Türkiye Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2026 Salı

ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK…

 

ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK…

Son günlerde kabinedeki görev değişimlerini fırsat bilen bir kesim, hafızlık kavramı üzerinden akıllarınca Atatürk'e gönderme yapmaya ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerini aşağılamaya yeltenmektedirler. Elbette niyetlerinin üzüm yemek olmadığını, asıl hedefin Atatürk ve Devrimleri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak mesele sadece bu değil. Kendilerini Türk ulusunun bir parçası saymayan, daha doğrusu "Ben Türk ulusunun değil; ABD'nin, İngiliz'in ya da Batı'nın çıkarını savunuyorum" diyemedikleri için de gerçek kimliklerini gizleyerek kendilerini Osmanlıcı, Osmanlı torunu ya da İslamcı olarak tanımlayarak, hangi emperyalistin kuklası olduklarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Ama bu ne kadar sürer, ne zaman ortaya çıkar bilmiyorum ama sonuçta bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.

İşte bu Türk ulus devletine, Türk kimliğine düşman olan emperyalist kuklaları, buldukları her fırsatta kendilerini Osmanlı torunu gibi sıfatlarla gizleyerek; Atatürk'e, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına, Cumhuriyet'e ve ulusal değerlere saldırmaktadırlar.

Bu nedenle onlara yanıt vermek son derece önemli…

İsterseniz buna da Cumhuriyet'e karşı kullandıkları Hilafet ve İslam kardeşliğinden başlayalım…

Bilindiği gibi ulus-devlet ve Atatürk düşmanlığı yaparken sığındıkları ilk liman hilafet veya İslam Birliği oluyor. Oysa tarihte tüm Müslümanların kabul ettiği tek bir halifelik kurumu hiçbir zaman var olmamıştır. Osmanlı'da hilafet varken bile diğer Müslüman coğrafyaların kendi otoriteleri mevcuttu.

Bugün İslam kardeşliği diyenlere sormak gerekir: ABD ve Batı Afganistan'a çöktüğünde biz mazlum Afgan halkının mı yanındaydık yoksa işgalcinin mi? Libya parçalanırken durum farklı mıydı? Irak, kimyasal silah yalanıyla yerle bir edilirken, merkezi hükümetin uyarılarına rağmen bölgedeki gayrimeşru yapılarla petrol anlaşmaları yapıp BM'den ceza yiyen biz değil miydik? Daha yakın tarihte ABD başkanı, "İsrail'in iki bin yıldır başaramadığını Türkiye gerçekleştirdi" demedi mi? Suriye'nin kuzeyinde terör koridoru açılırken sergilenen tavırlar ortadayken, hâlâ hangi İslam kardeşliğinden bahsediliyor?

Gelelim Osmanlıcılık meselesine… Öncelikle şunu belirtelim: Osmanlı bir imparatorluk yapısıydı; çok hukuklu, çok kültürlü ve çok milliyetliydi. Devletin adı Devlet-i Aliyye… Üstelik ekonomik bağımsızlığı da tartışmalıydı; bir merkez bankası olmadığı gibi, para basma yetkisi bile İngiliz-Fransız ortaklığı olan Bank-ı Osmanî-i Şahane'nin elindeydi. Daha da vahimi, Düyun-ı Umumiye aracılığıyla devletin temel gelirlerine el konulmuş, maliye yabancıların denetimine girmişti. Fransız sermayeli Reji İdaresi ise köylümüzün ürettiği tütünden tuzuna kadar her şeye ipotek koymuş, hatta kendi topraklarımızda "kolcu" adı verilen silahlı adamlarıyla halka kan kusturmuştu.

Doğrusunu isterseniz Osmanlı, yatırımı Balkanlar'a yapar; Anadolu'yu ise sadece vergi ve asker deposu olarak görürdü. Madenlerden sanata, bankerlikten sanayiye kadar hemen her şey yabancıların elindeydi. İmparatorluk, Balkan Savaşları ve ardından gelen Birinci Dünya Savaşı ile dağılma sürecine girince Halife sıfatıyla Müslüman ülkelerine "Cihad-ı Ekber" çağrısı da yapmış, ancak ne yazık ki beklediği sonucu alamamış ve Mondros ile ordusunu dağıtıp Sevr ile işgali kabullenmiştir.

Acı olan şudur ki; bugünün Osmanlıcılarının fikir babaları, o gün işgalciye tek kurşun atmadıkları gibi, Samsun'a çıkan Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı'nı engellemek için de ellerinden geleni yaptılar. Bunların bugünkü temsilcileri de "Keşke Yunan galip gelseydi" diyecek kadar gözü dönmüş, fesli bir şahsın müridi olmaktan öteye gidememişlerdir. Milli Mücadele döneminde de zaten İngiliz gemilerine binip kaçanlarla aynı zihniyeti paylaşanların, bugün vatan ve millet sevgisinden bahsetmesi sadece komedidir.

