yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2023 Pazartesi

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

 

 

Şöyle bir sokağa çıksak ve son günlerde yaygınlaşan sokak röportajcıları gibi önümüze çıkan diyelim yüz kişiye sorsak…

Ve desek ki ” biz kimiz?”

Veya

Kendinizi toplum içinde hangi kimlikle ifade ediyorsunuz?

Evet, böyle sorsak…

Sizce nasıl bir yanıt alırız? Böyle yanıt falan deyince de kafanız karışmasın…

İsterseniz konuya girmeden öncelikle, bu yanıt mı, cevap mı? Konusuna da açıklık getirelim, ne dersiniz?

Hem bu arada Türkçeye ilişkin bilgimizi de tazelemiş oluruz…

Hani çeşitli konular gündeme gelince soru- cevap gibi sözcükler kullanılıyor ya…

İşte bu iki sözcük birbirinin karşılığı değil, önce onu ortaya koymak gerekiyor.

Doğrusu ne mi?

Soru –yanıt.

Belki bunu duyunca soruyu okul yıllarından biliyoruz da yanıt ne oluyor?  Ne zaman türetildi? Gibisinden aklınıza bir soru da gelebilir…

Bu yüzden çok kısa açıklayım…

Yansıma, karşılık anlamına gelen yanıt ne zamandan beri kullanılıyor biliyor musunuz?

Bayağı eski...

Ne kadar mı?

Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un Divanı lügati Türk yani ilk Türkçe sözlüğe girecek kadar.

Diyebilirsiniz ki cevap kullanırsak soru demeyeceksek ne diyeceğiz?

Elbette sual.

Ve yine o sözlükte bugün kullandığımız hem şehri yerine Yerdeş sözcüğü var ki hem söylenmesi anlaşılır…

Hem de Türkçe.

Neyse bu girişten sonra devam edelim…

Evet, sokaktaki insanlara rastgele sorsak, nasıl bir sonuçla karşılaşırız dersiniz?

Ben, pek çok kişinin…

Kendini Osmanlıda olduğu gibi tarikat…

Cemaat…

Mezhep kimlikleriyle ifade edebileceği gibi bir kısım insanın da

Kendisini etnik kimlikle ifade edeceği son derece açıktır.

Ama bu konuda bir değerlendirme yapmak gerekirse, gerçekte ulus kimlik anlamında kendini ulusun bir ferdi…

Yani Türk kabul edenler ne kadar bir oran tutar?

Elbette bu ayrı bir merak konusu.

Ama tüm bunlardan genel bir sonuç çıkarmak mümkün…

O da, bizi birleştiren, tüm toplum üzerinde etkisi olan ortak bir kimliğimizin olmadığı.

Peki, sizce dünyada ortak bir ulus vurgusu, kimliği olmayan bir toplum, var mıdır?

Hani zaman zaman birileri ki onlar emperyalizmin içerideki acentaları olarak zaten görevlidirler…

Sıklıkla “anayasadan etnik kimlik vurgusu kaldırılsın.” türünden lafazanlık yapıyorlar ya…

Bilmelisiniz ki tüm amaçları…

Türk ulus kimliğini yok ederek halkı ortak ulus kimliksiz bıraktırarak

Herkesi bireyselleştirip…

Bir anlamda atomize ederek…

Emperyalizmin karşısında ortak duygu ve düşünceye sahip bir güç olmasını engellemek için halkı etnik ve dinsel kimliklerle paramparça etmek…

Başka hiç bir şey değil.

Sakın ola ki kullandıkları…

Demokrasi…

İnsan hakları…

Özgürlük falan gibi neredeyse hemen herkesin bir anlamda kendine göre yonttuğu sözcükler de sizi yanıltmasın.

Ama şuna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan denirken…

Neden her fırsatta Türk değil de Türkiyeli demeye çalışıyorlar hiç düşündünüz mü?

