İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2018 Pazartesi

DEMOKRASİ…

DEMOKRASİ…


Hazır söz demokrasiden açılmışken, son zamanlarda konuyla ilgili gelişmelere kısaca değinmekte yarar bulunuyor.
Bunlar içinde en çok gündeme gelenlerden birisi Türk ve Türkiye kavramlarının hemen her yerden kaldırılması değil mi?
Ya Atatürk adının stadyumlar başta olmak üzere neredeyse pek çok yerden kaldırılmasına ne demeli…
Sizce aralarında bir bağ bulunmuyor mu?
Tabi bunların dışında…
Çanakkale Zaferi yıldönümünde Atatürk adını anmadan yapılan törenleri…
Mecliste yapılan Çanakkale programında kadın tiyatrocuların sahneden indirilmesini…
Yetmez gibi…
“Kadının çalışmasının doğru olmadığına…”
Hatta
“Kadının yerinin sadece evi” Olduğuna ilişkin yapılan açıklamaları…
Tüm bunların yanı sıra…
Normalde bilim adamı olması gereken bir rektörün…
“Demokrasi isteyenleri cehennemlik olmakla suçlayıp tövbelerinin bile kabul edilmeyeceğinin” Açıklamasını bir araya getirdiğimizde nasıl bir anlam çıkacağını sanıyorsunuz…
Aslına bakarsanız üzerinde çok fazla düşünmeye falan gerek yok her şey gayet açık…
Zaten buradan da sadece bir anlam çıkabilir o da birilerinin artık son zamanlarda gizlenmek için demokrasiye ihtiyaçlarının kalmadığını düşünüp…
Kendi istedikleri dini düzenin getirilmesi için uygun fırsatın geldiğine karar vermiş olmalarıdır ki…
Uzun süredir yaptıkları…
Atatürk…
Kadın hakları…
Laiklik…
Ulus devlet…
Ve demokrasi karşıtı açıklamaları da bunu çok açıkça da göstermektedir.
Peki, tüm bunların yerine ne istiyorlar dersiniz…
İstedikleri şu…
Ulus devlet yıkılsın, Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü, dini federatif bir başkanlığa dönüşsün…
Başka
Egemenlik de kayıtsız şartsız Milletin olmasın…
Tamam, da kimin olsun?
Böyle bir düzende seçim, yurttaşlık falan da olmayacağına göre kim kullanacak bu egemenliği?
Ya ülkedeki en güçlü mezhep olacaktır, bunu kullanacak…
Veya tarikat ya da cemaat…
Beyler…
En az 1000 yıldır İslam ülkelerindeki iktidar kavgalarının nedeni de bu değil mi?
Müslümanlar 1000 küsur yıldır sırf bu anlayış nedeniyle birbirleriyle savaşmıyorlar mı?
Ama tüm bu yaşananlara rağmen birileri hala anlamamakta direnmekte ve bu nedenle Atatürk’ün söylediği  “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.”  ilkesini hiç bir şekilde hazmedememektedirler…
Çünkü bu düşünceye göre insan yasa yapamaz…
Olsa olsa var olan değişmez yasalara uyar ki zaten amaçta odur…
Bu durumda da…
Ne meclis olabilir bir ülkede…
Ne parti…
Ne de sendika…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O varsa, demokrasi oluyor ve eşit ve özgür yurttaş haline gelebiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Sadece ve sadece tebaa…
Bilin istedim…

