28 Ekim 2023 Cumartesi

100 YILLIK CUMHURİYET

 

100 YILLIK CUMHURİYET

 

 

Aslına bakarsanız herhangi bir ülkede o ülkeye hayat veren Cumhuriyet yüz yıllık bir geçmişe sahip olsaydı…

Tahmin ediyorum ki kutlamalarla ilgili hazırlıklar çok öncesinden başlar ve Cumhuriyetin ilan edildiği günün en az bir hafta sonrasına kadar sürerdi.

Ama ne yazık ki bizde öyle olmuyor…

Olmadığı gibi…

Tam tersi uygulamaları da pek çok alanda görmek mümkün.

En basitinden söylemek gerekirse…

Atatürk’ün kurduğu bir kurum olan Diyanetin cuma hutbesinde bile her zaman olduğu gibi Atatürk anılmazken, başka bir ülkede yaşanan savaş gerekçesiyle uzun süredir sadece resmi tören ve resepsiyona indirgenmiş olan Bayramla ilgili resepsiyon iptal ediliveriyor.

Böyle olunca ve…

Aynı çevrelerin sürekli Atatürk ve cumhuriyete saldırdıkları da göz önüne alınınca insan ister istemez…

Biz acaba Kurtuluş Savaşı’nı bunlara karşı mı yaptık diye düşünmeden edemiyor.

Yoksa bu düşmanlığı başka bir şekilde açıklamak gerçekten çok zor.

Tabi aynı çevrenin Osmanlı hayranlığını da aynı şekilde…

Aslına bakarsanız son derece ilginç…

Çünkü

Osmanlı’da hiçbir şey olabilme şansı olmayan birilerinin

Seçimle ülke yönetiminin en önemli görevlerine gelebildikleri bir rejime düşmanlık edip…

Halkın sadece padişahın kulu olabildiği bir rejimi savunmalarının sadece bir açıklaması olabilir:

O da akıl tutulması…

Yoksa başka bir şekilde açıklanması mümkün değil...

Hazır yeri gelmişken biraz da bu Osmanlı konusuna değinelim ki kafalar fazla karışmasın.

Bir devlet düşünün merkezi bir eğitim sistemi yok ama ülkenin en ücra köşesinde bile ABD ve diğer batılı ülkelerin okulları var…

Hepsi de kendine göre eğitim vermeye çalışıyor.

Hani zaman zaman birileri, “Bir gecede cahil olduk, mezar taşlarını okuyamıyoruz.” falan diyorlar ya…

İnanın öncesinde de farklı değildiler.

Şöyle bir düşünün…

Erkeklerin okuma yazma oranının yüzde 6, kadınlarınkinin binde 4 olduğu bir ülkede ne bekleyebilirsiniz ki.

Bu arada, kadınlarda okuma yazma falan deyince, kadınlar çok önemli gibisinden bir algıya da kapılmayın…

Osmanlının yaptığı son nüfus sayımında bile erkeklerle birlikte sayılanlar sadece ve sadece hayvanlardı.

Yani anlayacağınız o dönemde kadının adı gerçekten yoktu.

Hani bazı kadınlarımız zaman zaman o dönemin özlemi içinde olduklarını falan söylüyorlar ya…

Bilinsin istedim.

Hani şimdiki iktidar…

Ülkeye olabildiğince Arap nüfusu doldurup, Türk nüfusu azaltarak, Türk ulus devlet yapısını yok etmeye çalışıyor ya…

İşte Osmanlı döneminde de düşünce aynıydı.

Araplar, necip millet olarak baş tacı edilirken…

Türkler her daim…

“İdraki bi idrak” yani akılsız Türk anlamına gelen sözlerle aşağılanırlardı.

Doğrusunu isterseniz…

Bir süredir Cumhuriyet öncesi koşullara dönmeye çalıştığımızı bile söylemek mümkün

Neden mi?

En basitinden söyleyim…

O yıllarda da tren işletmesinden tutun, bankalara…

Ticarete…

Sanayiye kadar…

Hemen hepsi yabancıların elindeydi…

Ve ne yazık ki 1923 sonrası yapılan millileştirmelere rağmen bugün genel olarak tekrar yabancılarda…

Limanları, deniz taşımacılığını millileştirip Kabotaj Bayramı ilan edişimizden yaklaşık 100 yıl sonra onları tekrar yabancıların tekeline vermişsek…

Sanıyorum bu konuda da tarihten hiç ders almamışız demektir.