Hiç merak ediyor musunuz?

Bugün ABD emperyalizmi ve Batı, hedef aldığı ülkelerde neden laik ulus-devletleri tasfiye edip siyasal İslamcı yapıları öne çıkarmakta? Çünkü ulus-devlet, ekonomik ve siyasi egemenliğin ulusta olduğu, yetkinin parlamentoda toplandığı bir sistemdir. Fabrikasından madenine, bankasından toprağına kadar her değer ulusal çıkar için kullanılır. Siyasal İslam ise egemenliğin tek kişide toplandığı ve ekonomik iradenin emperyalizme teslim edildiği bir modeldir. Nitekim bunların akıl hocaları, "ABD gelsin, hilafeti bize versin; bizi sömürecekse de sömürsün, babasının hayrına yapacak değil ya" diyebilecek kadar bağımsızlık onurundan yoksun bir zihniyete sahiptir.

Şunu iyi anlamalıyız: Bir ülkenin bayrağının dalgalanması, o ülkenin tam bağımsız olduğu anlamına gelmez. Eğer merkez bankanızın anahtarı küresel finans merkezlerinin elindeyse, sanayiniz montajdan ibaretse ve tarımınız dış tohumlara mahkûm edilmişse; siyasi kararlarınız da kaçınılmaz olarak o borç verenlerin ipoteği altına girer. Osmanlı'nın son döneminde Düyun-ı Umumiye ve Reji ile yaşadığımız zillet, bugün modern yöntemlerle ve tek taraflı dayatılan Gümrük Birliği gibi ekonomik prangalarla tekrar önümüze konulmaktadır. Ulus-devlet bu prangaları kırma iradesidir; siyasal İslamcılık ise bu bağımlılığı kader diye yutturma çabasıdır.

Demek istediğim, ulusal çıkarlarınızı koruyan bir devletiniz yoksa fabrikalarınız, madenleriniz ve bankalarınız elden gider. Sonunda, işletmesi ve denetimi yabancılara ait olan yol ve köprülerden geçmek zorunda kalırsınız. Aslında tablo çok net: Kendilerine Osmanlıcı diyenlerin, aynı tarihsel dönemde olduğu gibi bugün de ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi bir dertlerinin olmaması; ulusal birlikteliği korumak gibi bir kaygı taşımamaları da asla tesadüf değil...

Üstelik dün Sevr'e boyun eğen zihniyetle, bugün ulus-devletin kazanımlarını emperyalist odaklara peşkeş çeken zihniyet ne yazık ki aynı kaynaktan beslenmektedir.

16.02.2026
Nusret KEBAPÇI

 

28 Nisan 2023 Cuma

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

 

Son günlerde özellikle bir partinin Türk bayrağı ile ilgili açıklaması sosyal medyada gündeme oturdu.

Doğrusunu isterseniz bayrak ve Türk milleti ile ilgili bu türden düşünceler sadece o partiye ait değil, bugün neredeyse iktidar partisi içinden de olmak üzere pek çok partinin benzer yönde açıklamaları bulunmaktadır.

Ne denmişti bayrakla ilgili…

“Bizim bayrağın kendisiyle bir sorunumuz yok, adıyla ilgili sorunumuz var.”

“Niçin buna Türk bayrağı diyorsunuz? Türk bayrağı denince diğer etnik kimlikler de kendi bayraklarının da olması gerektiğini düşünebilirler…”

“Bu devletin adının Türkiye Cumhuriyeti olduğu ve Türk devleti tanımının kullanılmaması gerektiği.”

“Türkiye bayrağı da denilebileceği “ gibi çeşitli sözler, yapılan açıklamalarda yer aldı

Belki bu tür bir söylem bazılarına, sanki daha demokratikmiş…

Irkçılıktan uzak, daha insaniymiş gibi gelebilir ama iş o kadar basit değil…

Üstelik bu tür bir söylem ülkemizin geleceği açından son derece de tehlikelidir.

Peki neden?

Nedeni şu: Bu anlayış daha baştan itibaren ulus kimlik ve ulus devlet karşıtlığını ilan etmektedir…

Çünkü ulus devlete göre…

Ülkede bulunan tüm etnik ve dinsel kimlikler ulus kimlik potasında eriyerek farklı bir nitelik kazanır…

O kimlik artık, o ulusun ortak kimliğidir…

Yani kısacası bu kimlik ulusun kurucu unsuruyla birlikte anılan üst kimliktir.

Geriye kalan etnik kökeniniz…

Dini kimliğiniz…

Aileniz…

Soyunuz…

Bunların tamamı alt kimlik haline gelir.

Bu neredeyse tüm ulus devletlerde aynıdır.

Hani zaman zaman açıklamaya çalıştığımız…

Tek devlet.

Tek vatan.

Tek bayrak.

Tek dil.

Tek ekonomi.