Lafı çok dolandırmadan ben söyleyim

Çünkü Türk: tüm halkı ortak kimlikte birleştiren bir kavramdır ulus kimliktir…

Türkiye zaten üzerinde yaşadığımız toprak, bize göre vatan…

Türkiyelilik ise tamamen farklı ve hiç bir şekilde ortak duygu ve düşünceyi ifade etmeyen, söylenmesinin ardından etnik kimlik vurgusunun gelmesine yol açacak bir kavram. Aynen Irak’ta, Suriye’ de, Libya’da olduğu gibi

Nasıl ki o ülkeler ABD saldırıları sonucunda Ulus olmaktan çıkarılarak etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmışsa, aynısı üstelik savaşsız bizde de gerçekleştirilmek istenmektedir.

Böyle olunca da nasıl ki Irak ulusu değil de Iraklı Kürt…

Iraklı Türkmen, Iraklı Arap falan deniliyorsa…

Suriye için yine aynı şekilde… 

Suriyeli Türkmen, Suriyeli Arap, Suriyeli Kürt kavramları kullanılıyorsa…

Bilmelisiniz ki eğer uyanıp ayağa kalkmazsak, aynısı, Türkiyeli Türk…

Türkiyeli Kürt…

Türkiyeli Arap, Laz, Çerkez gibi bizde de aynısı olacaktır.

Hani birileri ortaya çıkıp “Bu Türk gibi kavramlar sadece bizim gibi ülkelerin anayasalarında var, demokratik, gelişmiş ülke anayasalarında bu tür kavramlar kullanılmıyor, bu nedenle anayasadan ırkçı kavramlar temizlenmeli” falan da diyorlar ya…

Kesinlikle doğru değil, hatta tam tersi olarak tüm Batılı ülke anayasalarında ortak dil ve ulus vurgusu mutlaka bulunmaktadır.

Demek istediğim; ulus kimlik bir ülkenin temelidir.

Çimentosudur.

Her kim ki onun üzerinde oynar, yok sayar, kaldırmaya, ülkeyi yabancılarla doldurmaya çalışırsa…

Bilmelisiniz ki onlar kesinlikle emperyalizmin ülkemizdeki taşeronlarıdır…

Ayrıca bunların takındığı unvan ve kimlikler de sizi şaşırtmamalı

Ne demişler…

“Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkacaksın. “

Benden söylemesi…

 

02-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

14 Şubat 2018 Çarşamba

YANLIŞTA ISRAR…

YANLIŞTA ISRAR…


Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim?
Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi?
Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli…
ABD Türkiye’deki iktidarı…
Suudi Arabistan ve katar’ la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı…
Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu.
Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” De diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok…
Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan…
Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi?
Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli?
Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş,1milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf…
Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz…
Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine…
Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken
Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince…
Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu?
İstiyor…
Yetmiyor…
Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek…
Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine…
Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına…
Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine…
Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiç bir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim…
Bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır…
O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak…
Aksi halde bunun dışında ki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak, ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır…

