kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2018 Perşembe

MANİFESTO


MANİFESTO


Malum seçim ortamı ya…
Siyasi partiler de birbiri ardına manifestolarını açıklamaya başladılar.
Tabi onların manifesto dediği şeyler yapmayı düşündükleri hedefleri de…
Bence asıl manifesto seçmenlerce hazırlanmalı…
Bunu yaparken de onlardan neler beklediğimiz…
Neleri yapmalarını…
Veya yapmamalarını istememiz kanımca çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
Böyle olunca da elbette bir yerden başlanması gerekiyor ama bence ilk olarak toplumdaki kutuplaşmanın ortadan kaldırılmasından başlamak daha doğru olur diye düşünüyorum…
Çünkü
Bir süredir, daha doğrusu uzunca sayılabilen bir zamandır toplumda ortak milli kimliğe…
Yani Türk kimliğine herhangi bir vurgu yapılmaması…
Bunun yanında
Tüm yurttaşlara eşit uzaklıkta olması gereken makamın mevcut partilerden birinin başkanı olarak hareket etmesi…
Bunların dışında da sıklıkla yapılan etnik ve dinsel kimlik vurgusu…
Toplumdaki ortak aidiyet duygusunu yok etmekte, toplumdaki milli birlik ve beraberlik önemli oranda zarar görmektedir…
Bu nedenle…  
Seçim propagandasında hemen her şeyden önce önceliği etnik veya dini değil…
Özellikle milli, yani Türk milleti kimliğine vermeli…
Toplumu ayrıştıracak etnik ve dini kimlik söylemlerinden mutlaka kaçınılmalıdır.
Bilinmeli ki
Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya, batılı emperyalistlerin tehdidi altında olup…
Bölge ülkelerini, ABD planlarına engel olamayacak ve İsrail’in karşısında tehdit olamayacak kadar küçültmek…
Zaten, yıllardır emperyalizmin uygulamaya çalıştığı BOP’un hedefleri arasındadır.
Dolayısıyla sırf bu nedenle bile önceliği ulus kimliğe ve ulus bilincine vermek ülkemizin içinde bulunduğu tehlike açısından çok önemli olup bir anlamda bu konuda toplumun da duyarlı hale getirilmesi ülkemiz açısından yaşamsal öneme bile sahiptir…
Tabi bunları söyleyince…
Ulus bilincinin olması…
Ulus devlete sahip çıkılması, yeterli mi?
Sanayileşme…
Tarımı geliştirme…
Kendi milli tohumumuzu üretme gibi çalışmaların hiç mi önemi olmayacak diye düşünebilirsiniz ancak…
Ulus bilinci olmadan ne sanayileşme gerçekleştirilebilir…
Ne de Tarım geliştirilebilir…
Öyle ki…
Kendi tohumunuzun ne kadar önemli olduğunun farkında bile olamazsınız…
Hatta bırakın bunu, bu bilinç olmazsa ne Kıbrıs’taki çıkarlarınızın farkına varırsınız, ne de Ege’ deki adalarımızın gittiğinin…
Çünkü ancak ulus bilinci olduğunda üzerinde yaşanan toprak vatan haline gelebiliyor…
Vatan haline gelince de onu savunmak…
Tehdide karşı koymak…
Sömürmek ya da parçalamak isteyen emperyalizme karşı mücadele etmek de anlam kazanıyor…
Böyle olunca da sanayileşmek…
Yer altı üstü tüm kaynaklara sahip çıkmak…
Tarımı geliştirmek…
Kendi tohumunu da üretebilmek mümkün hale geliyor…
Demek istediğim bu seçim göründüğü gibi sadece adaylar arasında değil…
Aynı zamanda ulus olarak tekrar ayağa kalkıp ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tekrar kazanma ile…
Etnik ve dini parçalanıp küresel sermayenin açık pazarı olma arasında da bir seçimdir…
Tabi ki anlayana…