Duygu ve düşünce birliği olarak da ifade ettiğimiz şey, ulus tanımının bilinen en yalın ifadesidir.

Ulus devletlerde bu özelliklerden herhangi birini çoğaltmaya kalkışmak, iki veya daha fazlaya artırmaya çalışmak, ulus devlete düşmanlık anlamına gelir ve tüm devletlerde en sert şekilde mutlaka cezalandırılır.

Buradan yola çıkarsak…

Hani nasıl ki uluslararası yarışmalarda, olimpiyatlarda ya da çeşitli spor dallarında yapılan karşılaşmalarda…

Türk sporcu…

Yunan sporcu…

Alman sporcu…

Rus sporcu tanımları kullanılıyorsa…

Yine aynı şekilde Almanya’da yaşayanlara, Almanyalı falan değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara, İtalyalı değil İtalyan…

Rusya’da yaşayanlara, Rusyalı değil Rus…

İngiltere’de yaşayanlara İngiltereli değil İngiliz…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil yunan deniyorsa…

Türkiye’de de buna Türkiyeli falan değil Türk denilir.

İsterseniz konuyu biraz daha açmak adına örneklendirmeye çalışalım…

Hani diyelim ki…

Yurt dışındasınız ve bir yabancıyla tanıştınız.

Diyelim ki size soruldu…

Kimsiniz?

Sizin buna vereceğiniz yanıt, tam da bu işin mihenk taşıdır.

Türküm dediğinizde…

Karşınızdaki kişi; eğer diğer ülkelerle ilgili biraz bilgiye sahipse, hemen…

Türkçe diye bir dilinizin olup…

Başkentinizin Ankara olması yanında…

Bu ülkenin Atatürk tarafından kurulduğu gibi düşünceler kafasında belirecektir…

Ama

Türkiyeliyim dediğinizde sizce ne olur biliyor musunuz?

Ben söyleyim, hemen ardından ikinci soru gelecektir…

Kimlerdensin?

Yani sizden kim olduğunuz sorusuna bugün Suriye’de ve Irak’ta ABD’nin yapmaya çalıştığı…

Hani nasıl ki Suriye milleti değil de, Suriyeli Şiiler…

Suriyeli Kürtler…

Suriyeli Yezidiler falan deniliyorsa…

Ben Türkiyeli Kürdüm…

Türkiyeli Lazım…

Türkiyeli Çerkezim…

Türkiyeli Arabım demeniz beklenir.

Yani; uzun sözün kısası…

Ulus kimliği yani Türk kimliğini yadsıyarak her kim ki…

Türkiye Bayrağı…

Türkiyelilik gibi sözler söylemeye başlamışsa

Bilmelisiniz ki onlar kendilerine ne ad ve unvan takarlarsa taksınlar…

Emperyalizmin ülkemizdeki işbirlikçileridir…

Başka bir şey değil…

 

28-04-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

21 Mart 2018 Çarşamba

İSTİKLAL MARŞI

İSTİKLAL MARŞI


Geçtiğimiz günlerde İstiklal Marşı ile ilgili eleştirileri duyunca anlıyorsunuz ki…
Sıra İstiklal Marşı’nda…
Peki neden? Cumhuriyet’in ilk meclisinden bu yana söylenen, üstelik tüm savaşlarda…
Emperyalizme karşı yapılan tüm mücadelelerimizde…
Hatta pazartesi ve cuma günleri okullarımızda… 
Tüm ulusal törenlerde söylediğimiz bu Marş neden durup dururken birilerini rahatsız etmeye başladı…
Ya da şöyle de söylenebilir…
Buna karşı çıkarak veya değişmesi sağlanarak ne amaçlanıyor? Öyle ya birden bire bu konunun ortaya atılmasının mutlaka bir anlamı olmalı değil mi?
Peki, ne olabilir
Biraz üzerinde kafa yoralım…
Ülkeyi yöneten anlayış…
Türk Milleti kavramını çıkarabilmek için neden yıllardır Anayasa’nın ilk 4 maddesini değiştirmeye çalışır?
Şöyle söyleyelim…
Türk adı bundan neredeyse 15 yıl öncesine kadar tüm ulusun ortak kimliğiyken niçin ısrarla ülkede bulunan birçok etnik kimlikten biri düzeyine düşürülmeye çalışılır…
Yine biz hiç memleketin yöneticilerinden…
Bir gün olsun “Türk Milletiyiz” sözlerini niçin hiç duyamıyoruz dersiniz…
Sahi
Başta valilikler, okullar olmak üzere aralarında bankaların ve devlet demiryollarının da olduğu pek çok kurumdan…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC niçin kaldırılmıştı dersiniz, sadece tabelalara sığmadığı için olabilir mi?
Ya
Yakınlarda Eskişehir’deki stadyumdan da kaldırılmasıyla birlikte yakın zamanda Atatürk adının kaldırıldığı stadyum sayısının 10’a ulaşması ne anlam ifade etmektedir?
Veya kafanız kaldırıp etrafınıza bir bakın…
Bulunduğunuz kentte Atatürk adıyla kaç kurum ve yer var? Buna bulvar, cadde ve sokakları da ekleseniz sayı kaça kadar çıkar…
Bir kaç yıl sonra bunlardan ne kadarının kalacağını söyleyebilir misiniz? Çünkü…
Tüm bu yapılanlar…
Hatta eğitimde yapılan yasa, yönetmelik…
Ve müfredat değişikliğiyle yapılmak istenen hemen her şey…
Belirli bir plan dahilinde yapılıp bizi hep aynı yere götürmektedir…
O da…
Ulus devletin…
Yani tek millet esasına dayanan Türk devletinin…
Ekonomisiyle…
Tarihiyle…
Diliyle…
Ve onu toplumda canlı tutan AND ve…
İstiklal Marşı gibi değerleriyle…
Hatta
Sembolleriyle birlikte yavaş yavaş yok edilerek…
Yerine
ABD emperyalizminin ta Sevr’den bu yana hedeflediği etnik ve dini kimlikçiklere ayrışmış…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü federatif bir düzen kurmak…
Zaten kısa süre öncesine kadar Türk Milleti yerine Türkiyelilik önerilmesinin nedeni de buydu…
Değilse…
Karşında yedi düvel bile olsa korkma diyerek, emperyalizmin çelik zırhlı ordularına karşı bile mücadele etmeyi öğütleyen bir marş, neden rahatsızlık yaratsın ki, öyle değil mi?