Bir devlet düşünün…

Merkez bankası yok, para basma yetkisi adı Osmanlı olan bir Fransız bankasında.

İlginç değil mi?

Ya hukuk?

Yabancıların el üstünde tutulduğu bir sistemde, hukuk bundan farklı olabilir miydi?

Elbette değil…

Yine o yıllarda şeriat hukuku sadece Müslümanlar için uygulanırken…

Gayri Müslümler ve yabancılar kendi hukuklarını uyguluyorlardı.

Yani yabancı ve gayri Müslimler suç işlediklerinde sadece kendi mahkemelerinde yargılanabiliyorlardı, Osmanlı adaletinde değil.

Demem o ki, bu ayrıcalıklı çoklu hukuk sistemini bitirerek ülkede yaşayan herkes için tek bir hukuk ortaya çıkaran yine o beğenmediğiniz Cumhuriyetti…

Peki, Osmanlı devlet yöneticilerini nasıl yetiştiriyordu dersiniz herhalde bugün olduğu gibi mülakatla falan almıyordu…

Evet, Osmanlı yöneticileri için Enderun mektebi kurmuştu kurmasına ama…

 Oraya alınanlar…

Sadece ve sadece azınlıklar ve devşirmelerdi.

Bunları yazarken…

Halk yoksulluk ve sefalet içinde yaşarken yapılan koskoca saraylara, oralardaki şatafatlı yaşamlara…

Kapitülasyonlara…

Kolcuları türküye bile konu olmuş tütün vergisine el koyan yabancı REJİ idaresine hiç değinmedim bile… 

Ancak burada gerçekte en üzücü olan ne biliyor musunuz?

Cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlandıkları halde…

Her fırsatta Atatürk ve cumhuriyete saldıranların böyle bir düzenin özlemi içinde olmaları…

Ama biz tüm bu olumsuz tutum ve davranışlara rağmen Cumhuriyetimizin 100.yılını kutluyor, bu konudaki son sözü Büyük Önder Atatürk’e bırakıyoruz…

                               “Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

                                                       Mustafa Kemal Atatürk

 

28-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Ekim 2023 Salı

BOP DEMİŞKEN…

 

BOP DEMİŞKEN…

 

                 7 Ekim tarihinde Hamas, işgalci İsrail’e karsı Aksa Tufanı adlı harekete girişince ortalık biraz karıştı denilse yeridir

Herkes kendine göre bir şey söyledi.

Daha düne kadar işgalci İsrail’e karşı en küçük söz söylemeyenler Hamasın giriştiği İsrail’i püskürtmek adına yaptığı eylem karşısında mangalda kül bırakmadılar…

Kimileri hemen klasik hale gelen savaş kötüdür…

Çocuklar ölmesin…

Analar ağlamasın sloganlarına sarıldılar…

Kimileri de işgalci İsrail’de ölenler için Hamas’a tepki gösterme yarışına girdiler.

Kaldı ki

Siyasette haklı ve haksız savaş ayrımı olduğu gibi geçmişin ünlü liderlerinin tanımlamalarına göre de “savaş siyasetin başka araçlarla devamı “anlamına da gelebilmektedir.

Elbette bu yaşanan işgal ve şimdi tüm dünyanın gözü önünde savaş kuralları hiçe sayılarak yapılan kuşatma ve saldırı korkunç bir şey…

Ve her zamanki gibi İsrail’in kural tanımazlığı tüm hızıyla sürerken, Hamas’a saldıranların her nedense en küçük ses bile çıkarmamaları son derece ilginç değil mi?

Tabi bu işin bir yönü.

Diğer yönü de içimizdeki İsrail severlerin yaptıkları açıklamalarla ortaya çıkmaları…

Bence bunun asla unutulmaması gerekiyor.

Şimdi şöyle bir düşünün

İsrail tam 1967 yılımdan bu yana o bölgeyi adım adım işgal ederek, oralarda yerleşim yerleri kurarak, kendi topraklarını alabildiğine büyütürken, Filistin’e ait olan toprakları küçücük bıraktı.

