Neoliberal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neoliberal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2024 Cuma

ALTIN

 

ALTIN

 

 

Bilindiği gibi altın dünyadaki az bulunan en değerli madenlerden biri ve aslında ne güzel ki bor gibi ülkemizde de bulunuyor.

Ve ülkemiz yer altı, üstü kaynakları yönünden oldukça da zengin.

Ama

Son yaşanan Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan göçük

Bu kaynakların verimli ve ulus çıkarına kullanılıp kullanılmadığı yönünde bazı soru işaretlerine neden oldu

Neydi bu?

Ülkemizdeki madenlerin neredeyse tamamının yabancı şirketler ve onun iktidar yandaşı ortakları tarafından işletildiğiydi.

Tabi öğrenilenler yalnızca bununla da sınırlı değildi…

Öğreniyoruz ki maden sahası genişletilerek ortalığın çölleştirilmesi işin bir başka yanı ama…

En önemlisi…

Bu altının dünyada örneği görülmeyecek şekilde siyanür kullanılarak çıkarılması ki ülkemiz açısından korkunç bir durum.

Tabi adamlar sözde siyanürü suya karıştırmayıp…

Havaya püskürtüyorlar ki…

Sudan zehirlenmezseniz…

Havadan kesinlikle zehirlenebiliyorsunuz.

Yani önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak doğa tahribatı yanında olabilecek çok çeşitli hastalıklar da işin cabası.

Ama iş bununla da bitmiyor…

Bu maden sahasının Fırat nehrine olan uzaklığı yaklaşık 350 metre…

Yani…

Hangi açıdan bakarsanız bakın durum vahim…

Üstelik en küçük bir hatada milyonlarca insanın yaşamının tehlikeye girmesi bile söz konusu…

Zaten doğa, ırmak, nehir, deniz demeden ülkenin en değerli yerlerinin emperyalizmin küresel şirketlerine peşkeş çekilmesi, bunlara ruhsat verilmesi, en güzide yerlerinin talan edilmesine göz yumulması…

 Ulusal çıkarların tamamen göz ardı edilerek küresel şirketlerin çıkarlarının gözetildiğinin de en bariz göstergesi.

Konuyla ilgili ne meslek örgütlerinin uyarıları dikkate alınıyor…

Ne de…

Yerel halkın tepkisi ilgililerin umurunda oluyor.

Durum böyle olunca iş güvenliği falan da haliyle hikâye oluyor.

Aslında durum sandığımızdan çok daha korkunç.

Şimdi şöyle bir düşünün…

Gelişmiş ülkelerde bu maden arama çalışmaları çok özen gösterilerek yapılır ve halkın tepki göstermemesi için gereken önlemler alınırken…

Bizde neden her şey yabancı şirketler ve yerli yandaş ortaklarının keyfiyetine bırakılmaktadır…

Neden?

Çünkü iktidar…

Tamamen neoliberal bir ekonomi politikası uygulamaktadır…

Neoliberal ekonomi dediğiniz de…

Devletin ekonomideki etkinliğinin emperyalizmin talebi doğrultusunda neredeyse sıfırlanıp, hemen her ekonomik alanı küresel şirketlere terk edip, ülkemizin hemen her yerinde dilediğince at oynatmasının sağlanmasıdır…

Demek istediğim…

Bir ülkede doğayı korumaktan…

İş kazalarının engellenmesine…

Hatta

Ülke kaynaklarının o ulusun çıkarına kullanılarak kalkınabilmesinin bile tek yolu…

Hemen her alanda

Ulusal çıkarlar doğrultusunda politikalar uygulayarak ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı sağlamaktan geçmektedir…

Ama hiç bir şekilde neoliberal politikalardan değil…

 

16-02-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

27 Temmuz 2023 Perşembe

NEOLİBERALİZM DEYİNCE…

 

NEOLİBERALİZM DEYİNCE…

 

Belki zaman zaman, çeşitli yerlerde yazılan neoliberalizm kavramını görünce, içinizden bu zaten yabancı bir sözcük bizi ilgilendirmez diye düşünebilirsiniz ama emin olun öyle değil…

Nasıl mı?

Şöyle; neoliberalizm çalışanları, tüm emekçileri hatta emeklileri de yoksulluk sınırında ücrete mahkûm ederken, emperyalist ülkelerin, onların küresel şirketlerinin ülkemizdeki sınırsızca hemen her alanda özgürlüğü anlamına gelmektedir…

Peki, yabancı sermaye bir ülkeden ne ister? İlk olarak O ülkeye para girişinin ve istediği anda çıkarabilmesinin serbest olmasını değil mi?