21–03–2018
Nusret KEBAPÇI





21 Şubat 2018 Çarşamba

EĞİTİM BİRLİĞİ’NDEN EĞİTİM ÇOKLUĞUNA…

EĞİTİM BİRLİĞİ’NDEN EĞİTİM ÇOKLUĞUNA…


Bilindiği gibi Cumhuriyet Devrimlerinden birisi olan Tevhidi Tedrisat yani Eğitim Birliği Yasası’nın amaçlarından biri… 
Eğitimin…
Her türden tarikat ve cemaatlerden…
Dini vakıf, dernek ve benzeri örgütlerin elinden alınarak devletleştirilmesi ise…
Diğeri de eğitimin milli olmasıydı.
Çünkü ulus devlet…
Yani Cumhuriyet kurulmuş bu nedenle de…
Tüm toplumda tek millet esasına dayalı…
Toplumda ortak değerleri geliştirmeye yönelik milli bir eğitim sistemi uygulanması bir anlamda zorunluluk haline gelmişti.
Zaten bir toplumda, hem milli, hem de dini eğitimin bir arada bulunmasına imkân bulunmuyor...
Böyle bir durum eşyanın tabiatına da aykırıdır
Düşünebiliyor musunuz?
Eğitimin bir kısmı, egemenliğin sahibini millet olarak görüp, yurttaşlığı ön plana çıkarırken…  
Diğerinde de tanrı adına yönetenlere itaat etmeyi ve tebaa olunması öğretilecek…
Sizce nasıl? Olabilir mi?
Aslına bakarsanız Milli Eğitim, dini eğitimin tam tersine yönetene değil…
Topluma, millete aidiyet…
Vatana bağlılık…
Emperyalizme karşı mücadele…
Tüm toplumun ortak dil ve duygu etrafında birleşmesi gibi kavramlar esasına dayanırken…
Dini eğitimde ise doğası gereği bunların hiç biri bulunmuyor…
Zaten biraz dikkatle İslam ülkelerine baktığınızda da görüleceği üzere neredeyse bu ülkelerin hiç birinde ortak bir Millet anlayışı olmadığı gibi…
Emperyalizme karşı bağımsızlık gibi bir dertleri de bulunmamaktadır…
Bu arada kadın sesinden tahrik olan…
Heykeli put gören bir anlayışın bilimden, sanattan ne kadar haberdar olabileceğini bilmiyorum söylemeye gerek var mı ama…
Bilinen bir şey var.
O da son yıllarda…
Atatürk Devrimleri’nin tersine…
Eğitim Birliği’nin kağıt üzerinde olmasa bile gerçekte son 16 yıl içinde adım adım kaldırıldığıdır.
Nereden mi biliyoruz?
Aslında bunun için çok fazla bir çaba harcamaya falan da gerek yok.
Bakın bir zamanlar geçerli olan
“Meyhanenin yanında olmasın…”
“Dershaneye şu kadar uzak olsun…” türünden kuralların hiçe sayılarak…
Binaların elverişli olup olmadığına, öğrencilerin ihtiyaçlarına yeterli olup olmadığına bakılmaksızın…
Kentlerin ana bulvarlarında…
Ara sokaklarda…
Neredeyse merdiven altı diyebileceğimiz binlerce…
2+1
3+1 türünden her türden tarikat ve cemaatle…
Yabancı misyonlara ait okulların olduğunu göz önünde bulundurursak...
Böyle bir durumun pekala İktidarın gelecekteki hedefleriyle de doğrudan ilişkili olduğunu söylemek mümkün…
Nasıl mı?
Şöyle:
Memleketi yönetenler yıllardır Atatürk ve ulus devlet düşmanlığı yaparak eğitim sistemini de tekçi eğitim diye niteleyip saldırmıyorlar mıydı?
Ne istiyorlardı onun yerine, yeni Osmanlılık; başka bir deyişle de çok kültürlü, çok kimlikli bir devlet…
Bunu söyleyince aklınıza Osmanlıda eğitim nasıldı gibi bir soru gelebilir bu nedenle onu da bu arada söylemiş olayım…
Aynen bugün ki gibi dersek inanın hiç abartı sayılmaz
Yani milli eğitimin olmadığı ya da bugünkü gibi yok sayıldığı hemen her tarikatın her cemaatin hatta yabancı misyonların da okullarının olduğu bir sistem…
Uzun sözün kısası; Eğitim Birliği’nden, eğitim çokluğuna geçerken aynı zamanda…
Tek kültürlülükten çok kültürlülüğe…
Tek Milletten de çok milletliliğe geçiyoruz haberiniz olsun…