14–02–2018
Nusret KEBAPÇI










11 Aralık 2017 Pazartesi

LOZAN GÜNCELLENİRSE…

LOZAN GÜNCELLENİRSE…


Şimdi arkanıza yaslanın ve şöyle bir düşünün…
Bugüne kadar ülkemizi yönetenlerden Mondros Ateşkes Anlaşması’na…
Yani
Ülkemizin kayıtsız şartsız teslimiyetine ilişkin herhangi bir eleştiri duyan oldu mu?
Ya Sevr‘le ilgili bir söz…
Herhangi bir açıklama.
Bugüne kadar böyle bir şey gündeme geldi mi?
Kaldı ki…
Sevr Anlaşması bu gün bile yürütülmeye çalışılmakta…
Bunun için de bir yandan çeşitli ülkelere Ermeni soykırımı tasarıları kabul ettirilip Türkleri soykırımcı ilan ettirme sonrasında arkasından geleceği açık olan toprak ve tazminat talepleri yürütülmeye çalışılırken…
Diğer yandan da aralarında ülkemizin de bulunduğu 4 ülkeden koparılacak parçalardan oluşan büyük Kürdistan projesi tam gaz uygulanmaya çalışılmıyor mu?
Ancak her nedense…
Bu konular, ülkemizin yöneticilerinin gündemine hiç gelmemektedir.
Tabi burada bir konuyu atlamamakta yarar bulunuyor…
Mondros…
Sevr hiç gündeme gelmiyor ama…
Hemen her fırsatta Lozan’a saldırıldığını da unutmamak gerekiyor…
Önceleri topluma…
Sanki yer altı, yer üstü tüm kaynaklarımızı yabancılara satan kendileri değilmişçesine…
“Lozan 2023’de bitecek, ancak ondan sonra kendi madenlerimizi kendimiz çıkaracağız …”
“Sanayileşeceğiz…” Yalanı bile söylenmedi mi?
Söylendi söylenmesine ama hiç kimse…
Ya tamam da ETİ Bank neyin nesiydi? Diye bile sormadı ama bu yalan furyası daha sonra…
“Lozan hezimettir” le daha uzun bir süre devam etti…
Yani ettirildi…
Hayatlarında bir kez bile emperyalistlere kafa tutup, tavır alamayan…
Hatta
Eş başkanlık gibi bir görev üstlenip emperyalistler adına bölgede yıkım projelerinde görev üstlenenler bile…
Akıllarınca Lozan’ı küçümsüyorlardı ama…
Ne çare ki mızrak çuvala sığmıyordu…
Söylenen yalanlar da daha yatsıya varmadan ortaya çıkıveriyordu.
Bu kez de Yunanistan ziyaretiyle ortaya çıktı ki…
Hedef yine Lozan…
Akıllarınca Lozan’ı güncelleştirmek adına da…
Bu güne kadar ses çıkarmadıkları Yunanistan’ın yaptığı oldubittilere…
Ve Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi konusuna meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadırlar…
Yok olamaz!
Bu kadarı da yapılamaz! Diyorsanız
Yunanistan’ın işgal ettiği 18 adanın hiç gündeme gelmemesinin…
Ayrıca
Yunanistan Başbakanının: “Türkiye’yi 43 yıl önceki gayri meşru işgalle…” Suçlamasına karşın hiç bir tepkide bulunulmamasının…
Hatta Kıbrıs’tan asker çekilmesi konusuna bile susulmasının…
Zamanında Denktaş’a karşı çıkıp, Annan planını savunmakla övünülmesinin başka bir anlamı olabilir mi?
Elbette olamaz.
Ama şunu da asla unutmamak gerekiyor…
Bugün Lozan’ı eleştirip güncelleme yapmaya çalışırsanız, kendinizi bir anda Sevr’in uygulayıcısı olarak bulabilirsiniz…
Benden söylemesi…