Başka 

Emperyalizm siz bunu küresel şirketler olarak da anlayabilirsiniz, hiçbir şekilde o ülkede bağımsız, kendi pazarlarını daraltan kamu işletmesi falan da istemezler, bunların kapattırılması, değilse özelleştirme tezgâhıyla kendilerine teslim edilmesi onlar açısından çok önemlidir.

Hem böylece ilgili ülkeye ekonomik olarak egemen olunurken…

Ekonomik kaynaklardan uzaklaştırılmış devleti de her dilediklerini yaptıracak kadar zayıflatırlar.

Tabi burada devleti kontrol altına alarak, onun sanayileşmeye, tarıma…

Ülke kalkınmasına ayırabileceği birikimi engellemek de son derece önemlidir.

Bu anlamda, geçmediğimiz yola, köprüye…

Uçmadığımız hava alanına, yatmadığımız hastanelere ödenen korkunç miktarlardaki paraların da esbabı mucibesi budur.

Ayrıca

Sermaye, işçi ücretlerinin olabildiğince düşürülmesini ister ki bunun bir alt sınırı yok…

Bu açlık sınırına kadar gidebilir.

Yani kısacası yıllardır sözde; devlet küçülsün, ekonomiden elini çeksin diyen neoliberal anlayış, çalışanlar açlığa ve sefalete mahkûm edilirlerken sessiz kalırken…

İş kendilerine gelince pekala...

Her türden teşvik verilmesini, borçlarının ertelenmesini,  hatta tek taraflı geri ödemesiz krediler açılmasını çok kolay olarak isteyebilmektedirler.

Bu türden yerli yandaş ve yabancı şirketlere destekte o kadar ileri gidilir ki…

Neredeyse bedavaya devraldıkları veya kiraladıkları devlet şirketlerinden müthiş paralar kazandıkları halde vergi vermez, kira ödemez…

Öderlerse de bu borçları 10-20 yıl çok kolay bir şekilde ertelenebilir ki çok yakın tarihte örnekleri var.

Belki içinizden ya vergi…

Bunlar vergi vermiyor mu sorusunu sorduğunuzu duyar gibi oldum bu nedenle söyleyim…

Yabancı şirketler eğer bizim ülkemizde bir batılı ülkenin şubesi gibi faaliyet gösterirlerse emin olun…

Karları da, vergileri de o kendi merkezlerinin bulunduğu ülkelere ödenmektedir…

Bazıları hani zaman zaman sermayenin vatanı yok falan gibi laflar ediyorlar ya kesinlikle doğru değil.

Bu türden şirketler, vergilerini şirket merkezlerinin bulunduğu ülkelere ödemektedirler.

Diyebilirsiniz ki vergi vermeleri ya da karlarını bırakmaları konusunda biz bu şirketlere baskı yapıp hesap falan sorsak olmaz mı? Gibi bir düşünce aklınıza gelirse…

Bizim de kabul ettiğimiz Uluslararası tahkim yasalarına göre inanın yabancı şirketler üzerinde çok fazla bir hakkınız ne yazık ki bulunmuyor.

Tabi hepsi bununla sınırlı değil…

Dahası da var…

Diyelim ki yabancı şirket ülkemize sigara fabrikası kurdu.

Ya da bir ilaç…

Veya bir gıda katkı maddesi…

Sonra o işletmenin bulunduğu ülke diyelim ki sigarayı…

Veya ilgili ilacı veya o katkı maddesini yasakladı.

Böyle bir durumda ne oluyor biliyor musunuz?

Bu şirketler her ne üretiyorlarsa hükümetin aldığı karar yüzünden zarar ettiklerini öne sürerek uluslararası yaptırım için başvurabilir ve ülke bu nedenle çok ciddi parasal bir zarara uğratılabilir.

Eskiden ilgili şirketin merkezinin bulunduğu devletler bu işte müdahil olurlarken son yıllarda pek çok ülke tarafından onaylanan ve kısaltması ISDS olarak anılan bir anlaşmaya göre ilgili şirketler de devletlere karşı uluslararası tahkim mahkemelerine dava açabilmektedirler.

Tam burada diyebilirsiniz ki tamam, da; bu konunun bizim yoksullaşmamızla az maaş almamızla…

Veya emeklilere çok düşük maaş verilmesiyle ilgisi var mı?

Elbette var, olmaz mı?

Öncelikle belirtmeliyim ki bu şirketler ürettikleri ürünleri ülke içinde değil, öncelikle yurt dışına satmak istemektedirler ve ülkemiz bu anlamda onların ucuz işgücü kullandığı atölyeleri konumundadır.

Bu nedenle dünya çapında pazarı ellerinde tutmak için maliyeti alabildiğince geri çekmek durumundadırlar…

Bunda da en önemli etken, ucuz işgücüdür.