21–02–2018

Nusret KEBAPÇI

31 Mayıs 2017 Çarşamba

ALMAN ARABASI

ALMAN ARABASI


Hani birileri “Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Millet, Tek Devlet” dediğinde siz bunun Türk Milleti olduğunu sanırken…
Rabia olduğu açıklanmıştı ya…
İşte bu yüzden bir türlü anlaşılamayan millet kavramını…
Bir de arabalar üzerinden anlatalım istedim ki…
Belki toplumdaki araba sevdası nedeniyle çok daha kolay anlaşılabilir.
Tabi iş gelip arabaya dayandığı için…
Sakın amacımın otomobilleri anlatmak, markalar hakkında bilgi vermek olduğu düşünülmesin.
Burada önemli olan…
Otomobiller üzerinden yola çıkarak ulus kimliğin ne olup, ne olmadığı konusuna birazcık olsun açıklık kazandırmak…
Hani bizde Türkiyeli…
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gibi kavramlar ısrarla Türk milleti yerine konulmaya, yerleştirilmeye çalışılıyor ya o yüzden…
Sahi aklıma geldi…
Otomobillerden bahsederken…
Neden?
Almanyalı…
Amerikalı…
İtalyalı…
Rusyalı…
İsveçli falan demiyoruz da.
Alman.
Amerikan.
İtalyan.
Rus.
İsveç falan diyoruz.
Ne fark var?
İsterseniz konuya geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz bir otomobil reklamı üzerinden giderek biraz daha açıklık getirelim…
Ne dersiniz?
İlgili reklamda bir ülkenin otomobili var…
Ve işin ilginci…
Reklamda oynayan sanatçı bile aynı ülkeden.
Peki, ilgili sanatçı otomobilin sağlamlığını vurgulamak için ne demişti…
“O yolda kalmaz…”
“Çünkü o bir Alman.”
Peki, neden Almanyalı değil de Alman…
Arasında ne fark var?
Şu fark…
O otomobil için…
Almanyalı denildiğinde sadece üretildiği yer ifade edilmektedir.
Hatta…
Soruları devam ettirdiğinizde...
Yani neresinden sorusunu sorduğunuzda…
O otomobilin yapıldığı…
İl…
Kasaba…
Hatta köye kadar ulaşabilirsiniz de…
Ama bu hiç bir zaman, ortak kimliği, değeri ifade eden bir kavram olmayacaktır…
Ama
Alman denildiğinde anlıyorsunuz ki…
O otomobil…
Yüksek Alman sanayisinin…
Teknolojisinin…
Biliminin…
İşçiliğinin…
Sermayesinin…
Kısacası…
Alman Milleti’nin ortak ürünüdür.
Demem o ki…
Türkiyelilik ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, her ikisi de bir anlamda hemşerililiği…
Türk denildiğinde ise …
Ortak kimliğin bir parçası olduğunuzu ifade etmektedir…
Bu kadar açık…

