Hollanda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hollanda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2017 Çarşamba

AB SEVİCİLİĞİ

AB SEVİCİLİĞİ


Son günlerde köprüleri attığımız ülkelerin sayısı giderek artıyor da şöyle bir haritaya bakıp…
Dost olduğumuz kaç ülke kaldı diye kendi kendimize sorduğumuzda Suudi Arabistan ve Katar’dan başka herhangi bir ülke görünmüyor.
Tabi AB konusunu bunun dışında biraz da farklı düşünmek gerekiyor ama benim burada asıl anlatmak istediğim…
Çakma, tamamen referandum odaklı Hollanda olayı değil, genelde AB politikalarının neyi amaçladığını, hedeflerinin ne olduğu…
Bizim gibi ülkelerden neler istenildiğidir…
Bakın ülkemizle AB arasında ne zaman herhangi bir gerginlik yaşanmış olsa…
Bir kısım AB sever tarafından ki…
Bunların bir kısmı, politikacı yazar, çizer falan da olabildiği gibi.
Büyük gazetelerin köşelerini bile işgal edenleri vardır…
Feryada başlarlar;
“Demokrasiden ayrılmayalım…”
“Batıdan kopmayalım…”
“AB sürecinden vazgeçmeyelim” falan…
Öyle ki
İçlerinde “NATO’ya daha sıkı sarılmamız gerekir” diyen bile çıkıyor…
Zaten onlara göre AB…
Devlet, hatta emperyalist amaçları olan
Pazar peşinde koşan, ülkeleri birçok şekilde ele geçirmek…
Projelerle toplumlarını etkilemek isteyen Avrupa Birleşik Devletleri değil de…
Tamamen insani amaçlarla hareket eden…
Demokrasiden…
Özgürlükten yana olan…
İnsanların sömürülmesinin karşısında olan demokratik kitle örgütü…
Aslına bakarsanız böyle göstermek, pek çok bakımdan işlerine de gelmektedir…
Öyle ya
Bu ülkeleri emperyalist olarak nitelendirip nasıl onlarla proje yapılıp…
Destek, para, hibe falan alınabilir ki…
Ama iş bu kadar basit değil.
AB her ne kadar ABD karşısında etkili olmaya çalışsa da sonuçta pazar peşinde olan emperyalist bir devlet…
Üstelik hedef aldığı ülkelerdeki ulus devletlerin de yıkıcısı…
Çünkü onlar da ABD gibi güçlü ulus devletlerin kendi pazarlarına sahip çıktıklarını bildiklerinden…
Bu türden devletleri sözde demokrasi masalıyla aldatıp, parçalayarak kendileri için etkisiz, zayıf devletler olmaları istenmektedir…
Hani bugünkü iktidar, referandum uğruna sahte bir AB karşıtlığına soyunuyor ya, o da hikayedir.
Çünkü
Gerek iktidarın gerekse AB ve ABD’nin çıkarları ortak olup bunların tamamı Türk ulus devletinin parçalanması konusunda işbirliği içindedirler.
Çünkü amaçları ortaktır…
Baştan beri nasıl bir ülke olmamız hedefleniyordu?
Ulus devletin ekonomik dayanaklarıyla…
Ordusuyla…
Değer ve sembolleriyle falan yok edilip…
Çok kimlikli, çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu…
Emperyalizmin koşulsuz pazarı ve padişah tarafından yönetilen bir Türkiye değil mi?
İşte
Tüm ülke kaynaklarının elden çıkarılarak, Ordunun Ergenekon ve Balyoz benzeri operasyonlarla ulus devletten vazgeçirilmesi…
Eğitimden ulus kimlikle ilgili kavramların temizlenmesi…
TC’nin hemen her yerden kaldırılması…
Ve bugün gündeme getirilen başkanlık konusu bile…
AB ve ABD dayatmalarıyla gerçekleştirilmektedir…
Demem o ki…
İşin sırrı tamamen ulus bilincidir…
O varsa ülkenizi kalkındırır, bağımsız, onurlu müreffeh yaşarsınız.
Ama yoksa…
Kendinize hangi unvan ve ismi takarsanız takın…
Varacağınız yer…
Emperyalizmin sömürgesi olmaktan daha farklı bir yer olmayacaktır…

28–03–2017
Nusret KEBAPÇI



17 Mart 2017 Cuma

HOLLANDA

HOLLANDA


Sanırım referandum yaklaştıkça birileri toplumda etkili olabilecek spekülatif işler yapmayı çok seviyor…
Hollanda olayı da işte tam da bu türden bir olay…
Hatta
Bir zamanlar İsrail’le yaşadığımız Van münite olayının aynısı bile diyebiliriz.
Çünkü o dönemde de…
Sözde İsrail’le çatışmamıza karşın…
Mavi Marmara olayıyla ilgili ne bir özür…
Ne de tazminat alabilmiştik…
Ve bugün İsrail…
İktidarın bölgede en iyi anlaştığı ülkelerden biri bile denilebilir.
Gelelim Hollanda’ya…
Adamların 14 Mart’ta seçimleri var.
Öğreniyoruz ki
Başbakan da bu konuda hassas ve gidilmesinden yana değil.
Ayrıca…
İktidarın 2008 yılında seçim yasasında değişiklik yapıp yurt dışında ve dış temsilciliklerde seçim propagandası yapılmasını yasaklaması gibi bir durum da söz konusu…
Ama emir daha üstten gelince
Her zaman olduğu gibi akan sular duruyor ve bizimkiler apar topar Hollanda yolcusu oluveriyor…
Tabi gidiş emrivaki olup seçimler de gündemde olunca haliyle işler de sarpa sarıyor…
Girerdin giremezdin derken…
Olaylar büyüyor…
Zaten istenilen de bu…
Biliyorlar ki bu yaşananlar birileri için tam bulunmaz bir fırsat yaratacak…
Hem zaten…
Durduk yere batılı devletlerle ilişkileri gerip, sonra da ; “ Bakın bu batı biz İslam olduğumuz için bize düşman…”
“Ve bu kadar parti içinden sadece biz onlara karşı mücadele ediyoruz…” mantığının başka türlü bir açıklaması bulunmuyor.
Neyse olanlar oldu ve ülkemiz yöneticileri…
Başta Hollanda olmak üzere bazı ülkelere…
“Bedelini ödeyeceksiniz…”
“Hesabını soracağız…
Türünden sözlerle tepki gösterdiler…
Sonra hükümetin ekonomiden sorumlu bakanı açıklama yapıverdi…
Dedi ki;
“Ekonomik yaptırım uygulama durumumuz söz konusu değil.”
Hem nasıl olacaktı ki…
Bizim o ülkede başbakanın oğlunun şirketi dışında herhangi bir şirketimizin olduğu bile bilinmezken…
Kabaca bir hesapla…
Adamların bizim ülkemizde yaklaşık 2500 şirketinin olduğunu…
Bu yetmezmiş gibi…
Ülkenin en önemli bankalarından birinin…
Dahası…
En büyük milli petrol şirketimizin şu andaki sahibinin de bir Hollanda şirketi olduğunu öğreniyoruz…
Böyle olunca da haliyle…
Ekonomik yaptırım falan da lafta kalıyor…
Demek istediğim…
Devletler ekonomik bağımsızlığı oranında tavır alabilir…
Tepki koyabilir…
Yaptırım uygulayabilirler.
Değilse tüm yapabilecekleri
Danaları kesmekle tehdit etmek ve portakal bıçaklamaktan ibaret olacaktır…
Daha ötesi değil…

16–03–2017
Nusret KEBAPÇI