Bunu zaten sıklıkla sosyal medyadan paylaşılan bölge haritalarından da görebilirsiniz.

Ancak o haritaların paylaşılması sırasında birileri…

Bunun sanki baskı, şiddet ve işgalle değil de, sadece toprak satışıyla gerçekleştiği gibi uydurma bir bilgiyi her ortama servis ederek, yıllardır orada yaşanan ABD destekli İsrail’in baskı ve şiddetinin gölgede kalmasına neden olunabilmektedir.

Bunların tamamı emperyalizmi, onun bölgedeki kuklalarını kendilerince gözden gizlemeye çalışmaktadırlar ama her zamanki gibi mızrak çuvala sığmamaktadır.

İşte konuya biraz açıklık kazandırmak için öncelikle kısa adı BOP denilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğuna ilişkin bilgiyle başlayalım ki, konu herkes tarafından yeterinde anlaşılabilsin.

 İşte bu konu edilen BOP ’da bölgemizde bulunan tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Ama sakın; sınır değişikliği denilince hiç kimse tapu kadastro gelir ölçer, biçer, herkese hakkı olan kadar toprak verilir gibi anlaşılmasın…

Ülkelerin sınırları öyle ölçüp biçilerek değil…

Nasıl çiziliyor biliyor musunuz?

Önce o ülkede dışarıdan destekli öncesinde de fonlarla beslenen bir muhalefet oluşturuluyor.

İstenilen taviz verilmezse merkezi devlet hedef alınıp ülke üzerindeki etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor ve tabi mevcut ulus yapısı da ortadan kaldırılıyor…

Ardından ülkede yaşayan alt kimliklere…

Tarikat ve cemaatlere para ve silahla destek vererek…

Ülke de iç savaşı başlatınca sınırlar kendiliğinden çiziliveriyor.

Sonrasında olacaklar zaten bellidir…

Herkes gücüne göre bir bölgeye sahip oluyor…

Zaten öncesinde üniter olan devletlerin parçalanıp federe edilmeleri de ancak böyle olabilmektedir.

Hani birileri pek çok kere “federasyon olmadan başkanlık, altı kaval üstü şişhanedir.” falan deniyordu ya…

İşte tek yolu bu.

Sonra da on yıllar boyunca süren düşmanlık ve çatışma.

İşte sıklıkla sözde demokrasi adına gündeme getirilen yeni anayasa söylemiyle yapılmak istenen de bu…

Ülkemizin ulus devlet modelini ortadan kaldırıp alt kimliklerin ortaya çıkmasını sağlayarak çok kültürlü…

Çok kimlikli

Belki de çok hukuklu yeni bir rejime geçmek.

Sonra mı?

O zaten kendiliğinden gelecektir.

Neyse devam edelim…

İşte bu BOP’a göre Türkiye siyasal İslamcı bir siyaseti benimseyecek laikliği bırakıp, İslamcılıkla demokrasiyi bağdaştıran model bir ülke ortaya çıkacak ve böylece diğer bölge ülkelerine örnek olunacaktı…

Ama olmadı.

Olamazdı da ama bu gerekçelerle pek çok ülkede muhalefet örgütlendi desteklendi, silahlandırıldı…

Hatta neredeyse 100 ülkeden silahlı pek çok unsur üstelik bizim üzerimizden o ülkelere sokularak parçalanmaları desteklendi…

İşte sözde demokrasi adına uygulamaya sokulan BOP ’un gerçek amacı bu ülkelerin ulus devlet yapılarını dağıtmak, etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırarak paramparça ederek bir daha bir araya gelemez hale getirip kargaşanın içinde bırakmaktı…

Aslında bunu görmek için de öyle çok uzaklara…

Haritalara falan bakmak da gerekmiyor sadece komşu ülkelerde yaşananlara biraz göz atmak bile yeterli.

Zaten bu konuda biraz düşündüğünüzde

İsrail’in ABD desteğiyle günden güne genişleyip ona komşu olan Arap ülkelerinin parçalanması yani küçültülmesi de bunun bir parçasıydı…

Hani büyük İsrail falan deniyordu ya…

Kimse bunun diğer ülkelerin küçültülmesiyle sağlanacağını düşünmedi.