10–05–2018
Nusret KEBAPÇI



11 Aralık 2017 Pazartesi

LOZAN GÜNCELLENİRSE…

LOZAN GÜNCELLENİRSE…


Şimdi arkanıza yaslanın ve şöyle bir düşünün…
Bugüne kadar ülkemizi yönetenlerden Mondros Ateşkes Anlaşması’na…
Yani
Ülkemizin kayıtsız şartsız teslimiyetine ilişkin herhangi bir eleştiri duyan oldu mu?
Ya Sevr‘le ilgili bir söz…
Herhangi bir açıklama.
Bugüne kadar böyle bir şey gündeme geldi mi?
Kaldı ki…
Sevr Anlaşması bu gün bile yürütülmeye çalışılmakta…
Bunun için de bir yandan çeşitli ülkelere Ermeni soykırımı tasarıları kabul ettirilip Türkleri soykırımcı ilan ettirme sonrasında arkasından geleceği açık olan toprak ve tazminat talepleri yürütülmeye çalışılırken…
Diğer yandan da aralarında ülkemizin de bulunduğu 4 ülkeden koparılacak parçalardan oluşan büyük Kürdistan projesi tam gaz uygulanmaya çalışılmıyor mu?
Ancak her nedense…
Bu konular, ülkemizin yöneticilerinin gündemine hiç gelmemektedir.
Tabi burada bir konuyu atlamamakta yarar bulunuyor…
Mondros…
Sevr hiç gündeme gelmiyor ama…
Hemen her fırsatta Lozan’a saldırıldığını da unutmamak gerekiyor…
Önceleri topluma…
Sanki yer altı, yer üstü tüm kaynaklarımızı yabancılara satan kendileri değilmişçesine…
“Lozan 2023’de bitecek, ancak ondan sonra kendi madenlerimizi kendimiz çıkaracağız …”
“Sanayileşeceğiz…” Yalanı bile söylenmedi mi?
Söylendi söylenmesine ama hiç kimse…
Ya tamam da ETİ Bank neyin nesiydi? Diye bile sormadı ama bu yalan furyası daha sonra…
“Lozan hezimettir” le daha uzun bir süre devam etti…
Yani ettirildi…
Hayatlarında bir kez bile emperyalistlere kafa tutup, tavır alamayan…
Hatta
Eş başkanlık gibi bir görev üstlenip emperyalistler adına bölgede yıkım projelerinde görev üstlenenler bile…
Akıllarınca Lozan’ı küçümsüyorlardı ama…
Ne çare ki mızrak çuvala sığmıyordu…
Söylenen yalanlar da daha yatsıya varmadan ortaya çıkıveriyordu.
Bu kez de Yunanistan ziyaretiyle ortaya çıktı ki…
Hedef yine Lozan…
Akıllarınca Lozan’ı güncelleştirmek adına da…
Bu güne kadar ses çıkarmadıkları Yunanistan’ın yaptığı oldubittilere…
Ve Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi konusuna meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadırlar…
Yok olamaz!
Bu kadarı da yapılamaz! Diyorsanız
Yunanistan’ın işgal ettiği 18 adanın hiç gündeme gelmemesinin…
Ayrıca
Yunanistan Başbakanının: “Türkiye’yi 43 yıl önceki gayri meşru işgalle…” Suçlamasına karşın hiç bir tepkide bulunulmamasının…
Hatta Kıbrıs’tan asker çekilmesi konusuna bile susulmasının…
Zamanında Denktaş’a karşı çıkıp, Annan planını savunmakla övünülmesinin başka bir anlamı olabilir mi?
Elbette olamaz.
Ama şunu da asla unutmamak gerekiyor…
Bugün Lozan’ı eleştirip güncelleme yapmaya çalışırsanız, kendinizi bir anda Sevr’in uygulayıcısı olarak bulabilirsiniz…
Benden söylemesi…

10–12–2017
Nusret KEBAPÇI




12 Ocak 2017 Perşembe

ESBABI MUCİBE

ESBABI MUCİBE


Türkçesi gerekçe.
Yazının başlığına bakınca belki içinizden…
Bu kadar Türkçe sözcük içinden başlık bulamadınız da eski dilden mi aldınız türünden bir düşünce aklınıza gelebilir onun için baştan söyleyim…
Bu güne kadar pek çok defa Türkçe; üstelik anayasa veya başkanlık sözcüklerini de kullanarak yazmama karşın görülüyor ki…
Konu hiç mi hiç anlaşılmamış.
İşte tam da bu yüzden üstelik eski dilde yazdım ki belki daha fazla ilgi çeker…
Ve çok daha fazla anlaşılabilir.
Şimdi buradan hareketle biraz düşünelim…
Bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyuldu?
Veya
15 yıldır iktidarda olan bir parti, elindeki onca güce, çoğunluğa rağmen hangi konuda çözümsüzlüğe uğradı…
Yetersiz kaldı…
Doğrusunu isterseniz hiç bir konuda…
Hem zaten bence konunun Türkiye’nin sorunlarıyla falan da ilgisi bulunmuyor.
Bu arada konunun uzmanlarının hazırladığı ciddi araştırmaların, cumhurbaşkanına hangi yetkilerin, ne amaçla verildiği türünden analizlerin inanın toplumun çok önemli bir kesimi üzerinde hiç bir etkisi falan da yok…
Peki, tüm bunları göz önünde tutarsak…
Ekonomik çöküşe…
Terörün başını alıp gitmesine…
Kıbrıs konusunda ki oldu bittiye…
Ege adalarının işgaline… 
Hatta
Doların 4TL’ye yaklaşmasına bile çözüm üretilmezken…
Neden ısrarla başkanlık vurgusu yapılarak…
Topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.
Şunun için…
Bildiğiniz gibi ABD bölgede hala Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Bu da bölgede bulunan aralarında Türkiye’nin de bulunduğu neredeyse tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değişmesi…
Aynı zamanda dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan’ın da kurulması anlamına gelmektedir…
Adamlar işin formülünü de bulmuş…
Hemen her ülkedeki etnik ve dini kimlikleri kışkırt…
Silahlandır…
Silah, mühimmat ve insan yönünden destekle, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Hem zaten IŞİD ve PYD’nin var oluş nedeni de budur.
Peki, sizce ABD, çok uzak olmayan bir geçmişte zamanın başbakanını neden BOP eş başkanı olarak görevlendirmişti dersiniz…
Şunun için
Türkiye bölge ülkeleri içinde hem en gelişmişiydi…
Hem de bölge Ülkelerinin önemli bir kısmı geçmişte Osmanlı sınırları içinde bulunduğundan…
Üzerlerinde model ülke olarak söz sahibi olunacağı varsayılmıştı…
İşte bu nedenle yıllardır…
Türkiye’nin Atatürk’ten…
Ulus devletten…
Laiklikten vazgeçip…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu federatif bir İslam devleti olmasını istemiyorlar mıydı?
İstiyorlardı ama onlar da hemen her konunun özgürce tartışıldığı…
İçlerinde hangi partiden olursa olsun, yurtsever insanların olduğu bir meclisle aynen 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bunun gerçekleşemeyeceğinin de farkındaydılar…
Bu yüzden, meclisin söz sahibi olmadığı, tek adamın hemen her şeye karar verebildiği, bir anlamda da 100 yıl önce Atatürk nedeniyle Vahdettin’le yarım kalan projelerini…
İkinci Vahdettin’le…
Pardon başkanlıkla tamamlamak istemektedirler…
Olay budur…