09–04–2018
Nusret KEBAPÇI



19 Eylül 2017 Salı

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…


Uzun bir süredir adım adım Atatürk ve ulus kimlikle ilgili konular müfredattan çıkarılmaya çalışılmaktadır…
Çünkü
Birileri uzun süredir rahatsız oldukları ulus devlet yapısını ve ulus kimliği yıkmak…
İslami çok kimlikli, çok milliyetli bir devlet kurmak için fırsat yakaladıklarını düşünmektedirler…
Aslına bakarsanız bunun sadece son değişiklikle ilgili olduğunu düşünüyorsanız biliniz ki fena halde yanılıyorsunuz.
Hem bu süreç o kadar yeni falan değil neredeyse 40 yıllık bir geçmişe sahip.
Yani basit bir hesap yapmak gerekirse 1980‘lere kadar uzandığı bile söylenebilir…
Ancak son 15 yılda bu değişimin daha hızlı yaşandığını da söylemek mümkün
Doğrusunu isterseniz gerek dünyada…
Gerekse ülkemizde uygulanabilecek 2 türden eğitim vardır…
Bunlardan biri milli bir eğitimdir…
Diğeri de gayri milli bir eğitim.
Peki, nedir bu milli eğitim, isterseniz önce ondan başlayalım…
Bu eğitimde…
Millet ön plandadır
Yani öğrenciler öncelikle yaşadıkları ülkenin tarihini, coğrafyasını diğer ülkelerle geçmişten bu yana yaşanan sorunları…
Ve milletin refahı ve kalkınması için gerekli olan…
Bilimi…
Felsefeyi…
Edebiyatı…
Teknolojiyi öğrenirler…
Tek bir amaç vardır
Milletin çıkarları refahı ve mutluluğu…
Bu nedenle milli eğitim sistemi…
Hem öğrencilere çağın gerektirdiği bilimi, sanatı, felsefeyi öğretmek, hem de toplumun gelecekte de birlik ve beraberliğini koruyup…
Kendilerini açık Pazar yapmak isteyen emperyalizmin oyununa düşüp parçalanmamak için de…
Her türden etnik ve dini ayrımcılığı dışlayarak mutlaka laik olmak zorundadır…
Çünkü hemen her türden etnik ve dini kimlikten insanı bir araya getirerek millet yapan düşünce bunu gerektirmektedir.

Dolayısıyla Ülkenin birlik, yani tek millet esasını bozmaya yönelik olan her türden…
Etnik bölücülük…
Mezhepçilik…
Tarikatçılık türünden ayrımcılık, tehdit kabul edilir ve gelişmelerine izin verilmez ayrıca bu tür kimliklerin kendi farklılıklarını kıyafetleriyle ifade ederek toplumda farklılaşma yaratılması da engellenir.
Hem zaten izin verildiğinde; nasıl bir paralel hiyerarşiye yol açıldığını daha çok yakın bir süreçte, ülke olarak hep birlikte yaşamadık mı?
Bu nedenle tekrar; gelecekte er’den emir alan general…
Hizmetlisinin emir verdiği genel müdürle karşılaşmak istemiyorsak başta eğitim olmak üzere devletin her kademesini her türden etnik ve dini etkilerden uzak tutmak zorunludur…
Yani uzun sözün kısası milli eğitimle; milletin çıkarlarını korumayı, milleti kalkındırmayı, refaha ulaştırmayı; yani sanayileşmeyi…
Tarımı geliştirmeyi, yer altı, üstü tüm kaynaklarına sahip çıkmayı her şeyin üstünde tutacak, bilimde ve sanatta da ülkede yeni ufuklar açacak öğrenci yetiştirilmesi hedeflenirken…
Gayrı milli eğitim yani dini eğitimle’de…
Aslında biliyorsunuz ama yine de söyleyim…
Milletin anlamını bırak, adını bile söylemekten korkan…
Emperyalizmin ne olduğundan haberi bile olmayan…
Ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve sorunlardan bi haber…
Bilim, sanat ve felsefeden uzak…
Tamamen kendi dini ya da mezhebinin çıkarlarını gözeten, bunun için de yabancılarla işbirliği yapılmasında hiçbir sakınca görmeyen kimliksiz, kişiliksiz sadece küresel sermayeye elaman olabilecek öğrenci yetiştirilebilecektir…
Yapılan budur…