Amaç İsrail’in bölgede genişlemesine destek verilirken…

İsrail’e tepki gösteren ülkelerin parçalanarak zayıf düşürülüp küçültülmesiydi.

Zaten uygulamada da bunu görebilmekteyiz…

İsrail’in karşısında hangi ülkeler vardı?

Suriye.

Irak.

Libya.

İran.

Ne oldu bu ülkelere?

Olan şu

Bizim de içinde bulunduğumuz BOP eş başkanlığı projesiyle…

Irak parçalandı…

Suriye işgal altında ve parçalanmanın eşiğinde…

Libya keza yine öyle…

İran’ da şu son saldırılarla hedef tahtasında…

Ve tüm bunlarla yetinilmeyip 2016 yılında NATO Üyesi olmayan İsrail’e özel statü verilmesi için vetonun kaldırılarak Brüksel’de özel bir büronun açılarak…  

Bu saldırganlığının arkasına NATO’nun alınmasının sağlanması sahi ne anlama gelmektedir?

Tabi bunun yorumunu size bırakıyorum da…

Bir konuya daha değinmeden geçmemek lazım…

Nasıl ki işçi sınıfının mücadelesinde işçilerin İslamcı, sağcı, solcu, Kürt, Türk, Laz olarak etnik ve dini temekle ayrışmaları mücadeleyi zayıflatıp, parçalamayı amaçlıyorsa…

Emperyalizme karşı mücadele eden devletleri de İslamcı, sosyalist, ya da Türk, Rus, Arap gibi bir ayrışmaya tabi tutmak da emperyalizmi güçlendirir…

Bilmekte yarar var.

 

 

 

17-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

2 Ekim 2023 Pazartesi

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

 

 

Şöyle bir sokağa çıksak ve son günlerde yaygınlaşan sokak röportajcıları gibi önümüze çıkan diyelim yüz kişiye sorsak…

Ve desek ki ” biz kimiz?”

Veya

Kendinizi toplum içinde hangi kimlikle ifade ediyorsunuz?

Evet, böyle sorsak…

Sizce nasıl bir yanıt alırız? Böyle yanıt falan deyince de kafanız karışmasın…

İsterseniz konuya girmeden öncelikle, bu yanıt mı, cevap mı? Konusuna da açıklık getirelim, ne dersiniz?

Hem bu arada Türkçeye ilişkin bilgimizi de tazelemiş oluruz…

Hani çeşitli konular gündeme gelince soru- cevap gibi sözcükler kullanılıyor ya…

İşte bu iki sözcük birbirinin karşılığı değil, önce onu ortaya koymak gerekiyor.

Doğrusu ne mi?

Soru –yanıt.

Belki bunu duyunca soruyu okul yıllarından biliyoruz da yanıt ne oluyor?  Ne zaman türetildi? Gibisinden aklınıza bir soru da gelebilir…

Bu yüzden çok kısa açıklayım…

Yansıma, karşılık anlamına gelen yanıt ne zamandan beri kullanılıyor biliyor musunuz?

Bayağı eski...

Ne kadar mı?

Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un Divanı lügati Türk yani ilk Türkçe sözlüğe girecek kadar.

Diyebilirsiniz ki cevap kullanırsak soru demeyeceksek ne diyeceğiz?

Elbette sual.

Ve yine o sözlükte bugün kullandığımız hem şehri yerine Yerdeş sözcüğü var ki hem söylenmesi anlaşılır…

Hem de Türkçe.

Neyse bu girişten sonra devam edelim…

Evet, sokaktaki insanlara rastgele sorsak, nasıl bir sonuçla karşılaşırız dersiniz?

Ben, pek çok kişinin…

Kendini Osmanlıda olduğu gibi tarikat…

Cemaat…

Mezhep kimlikleriyle ifade edebileceği gibi bir kısım insanın da

Kendisini etnik kimlikle ifade edeceği son derece açıktır.

Ama bu konuda bir değerlendirme yapmak gerekirse, gerçekte ulus kimlik anlamında kendini ulusun bir ferdi…

Yani Türk kabul edenler ne kadar bir oran tutar?