10–12–2017
Nusret KEBAPÇI




9 Ekim 2016 Pazar

YOLGEÇEN HANI

YOLGEÇEN HANI


Farkında mısınız son yıllarda giderek tam bir yolgeçen hanına benzemekteyiz…
Neden mi?
Şunun için…
Bakın ister İngiliz…
Amerikan…
Alman…
Fransız…
İster o ülkelerin elçisi…
İsterse gazetecisi olsun…
Hiç fark etmiyor…
Memleketimizin istedikleri yerine, hiç kimseye sormadan…
Danışmadan…
Hatta haber bile vermeden gidebiliyorlar…
İstedikleri…
Vali…
Kaymakam…
Belediye başkanı…
Ya da herhangi bir örgüt lideriyle görüşebiliyorlar hatta deyim yerindeyse emperyalist ülkelerin müfettişleri gibi davranıp…
Çok ukalaca hatta utanmazca açıklamalar yapıyorlar ya...
Böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Bu insanlar nasıl böyle kimseden habersiz memleketin her tarafını izinsiz olarak gezebilir Türkiye’yi aşağılayıcı konuşmalar yapabilir?
Bunlara ülkede ne aradıklarını sorabilecek bir yetkili, etkili kimse çıkmaz mı?
Doğrusunu isterseniz çıkması gerekiyor,bizi yönetenler bunun için iktidar oluyorlar ama olmuyor…
Bir emekli albay son günlerde yaptığı açıklamalarda bile diyor ki “Yabancılar Güneydoğu’da diledikleri gibi geziyor, aşiretlerle görüşüyor…”
“borçları kapatılıyor “şeklinde açıklama yapıyor ama inanır mısınız bizimkiler yine oralı değil…
Tabi olup biteni dikkate almaları için ne yapılması gerekir? Bilemiyorum ama insan ister istemez düşünüyor…
Örneğin bizim elçilerimiz…
Politikacılarımız…
Devletimizi yönetenler…
İstedikleri devletin…
İstedikleri bölgesini…
Veya gittikleri ülkelerin o ülke yönetimlerince de sakıncalı bulunan bölgelerini…
Kişilerini ziyaret edebilirler mi?
Babalarının çiftliği gibi hemen her tarafını dolaşabilirler mi?
Veya şöyle soralım…
Bizim yetkililer Yunanistan’da…
Bulgaristan’da…
Çin’de…
Rusya’da
Almanya’da…
Fransa’da…
İspanya’da…
Diledikleri gibi gezip…
İstedikleri kişilerle görüşebilirler mi?
Mümkün mü?
Dünyanın hiç bir ülkesinde bu türden bir davranışa izin verilemez…
Bilinir ki hangi ülkeye gidecekseniz ilgili ülkeye önceden neresini ve kimle görüşeceğinizi bildirmek zorundasınız…
Ama bildirmezseniz buna rağmen gitmekte, görüşmekte ısrar ederseniz bilinir ki…
Casuslukla suçlanabilir…
İstenmeyen adam ilan edilebilir…
Veya sınır dışı edilip apar topar ülkenize geri yollanabilirsiniz…
Eğer biz; tüm bunların hiç birini yapmayıp, üstelik terörle mücadele ettiğimizi düşündüğümüz ülkemizin Güneydoğu’sunda yabancı elçi, devlet adamı ve gazetecilerin cirit atmasına seyirci kalıyorsak, bunun adı artık misafir severlik değil, aymazlıktır…
Hal böyle olunca da sormak zorundayız…
Türkiye yolgeçen hanı mı?