Onu ne kadar aşağı çekebilirlerse uluslararası piyasada rekabet edebilme şansları o kadar yüksek olabilecektir.

İşte işçi ücretlerinin düşük tutulmasındaki…

Asgari ücrette günlerce yapılan havanda su dövme toplantılarındaki

Emeklileri açığa mahkûm etme politikalarının ardında yatan en önemli neden budur.

Onu ne kadar aşağı çekerlerse kar oranlarını bir o kadar yükseltme söz konusu olacaktır.

Ama bununla birlikte o ülkede yaşayan halkın da yabancı sermayeye alıştırılması ve bunu emperyalizmin ekonomik işgali falan gibi değil de, küreselleşen bir dünyada sözde işbölümü gibi görebilmeleri anlamında ulusçu düşüncelerden de uzaklaştırılması gereklidir ki, çok uluslu şirketlerin gelecekteki ulusçu bir uyanışla ülkeden kovulmak gibi bir tedirginliği olmasın. 

Tam da bu gerekçeyle 2011 yılında MEB Teşkilat Yasasında değişiklik yapılarak eğitimin amaçları…

Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı, Vatan sevgisi taşıyan öğrenci yetiştirmekten, bir anda “küreselleşmenin ihtiyacı olan işgücünü yetiştirmek.” gerekçesiyle her türden emperyalizme kayıtsız kalacak, kimliksiz kişiliksiz, vatansız öğrenci yetiştirmeye değiştiriliverdi ama bununla da yetinilmedi…

Ardından 2017 yılında MEB Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinden de bir madde çıkarılıverdi…

Aklınıza hangi madde geldi?

Yanılmadınız.

MEB Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinden “öğrencilere vatan sevgisi kazandırır” maddesi tamamen çıkarılıverdi…

Onlar da biliyorlardı ki ulus bilinciyle, vatan sevgisiyle bu milletin çocuklarını küresel şirketlere hizmet ettirmek gerçekten zor işti…

Ama bununla da yetinilemezdi…

Amaçlarına ulaşılabilmesi için tüm okulların aynı zamanda mutlaka imam hatip yapılması da gerekiyordu ki öğrenciler, ulus bilinciyle, bağımsızlık ruhuyla, Atatürk ilkeleriyle değil de kavram olarak bile emperyalizmin olmadığı, ulus bilincinin yok farz edildiği, ümmet bilinciyle eğitilebilsin.

Belki tüm bunları okuduktan sonra bu açmazdan kurtulabilir miyiz yeniden Atatürk İlke ve Devrimleri yolunda Bağımsız bir Cumhuriyete tekrar kavuşabilir miyiz?

Tüm halkı ulus kimliğimiz etrafında birleştirebilir miyiz?

Eskiden olduğu gibi halkımızın refah düzeyini yükselterek kendi kendimizi besleyen ülkeler arasına girebilir miyiz?

Tekrar dağımıza, ormanımıza, denizimize, gölümüze sahip çıkıp koruyabilir miyiz? Gibisinden aklınıza çeşitli sorular gelirse şu kadarını söyleyim.

Hayatta hemen her şeyde olduğu gibi bunda da iki seçenek bulunmaktadır…

Ya Ulusçu bir seçenek oluşturup…

Ülkenin dışarıya aktarılan parasının ülke içinde kalmasını sağlayıp, tarımı…

Sanayiyi yani kısacası…

Ekonomi ve eğitim de içinde olmak üzere hemen her şeyi tekrar ulusal hale getirerek ülke yeniden ayağa kaldırılır…

Ya da uyguladığı neoliberal politikalarla ülkeyi yağmalatan, ulus devlet düşmanı siyasal İslamcı partileri seçerek, küresel pazar olmaya devam…

Tercih sizin.

 

27-07-2023

Nusret KEBAPÇI

15 Şubat 2023 Çarşamba

DEPREM DEĞİL…

 

DEPREM DEĞİL…

 

Geçtiğimiz hafta 6 Şubat günü ülkemiz bir biri ardına yaşanan iki şiddetli depremle sarsıldı.

                Ve bilindiği kadarıyla 10 ilimiz bu depremden fazlasıyla etkilendi.

Acımız çok büyük!

Hemen herkes elinden geldiğince…

Gücünün yettiğince…

Kendine göre bir çare bulup her ne yapabilirse yapmaya çalışıyor.

Zaten sırf bu açıdan bakarsak, gerçekten büyük bir Milletiz ama yeterli mi?

Bence değil.

