var o da…
Bu sınavların her türden eşitsizliğe karşın yoksul semtlerdeki öğrencilerin önüne iyi okullarda okuyabilme fırsatı çıkarttığıdır.
Ama şimdi
Bu sınavlar kaldırılınca…
Yoksul bölgelerde okuyan öğrencilerimiz kendi semtlerindeki olanaksız, bakımsız
Öğretmensiz okullara…
Hatta İmam hatip türünden okullara mecbur bırakılacak deyim yerindeyse gelecekleri ellerinden resmen çalınacak…
Diğer taraftan zengin semtlerdeki çocuklar da hiç çalışmadan…
Çaba harcamadan, ülkenin en iyi okullarında okuyabilip...
En iyi mesleklerini seçebileceklerdir.
Aslında iş tamamen sınıfsaldır…
Çünkü bilinmeli ki bir toplumda gelir seviyesi açısından uçurum varsa Okulları arasında da uçurum vardır.
Ve ülkedeki okullar eşit hale getirilmeden yapılan her türden düzenleme yoksulların aleyhinedir. Ya da şöyle söyleyelim…
Ne demiş şair;
“İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları…”
Olay budur!

27–09–2017
Nusret KEBAPÇI








24 Kasım 2016 Perşembe

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…


Her ne kadar öğretmenlik mesleğinin tarihçesini mahalle mekteplerine kadar götürmüş olsak da öğretmenliğin asıl önemini…
Cumhuriyetle kazandığını bilmeni isterim.
Hem zaten, gerek ekonomik…
Gerekse sosyal olarak en iyi koşulda olduğumuz yıllar da sanıyorum yine Cumhuriyetin ilk yılları…
Çünkü Cumhuriyet kurulmuş…
Devrimler birbiri ardına yapılmakta, bunu köylerin en ücra köşesine kim taşıyacak…
Tabi ki sizin de mensubu olduğunuz öğretmenlik…
Biliyorsunuz o dönemde milletvekilinin maaşları belirlenirken bile öğretmen maaşları ölçü olarak alınmıştı…
Şimdi istersen bir bak!
Bir milletvekiliyle aranda kaç lira fark var?
Tabi biz sadece para için çalışmıyoruz devlete hizmet için çalışıyoruz da diyebilirsin…
Üstelik…
Cumhuriyetin erdemlerinden
Öğrencilere Atatürk’ü öğretmekten de bahsedebilirsin ama…
Eğer söylediklerinle içinde bulunduğun koşullar biri biriyle uyuşmuyorsa…
Ve sen de…
Bunu üzülerek söylüyorum…
Öğretmenlerin büyük çoğunluğu gibi…
Atatürk karşıtı…
Ulus devlet düşmanı olduğunu her fırsatta ilan eden bir sendika üyesiysen…
Öğretmenim bil ki benim için söylediklerinin hiç bir anlamı bulunmuyor.
Elbette şunu da itiraf etmem gerekiyor…
Öğrencinin ders çalışmak zorunda olmadığı…
Devamsızlığına bile sınır konulmadığı…
Ayrıca kurallara bile uymasının istenemediği koşullarda ne kadar büyük bir çaba içinde bulunduğunu…
Eğitimin yükünün anne- baba ve bakanlığın hiç bir desteği bulunmadan…
Sadece…
Evet, sadece senin omuzlarına yüklendiğini…
Ayrıca sırf özel okulları teşvik etmek amacıyla ödenek verilmediğinden çaresiz bırakılan çalıştığın devletin okuluna ekonomik katkı sağlayabilmek için yırtınırcasına çabaladığının da farkındayım…
Belki ben bunları söylediğimde…
Nerde o eski günler…
O “bir harf öğretenin kölesi” olan öğrenciler…
Öğretmene çocuğunu “eti senin, kemiği benim” diye gönül rahatlığıyla emanet eden veliler diye yakınabilirsin de…
Hiç düşündün mü öğretmenlik neden her geçen yıl giderek itibarsızlaştırılmakta…
Bana sakın ola ki devir değişti.
Yeni nesil, falan gibi sözler söyleme çünkü…
Karnım tok.
Aslına bakarsan öğretmenlik, Başöğretmenimiz Atatürk’ün de söylediği gibi öğrencilere Cumhuriyeti, aydınlanmayı…
Vatan sevgisini…
Kurtuluş savaşımızı…
Laikliği öğretecek, toplumun en ücra kösesine yayabilecek tek meslek.
Böyle olunca…
Cumhuriyetin yerine dini bir başkanlık kurup, laikliği ortadan kaldırmak isteyenler bunların öğretilmesini…
Asla ve asla istememektedirler.
Peki, nasıl engelleyeceklerdi öğretmenin bunları öğretmesini
Aslına bakarsanız kendilerince çözüm bile bulmuşlardı…
Öğretmeni ekonomik ve sosyal olarak çökertip, geçimden başka bir şey düşünemez hale getirip…
Sözlerini dinlenilir olmaktan çıkararak, itibarsızlaştırmak.
İşte yıllardır ekonomik ve sosyal yönden ezilmesinin…
En basit ders kitabını seçememesinin…
Roman bile önermesinin engellenmeye çalışılmasının asıl nedeni bu…
Ama tüm bu olumsuzluklar biliyorum ki Atatürk’ün öğretmenini asla yıldıramayacak…
Hiç bir olumsuz koşul onu durdurmaya yetmeyecektir.
Çünkü “Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”
Gününüz kutlu olsun…