Elbette bu ayrı bir merak konusu.

Ama tüm bunlardan genel bir sonuç çıkarmak mümkün…

O da, bizi birleştiren, tüm toplum üzerinde etkisi olan ortak bir kimliğimizin olmadığı.

Peki, sizce dünyada ortak bir ulus vurgusu, kimliği olmayan bir toplum, var mıdır?

Hani zaman zaman birileri ki onlar emperyalizmin içerideki acentaları olarak zaten görevlidirler…

Sıklıkla “anayasadan etnik kimlik vurgusu kaldırılsın.” türünden lafazanlık yapıyorlar ya…

Bilmelisiniz ki tüm amaçları…

Türk ulus kimliğini yok ederek halkı ortak ulus kimliksiz bıraktırarak

Herkesi bireyselleştirip…

Bir anlamda atomize ederek…

Emperyalizmin karşısında ortak duygu ve düşünceye sahip bir güç olmasını engellemek için halkı etnik ve dinsel kimliklerle paramparça etmek…

Başka hiç bir şey değil.

Sakın ola ki kullandıkları…

Demokrasi…

İnsan hakları…

Özgürlük falan gibi neredeyse hemen herkesin bir anlamda kendine göre yonttuğu sözcükler de sizi yanıltmasın.

Ama şuna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan denirken…

Neden her fırsatta Türk değil de Türkiyeli demeye çalışıyorlar hiç düşündünüz mü?

Lafı çok dolandırmadan ben söyleyim

Çünkü Türk: tüm halkı ortak kimlikte birleştiren bir kavramdır ulus kimliktir…

Türkiye zaten üzerinde yaşadığımız toprak, bize göre vatan…

Türkiyelilik ise tamamen farklı ve hiç bir şekilde ortak duygu ve düşünceyi ifade etmeyen, söylenmesinin ardından etnik kimlik vurgusunun gelmesine yol açacak bir kavram. Aynen Irak’ta, Suriye’ de, Libya’da olduğu gibi

Nasıl ki o ülkeler ABD saldırıları sonucunda Ulus olmaktan çıkarılarak etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmışsa, aynısı üstelik savaşsız bizde de gerçekleştirilmek istenmektedir.

Böyle olunca da nasıl ki Irak ulusu değil de Iraklı Kürt…

Iraklı Türkmen, Iraklı Arap falan deniliyorsa…

Suriye için yine aynı şekilde… 

Suriyeli Türkmen, Suriyeli Arap, Suriyeli Kürt kavramları kullanılıyorsa…

Bilmelisiniz ki eğer uyanıp ayağa kalkmazsak, aynısı, Türkiyeli Türk…

Türkiyeli Kürt…

Türkiyeli Arap, Laz, Çerkez gibi bizde de aynısı olacaktır.

Hani birileri ortaya çıkıp “Bu Türk gibi kavramlar sadece bizim gibi ülkelerin anayasalarında var, demokratik, gelişmiş ülke anayasalarında bu tür kavramlar kullanılmıyor, bu nedenle anayasadan ırkçı kavramlar temizlenmeli” falan da diyorlar ya…

Kesinlikle doğru değil, hatta tam tersi olarak tüm Batılı ülke anayasalarında ortak dil ve ulus vurgusu mutlaka bulunmaktadır.

Demek istediğim; ulus kimlik bir ülkenin temelidir.

Çimentosudur.

Her kim ki onun üzerinde oynar, yok sayar, kaldırmaya, ülkeyi yabancılarla doldurmaya çalışırsa…

Bilmelisiniz ki onlar kesinlikle emperyalizmin ülkemizdeki taşeronlarıdır…

Ayrıca bunların takındığı unvan ve kimlikler de sizi şaşırtmamalı

Ne demişler…

“Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkacaksın. “

Benden söylemesi…

 

02-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

22 Eylül 2023 Cuma

ATATÜRK NEDEN HEDEFTE?

 

ATATÜRK NEDEN HEDEFTE?

 

 

 

Bilindiği gibi ATATÜRK uzun bir süredir birilerinin hedefinde, bunu sadece son günlerde medyaya yansıyan bir öğrencinin Atatürk’e hakaret anlamına gelen çok çirkin davranışı…

Ya da çeşitli dinci kesimden bazılarının Atatürk’e yönelik sözleri anlamında söylemiyorum.