Hala göçük altında kalan çok sayıda insanın olduğu düşünülürse…

Onları oradan çıkaracak iş makinelerine olan taleplerin pek çok kez sosyal medyadan da yapıldığı göz önüne alınıp…   

Üstelik yardıma giden bireysel, fedakâr yurttaşların yolların yıkılması ve kardan geçilememesi nedeniyle deprem yerine çok zor ulaşabildiğini de düşünürsek

Kanımca şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor…

Doğrusunu isterseniz benzeri olayları biz pek çok kez, gerek daha önce yaşanan depremlerde…

Gerekse; geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız orman yangınlarında fazlasıyla yaşadık ama anlayan kim…

Aslına bakarsanız…

Tüm bu devleti çaresiz duruma düşüren şey; bir anlık zafiyet ya da tüm çabalara karşın yetersiz kalınması asla değil…

Peki, nedir biliyor musunuz?

Ben söyleyim…

Hükümetin uyguladığı Neo liberal politika…

Diyeceksiniz ki nedir bu?

Ya da şuanda millet acısıyla boğuşurken böyle bir konunun tartışılması doğru mu da diyebilirsiniz?

Ama eğer bu olup bitenden ders çıkarmazsak, her seferinde şu anda olduğu gibi sadece halkın kişisel çabalarıyla çözüm bulunmaya çalışılır…

Ve hiç de yaralar sarılmaz.

Şimdi gelelim o neoliberal politikaların ne olduğuna…

Bugün ülkemizi yöneten partinin ekonomik politikası, devleti hemen her alanda küçültüp…

Sözde devleti sadece denetim görevinde bırakarak her şeyi taşeron şirketlerle yapmak üzerine kuruludur…

Bunu zaten yaşamımızın hemen her alanında da görmekteyiz.

Şöyle bir bakın…

Küçülmeyen…

Zayıflamayan…

İşlevini kaybetmeyen…

Toplum gözünde değer yitirmeyen sahi kaç devlet kurumu kaldı?

Gerçi şu durumda bunlardan bahsetmenin pek yeri değil ama devlet kurumları zayıflatılıp değersizleştirilirken devletten boşalan alanlarda hemen her alanda büyüyen, vergi aflarıyla da desteklenen pek çok taşeron şirketi de görebilmek mümkün…

Pek çoğunuz hatırlarsınız…

Bir zamanlar “Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü” diye bir kurumumuz vardı ve neredeyse hemen her ilde gerçekten çok güçlü araç parkına sahipti…

2005 yılında çıkarılan yasayla bu kurum kapatıldı ve araç parkı da önemli ölçüde bazı Büyükşehirlere ve İl Özel İdarelerine devredildi…

Aynı şeyi Karayolları için de söylemek mümkün…

Bir zamanların en gözde, her yere yetişen, yollar yapan, onaran kurumu, yaptığı işler, adları kamuoyu önünde bilinen müteahhitlere devredildiğinden olsa gerek zayıflatıldı…

Ve böylece, zamanla yapılan tüm işler taşeron şirketlere devredildiği için de…

Kurum giderek eski özelliğini yitirdi ellerindeki araçlar da gerek kalmadığı gerekçesiyle ya yenilenmedi ya da hurdaya ayrıldı…

Eğer bugün çöken binalara yetişilemiyorsa bir nedeni de budur…

Hani diyorlardı ya…

Devlet et üretmez, süt üretmez, yol yapmaz…

Ne yapar?

Hizmet alır, onu denetler.

Aynen böyle söyleniyordu…

Ama görüldü ki her şeyi piyasaya bırakan devlet, denetlemeyi de piyasaya bırakmıştı…

Yani denetlemiyordu…

Bir düşünün; hemen her şeyi yandaş taşeronlara, müteahhitlere devreden, yani denetimsiz piyasaya bırakan bir anlayış hiç onları denetler mi?

Elbette ki denetlenmedi…

Zaten denetlenmiş olsa on binlerce ev yıkılabilir mi?

Demek istediğim…

Tüm bu yanan ormanlardan…

Çöken binalardan…

Yollardan…

Meydana gelen can kaybından, devleti ekonomik ve sosyal olarak küçültüp, taşeron ve yandaş müteahhit şirketleri büyüten sadece kar amaçlı neoliberal politikalar sorumludur…

Peki, düzelmez mi?

Aslında düzelir, ancak…

Bugüne kadar yapılanın tam tersini yaparsak…

Yani…

Devleti tekrar ekonomik ve sosyal alanda büyütüp…

Tarımımıza, hayvancılığımıza, sanayimize sahip çıkıp…

Kendi yolumuzu, köprümüzü kamu çıkarı ve yararı gözetilerek kendimiz yapıp…

Ev, işyeri gibi kişisel yerleri yapmayı da, eğer devlet olarak yapmıyorsak, halkın can ve mal güvenliğini ön planda tutarak ve devlet olarak her aşamada denetlersek...

Kısacası ulus devletimizi tekrar ayağa kaldırırsak…

Çare yok!

 

15-02-2023

Nusret KEBAPÇI