18–09–2017
Nusret KEBAPÇI



29 Haziran 2017 Perşembe

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…


Aslına bakarsanız son günlerde ABD’nin tekrar Suriye’yi kimyasal silah kullanacak olmakla suçlaması…
Daha önceki gibi kanıtsız suçlamalarla Suriye’ye doğrudan saldırmak için bir bahane yaratılıyor fikrini uyandırsa da…
Doğrusu; konunun hepimize bir “Kurtla Kuzu Hikâyesi”ni anımsattığıdır…
Bilinen bir hikâyedir ama bilmeyenler için biraz anımsatalım
                 “Susamış olan kuzu, nehrin aşağı tarafından su içmektedir. Nehrin daha yukarılarında su içen kurt, kuzuyu çoktan gözüne kestirmiş, kuzuya seslenir:
                —   “Hey sen! Benim içtiğim suyu ne hakla bulandırıyorsun?"der.
   Kuzu ise masum masum:
                —   Ben sizin suyunuzu bulandıramam ki! Baksanıza, sizin içtiğiniz su bana doğru akıyor". Diyerek cevap verir.
   Aklına kuzuyu yemeyi koymuş olan kurt biraz daha hiddetlenerek
                —    Bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykırmış ve nihayetinde, kuzuyu yemek niyetinde olan kurt sözünü bitirir bitirmez, kuzunun üstüne atlayıp onu parçalamış.”
İşte bugün ABD’nin tavrı tam da böyledir…
Çünkü
BOP ‘a göre ABD, çoğunluğu İslam ülkesi olan 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini…
Ve bölgede bulunan dört ülkeden koparılacak parçalarla da büyük bir Kürdistan kurmayı amaçlıyordu.
Hatta bunun için bizim ülkemizden BOP Eş Başkanı bile tayin edilmişti.
Afganistan’ın işgaliyle başlayan ;Irak, Libya,Mısır ve birçok Afrika ülkesiyle devam eden süreç sonunda geldi Suriye’ye dayandı.
Tabi sonrasında sıra Türkiye ve İran’daydı ama Suriye’de işler istenildiği gibi rast gitmedi çünkü görevlendirilen eş başkan çok istese de…
Bölgedeki İran ve Rusya’nın müdahalesi yüzünden istenilen başarıyı sağlayamadı ama oldukça büyük bir çaba harcandığını da inkâr etmemek gerek…
İsterseniz biraz hatırlatalım…
Ne de olsa aradan yaklaşık 6 yıla yakın bir zaman geçti…
Biliyorsunuz 2011 yılında batılı devletlerin desteğiyle Suriye’de bir muhalefet oluşturulup eylemler yaptırılarak ilk kıvılcım başlatıldı ancak bu süreç çok uzun sürmedi…
Birilerinin büyük Kürdistan için acelesi olduğundan…
Hemen muhalefet silahlandırılarak merkezi hükümete karşı saldırıya geçirildi.
Ancak halk desteğini arkasına alan Suriye yönetimi geri adım atmadı ve bu silahlı güçlerle mücadeleye başladı…
Baktılar ki Suriye devleti kazanacak…
Bu kez dünyanın her tarafında ne kadar şiddet yanlısı psikopat varsa hepsini Türkiye üzerinden Suriye’ye doldurdular.
Hatta adamlara hilafet adına devlet bile kurduruldu…
Silahla, cephaneyle, maaşlı militanlarla da desteklendi ama hep denir ya haklı olan bir ulusun karşısında hiçbir düşman kazanamazdı…
Sonuçta 100 bine yakın askeri olduğu söylenen IŞİD’ de sonunda başarısızlığa mahkûm oldu ama işi şansa da bırakamazlardı.
Bu kez iş başa düştü diyerek ABD inisiyatifi ele aldı ve her zamanki numaraları ve daha önce Libya ve Irak’ta sınanmış olan kimyasal silah yalanına tekrar sarıldı…
Nede olsa tüm dünya medyası ellerindeydi ve yalanlarına inanacak, aldatılmaya razı pek çok ülke de bulunuyordu…
Tabi onlar inandılar inanmasına hatta bu konuda ABD saldırısını destekleyenler bile oldu ancak işin ilginci…
Her zamanki gibi delil falan da bulunamamıştı.
Hem zaten işin mantığına da tersti
Savaşı kazanan, kendisinin haklı olduğuna neredeyse bir avuç emperyalist haricinde herkese kanıtlayan bir devlet kendini neden haksız duruma düşürsün ki…
Bu nedenle yalan çok kısa sürede ortaya çıktı ama birileri her zamanki gibi kandırılmayı tercih etmişti…
Aslında iş sonuçta gelip ulus bilincinde düğümlenmektedir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı korur…
Emperyalizmle mücadele edebilirsiniz…
Ama olmadığında farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin taşeronu olmaktır…
Başka bir şey değil...

