İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2024 Perşembe

SAHİ SIRA KİMDE?

 

SAHİ SIRA KİMDE?

 

 

Farkında mısınız? Neredeyse 94 gündür İsrail Gazze’de katliam yapmakta ve on binlerce binayı bombalarla yıkmaktadır.

Tabi insan haliyle merak ediyor…

Biz bu korkunç katliamı hemen her gün haberlerde bütün vahşetiyle izlerken…

Sahi

Neredeyse 57 ülkeden oluşan bu İslam Ülkeleri, birkaç ülke dışında kınamak dışında ne yapıyor?

Hiçbir şey.

Ayrıca yapılmadığı gibi…

İsrail’le ticaretini bozan…

Yaptırım uygulayan…

Pilotlarını eğitmekten…

Petrolünü kesmekten söz eden de yok.

Durum böyle olup İsrail’in önünde duracak herhangi bir güç de olmayınca, İsrail tamamen, üstelik çok rahat bir şekilde kendilerince bölgeyi insandan ve yerleşimden temizlemek adına istediği gibi hareket edebilmektedir.

Doğrusunu isterseniz görünürde Hamas- İsrail savaşı gibi görünüyor olsa da gerçek amaç bu gerekçeyle bölgeyi insan ve binalardan temizleyerek tam orada Süveyş Kanalına Alternatif bir kanal oluşturmak…

Adamlar ta 1963 yılında bunun projesini bile yapmışlar. Önceleri gizli tutulan bu projenin gizliliği 1993 yılında kaldırılmış…

Akabe körfezini Akdeniz’e bağlayacak olan kanal projesinin adı ne biliyor musunuz?

Ben Gurian Kanalı.

Diyeceksiniz ki Ben Gurian kim? David Ben Gurian İsrail’in kurucu babası olarak da anılan İsrail’in ilk başbakanı.

Neyse, biz konumuza geri dönelim…

Peki İsrail.

94 gündür etrafında bu kadar ülke olmasına karşın sizce nasıl bu kadar başına buyruk bu kadar rahat hareket edebiliyor hiç düşündünüz mü?

Sakın bunu yazınca…

Elbette rahat olacak arkasında ABD var falan demeyin.

Evet, ABD ve bazı batılı ülkeler İsrail’in arkasında ama bölgede İsrail’in de ABD’nin de bu kadar rahat at oynatabilmesinin asıl nedeni…

Bizim de içinde olduğumuz Büyük Ortadoğu Projesi’yle İsrail’in karşısında durarak Filistin’e destek olan…

Irak.

Libya ve Suriye’nin tamamen Batının yalan propagandasıyla hedef alınarak parçalanıp zayıf düşürülmesidir.

Ve o yapıldı…

Bölgede demokrasinin d’sinden bile nasibini almamış pek çok körfez ülkesi ortada dururken kiminin lideri diktatör olarak damgalanarak saldırı başlatıldı…

Kimisine

Sahte bir kimyasal silah yalanı kullanılarak saldırıldı…

Kimisi de içerden örgütlenenler yetmediği için neredeyse 100 ülkeden toplanan cihatçı örgütlerle ve doğrudan işgalle parçalandı.

Ama şu kadarını söylemeden olmaz…

İsrail ve ABD karşıtı…

Bir anlamda görece laik, ulus devlet olan bu üç ülkenin parçalanmasında da tuzumuzun olduğu…

İsterseniz hazır konu ulus olmaktan açılmışken geçtiğimiz günlerde bir İsrail yetkilisi ne demişti Gazze ve Batı Şeria için:

“Biz o bölgelerin Hamasistan.

Fetihistan olmalarına asla izin vermeyeceğiz.

Oraları aşiretler eliyle yöneteceğiz.”

Anlamı

Devlet olmasalar dahi…

İsrail’in karşısında birliktelik gösteren hiç bir yapıya izin verilmeyeceği…

Yani adım adım Büyük İsrail ve parçalanmış İslam ülkelerinden oluşacak BOP, anlayacağınız tüm hızıyla devam etmektedir ve son günlerde ülke içinde meydana gelen patlamalar da göz önüne alınırsa anlaşılıyor ki…

Artık hedefte İran var…

Sonrasında hangi ülke var diye sormanın da bir anlamı yok.

Ama yine de ipuçlarını verebilirim.

Eğer bir ülke, tarım ve hayvancılığı çökertilip kendini besleyemez hale getirilmişse…

Ülkedeki sanayilerin tamamının satılıp ülke ithal ürünler cennetine döndürülmüşse…

Yoksulluk korkunç şekilde artıp…

Çalışan ve emeklinin gelirleri kiraları bile karşılayamayıp devletten beklentileri en aza indirgenmişse…

Ülkede ulusal birlik yok edilip, meydan tamamen tarikat ve cemaatlerle, kimlikçi örgütlere bırakılmışsa.