08–10–2016

Nusret KEBAPÇI

22 Eylül 2016 Perşembe

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…


İçişleri Bakanı’nın kayyum atanan belediyelerde indirilen birkaç dildeki tabelaları yeniden astırması her nedense kimsenin ilgisini çekmedi…
Çekmesi gerekir miydi?
Elbette.
Neden?
Şunun için…
Bir ulus devlette…
Yani ulus esasına dayanan bir devlette ulusu oluşturan öğelerin en başında dil gelmektedir.
Çünkü dil, birliğin en önemli harcıdır.
İsterseniz önce tanımdan başlayalım…
Ulus: Ortak bir dili, tarihi, kültürü…
Ekonomisi bulunan bir topluluk değil mi?
Diyeceksiniz tamam da…
Ya ülkede birden fazla kimlik yaşıyorsa bu durumda ne olacak diğer kimlikler kendi dillerinde eğitim göremeyecekler mi?
Görmeyecekler…
Veya göremezler dediğinizde belki sanki demokratik davranmıyor muşsunuz gibi gelebilir ama işin doğası bu…
Olamaz…
İsterseniz ülkelerden örnek verelim…
Sizce Almanya’da sadece Almanlar mı yaşamaktadır?
Değil ama…
Anayasalarına göre tek bir resmi dilleri bulunmaktadır o da Almanca…
O kadar ki Türk öğrencilere teneffüste bile Türkçe konuşma hakkı verilmemektedir…
Ya Fransa; sizce çok mu farklıdır?
İnanın değil…
Orada da Franklar dışında birçok etnik kimlik yaşamasına karşın sadece bir dil kullanılmaktadır…
Fransızca.
Tabi tek tek örnek vermeye kalkmak değil amacım ama bilinmesinde yarar var…
Sadece yukarıda örnek verdiğim ülkeler değil…
Yunanistan’dan…
Bulgaristan’a…
İtalya’dan, İngiltere’ye kadar hemen hemen tüm ülkelerde tek bir dil kullanılmaktadır…
Peki ya ABD orada durum nasıl? Merak ediyor musunuz?
380 civarında dilin konuşulduğu, üstelik de eyaletlerden oluşan ABD’de sadece bir resmi dil kullanılmaktadır…
O da İngilizce.
Bunun için yasa bile çıkarmışlar adı da “Dil Birliği Yasası.”
Neden biliyor musunuz?
Çünkü geçmişte bugün sanki bizde demokratlaşmanın gereğiymiş gibi süslenerek sunulan çok dilliliği ve anadilde kamu hizmetini adamlar denemişler…
Sonuçta ne görmüşler biliyor musunuz?
Her etnik kimlik, her yerde hatta kamuda bile kendi dilini kullanır hale gelince kimse ortak dili öğrenmeye ihtiyaç duymamış…
Sonra aradan bir kuşak geçip de ortak dil unutulunca…
Toplum birbiriyle ancak tercüman aracılığıyla iletişim kurar hale gelip, dil temelinde ikiye bölünüvermiş.
Yani lafı çok fazla uzatmaya gerek yok…
Sen ülkede birden fazla dil kullanılınca ülkede çoğulculuk artıyor demokrasi falan geliyor sanıyorsun ya…
Böyle bir şey yok.
Dil birliği; bir ulus devletin en önemli bileşeni, bir anlamda olmazsa olmazı olduğundan dili ayırdığınız zaman farkında olmadan toplumu da ayırmış oluyorsunuz…
Bunu şöyle de söylemek mümkün…
Tek dil, tek devlet…
Çok dil de çok devlettir.