31–05–2017
Nusret KEBAPÇI





22 Nisan 2017 Cumartesi

ÜST KİMLİK

ÜST KİMLİK


Hani birileri zaman zaman “Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz, tek devlet diyoruz…” deyip
“Toplumu Türk değil, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığında birleştireceklerini…” falan da söylüyorlar ya…
Sahi bu ne anlama gelmektedir?
Anlamı şu; Ulus devletlerin en önemli bileşeni, çimentosu...
Harcı, her ne ad verirseniz verin üst kimlik kabul edilen ulus kimliktir.
Bu kimlik yok edilmeden, yıpratılmadan…
Hiç bir ulus devleti parçalamak mümkün değildir.
İşte bir süredir bizde de Türk ulus kimliği yani üst kimliğimiz hedefe konulmakta, yıpratılarak yok edilmeye çalışılmakta…
Böylece birileri yıllardır amaçladıkları alt…
Yani etnik ve dini kimliklerden oluşan federatif bir devletin kurulabileceğini düşünmektedirler.
Hem zaten BOP’ un amacı da ulus devletleri etnik ve dini kimliklere ayrıştırıp haritaları yeniden çizmek değil miydi?
Böyle olunca ulus kimliğin önemini vurgulamak haliyle çok daha fazla önem kazanmaktadır.
Aslına bakarsanız bugün dünya üzerindeki devletlerin neredeyse tamamının ulus devletler olduğunu söylersek yanlış söylememiş oluruz.
Peki, o halde ulus nedir? İsterseniz önce onu tanımlayalım ki hangi temel üzerinde toplumun bütünleştiği konusunda bir fikrimiz bulunsun.
Ulus: Aynı toprak üzerinde yaşayan…
Ortak bir dili, tarihi, ekonomisi bulunan…
Aynı duyguları paylaşan insan topluluğudur dersek sanıyorum en doğru tanımı yapmış oluruz.
Tabi bunu iktidarın söylediği şekilde…
Tek vatan.
Tek devlet.
Tek bayrak.
Tek millet şeklinde ifade etmek de mümkün ama bir farkla…
Eğer biz bir zamanların Türkiye halkı olarak…
Yani Türk’ü
Kürt’ü…
Laz’ı…
Çerkez’i…
Arap’ı vs. olarak Kurtuluş Savaşının ateşiyle birbirimizle kaynaşarak bir millet…
Yani Türk Milleti olmuşsak ki bu süreç yani millet olma süreci hemen her ülkede benzer şekilde olup…
Önderlik eden kimliğin adıyla anılırlar…
Bu nedenle de isimsiz bir millet olmaz…
Olamaz.
Bakın son zamanlarda Türk Milleti kavramının kaldırılarak yerine ısrarla…
Türkiyelilik veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi kavramlar konulmaya çalışıldığı görülmektedir…
Doğrusunu söylemek gerekirse her iki kavram da tek başına hiç bir anlam ifade etmeyen ancak…
Sonlarına getirilen etnik veya dini kimliklerle anlam kazanan ayrıca tek değil çok kimlikliliğe de izin verebilen kavramlardır…
Nasıl ki bir kişi Türk’üm dediğinde…
Türkiye’de yaşayan…
Türkçe konuşan…
Nazım HİKMET’le…
Yaşar KEMAL’le…
Fazıl SAY’ la…
İdil BİRET’le…
Aziz SANCAR’la dünya çapında tanınan bir kültürü olan…
Ankara gibi bir başkente sahip…
Atatürk’ün kurduğu Türk devletine bağlı bir Türk akla gelirse…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı denildiğinde de
Ortak hiç bir değer ifade etmeyen…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı … (Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Sünni, Şii gibi kimlikler)akla gelebilmektedir…
Yani demem o ki;
Türk Milleti dediğinizde Üniter devletten…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı dediğinizde ise
Federatif çok kimlikli, çok kültürlü bir devletten yana olmuş oluyorsunuz…
Bilin istedim…