Ülkeye tam sayısı bilinmese bile yaklaşık ülke nüfusunun  ¼ düne yakın Afgan…

Pakistanlı…

Suriyeli ve pek çok başka ülkeden insan…

Ve üstelik başka ülkelerin ajanı olup olmadıkları bile sorgulanmadan doldurulmuşsa…

Sahi sıranın kimde olmasının önemi var mı?

 

11-01-2024

Nusret KEBAPÇI


19 Aralık 2023 Salı

NEREYE GİDİYORUZ?

 

NEREYE GİDİYORUZ?

 

 

 

Bunu yazınca bazılarının çok eskiden toprak ve fabrikaların satışına karşı çıkanlar için “Ne olacak sırtlarına alıp gitmiyorlar ki. “ türünden “Bir yere gittiğimiz yok halen aynı yerdeyiz.” gibisinden bir yanıt gelebilir.

Bu yüzden konuyu oldukça ayrıntılı açıklayalım ki kafalarda soru falan kalmasın.

Böyle söyleyip hemen herkesin dikkatini toplamışken başlayalım isterseniz ne dersiniz?

Bir ülke düşünün; tarımda bir zamanların kendi kendine yeten yedi ülkesinden biriyken…

Bugün patatesten, buğdaya hatta tohuma kadar hemen her şeyi dışarıdan alıyorsak…

Ve bizim bir ilimiz kadar ülkeler…

Dahası

İşgal ve iç savaşla boğuşan ülkelerden bile bu ve benzeri ürünleri ithal ediyorsak sizce de bu işte bir gariplik yok mu?

Bir ülke düşünün; stratejik önemi ne olursa olsun fabrikasından tutun…

Haberleşmesine…

Enerjisinden, petrole kadar hemen her şeyi sadece meta olarak görüp yabancılara babalar gibi satarken satabilmeyi marifet saysın.

Limanlarından, tersanesine,

Köprülerden, yollara.

Hava alanlarından hastanelere kadar…

Önemli bir kısmı yabancı olan şirketlere, kişi başı,

Araç başı vs. adı altında, kamu tarafından yapılabileceğinin en az yirmi katı maliyetle halkı borçlandırsın…

Sizce neden olabilir?

Ya devletin kiraya verdiği çeşitli işletmelerin ki şirketler çok ciddi karlar edindikleri halde…

Kiralarının ben deyim on, siz deyin yirmi yıl ertelenmesine ne demeli?

Veya çok kazanıp da bir türlü en çok vergi verenler listesine girmedikleri halde pek çok kez vergi muafiyeti getirilen şirketler neyin nesi?

“Bunları yazınca tamam, bunlar doğru da enflasyona ilişkin hiç bir şey söylemeyecek misin?” dediğinizi duyar gibi oldum.

Evet, sahi fiyatlar çıldırmışçasına artarken emekli maaşları neden ev kirasını bile karşılayamaz hale geldi?

Aslında nedeni şu:

Ülkemizi yöneten siyasal İslamcı neoliberal düşünce, zenginden vergi almıyor…

Almadığı gibi…

Bir de çeşitli teşvik ve muafiyetlerle, topladığı vergilerle onları tüm gücüyle desteklemektedir.

Bunun dışındaki bir başka neden de…

Bir zamanlar ki o zamanlar ciddi bir araştırmayla 1980’ lere kadar da götürülebilir…

Bugün yabancıların elinde olan pek çok şirket,

Hatta tarım,

Bankalar,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Köprü,

Yol, hava alanı ve hastane yapımı…

Aklınıza ne gelirse hepsi öncesinde, devlet tarafından halkın verdiği vergilerle yapılıyordu.

Ve kamu tarafından işletiliyordu.

Ayrıca ülkede…

İhtiyaç fazlası sanayi,

Tarım, hayvancılık ürünleri dışarıya satılır ve bunun karşılığında o ülkeye döviz gelirdi…

Gel zaman git zaman

Devlet anlayışı değişti.

Eskiden devlet her şeyden öndeydi.

Neoliberal anlayışla yabancı sermaye en büyük ve güçlü oldu…

Devlet ise onları denetleyemeyecek kadar küçültüldü.

Hem zaten neoliberalizmin ünlü “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.” sözü de bunu en güzel şekilde ifade edebilmektedir…

Böyle olunca da

Ülkede kamunun elinde olan fabrika,

Tarım,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Tersane,

Liman hemen ne varsa tamamı özel şirketlere,

Önemli kısmı da yabancılara devrediliverince devlet de çok ciddi kaynaklardan mahrum kalıverdi.