22–09–2016

Nusret KEBAPÇI

27 Aralık 2015 Pazar

ULUSAL ÇIKARLAR…


İsterseniz konuyu şöyle ortaya koyalım…
Bu gün ülkemizi yöneten İslamcı parti, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilir mi?
Ya da şöyle soralım…
Ulus bilincinin ve ulus kimliğinizin düşmanı bir anlayışın bir ülkeyi kalkındırması…
İçeride ve ülke dışında barışı sağlaması…
Ülke çıkarlarını savunması mümkün mü?
Belki soruyu böyle sorduğumuzda bazıları ulus bilincine karşı olmadıklarını da söyleyebilir ama…
Hani ne denir…
Görünen köy kılavuz istemez.
İsterseniz konuya birazcık açıklık getirelim…
Neredeyse son 13 yıldır ulus kimliğimiz etnik kimlik düzeyine düşürülüp, başta anayasa olmak üzere hemen her yerden kaldırılmaya çalışılmadı mı?
Bu gün hala gerçekleştirilmeye çalışılan değişikliğin esası ulus kimliğine vurgu yapan ilk üç madde değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC harfleri bile bu nedenle Valiliklerden…
Demiryollarından…
Kamu bankalarından kaldırılmıyor mu?
O halde
Mevcut yönetimin ulus devlet düşmanı olduğunu söylemek hiç kimse için şaşırtıcı olmamalıdır…
Peki, böyle bir yönetim, ülkenin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
Şöyle soralım; koruyabiliyor mu?
Örneğin;
Yunanistan’ın 16 adayı ve 152 kayalığı işgal etmesine karşı ne gibi bir tepki konulmuştu dersiniz
Ne yazık ki hiçbir tepki konulamamıştı.
Sadece bu değil…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile bırakın nota falan vermeyi müzik notası bile verilemediğini ne çabuk unuttuk…
Ya Irak’ta…
Suriye’ de…
Ulusal çıkarlar yerine gözettiğimiz mezhepçi çıkarlar yüzünden düştüğümüz durumu nasıl açıklamak gerekiyor…
Barzanistan dışında diyalog kurabildiğimiz bir tane ülke var mı?
Pekli neden böyle oluyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında nedeni biliniyor…
Çünkü bizi yönetenlerde ulus bilinci yok…
Diyeceksiniz ki ne fark ediyor?
Fark eden şu…
Bunu anlayabilmek için öncelikle egemenliğin ulus’ta olmasını kabul etmeniz ve laik bir bakış açısına sahip olmanız gerekmektedir…
Ve böyle olduğunda halk ulus olma özelliği taşıyıp…
Oy kullanıp, yasa yapabilip, yönetimde söz sahibi olabilecektir…
Ve ayrıca bilinmeli ki ancak ulus olduğunuzda, üzerinde yaşadığınız toprak, vatan anlamı kazanacaktır.
Vatan olunca da…
Haliyle bağımsızlık…
Emperyalizmle mücadele…
Ekonomik kalkınma…
Demokrasi, hayat bulabilecektir…
Hem zaten dinle yönetilen devletlerin tamamının emperyalistlerin kuklası ve diktatörlük olması bunun en açık göstergesi değil mi?
Şöyle sormak da mümkün…
ABD ve AB, niçin bizim gibi ülkelerde yıllardan beri dini ve etnik grupları desteklemektedir…
Nedeni şu…
Bu etnik ve dini guruplar desteklendiğinde bunların her birinde bağımsızlık eğilimleri güçleneceğinden o ülkede etnik ve dini kimlikler kaynaşıp asla ulus kimliğe dönüşemez…
Çatışır…
Böyle olunca da o ülkede kalkınma hayal olup, bilim, sanayi, tarım falan da gelişemediğinden…
Tamamen batının açık pazarı ve kölesi olarak kalınacaktır…
Hani bazıları ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geleceğini falan sanıyorlar ya…
Şunu bilmiyorlar…
Ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geldiği bir tane bile ülke yok
Ama…
Mülteci olunacağının örneği bir hayli çok…

27–12–2015

Nusret KEBAPÇI

7 Aralık 2015 Pazartesi

RUS SAVAŞ UÇAĞI KONUSU…


Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan gelişmelere bakılırsa önümüzdeki süreçte…
Başta yaş meyve ve sebze üreticileri olmak üzere…
Aralarında tekstil ve turizm sektörünün de bulunduğu Ülkenin önemli bir kısmının, uçak düşürmenin bedelini ödeyeceği görünüyor…
Tabi buna önümüzdeki günlerde yaşanabilecek doğalgazla ilgili sıkıntıları eklemiyorum bile…
Doğalgazda sıkıntı olursa ki…
Önümüz kış…
Sadece konutlardaki ısınma sorunun bile hangi boyutlara varabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil…
Kaldı ki her şey sadece konuttan ibaret de değil…
Ya kamu binaları…
1150 odalı saray…
Okullar…
Hastaneler…
Hapishaneler…
Nasıl ısınabilir dersiniz…
Elbette iş sadece ısınmakla da bitmiyor…
Biz ülke olarak da elektriğin neredeyse yüzde 50’sini doğalgazdan elde etmekteyiz…
Böyle olunca, ister istemez doğalgazda yaşanabilecek her kriz bizim elektriğimizi de etkileyecektir…
Yani ısınma ile birlikte elektrik sorunu da çıkarsa…
Durum gerçekten vahim demektir…
Bakın zaman zaman bu konu basında yer alınca özellikle iktidar yanlısı medya, halkın çok cefakar, çok fedakar olduğu üzerinden vurgu yaparak…
Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi buna da katlanılabileceği mesajını veriyor ancak…
İş o doğalgaz yerine tezek kullanılabileceğini söylemek kadar komik değil…
Tersine son derece ciddi…
Neden mi? Bakın söyleyim…
Elektrik olmazsa öncelikle karanlıkta kalırız da şu kadarını söyleyim…
Su sorunu da çıkacaktır…
Çünkü
Hemen herkesin bildiği gibi içme suyu sistemi ve hidroforlar tamamen elektrikle çalıştığından karanlıkta kalmanın yanı sıra susuz da kalacağımız kesin görünüyor…
Elbette yaşanabilecekler sadece bunlarla sınırlı değil…
Ne postaneniz çalışabilir, elektrik olmadığında…
Ne de hastaneniz…
Bırakın ameliyatı, röntgen çekilmesini…
İdrar tahlilini bile yaptıramazsınız…
Tamamen felç olacak sanayimizin durumunu söylemeye bile gerek görmüyorum…
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile “müzik notası” bile verememiş…
Mavi Marmara’da onca ölüme karşın sert bir çıkış bile yapamamış…
Yunanistan’ın büyük bir şımarıklıkla bir yıl içinde; bir, iki, üç değil yüzlerce hava sahası ihlaline…
Dahası
Lozan’la hakkımız olan 16 adanın işgaline bile sesimizi çıkarmamışken…
Rusya’nın ihlaline bu kadar tepki göstermenin ne gibi bir anlamı olabilir dersiniz?
Anlamı şu;
IŞİD’i korumak adına, Rusya’ya karşı NATO’yu devreye sokmak…
Çünkü…
O bölgede haritalar ancak IŞİD’LE yeniden çizilebiliyor...