21–04–2017
Nusret KEBAPÇI




12 Ocak 2017 Perşembe

ESBABI MUCİBE

ESBABI MUCİBE


Türkçesi gerekçe.
Yazının başlığına bakınca belki içinizden…
Bu kadar Türkçe sözcük içinden başlık bulamadınız da eski dilden mi aldınız türünden bir düşünce aklınıza gelebilir onun için baştan söyleyim…
Bu güne kadar pek çok defa Türkçe; üstelik anayasa veya başkanlık sözcüklerini de kullanarak yazmama karşın görülüyor ki…
Konu hiç mi hiç anlaşılmamış.
İşte tam da bu yüzden üstelik eski dilde yazdım ki belki daha fazla ilgi çeker…
Ve çok daha fazla anlaşılabilir.
Şimdi buradan hareketle biraz düşünelim…
Bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyuldu?
Veya
15 yıldır iktidarda olan bir parti, elindeki onca güce, çoğunluğa rağmen hangi konuda çözümsüzlüğe uğradı…
Yetersiz kaldı…
Doğrusunu isterseniz hiç bir konuda…
Hem zaten bence konunun Türkiye’nin sorunlarıyla falan da ilgisi bulunmuyor.
Bu arada konunun uzmanlarının hazırladığı ciddi araştırmaların, cumhurbaşkanına hangi yetkilerin, ne amaçla verildiği türünden analizlerin inanın toplumun çok önemli bir kesimi üzerinde hiç bir etkisi falan da yok…
Peki, tüm bunları göz önünde tutarsak…
Ekonomik çöküşe…
Terörün başını alıp gitmesine…
Kıbrıs konusunda ki oldu bittiye…
Ege adalarının işgaline… 
Hatta
Doların 4TL’ye yaklaşmasına bile çözüm üretilmezken…
Neden ısrarla başkanlık vurgusu yapılarak…
Topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.
Şunun için…
Bildiğiniz gibi ABD bölgede hala Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Bu da bölgede bulunan aralarında Türkiye’nin de bulunduğu neredeyse tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değişmesi…
Aynı zamanda dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan’ın da kurulması anlamına gelmektedir…
Adamlar işin formülünü de bulmuş…
Hemen her ülkedeki etnik ve dini kimlikleri kışkırt…
Silahlandır…
Silah, mühimmat ve insan yönünden destekle, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Hem zaten IŞİD ve PYD’nin var oluş nedeni de budur.
Peki, sizce ABD, çok uzak olmayan bir geçmişte zamanın başbakanını neden BOP eş başkanı olarak görevlendirmişti dersiniz…
Şunun için
Türkiye bölge ülkeleri içinde hem en gelişmişiydi…
Hem de bölge Ülkelerinin önemli bir kısmı geçmişte Osmanlı sınırları içinde bulunduğundan…
Üzerlerinde model ülke olarak söz sahibi olunacağı varsayılmıştı…
İşte bu nedenle yıllardır…
Türkiye’nin Atatürk’ten…
Ulus devletten…
Laiklikten vazgeçip…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu federatif bir İslam devleti olmasını istemiyorlar mıydı?
İstiyorlardı ama onlar da hemen her konunun özgürce tartışıldığı…
İçlerinde hangi partiden olursa olsun, yurtsever insanların olduğu bir meclisle aynen 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bunun gerçekleşemeyeceğinin de farkındaydılar…
Bu yüzden, meclisin söz sahibi olmadığı, tek adamın hemen her şeye karar verebildiği, bir anlamda da 100 yıl önce Atatürk nedeniyle Vahdettin’le yarım kalan projelerini…
İkinci Vahdettin’le…
Pardon başkanlıkla tamamlamak istemektedirler…
Olay budur…

12–01–2017
Nusret KEBAPÇI






24 Kasım 2016 Perşembe

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…


Her ne kadar öğretmenlik mesleğinin tarihçesini mahalle mekteplerine kadar götürmüş olsak da öğretmenliğin asıl önemini…
Cumhuriyetle kazandığını bilmeni isterim.
Hem zaten, gerek ekonomik…
Gerekse sosyal olarak en iyi koşulda olduğumuz yıllar da sanıyorum yine Cumhuriyetin ilk yılları…
Çünkü Cumhuriyet kurulmuş…
Devrimler birbiri ardına yapılmakta, bunu köylerin en ücra köşesine kim taşıyacak…
Tabi ki sizin de mensubu olduğunuz öğretmenlik…
Biliyorsunuz o dönemde milletvekilinin maaşları belirlenirken bile öğretmen maaşları ölçü olarak alınmıştı…
Şimdi istersen bir bak!
Bir milletvekiliyle aranda kaç lira fark var?
Tabi biz sadece para için çalışmıyoruz devlete hizmet için çalışıyoruz da diyebilirsin…
Üstelik…
Cumhuriyetin erdemlerinden
Öğrencilere Atatürk’ü öğretmekten de bahsedebilirsin ama…
Eğer söylediklerinle içinde bulunduğun koşullar biri biriyle uyuşmuyorsa…
Ve sen de…
Bunu üzülerek söylüyorum…
Öğretmenlerin büyük çoğunluğu gibi…
Atatürk karşıtı…
Ulus devlet düşmanı olduğunu her fırsatta ilan eden bir sendika üyesiysen…
Öğretmenim bil ki benim için söylediklerinin hiç bir anlamı bulunmuyor.
Elbette şunu da itiraf etmem gerekiyor…
Öğrencinin ders çalışmak zorunda olmadığı…
Devamsızlığına bile sınır konulmadığı…
Ayrıca kurallara bile uymasının istenemediği koşullarda ne kadar büyük bir çaba içinde bulunduğunu…
Eğitimin yükünün anne- baba ve bakanlığın hiç bir desteği bulunmadan…
Sadece…
Evet, sadece senin omuzlarına yüklendiğini…
Ayrıca sırf özel okulları teşvik etmek amacıyla ödenek verilmediğinden çaresiz bırakılan çalıştığın devletin okuluna ekonomik katkı sağlayabilmek için yırtınırcasına çabaladığının da farkındayım…
Belki ben bunları söylediğimde…
Nerde o eski günler…
O “bir harf öğretenin kölesi” olan öğrenciler…
Öğretmene çocuğunu “eti senin, kemiği benim” diye gönül rahatlığıyla emanet eden veliler diye yakınabilirsin de…
Hiç düşündün mü öğretmenlik neden her geçen yıl giderek itibarsızlaştırılmakta…
Bana sakın ola ki devir değişti.
Yeni nesil, falan gibi sözler söyleme çünkü…
Karnım tok.
Aslına bakarsan öğretmenlik, Başöğretmenimiz Atatürk’ün de söylediği gibi öğrencilere Cumhuriyeti, aydınlanmayı…
Vatan sevgisini…
Kurtuluş savaşımızı…
Laikliği öğretecek, toplumun en ücra kösesine yayabilecek tek meslek.
Böyle olunca…
Cumhuriyetin yerine dini bir başkanlık kurup, laikliği ortadan kaldırmak isteyenler bunların öğretilmesini…
Asla ve asla istememektedirler.
Peki, nasıl engelleyeceklerdi öğretmenin bunları öğretmesini
Aslına bakarsanız kendilerince çözüm bile bulmuşlardı…
Öğretmeni ekonomik ve sosyal olarak çökertip, geçimden başka bir şey düşünemez hale getirip…
Sözlerini dinlenilir olmaktan çıkararak, itibarsızlaştırmak.
İşte yıllardır ekonomik ve sosyal yönden ezilmesinin…
En basit ders kitabını seçememesinin…
Roman bile önermesinin engellenmeye çalışılmasının asıl nedeni bu…
Ama tüm bu olumsuzluklar biliyorum ki Atatürk’ün öğretmenini asla yıldıramayacak…
Hiç bir olumsuz koşul onu durdurmaya yetmeyecektir.
Çünkü “Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”
Gününüz kutlu olsun…