Ayrıca o 49 yıllığına “yap- işlet- devret” modeliyle maliyetinin 20 katına varan yollar ve köprülerle, hava alanlarına dövizle ödeme yapılması gerektiği için,

Dışarıya satıp döviz gelme şansı da kalmayınca, geriye kalan tek çare yüksek faizle döviz bulmaktı…

Yüksek maliyetle alınan borcun çıkması da elbette acı olacaktı…

İşte bugün yaşadığımız yüksek fiyatların temel nedeni, yüksek faizle borçlanılan dövize bağlı ekonomik sistemden başka bir şey değildir?

Bu durumda yani sürekli olarak ekonomiyi döndürmek, bir anlamda günü kurtarmak için ülkede üretimi engelleyip ülkenin tüm mal varlıklarını haraç mezat satan bir yönetimin döviz bulmak adına ABD ve AB’den bağımsız tavır alması mümkün mü?

Olabiliyor mu?

Elbette mümkün değil!

Zaten atalarımızın sözü de tam bunu ifade etmektedir…

Ne denmişti yıllar öncesinden…

“Borç alan emir alır.”

Hem Büyük Önder Atatürk’ün söylediği “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.” sözü her fırsatta ABD’nin dostlarına dost, düşmanına düşman olmamızla hemen her gün kendisini de doğrulamış olmuyor mu?

Yıllardır ABD’nin düşman ilan ettiği Irak,

Suriye ve…

Libya’ya düşmanlık edip…

Suriye’ye son 12 yılda hiç gitmeyip de adalarımızı işgal ettikleri halde en küçük bir laf bile söylemeden Yunanistan’ın ziyaret edilmesinden tutun, yandaşları Starbucks’da pompalı ile ateş edip olay çıkarırken ABD ve İsrail’e yaptırımların sadece lafta kalıyor olması da bunun göstergesi değil mi?

Demek istediğim bir ülkenin kalkınması,

Halkının refah düzeyinin yükselmesi ancak ekonomide ve siyasette ulusal çıkarları göz önüne alan bağımsız bir siyasetle olabilir.

Ama asla ulus karşıtı vatan kavramından bi haber siyasal İslamcı bir anlayışla değil…

Bilmem anlatabildim mi?

 

18-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


5 Aralık 2023 Salı

PROTESTO DEDİĞİN…

 

PROTESTO DEDİĞİN…

         

 İsrail’in Gazze’ye uyguladığı soykırım…

Dahası Gazze’yi boşaltıp orada yaşayanları Sina’ya göndermeye yönelik baskı ve şiddet devam ederken, buna tepki olarak birileri ülkemizde günden güne yaygınlaşan genelde gençlerin devam ettiği Starbucks kafelerine karşı bir eyleme giriştiler…

Bu bazen orada oturanların kahvelerini dökmek türünden olabildiği gibi…

Kimi zaman da orada oturanlara karşı fiili saldırıya bile dönüşebildi.

Tabi insan bu türden, gerçekten İsrail’i bu soykırımdan caydıracak eylemleri görünce…

İşte diyorsun gerçekten İsrail’e karşı ancak bu şekilde eylem yapılabilir?

Daha iyisi yapılamaz…

Sakın bu yazdıklarımı, yapılanları ciddiye almıyor muşum gibi değerlendirmeyin…

Bu konuda gerçekten çok “ciddiyim.”

Ama her nedense, bu yapılan eylemler bana bir Nasrettin Hoca fıkrasını anımsattı.

Hoca’nın bir gün sokak lambasının altında bir şeyler aradığını gören komşusu sorar…

-      Hocam hayırdır gecenin bu saatinde ışığın altında ne arıyorsun?

Hoca yanıt verir.

-      Anahtarımı kaybettim de onu arıyorum.

Komşusu sorar…

-      Hocam anahtarı burada kaybettiğine emin misin?

Hoca yanıt verir…

-      Aslında şu karanlıkta kaybetmiştim ama orası çok karanlık olduğu için burada arıyorum.

İşte bu eylemler de aynen böyle.

Yani sizin anlayacağınız İsrail’i yaptığı soykırımdan caydırmakla falan hiçbir ilgisi yok…

Sadece zevahiri kurtarmakla ilgilidir, başka bir şeyle değil.

Tabi aynı durum mecliste yapılan Coca cola boykotu için de geçerli…

Koskoca meclis İsrail’i durdurabilecek hiç bir adım atmayıp sadece meclis lokantasında kolayı yasaklamakla ciddi bir eylem yaptığını düşünüyorsa…

Bence gerçekten bir akıl tutulması yaşıyoruz.

Bu arada Türkiye’deki Coca cola şirketinin sahibi olan Anadolu Grup’un TOGG’un ortaklarından biri olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Aslına bakarsanız bizde yapılan protesto türünden eylemlerin ciddiyetsizliği bir yana, İslam ülkelerinin tamamının da sadece kınamayla yetinmesi…

Bize çok açık olarak bir şeyi gözümüze sokarcasına göstermektedir…

O da…

Bizim de içinde bulunduğumuz Müslüman ülkelerin neredeyse birkaç ülke hariç, tamamının ABD yanlısı olduğudur.