23–11–2016
Nusret KEBAPÇI




20 Ocak 2016 Çarşamba

ANCAK LAİKLİKLE OLUR…


Zaman zaman genç kızlarımızın “Başörtüsü özgürlüğü…” ve “Dinimi yaşamak istiyorum” gibi taleplerini görünce insan düşünmeden edemiyor…
Sahi, İslamcılık kızlarımızı özgür yapabilir mi?
Kendilerine hangi ülkeyi…
Veya din adına konuşan hangi din adamını örnek alıyorlar bilmiyorum ama görünen o ki…
Uzunca bir süredir sözde din adına toplum önünde konuşanlara bakılırsa bu özgürlük konusunda çok olumlu bir düşünce taşımak çok mümkün görünmüyor…
Neler mi söylüyorlar? bakın söyleyim
Daha gecen gün Diyanet’in sitesinde kendi çocuğunu şehvetle öpmek bile gündeme gelmedi mi?
Üstelik bu kurum…
Devletin dini konuda en yetkili kurumu…
Durum böyle olunca…
Diğer söyleyenleri yadırgamamak gerekiyor…
Bir anlamda imam cemaat misali…
Aslına bakarsanız meydan boş…
İsteyen istediğini söyleyebiliyor.
Aralarında
“Hamile kadınların sokağa çıkmamasını isteyenler “de bulunuyor…
“Kendi annesinin dizlerinden tahrik”olan da…
Ama tüm bunları alt alta topladığınızda görünen manzara ya da ortaya çıkan düşünce bu anlayışa göre kadının sadece cinsel bir meta olduğudur…
Bunun için kadının evli…
Bekar…
Hamile…
Hatta çocuk olması bile durumu değiştirmiyor.
Elbette tüm erkekleri sapık yerine koyduklarından söz etmeye bile gerek duymuyorum ama…
Bu anlayışa göre kadın…
Erkeklerle eşit haklara sahip…
Onlarla birlikte okuyan…
Çalışan…
Hemen her yerde omuz omuza görev alabilen bir birey değil, sadece ve sadece cinsel bir metadır.
Bu arada yeri gelmişken bu tür düşüncedeki hanımlara seslenmek istiyorum…
Hani bir kısmınız laiklik sayesinde kavuştuğunuz TV ekranlarından…
İnternet sayfalarından…
Gazete köşelerinden…
Fırsat bulduğunuzda sık sık Atatürk aleyhine atıp tutuyorsunuz ya…
Önce bir bakın!
Sizin istediğiniz gibi yönetilen İslam ülkelerinin hangisinde kadınlar daha özgür…
Hangisinde erkeklerle eşit haklara sahipsiniz…
Aslında sözü fazla dolandırmaya gerek yok, hiç birinde…
O halde düşünmeniz gerekiyor…
Eğer bu gün erkeklerle birlikte, hemen her alanda çalışabiliyor…
Yani
Mühendis, doktor, öğretmen, bankacı hemşire…
TV’lerde sunucu…
Programcı…
Sinema sanatçısı…
Tiyatrocu…
Şarkıcı…
Gazetelerde köse yazarı bile olabiliyorsanız…
İstediğiniz okulda okuyabiliyor…
Hiç bir İslam ülkesinde olmadığı gibi sosyal halklarınızı koruma adına Bir araya gelip örgütlenebiliyorsanız…
Derneğiniz…
Sendikanız…
Oda’nız varsa…
Ülkenin geleceği için oy kullanabiliyorsanız…
Bunu laikliğe…
Özellikle de Atatürk’e borçlusunuz, unutulmasın istedim…

20–01–2016
Nusret KEBAPÇI