29–06–2017
Nusret KEBAPÇI







17 Mart 2017 Cuma

HOLLANDA

HOLLANDA


Sanırım referandum yaklaştıkça birileri toplumda etkili olabilecek spekülatif işler yapmayı çok seviyor…
Hollanda olayı da işte tam da bu türden bir olay…
Hatta
Bir zamanlar İsrail’le yaşadığımız Van münite olayının aynısı bile diyebiliriz.
Çünkü o dönemde de…
Sözde İsrail’le çatışmamıza karşın…
Mavi Marmara olayıyla ilgili ne bir özür…
Ne de tazminat alabilmiştik…
Ve bugün İsrail…
İktidarın bölgede en iyi anlaştığı ülkelerden biri bile denilebilir.
Gelelim Hollanda’ya…
Adamların 14 Mart’ta seçimleri var.
Öğreniyoruz ki
Başbakan da bu konuda hassas ve gidilmesinden yana değil.
Ayrıca…
İktidarın 2008 yılında seçim yasasında değişiklik yapıp yurt dışında ve dış temsilciliklerde seçim propagandası yapılmasını yasaklaması gibi bir durum da söz konusu…
Ama emir daha üstten gelince
Her zaman olduğu gibi akan sular duruyor ve bizimkiler apar topar Hollanda yolcusu oluveriyor…
Tabi gidiş emrivaki olup seçimler de gündemde olunca haliyle işler de sarpa sarıyor…
Girerdin giremezdin derken…
Olaylar büyüyor…
Zaten istenilen de bu…
Biliyorlar ki bu yaşananlar birileri için tam bulunmaz bir fırsat yaratacak…
Hem zaten…
Durduk yere batılı devletlerle ilişkileri gerip, sonra da ; “ Bakın bu batı biz İslam olduğumuz için bize düşman…”
“Ve bu kadar parti içinden sadece biz onlara karşı mücadele ediyoruz…” mantığının başka türlü bir açıklaması bulunmuyor.
Neyse olanlar oldu ve ülkemiz yöneticileri…
Başta Hollanda olmak üzere bazı ülkelere…
“Bedelini ödeyeceksiniz…”
“Hesabını soracağız…
Türünden sözlerle tepki gösterdiler…
Sonra hükümetin ekonomiden sorumlu bakanı açıklama yapıverdi…
Dedi ki;
“Ekonomik yaptırım uygulama durumumuz söz konusu değil.”
Hem nasıl olacaktı ki…
Bizim o ülkede başbakanın oğlunun şirketi dışında herhangi bir şirketimizin olduğu bile bilinmezken…
Kabaca bir hesapla…
Adamların bizim ülkemizde yaklaşık 2500 şirketinin olduğunu…
Bu yetmezmiş gibi…
Ülkenin en önemli bankalarından birinin…
Dahası…
En büyük milli petrol şirketimizin şu andaki sahibinin de bir Hollanda şirketi olduğunu öğreniyoruz…
Böyle olunca da haliyle…
Ekonomik yaptırım falan da lafta kalıyor…
Demek istediğim…
Devletler ekonomik bağımsızlığı oranında tavır alabilir…
Tepki koyabilir…
Yaptırım uygulayabilirler.
Değilse tüm yapabilecekleri
Danaları kesmekle tehdit etmek ve portakal bıçaklamaktan ibaret olacaktır…
Daha ötesi değil…