Bu nedenle de İslam kardeşliği falan haliyle hikaye olup, ABD yandaşlığı karşısında hiçbir anlam ifade de etmemektedir.

Tabi bunda 

İslam ülkelerinin önemli bir kısmının uluslaşamayıp tarikat ve cemaat topluluklarından oluşması…

Ulus bilinci olmadığında da vatan,  emperyalizme karsı mücadele, ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi kavramların gelişmemesi ,oldukça  önemli bir rol oynamaktadır.

Doğrusunu isterseniz bizim de durumumuz da bundan çok farklı sayılmaz…

Bizde de 20 yılı aşkın zamandır ülkeyi yöneten iktidarın ulus karşıtı olması vatan ve bağımsızlık kavramlarından bihaber olarak ülke kaynaklarını çok kolay emperyalist ülkelere teslim etmesi, dış politikada emperyalist politikalara karşı duramamasının asıl nedenini oluşturmaktadır.

Şöyle düşünün…

Siz ülke kaynaklarınızı…

Sanayinizi…

Topraklarınızı…

Tarımınızı…

Köprüden yola kadar her ne varsa yabancılara bırakıp, Ülkeyi tarihinin en büyük borcu altına sokarsanız…

Emperyalizmin ekonomik yaptırımlarına da izin vermiş oluyorsunuz…

Ne demişti Atatürk…

“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”

Yani ekonomide yabancı pazarı olup,  küresel sermayeye teslim ederseniz,  siyasi olarak da bağımsız karar alamazsınız gerisi hikâyedir.

Şimdi isterseniz…

ABD’den bağımsız tavır alabilen…

Ulusal birlikteliği ve ekonomisi güçlü, yani bağımsız bir ülke…

ABD destekli İsrail soykırımı karşısında nasıl bir tavır alabilir…

Veya alması gerekir…

Biraz onun üzerinde duralım.

En başta da hani geçtiğimiz günlerde meclisteki oylamada iktidar partileri tarafından reddedilen İsrail’e hemen her gün giden ticaret gemilerine ilişkin önergenin reddedilmesinden başlayalım…

Sahi neden reddedildi?

Bu arada…

Bugün ABD’yi bırakın, Türkiye’de İsrail’in pek çok şirketi var mı?

Var!

Bunların hangileri olduğunu Google bakarak herkes pekala bulabilir de…

Siz tarımda Ata tohumunu yasaklayıp sertifikalı tohum diyerek İsrail’in hibrit tohumunu Türk çiftçisine dayatmadınız mı?

Vazgeçebiliyor musunuz?

Ya İsrail’e silahlar, o bombalar nereden gidiyor dersiniz?

Ülkemizdeki ABD üslerinden değil mi?

Peki petrolü…

Suyu nereden gidiyor dersiniz? Sakın bu soruyu yanıtlamak için Google falan bakmayın, bizden gidiyor.

Demek istediğim bugün İsrail’in hava sahasını bile Kürecik radarıyla biz koruyorsak…

Üzerinde biraz düşünmek gerekmez mi?

Ayrıca düşünülmesi gereken bir başka soru daha…

Yıllardır ABD ile birlikte…

İsrail’e karşı koyan Suriye, Irak ve Libya’ya müdahaleleri destekleyip o ülkelerdeki iç savaşlara müdahil olup…

İsrail’e hiç bir tepki konulamamasının nedeni…

BOP ’a destek olup İsrail’i büyütmek değil de nedir?

Demek istediğim ulus bilinciyle ekonomik ve siyasi bağımsızlık arasında doğrudan bir ilişki vardır.

O varsa ekonomik ve siyasi olarak emperyalizmden bağımsız bir ülke olabiliyorsunuz…

Eğer yoksa da emperyalizmin aleti…

 

05-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Ekim 2023 Salı

BOP DEMİŞKEN…

 

BOP DEMİŞKEN…

 

                 7 Ekim tarihinde Hamas, işgalci İsrail’e karsı Aksa Tufanı adlı harekete girişince ortalık biraz karıştı denilse yeridir

Herkes kendine göre bir şey söyledi.

Daha düne kadar işgalci İsrail’e karşı en küçük söz söylemeyenler Hamasın giriştiği İsrail’i püskürtmek adına yaptığı eylem karşısında mangalda kül bırakmadılar…

Kimileri hemen klasik hale gelen savaş kötüdür…

Çocuklar ölmesin…

Analar ağlamasın sloganlarına sarıldılar…

Kimileri de işgalci İsrail’de ölenler için Hamas’a tepki gösterme yarışına girdiler.