07–12–2015

Nusret KEBAPÇI

29 Kasım 2015 Pazar

ANGAJMAN


Rus savaş uçağının 24 Kasım günü düşürülmesi üzerine bazı kavramlara gerek basında, gerekse görsel medyada çokça rastlanılır oldu.
Bu nedenle bu kavramların bilinmesi, konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken şu…
Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesine göre; devletlerin hava sahaları üzerinde egemenlikleri bulunduğundan, yabancı savaş uçaklarının bu alana izinsiz girmeleri yasaktır.
Ancak herhangi bir ihlal olduğunda…
Bunun savaş sırasında mı?
Yoksa
Barış zamanında mı olduğu işte bu nedenle oldukça önemlidir…
Yani barış zamanında…
Meydana gelen herhangi bir ihlal söz konusu olduğunda diğer devletin uçağının düşürülmesi uluslararası teamüllere göre doğru bir anlayış değildir…
Ve buna göre bizim komşu ülkelerden…
Ne Yunanistan…
Ne Suriye…
Ne Rusya…
Nede Irak’la savaş durumumuz söz konusu değildir.
Angajman’a gelince…
Askeri literatüre göre, devletlerin maruz kalabilecekleri muhtemel saldırılara karşı alabilecekleri önlemler anlamına geliyor…
Yani Angajman kuralları ülkenin maruz kaldığı tehlikeye göre değişkenlik gösterebiliyor…
 Ve buna göre de…
Rusya ile ülkemiz arasında herhangi bir gerginlik de söz konusu değildir…
Peki, o halde biz, söz konusu uçağı neden vurduk?
Ya da bir süredir kullanılan Bayır- Bucak Türkmenleri söylemi ne anlam ifade ediyor, isterseniz biraz onun üzerinde duralım…
Bir kere baştan söyleyelim…
Azez ve Cerablus’ta IŞİD’in Türkmen katliamı yapması sonucunda bölgede 2012’den bu yana sadece cihatçılar bulunuyor
Yani o bölgede ciddi anlamda Türkmen falan yok…
Bu nedenle…
Bizimkilerin Türkmen katliamı yaygarasının bir tane anlamı bulunuyor o da…
İran, Suriye ve Rusya tarafından vurulan cihatçıları Türkmen olarak gösterip…
Cihatçıları bulundukları yerde tutarak
Suriye’nin Akdeniz’e çıkmasının önüne geçmek…
Buradan tekrar uçağın düşürülmesine dönecek olursak…
Hani ikide bir, angajman kuralları, hava sahası…
Egemenlik lafları çokça ediliyor ya onun için söylüyorum…
Siz; ABD uçaklarına bırakın Angajman uygulamayı falan…
Doğrudan ev sahipliği yapacaksınız…
Komşu ülkelerin yakılıp, yıkılmasına seyirci falan da değil…
Düpedüz destek olacaksınız…
Yunanistan’ın bir yıl içinde yaptığı 2000 küsur ihlali görmezden gelip Ege’deki 16 adamızı işgal etmelerine bile sessiz kalacaksınız…
Sonra da…
Angajman kurallarıymış…
Hava sahasıymış…
Falan filan…
Açıkça soruyorum…
Sizin Angajmanınız sadece Cihatçıları korumak için mi geçerli?
Ulusal bağımsızlığımızın…
Topraklarımızı korumanın, sizin için bir anlamı yok mu?