23–11–2016
Nusret KEBAPÇI




10 Kasım 2016 Perşembe

ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK…

ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK…


Belki daha yazının başında “Ben zaten doğru anladım, başkasının düşüncesine ihtiyacım yok.” diyorsanız, yazıyı okumaktan hemen vazgeçmelisiniz…
Ama
Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” sözüne rağmen…
Türk Milleti demekten inatla yan çiziyorsanız…
Anayasadan etnik kimlik özelliğini kaldıracağız deyip de Türk kimliğini hedef alıyorsanız…
Seçim bildirgelerinizde bile…
Türk değil…
Türkiye Milleti kavramına vurgu yapıyorsanız…
Bence Atatürk’ü hiç mi hiç anlamamışsınız demektir.
Ya “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz…” ve  “Her fabrika bir kaledir.” demesine karşın…
Memleketin tüm ekonomisinin…
Topraklarının…
Sanayisinin…
Bankalarının, yabancılara satılmasına sesiniz çıkmıyorsa ve bunların sizi ilgilendirmediği gibi bir düşünceye sahipseniz…
Yani kafanızda ekonomik bağımsızlık gibi herhangi bir kavram bulunmuyorsa…
Bence…
Kendinizi Atatürkçü falan da saymayın…
Aslında bir şey saymanıza da gerek yok.
Hani ne derler; yerinizde saymayın o bile yeter…
Peki; ya laiklikle ilgili olarak…
Büyük Atatürk’ün…
“Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz…” demesine karşın…
Hala laiklikten ödünler verip…
Tarikatlar cemaatler girdabına sürüklenmiş cahil halkımızı aydınlatmak için parmağınızı bile oynatmıyor…
Dahası tarikat ve cemaatleri neredeyse birer sivil toplum örgütü gibi kabul ederek… 
Seçim kampanyalarında özellikle…
Tevhidi Tedrisatı yok etmek anlamına gelen tüm okulların imam hatipleştirilmesini görmezden gelip…
Atatürk’ün yaptığı Kılık ve Kıyafet Devrimi’nin yok edilmesi anlamına gelecek şekilde türbanı özgürlük olarak niteleyip savunuculuğuna soyunuyorsanız…
Hemen her türden dini kıyafetin kamunun hemen her yerine yerleşmesine…
Kamuda çalışanların mezhep ve tarikat kimliklerini kıyafetleriyle yansıtmalarına seyirci kalarak…
Ulus devletin etnik ve dinsel temelde parçalanmasını demokrasi olarak algılıyorsanız…
Kat etmeniz gereken çok yol var demektir…
Tabi bunun yanında…
Askeri bakımdan NATO’ya bağımlı kalmaya hiç sesiniz çıkmayıp…
Ekonomik ve siyasi olarak da AB’yi ulaşılacak hedef olarak görüp…
Onun ulus devleti tasfiye etme planlarına kayıtsız kalıp…
Özelleştirme dayatmalarını sessizce kabul edip…
Başta Ermeni Soykırımı konusu olmak üzere…
Kıbrıs…
Ege adaları…
Ülkemizin tamamıyla dışa bağımlılığı konusunda gıkınız bile çıkmıyorsa…
Bence…
Hiç kendinizi yormayın kardeşim…
Anlaşılıyor ki ; siz Atatürk’ü hiç mi hiç anlamamışsınız…

09–11–2016

Nusret KEBAPÇI