16–03–2017
Nusret KEBAPÇI



27 Mayıs 2016 Cuma

LAİKLİĞİ DOĞRU ANLAMAK…


Memleketi yönetenler yeni anayasa ile ilgili olarak ne söylemişlerdi?
Laiklik olmayacak.
Sanıyorum laikliğin anlamı çok fazla anlaşılmadığından olsa gerek neredeyse toplumun hiçbir kesiminden ciddi bir tepki gelmedi.
Aslında gelmesi gerekirdi…
Sadece muhalefet partileri değil, benim kastettiğim…
Sendikalar…
O koskoca konfederasyonlar…
Meslek odaları…
Hatta…
Kadın derneklerinden bile çıt çıkmadı…
Hani ne deniyor…
Bu kadar cahillik ancak okumakla olur.
Aynen öyle.
Sanıyorum bu örgütlerin hepsi mantık olarak laikliği sadece türbana indirgediklerinden olsa gerek, tepki almamak adına sessiz kalmayı yeğlemektedirler…
Ancak bu doğru bir tutum değil…
Gerçekte laiklik: egemenliğin kimde olduğuna verilen yanıttır…
Ya da şöyle söylemek de mümkün…
Laiklik egemenliğin halka geçmesidir…
Daha da basit anlatırsak…
Eğitimde…
Sağlıkta…
Adalette…
Güvenlikte…
Ticarette…
Ekonomide…
Kısacası yaşamın tüm alanında…
Değişmez yasaların değil…
Halkın seçilen temsilcilerinde hazırlanan ve günü geldiğinde ihtiyaca göre değiştirilebilen yasaların uygulanabilmesi demektir…
Biraz daha açıklayalım…
Hani bugün…
Hemen her düşünceden…
Dernek…
Sendika…
Siyasi parti falan kuruyor ve çıkarlarımızı korumak uğruna toplumsal mücadele yapıyoruz ya…
İnanın laiklik olmadığında böyle bir şansınız bulunmuyor.
Diyelim ki işçisiniz ya da memur…
Ücretiniz de geçinmenize yetmemektedir…
Normalde yapılması gereken…
Bugün olduğu gibi sendika kurup örgütlenip…
Mücadele edip, hakkınızı aramak değil mi?
İşte bir din devleti olduğunuzda bunu yapabilmeniz çok mümkün değil…
Neden mi?
Bakın eğer laiklik olmasaydı…
Memleketi din adına…
Kral…
Emir
Şeyh…
Ya da padişah benzeri birisi yönetecekti…
Böyle olunca da…
Sadece ücret değil, hangi konuda olursa olsun iktidara karşı yapmış olduğunuz muhalefet aynı zamanda dine karşı yapılmış kabul edileceği için her ne şekilde olursa olsun engellenecekti…
İşte bu yüzden hiçbir İslam ülkesinde gerçek anlamda meclis…
Parti…
Sendika…
Dernek falan bulunmuyor…
Demek istediğim bu gün yandaş da olsa çeşitli örgütler kurabiliyorsanız…
Hak aramak için değil kadrolaşmak için bile olsa sendikanız bulunabiliyorsa…
Bunu bile laikliğe borçlusunuz…

27–05–2016
Nusret KEBAPÇI


20 Ocak 2016 Çarşamba

ANCAK LAİKLİKLE OLUR…


Zaman zaman genç kızlarımızın “Başörtüsü özgürlüğü…” ve “Dinimi yaşamak istiyorum” gibi taleplerini görünce insan düşünmeden edemiyor…
Sahi, İslamcılık kızlarımızı özgür yapabilir mi?
Kendilerine hangi ülkeyi…
Veya din adına konuşan hangi din adamını örnek alıyorlar bilmiyorum ama görünen o ki…
Uzunca bir süredir sözde din adına toplum önünde konuşanlara bakılırsa bu özgürlük konusunda çok olumlu bir düşünce taşımak çok mümkün görünmüyor…
Neler mi söylüyorlar? bakın söyleyim
Daha gecen gün Diyanet’in sitesinde kendi çocuğunu şehvetle öpmek bile gündeme gelmedi mi?
Üstelik bu kurum…
Devletin dini konuda en yetkili kurumu…
Durum böyle olunca…
Diğer söyleyenleri yadırgamamak gerekiyor…
Bir anlamda imam cemaat misali…
Aslına bakarsanız meydan boş…
İsteyen istediğini söyleyebiliyor.
Aralarında
“Hamile kadınların sokağa çıkmamasını isteyenler “de bulunuyor…
“Kendi annesinin dizlerinden tahrik”olan da…
Ama tüm bunları alt alta topladığınızda görünen manzara ya da ortaya çıkan düşünce bu anlayışa göre kadının sadece cinsel bir meta olduğudur…
Bunun için kadının evli…
Bekar…
Hamile…
Hatta çocuk olması bile durumu değiştirmiyor.
Elbette tüm erkekleri sapık yerine koyduklarından söz etmeye bile gerek duymuyorum ama…
Bu anlayışa göre kadın…
Erkeklerle eşit haklara sahip…
Onlarla birlikte okuyan…
Çalışan…
Hemen her yerde omuz omuza görev alabilen bir birey değil, sadece ve sadece cinsel bir metadır.
Bu arada yeri gelmişken bu tür düşüncedeki hanımlara seslenmek istiyorum…
Hani bir kısmınız laiklik sayesinde kavuştuğunuz TV ekranlarından…
İnternet sayfalarından…
Gazete köşelerinden…
Fırsat bulduğunuzda sık sık Atatürk aleyhine atıp tutuyorsunuz ya…
Önce bir bakın!
Sizin istediğiniz gibi yönetilen İslam ülkelerinin hangisinde kadınlar daha özgür…
Hangisinde erkeklerle eşit haklara sahipsiniz…
Aslında sözü fazla dolandırmaya gerek yok, hiç birinde…
O halde düşünmeniz gerekiyor…
Eğer bu gün erkeklerle birlikte, hemen her alanda çalışabiliyor…
Yani
Mühendis, doktor, öğretmen, bankacı hemşire…
TV’lerde sunucu…
Programcı…
Sinema sanatçısı…
Tiyatrocu…
Şarkıcı…
Gazetelerde köse yazarı bile olabiliyorsanız…
İstediğiniz okulda okuyabiliyor…
Hiç bir İslam ülkesinde olmadığı gibi sosyal halklarınızı koruma adına Bir araya gelip örgütlenebiliyorsanız…
Derneğiniz…
Sendikanız…
Oda’nız varsa…
Ülkenin geleceği için oy kullanabiliyorsanız…
Bunu laikliğe…
Özellikle de Atatürk’e borçlusunuz, unutulmasın istedim…