Kaldı ki

Siyasette haklı ve haksız savaş ayrımı olduğu gibi geçmişin ünlü liderlerinin tanımlamalarına göre de “savaş siyasetin başka araçlarla devamı “anlamına da gelebilmektedir.

Elbette bu yaşanan işgal ve şimdi tüm dünyanın gözü önünde savaş kuralları hiçe sayılarak yapılan kuşatma ve saldırı korkunç bir şey…

Ve her zamanki gibi İsrail’in kural tanımazlığı tüm hızıyla sürerken, Hamas’a saldıranların her nedense en küçük ses bile çıkarmamaları son derece ilginç değil mi?

Tabi bu işin bir yönü.

Diğer yönü de içimizdeki İsrail severlerin yaptıkları açıklamalarla ortaya çıkmaları…

Bence bunun asla unutulmaması gerekiyor.

Şimdi şöyle bir düşünün

İsrail tam 1967 yılımdan bu yana o bölgeyi adım adım işgal ederek, oralarda yerleşim yerleri kurarak, kendi topraklarını alabildiğine büyütürken, Filistin’e ait olan toprakları küçücük bıraktı.

Bunu zaten sıklıkla sosyal medyadan paylaşılan bölge haritalarından da görebilirsiniz.

Ancak o haritaların paylaşılması sırasında birileri…

Bunun sanki baskı, şiddet ve işgalle değil de, sadece toprak satışıyla gerçekleştiği gibi uydurma bir bilgiyi her ortama servis ederek, yıllardır orada yaşanan ABD destekli İsrail’in baskı ve şiddetinin gölgede kalmasına neden olunabilmektedir.

Bunların tamamı emperyalizmi, onun bölgedeki kuklalarını kendilerince gözden gizlemeye çalışmaktadırlar ama her zamanki gibi mızrak çuvala sığmamaktadır.

İşte konuya biraz açıklık kazandırmak için öncelikle kısa adı BOP denilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğuna ilişkin bilgiyle başlayalım ki, konu herkes tarafından yeterinde anlaşılabilsin.

 İşte bu konu edilen BOP ’da bölgemizde bulunan tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Ama sakın; sınır değişikliği denilince hiç kimse tapu kadastro gelir ölçer, biçer, herkese hakkı olan kadar toprak verilir gibi anlaşılmasın…

Ülkelerin sınırları öyle ölçüp biçilerek değil…

Nasıl çiziliyor biliyor musunuz?

Önce o ülkede dışarıdan destekli öncesinde de fonlarla beslenen bir muhalefet oluşturuluyor.

İstenilen taviz verilmezse merkezi devlet hedef alınıp ülke üzerindeki etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor ve tabi mevcut ulus yapısı da ortadan kaldırılıyor…

Ardından ülkede yaşayan alt kimliklere…

Tarikat ve cemaatlere para ve silahla destek vererek…

Ülke de iç savaşı başlatınca sınırlar kendiliğinden çiziliveriyor.

Sonrasında olacaklar zaten bellidir…

Herkes gücüne göre bir bölgeye sahip oluyor…

Zaten öncesinde üniter olan devletlerin parçalanıp federe edilmeleri de ancak böyle olabilmektedir.

Hani birileri pek çok kere “federasyon olmadan başkanlık, altı kaval üstü şişhanedir.” falan deniyordu ya…

İşte tek yolu bu.

Sonra da on yıllar boyunca süren düşmanlık ve çatışma.

İşte sıklıkla sözde demokrasi adına gündeme getirilen yeni anayasa söylemiyle yapılmak istenen de bu…

Ülkemizin ulus devlet modelini ortadan kaldırıp alt kimliklerin ortaya çıkmasını sağlayarak çok kültürlü…

Çok kimlikli

Belki de çok hukuklu yeni bir rejime geçmek.

Sonra mı?

O zaten kendiliğinden gelecektir.

Neyse devam edelim…

İşte bu BOP’a göre Türkiye siyasal İslamcı bir siyaseti benimseyecek laikliği bırakıp, İslamcılıkla demokrasiyi bağdaştıran model bir ülke ortaya çıkacak ve böylece diğer bölge ülkelerine örnek olunacaktı…

Ama olmadı.

Olamazdı da ama bu gerekçelerle pek çok ülkede muhalefet örgütlendi desteklendi, silahlandırıldı…

Hatta neredeyse 100 ülkeden silahlı pek çok unsur üstelik bizim üzerimizden o ülkelere sokularak parçalanmaları desteklendi…

İşte sözde demokrasi adına uygulamaya sokulan BOP ’un gerçek amacı bu ülkelerin ulus devlet yapılarını dağıtmak, etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırarak paramparça ederek bir daha bir araya gelemez hale getirip kargaşanın içinde bırakmaktı…

Aslında bunu görmek için de öyle çok uzaklara…

Haritalara falan bakmak da gerekmiyor sadece komşu ülkelerde yaşananlara biraz göz atmak bile yeterli.