Ama bilinen bir gerçek var ki ölümünün üzerinden neredeyse 85 yıl geçmesine karşın Atatürk hala hedefte.

Ve sanıyorum ki çok uzun bir süre de hedefte olmaya devam edecek.

Peki neden?

Şöyle söyleyelim Atatürk’e yapılan saldırılarla ne yapılmak, elde edilmek isteniyor…

İşte bence asıl önemli olan o.

Bunu, yani emperyalizmin ülkemize yönelik hedeflerini anlamadan sadece sözlere takılıp kalmak zaten doğru sonuca çıkmaz…

Bu yüzden emperyalizmin…

Onun ülkedeki işbirlikçilerinin amaçlarını öğrenmek toplumu bu konuda uyarmak kanımca çok daha doğru olacaktır…

Ama

Önce Atatürk bunları kızdıracak ne yaptı?

Veya bunlar hangi konuya neden tepki koyuyorlar? İsterseniz önce onun üzerinde duralım…

Hani hep söylüyoruz ya, hemen her düşünce kendinden önce gelen bir akımın devamıdır diye…

Bu konu da öyle…

Birinci mecliste en çok tartışılan, birilerinin tepki gösterdiği en önemli konular nelerdi biliyor musunuz?

Ben söyleyim…

Bir tanesi Saltanat ve hilafetin kaldırılması.

Diğeri de Laiklik.

Bildiğiniz gibi Atatürk’ün ön gördüğü Cumhuriyetin olabilmesi için öncelikle saltanatın yani padişahlığın…

Ardından da halifelik gibi zaten dünyada hiç bir geçerliliği olmayan kurumun kaldırılması gerekiyordu…

Geçerliliği yoktu diyorum dünyada Osmanlının halifeliğini kabul eden hiçbir İslam ülkesi olmadığı gibi, kaldırıldığında da…

Çok ilginçtir sadece İngilizler tepki koymuştu.

Tabi daha ilginci…

Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman imparatoruyla birlikte Müslümanları, Osmanlının yanında cihada çağıran Cihadı Ekber’e hiç bir İslam ülkesi destek olmazken…

İşgalci orduların içinde çok sayıda Müslüman asker bulunabiliyordu…   Gelelim laikliğe…

Şimdi birileri laiklik denilince ne yazık ki fikir kısırlığından dolayı hemen türbanı, başörtüsünü anlıyor…

Peki, laiklik bu kadar basit mi?

Neden bu kadar saldırıya uğruyor hiç düşündünüz mü?

İsterseniz bu konuya biraz açıklık kazandıralım

Bunun için de biraz yaşamımızla, içinde bulunduğumuz rejimle birlikte değerlendirelim, ne dersiniz?

Önce Millet olmaktan başlayalım, hani bunlar “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözünden nefret edip, karşı çıkarak topluma sadece ümmet olmayı dayatıyorlar ya, bilinmeli ki...

Eğer bir toplum ancak laik olabilirse millet oluyor ve egemenliği eline alabiliyor…  

Ve Millet olduğunda Parlamento kurup, ülkeyi yönetecekleri seçebiliyor.

Yasa yapabilip…

Gerektiğinde değiştirebiliyor…

Millet olmakla beraber toplum tebaalıktan yurttaşlığa geçince de haklarını korumak, savunmak amacıyla…

Dernek.

Sendika.

Meslek kuruluşları kurabiliyor.

Neyse devam edelim…

Ve ancak millet haline gelince…

Üzerinde yaşadığımız toprak vatan haline gelebiliyor.

Ve toprak vatan olduğunda, emperyalizme karşı mücadele…

Ekonomik bağımsızlık, sanayileşme…

Tarımı geliştirmek falan, anlam kazanıyor.

İsterseniz olaya bir de tersinden bakalım ki…

Emperyalizmin bizim gibi ülkelerde ulus devleti, ulus bilincini yok ederken neden siyasal İslamcılığı sonuna kadar desteklediği…

Veya siyasal İslamcılığın neden ulus bilincine, ulus devlete Atatürk’e düşman olduğu tam olarak anlaşılabilsin…

Eğer bir toplumda laiklik yoksa siz zaten ümmetsiniz…

Ümmet olunca da…                            

Sizi din adına birisi yönetiyor.