20–01–2016
Nusret KEBAPÇI



11 Kasım 2015 Çarşamba

ATATÜRK

ATATÜRK


Ölümünün üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen hala birilerini korkutabiliyorsa…
Ağızlarından salyalar akan bazılarının saldırılarına hedef oluyorsa
Biliniz ki…
Atatürk henüz ölmemiştir.
Aslında saldırılarının nedenini merak eden var mı bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyim…
Örneğin Atatürk’e en çok saldıran gericilerin…
ABD ve onun koalisyon ortaklarınca…
Sadece etrafımızdaki ülkelerde bile milyonlarca Müslümanı katletmesi karşısında herhangi bir tepkilerini gören oldu mu?
Elbette olmadı.
Aslına bakarsanız sadece Irak ve Suriye örneğine bakmak bile onların kimlerin safında olduklarını gösterir ama yine de açıkça söyleyim…
ABD ve AB’nin…
Peki, bu söylediğim ülkeler Müslüman mı?
Değil ama…
Bunlar onlarca yıldır seccadelerini emperyalizme çevirdikleri için  bu gün içinde bulundukları konum hiç birimize yabancı değil…
Yani geçmişten bu yana emperyalizme karşı tutumlarında herhangi bir değişiklik yok…
Belki Atatürk’e sıkça saldırılarından dolayı bunların Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı mücadele ettiklerini, büyük yaralılıklarda bulunduklarını falan da düşünebilirsiniz ama ne yazık ki bu da doğru değil…
Bunlar…
Hiçbir şekilde…
Ülkemizi işgal eden…
Ne İngiliz’e…
Ne Fransız’a…
Ne İtalyan’a
Ne de…
Yunan’a karşı mücadele etmişlerdir…
Tüm bu yaklaşık 3,5 yıl süren savaş boyunca tek yaptıkları şey Emperyalistlerle birlikte kurtuluş savasına karsı mücadele etmektir…
Elbette sonrasında da Cumhuriyete…
Gelelim bu güne…
Siz hiç bu güne kadar ülkenin kalkınmasını isteyen…
Yani sanayileşmesini…
Bilimin gelişmesini…
Tarımın büyümesini…
Memleketin yabancılardan bağımsız olması yönünde en küçük bir çaba içinde olanını gördünüz mü?
Doğrusu göremezsiniz de…
Bunları göremediğiniz gibi…
Ne Ülkenin Güneydoğu’sunda bölücü terörün olması onları ilgilendirir…
Ne de Ülkemizin Ermenilere soykırımı yapmakla suçlanması…
Ege’deki adalarımızın işgal edilmesi bile onları ilgilendirmez
Yani
Uzun sözün kısası…
Ülkenin sanayileşmesinden tutun…
Eğitimin bilimin gelişmesine…
Hatta…
Ülkemizin hemen her alanda bağımsızlığının tam anlamıyla korunmasına kadar…
Tüm bunlar…
O toplumda ulus bilincinin yaratılmasıyla hayat bulabilir.
Değilse…
Hiç bir İslam ülkesinin kalkınmamasını, üstelik emperyalistlerin kuklası olmalarını neye bağlıyorsunuz…
Yalnızca tesadüfe mi?

11–11–2015
Nusret KEBAPÇI