Zaten bu konuda biraz düşündüğünüzde

İsrail’in ABD desteğiyle günden güne genişleyip ona komşu olan Arap ülkelerinin parçalanması yani küçültülmesi de bunun bir parçasıydı…

Hani büyük İsrail falan deniyordu ya…

Kimse bunun diğer ülkelerin küçültülmesiyle sağlanacağını düşünmedi.

Amaç İsrail’in bölgede genişlemesine destek verilirken…

İsrail’e tepki gösteren ülkelerin parçalanarak zayıf düşürülüp küçültülmesiydi.

Zaten uygulamada da bunu görebilmekteyiz…

İsrail’in karşısında hangi ülkeler vardı?

Suriye.

Irak.

Libya.

İran.

Ne oldu bu ülkelere?

Olan şu

Bizim de içinde bulunduğumuz BOP eş başkanlığı projesiyle…

Irak parçalandı…

Suriye işgal altında ve parçalanmanın eşiğinde…

Libya keza yine öyle…

İran’ da şu son saldırılarla hedef tahtasında…

Ve tüm bunlarla yetinilmeyip 2016 yılında NATO Üyesi olmayan İsrail’e özel statü verilmesi için vetonun kaldırılarak Brüksel’de özel bir büronun açılarak…  

Bu saldırganlığının arkasına NATO’nun alınmasının sağlanması sahi ne anlama gelmektedir?

Tabi bunun yorumunu size bırakıyorum da…

Bir konuya daha değinmeden geçmemek lazım…

Nasıl ki işçi sınıfının mücadelesinde işçilerin İslamcı, sağcı, solcu, Kürt, Türk, Laz olarak etnik ve dini temekle ayrışmaları mücadeleyi zayıflatıp, parçalamayı amaçlıyorsa…

Emperyalizme karşı mücadele eden devletleri de İslamcı, sosyalist, ya da Türk, Rus, Arap gibi bir ayrışmaya tabi tutmak da emperyalizmi güçlendirir…

Bilmekte yarar var.

 

 

 

17-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

10 Mayıs 2018 Perşembe

MANİFESTO


MANİFESTO


Malum seçim ortamı ya…
Siyasi partiler de birbiri ardına manifestolarını açıklamaya başladılar.
Tabi onların manifesto dediği şeyler yapmayı düşündükleri hedefleri de…
Bence asıl manifesto seçmenlerce hazırlanmalı…
Bunu yaparken de onlardan neler beklediğimiz…
Neleri yapmalarını…
Veya yapmamalarını istememiz kanımca çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
Böyle olunca da elbette bir yerden başlanması gerekiyor ama bence ilk olarak toplumdaki kutuplaşmanın ortadan kaldırılmasından başlamak daha doğru olur diye düşünüyorum…
Çünkü
Bir süredir, daha doğrusu uzunca sayılabilen bir zamandır toplumda ortak milli kimliğe…
Yani Türk kimliğine herhangi bir vurgu yapılmaması…
Bunun yanında
Tüm yurttaşlara eşit uzaklıkta olması gereken makamın mevcut partilerden birinin başkanı olarak hareket etmesi…
Bunların dışında da sıklıkla yapılan etnik ve dinsel kimlik vurgusu…
Toplumdaki ortak aidiyet duygusunu yok etmekte, toplumdaki milli birlik ve beraberlik önemli oranda zarar görmektedir…
Bu nedenle…  
Seçim propagandasında hemen her şeyden önce önceliği etnik veya dini değil…
Özellikle milli, yani Türk milleti kimliğine vermeli…
Toplumu ayrıştıracak etnik ve dini kimlik söylemlerinden mutlaka kaçınılmalıdır.
Bilinmeli ki
Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya, batılı emperyalistlerin tehdidi altında olup…
Bölge ülkelerini, ABD planlarına engel olamayacak ve İsrail’in karşısında tehdit olamayacak kadar küçültmek…
Zaten, yıllardır emperyalizmin uygulamaya çalıştığı BOP’un hedefleri arasındadır.
Dolayısıyla sırf bu nedenle bile önceliği ulus kimliğe ve ulus bilincine vermek ülkemizin içinde bulunduğu tehlike açısından çok önemli olup bir anlamda bu konuda toplumun da duyarlı hale getirilmesi ülkemiz açısından yaşamsal öneme bile sahiptir…
Tabi bunları söyleyince…
Ulus bilincinin olması…
Ulus devlete sahip çıkılması, yeterli mi?
Sanayileşme…
Tarımı geliştirme…
Kendi milli tohumumuzu üretme gibi çalışmaların hiç mi önemi olmayacak diye düşünebilirsiniz ancak…
Ulus bilinci olmadan ne sanayileşme gerçekleştirilebilir…
Ne de Tarım geliştirilebilir…
Öyle ki…
Kendi tohumunuzun ne kadar önemli olduğunun farkında bile olamazsınız…
Hatta bırakın bunu, bu bilinç olmazsa ne Kıbrıs’taki çıkarlarınızın farkına varırsınız, ne de Ege’ deki adalarımızın gittiğinin…
Çünkü ancak ulus bilinci olduğunda üzerinde yaşanan toprak vatan haline gelebiliyor…
Vatan haline gelince de onu savunmak…
Tehdide karşı koymak…
Sömürmek ya da parçalamak isteyen emperyalizme karşı mücadele etmek de anlam kazanıyor…
Böyle olunca da sanayileşmek…
Yer altı üstü tüm kaynaklara sahip çıkmak…
Tarımı geliştirmek…
Kendi tohumunu da üretebilmek mümkün hale geliyor…
Demek istediğim bu seçim göründüğü gibi sadece adaylar arasında değil…
Aynı zamanda ulus olarak tekrar ayağa kalkıp ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tekrar kazanma ile…
Etnik ve dini parçalanıp küresel sermayenin açık pazarı olma arasında da bir seçimdir…
Tabi ki anlayana…