Yani öyle parti kurup, parlamento oluşturmak, seçim yapmak yöneticileri seçmek, yasa yapmak falan yok…

Böyle bir durumda size baştan verilenden başka haklar istemek de bunun için örgütlenip sendika dernek falan kurmak da söz konusu olamıyor.

Ayrıca

Millet değil, ümmet olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak da haliyle vatan değil, olsa olsa ancak arsa olabiliyor…

Böyle olunca da korunması için çaba harcanmaması, yabancılara kolaylıkla satılabilmesi, gözden çıkarılması da doğal hale geliyor…

Bu durumda da emperyalizme karşı mücadele…

Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirmek falan da haliyle hikaye oluyor.

Yani uzun sözün kısası…

Emperyalizm…

Ulusal ekonomileri bizde olduğu gibi yok ederek ülkeleri küresel kendi pazarı yapmayı amaçlıyor…

Bunun için de ülkedeki ulus bilincini yok etmesi, toplumu etnik ve dinsel parçalara ayırması gerekmektedir ki, toplum tekrar bir araya gelerek ulus olup, emperyalizmi ülkeden kovamasın.

İşte siyasal İslam’ın emperyalizmin yedeğinde, ulus bilincine, ulus devlete, Türk kimliğine, Atatürk’e saldırmasının esbabı mucibesi bu…

Onlar da biliyorlar ki ancak Atatürk’ü itibarsızlaştırabilirlerse…

Türk kimliğini…

Ulus bilincini…

Ulus devleti yok edip toplumu etnik ve dinsel parçalara ayırabileceklerdir…

Demek istediğim her zaman olduğu gibi bunda da iki seçeneğimiz bulunmaktadır.

Ya Atatürk’e sahip çıkıp ulus kimliği ve ulusal birlikteliğimizi, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı koruyacağız…

Ya da siyasal İslam’ın aleti olarak emperyalizminin istediği etnik ve dinsel parçalara ayrılıp kolay lokma olacağız…

Ortası yok.

 

22-09-2023

Nusret KEBAPÇI

13 Eylül 2023 Çarşamba

12 EYLÜL...

 

12 EYLÜL…

 

 

 

Yaşı ellilerin biraz üzerinde olanlar hatırlar, değilse yani o yaşların altındakiler olsa olsa yazılan makalelerden, kitaplardan öğrenirler ki, o da ne kadarı veya hangi açıdan bakılmışsa o kadarını öğrenebilirler ki işte orası pek belli değil.

İsterseniz o yılları yaşamış olanların gördüklerine…

Yaşadıklarına…

Okuduklarına biraz baksak neler akla gelir, ne öğreniriz biraz göz atalım.

Daha doğrusu öncesinden başlayarak…

Herkes şu tür söylemi büyüklerinden duymuştur.

“O dönemde ülke çeşitli kamplara bölünmüştü.”

“Gençlik arasında çok şiddetli çatışmalar oluyordu ki neredeyse hemen her gün ölümler bile oluyordu.”

İller…

İlçeler…

Köyler bile siyasi düşünceye göre bir yerinden ayrılıp, hangi düşünce bir tarafa hakimse, diğerleri o tarafa mümkün değil geçemezdi.”

Bu konuda görevlerinden alınanları…

Sürgün edilenleri…

Olağan üstü sayıdaki tutuklamaları…

İşkenceleri…

Diyarbakır cezaevinde yaşananları yazmaya kalksak bu satırlar yetmeyeceği gibi bunların her bir konusu 3,5 ciltlik kitap bile olabilir.

Ama tüm bunları anlatsak 12 Eylül gerçeğini…

Gerçek amacını öğrenebilir miyiz?

Sanmıyorum.

Aslına bakarsanız sadece yaşananlarla ilgilenmek hiç bir şekilde olayın gerçeğiyle çok ilgili olmayabilir.