29–11–2015
Nusret KEBAPÇI





11 Kasım 2015 Çarşamba

ATATÜRK

ATATÜRK


Ölümünün üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen hala birilerini korkutabiliyorsa…
Ağızlarından salyalar akan bazılarının saldırılarına hedef oluyorsa
Biliniz ki…
Atatürk henüz ölmemiştir.
Aslında saldırılarının nedenini merak eden var mı bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyim…
Örneğin Atatürk’e en çok saldıran gericilerin…
ABD ve onun koalisyon ortaklarınca…
Sadece etrafımızdaki ülkelerde bile milyonlarca Müslümanı katletmesi karşısında herhangi bir tepkilerini gören oldu mu?
Elbette olmadı.
Aslına bakarsanız sadece Irak ve Suriye örneğine bakmak bile onların kimlerin safında olduklarını gösterir ama yine de açıkça söyleyim…
ABD ve AB’nin…
Peki, bu söylediğim ülkeler Müslüman mı?
Değil ama…
Bunlar onlarca yıldır seccadelerini emperyalizme çevirdikleri için  bu gün içinde bulundukları konum hiç birimize yabancı değil…
Yani geçmişten bu yana emperyalizme karşı tutumlarında herhangi bir değişiklik yok…
Belki Atatürk’e sıkça saldırılarından dolayı bunların Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı mücadele ettiklerini, büyük yaralılıklarda bulunduklarını falan da düşünebilirsiniz ama ne yazık ki bu da doğru değil…
Bunlar…
Hiçbir şekilde…
Ülkemizi işgal eden…
Ne İngiliz’e…
Ne Fransız’a…
Ne İtalyan’a
Ne de…
Yunan’a karşı mücadele etmişlerdir…
Tüm bu yaklaşık 3,5 yıl süren savaş boyunca tek yaptıkları şey Emperyalistlerle birlikte kurtuluş savasına karsı mücadele etmektir…
Elbette sonrasında da Cumhuriyete…
Gelelim bu güne…
Siz hiç bu güne kadar ülkenin kalkınmasını isteyen…
Yani sanayileşmesini…
Bilimin gelişmesini…
Tarımın büyümesini…
Memleketin yabancılardan bağımsız olması yönünde en küçük bir çaba içinde olanını gördünüz mü?
Doğrusu göremezsiniz de…
Bunları göremediğiniz gibi…
Ne Ülkenin Güneydoğu’sunda bölücü terörün olması onları ilgilendirir…
Ne de Ülkemizin Ermenilere soykırımı yapmakla suçlanması…
Ege’deki adalarımızın işgal edilmesi bile onları ilgilendirmez
Yani
Uzun sözün kısası…
Ülkenin sanayileşmesinden tutun…
Eğitimin bilimin gelişmesine…
Hatta…
Ülkemizin hemen her alanda bağımsızlığının tam anlamıyla korunmasına kadar…
Tüm bunlar…
O toplumda ulus bilincinin yaratılmasıyla hayat bulabilir.
Değilse…
Hiç bir İslam ülkesinin kalkınmamasını, üstelik emperyalistlerin kuklası olmalarını neye bağlıyorsunuz…
Yalnızca tesadüfe mi?

11–11–2015
Nusret KEBAPÇI