10–05–2018
Nusret KEBAPÇI



7 Ocak 2018 Pazar

İRAN’I SAVUNMAK…

İRAN’I SAVUNMAK…


Son yıllarda ülkemiz adına yürütülmekte olan dış politika için “dış politika dediğin böyle olur “Demeyi çok isterdim ama…
Ancak tabi ki böyle bir şeyin olmadığını hepimiz biliyoruz.  
İşin doğrusu son yıllarda ABD ile birlikte hareket etmenin bizi nasıl bir kıvraklığa, hızlı bir dönüşe sevk ettiği ortada…
Önce “kardeşim Esad…”
Sonra “Esed…”
Ardından “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” tavrı…
Son olarak da “Esad gitmeli” türünden bir manevra...
Sahi dünyada bu kadar hızlı yön değiştiren başka bir ülke var mıdır bilmiyorum ama…
Gerçek şu ki; olaylara ulusal bir duruşla değil de…
Tamamen…
Bir mezhep düşmanlığı…
Hatta tarikat penceresinden bakıyorsanız…
İster istemez…
Her zaman için emperyalizmin yedeğine düşmeniz mümkün…
Şimdi söyle bir düşünün…
2011yılında Suriye’de ilk olaylar neden başlamıştı dersiniz?
ABD’nin, bir takım batılı ülkelerle birlikte Suriye’den çeşitli reformlar yapmasını istemesiyle değil mi?
Ya sonrasında…
Beşar ESAD’ın ülke yönetiminden çekilmesi bile istenmedi mi?
Hatta Esad için gidebileceği ülkeler bile hazırlanmıştı ama oyun kısa sürede bozuldu ve ESAD direndi…
Zaten ondan çok kısa bir süre öncesinde yapılan seçimlerde yüzde 80’ ler civarında bir desteğe sahip bir liderin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi.
Sonuçta, 6 yıllık bir mücadele sonunda Suriye tekrar egemenliğini sağlamaya başladı ama birileri “Esad Suriye’nin başından gitmeli” Söylemini hep sürdürdü…
Çünkü BOP ‘da asıl hedef, büyük Kürdistan kurulmasıydı ki Irak’ta ki Barzanistan’dan sonra bu devletin denize ulaşması gibi bir zorunluluğu bulunuyordu.
Hem başka türlü nasıl kendi başına başka hiç bir ülkeden izin almadan kuzey Irak’ta çıkan petrolü satabilirdi ki…
Ama olaylara İran ve Rusya’nın müdahalesiyle ABD ve batılı devletlerin hevesleri kursaklarında kalıverdi.
Çünkü bu iki devlet de biliyordu ki…
Eğer Suriye yenilirse…
Kendi adları gibi emindiler ki sıra kendilerine gelecekti…
Çünkü 4 ülkeden koparılacak parçalarla kurulacak olan büyük Kürdistan’ın bir parçası da İran’dı…
Sonuçta
İran’da da “muhalefet” hareketi başlayıverdi…
Hem de ABD…
İsrail ve Suudi Arabistan gibi çok “demokratik” ve başka ülkelere “demokrasi “götürmeyi alışkanlık haline getiren ülkelerin desteğiyle…
Şimdi bazıları…
İran’da baskıcı bir dini rejim olduğu gerekçesiyle, muhalif hareketlere sempati duyuyor olabilir ama…
İş ne yazık ki o kadar basit değil…
Ayrıca yeni değil, İran uzun süredir ABD ve İsrail’in hedefinde…
Dahası…
Üstelik bu iş çok gizli falan da değil…
İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot geçtiğimiz günlerde : “İran'ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn ve Gazze’yi de içine alan bir Şii Hilali" oluşturmak istediğini” söyleyerek , “İran’ı Filistin örgütlerini desteklemekle de suçladı.”ve “İran'ın "Şii Hilali"ne karşı ittifak arayışındayız .“ demedi mi…
Neydi bunun anlamı;
“İran bölgede ABD ve İsrail’in tüm planlarını bozuyor, bu yüzden İran kaosa sürüklenerek başını kendi sorunundan kaldıramaz hale getirilmeli” değil mi?
İşte sadece bu yüzden bile İran’a destek olmak gerekmez mi?
Çünkü İran giderse bırak Irak ve Suriye’yi…
Sıra Türkiye’ye gelmeyecek mi?
Bu nedenle İran’ı savunmak aynı zamanda Türkiye’yi de savunmaktır…