Ya da şöyle söyleyelim…

Dünyada bugün bile pek çok ülkede darbeler tezgâhlanmaktadır, bu darbelerin görünüşteki nedeni…

Ülkeyi şiddetten kurtarmak…

Yönetim boşluğunu gidermek…

Kötü yönetimi…

Yolsuzluğu engellemek gibisinden pekâlâ olabilir ama sadece şu kadarını söyleyim…

Tüm daha önce yapılan…

Ve günümüzde de gerçekleşen darbelerin ekonomik bir nedeni mutlaka vardır.

Daha doğrusu her zaman gerçek neden odur.

Ama

Bu hiçbir şekilde ifade edilmez.

Her zaman tüm dünyada ve ilgili ülkede, darbenin yapılması için koşulların olgunlaştırılması…

Bir anlamda darbeye haklılık kazandıracak senaryonun yürürlüğe girmesi gerekmektedir.

Zaten yapılan darbelere birazcık bakmak bile bunu görmeye yeterlidir ama görünürdeki nedenden dikkatimizi alabilirsek.

İsterseniz konuyu açıklamak için bir soruyla başlayalım…

Sahi…

Bu darbelerin gerçekteki amacı nedir?

Hani gerçek neden ekonomik falan diyoruz ya…

Ne alaka ya da ekonomi bu işin neresinde gibi soru da akla gelebilir o yüzden söylüyorum.

Tüm darbelerin amacı…

Ulusal ekonomileri yıkıma uğratıp, tamamen uluslararası sermayenin talanına açmaktır. Elbette bunu yapabilmek için de öncelikle buna tepki koyabilecek, muhalefet edebilecek siyasi partilerin…

Sendikaların, demokratik kitler örgütlerinin baskı altına alınması,pasifize edilmesi gerekmektedir.

İşte görünürdeki neden bunu yapmayı sağlamaktadır.

Neyse devam edelim…

Yıl 1963.

Osmanlı’dan bu yana devam eden Avrupa hayranlığı ki…

Ülkemiz üzerinde çeşitli amaçları olduğu bilinmesine ve Kurtuluş Savaşı süresinde onlara karşı mücadele etmemize karşın ne yazık ki bu mandacılık hiç bitmedi.

Günümüzde de halen devam etmektedir.

İşte o 1963 yılında biz Avrupalı devletlerle bir anlaşma imzalıyoruz.

Adı da Ankara anlaşması.

İşte o anlaşmaya göre Türkiye 20 yıllık bir süre içinde kendisine uzmanlaşacağı sektörleri belirleyip kendisini geliştirecek…

Ve 20 yılın bitiminde yani 1983’te ülkeyi yabancı şirketlere açacaktı.

İşte bunu yapabilmek için de...

Ulusal bağımsızlıktan yana ne kadar parti, sendika, dernek, meslek odası, kısacası her türden demokratik kitle örgütünün de baskı altına alınıp susturulması gerekiyordu.

12 Eylül’le o yapıldı.

Şöyle bir bakın ilk özeleştirmeler, yabancı şirketlerin ülkemize gelmesi ilk ne zaman ve kimle başladı?

Aslında bu tek örnek değil emperyalizm o ülkede darbe tezgâhlamadan önce mutlaka kılıfını hazırlar ki dünya kamuoyu önünde haklılık kazanıp diğer ülkelerin desteğini alabilsin.

Hep aynıdır

Örneğin koskoca Irak sadece uydurma bir kitle imha silahları senaryosuyla ne hale geldi?

Ya Afganistan Usame Bin Ladin’ i arama amacıyla talan edilmedi mi?

Sizce Libya çok mu farklı oldu?

Neyse devam edelim…

 

Ülke hızla talana açılıp, ulusal ekonominin kaleleri bir bir elden çıkarılırken Ulusçu düşüncenin varlığını sürdürmesi beklenemezdi.

Çünkü ulusal bir uyanış her zaman için talanın sonunu getirebilirdi…

Bu yüzden, ekonomik ve siyasal bağımsızlıktan bihaber ulus karşıtı, siyasal İslamcılık ortaya atılarak desteklenecekti ki bu talan sonsuza kadar sürebilsin…

Demek istediğim olayları değerlendirirken cambaza değil, ekonomiye bakmak gerekiyor…

 Başka bir yere değil…

 

13-09-2023

Nusret KEBAPÇI