07–01–2018
Nusret KEBAPÇI


22 Aralık 2017 Cuma

DOĞU KUDÜS…

DOĞU KUDÜS…


Çoğumuzun bildiği bir söz var, denir ki…
“Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonraki düğmeleri de yanlış iliklenecektir.”
Bunu neden mi söyledim?
Şöyle bir düşünün…
Uzun süredir…
Ülkemizin hemen her türden çıkarlarının korunduğu bir politikaya rastladık mı?
Her nedense buna evet demek için bir neden görmeyi başaramadım ama sadece…
Son Lozan ve Kudüs olayları bile durumunun vahametini daha doğrusu politikasızlığımızı ortaya koymuyor mu?
Şimdi bakın…
ABD başkanının Kudüs’ ün İsrail’in başkenti olacağının ve ABD büyük elçiliğinin Kudüs’e taşınacağının açıklanmasının ardından ne oldu?
Sahi yeterli tepki yapıldı mı?
Hani ülkemizle ilgili söylemek gerekirse Cuma günleri namazdan çıkan pek kalabalık olmayan tepkileri de sayarsak…
Bence olmadı ama hemen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı…
57 Müslüman ülkeden ne kadarı bu toplantıya katıldı dersiniz
Evet, tamı tamına 48ülke…
Tabi bunlardan da sadece 16’ sı en yetkili şekilde liderlik düzeyinde temsil edildi…
Şimdi diyeceksiniz ki tamam da…
Ya sonuç bildirisi orada yazılanlar çok mu önemsiz…
Değil ama işin içinde iş var…
Neden mi?
Şunun için…
Bildiri iki dilde hazırlanıyor ama iki metinde değişen sadece dil değil ifadeler de farklı...
Tabi siz anladınız…
Bunlardan İngilizce olanı ABD, AB ve İsrail’e hitap ederken…
Diğeri de yani Türkçe olan da haliyle bize yani iç politikaya hitap etmektedir…
Daha açık söylersek…
Türkçe metinde “Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı” ifadesi yer alırken, asıl metin olan İngilizce de ise sadece  “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması için çağrı yapıldığı” yazılmaktadır…
Tabi bu durumda sadece Doğu Kudüs’ün konu edilmesi iki Kudüs
Daha doğrusu iki devletli bir çözümün kabul edildiği…
Dahası İsrail’in işgaline meşruiyet kazandırıldığı gibi bir anlama neden olur ki…
Bu durumda da…
Doğu Kudüs ’ün Kudüs’ün 1/5i kadar olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır…
Diyelim ki 57 ülke de aynı kararı verdi ve İsrail kınandı ne olur? Hiç bir şey…
Ne demişler “lafa değil işe bakmak gerekir…”
Bu nedenle siz; sözle eleştirmek yerine siyasi ekonomik yaptırımlarla ilgili karar alabiliyor musunuz?
Örneğin herhangi bir konuda ambargo falan uygulamaya gücünüz var mı?
Çekebiliyor musunuz büyük elçilerinizi?
Değilse bırak 57ülkeyi, 570 ülke olsan, ne fark eder?
Kaldı ki bunun dışında, siz yıllardır ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkelerin zayıflatılıp, parçalanmasını amaçlayan projelere destek vermediniz mi?
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması çabaları bunun göstergesi değil mi?
Sahi neden? ABD’den aldığı emirlerle Suriye’ye kafa kesmeye koşan cihatçılarınız…
Yanlışlıkla bile olsa…
Bu güne kadar neden hiç İsrail yollarına düşmediler dersiniz…
ABD izin vermediği için olabilir mi?
Demek istediğim işin nirengi noktası ulus bilincidir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı savunabiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Kendinizi bir ulusun değil de, bir dinin, tarikatın, mezhebin temsilcisi olarak görüyorsanız varabileceğiniz en iyi yer…
Emperyalizmin yanından daha farklı bir yer olmayacaktır…

22–12–2017

Nusret KEBAPÇI