12–01–2017
Nusret KEBAPÇI






18 Haziran 2016 Cumartesi

NEDEN OLMUYOR?

NEDEN OLMUYOR?


Doğrusunu isterseniz başkanlık adım adım uygulanmaya başlandı, öyle görünüyor…
Neler mi yapıldı?
Bakın söyleyim…
Yürütme tam olarak Cumhurbaşkanına bağlı değil mi?
Evet
Ya yasama…
Şöyle sormak da mümkün…  
Sizce mecliste; iktidar, özellikle saray tarafından istenilmeyen herhangi bir yasa tasarısı, gensoru vs görüşülebilir mi?
Tabi mümkün değil…
Geriye kalıyor yüksek yargı…
Onu da son hazırladıkları taslaktaki gibi şekillendirebilirlerse yandı gülüm keten helva…
Burada biz başkanlık deyince “ama ABD’de de var, bakın ne güzel yürüyor.” Diyenler de olacak ancak inanın bizde son çıkarılacak yasalarla şekillendirilmesi tamamlanacak başkanlığın öyle ABD’yle benzer tarafı falan yok…
Belki bir zamanların Şili’si…
Endonezya’sı…
Ya da bu günün Suudi Arabistan’ı…
Katar’ı olabilir ama…
Asla ana muhalefet partisi başkanının söylediği gibi ABD tarzı bir başkanlık değil…
Peki
Ya oluşturulacak başkanlık sisteminin ideolojisi ne olacak…
14 yılı aşkın zamandır ulus devletin altını kazdıkları düşünülürse istediklerinin ulus devlet türünden bir başkanlık olmayacağı açık…
Hem kendileri de sıklıkla, yeni anayasanın dini olacağını…
Yani laik olmayacağını da söylemiyorlar mı?
Ne kalıyor geriye?
Dini yani İslamcı bir anayasa…
Anlayacağınız bir din devleti olma yolunda koşar adım gidiyoruz…
Burada soralım: Son 500 yıldır İslam aleminin bilimde geliştirdiği herhangi bir buluş var mı?
Ya içlerinde bağımsız olan…
Sanayisi gelişmiş, bilimde yol kat etmiş, tarımda örnek olmuş…
Veya çok gelişmiş silah ya da uydu yapan…
Bir tanecik ülke var mı? Yok…
Neden?
Çünkü
İslamcılık; milliyetçiliği kavmiyetçilik olarak nitelendirdiği için kabul etmiyor…
Yerine ne konuluyor?
Ümmet…
Peki, ümmet aynı dinden olan insanların topluluğu anlamına geldiğine ve
Pek çok ülkede yaşayan Müslümanların tümü bir ümmet kabul edildiğine göre…
Ortak bir vatanda yaşayan, aynı dili konuşan, ortak tarihi bulunup aynı duyguları paylaşan millet diye bir kavram söz konusu olabilir mi?
Elbette olmuyor…
Millet olmayınca haliyle vatan…
Vatan olmayınca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık, sınırların korunması sanayileşme, kalkınma falan da hayal oluyor…
Tabi emperyalizm ve ona karşı mücadele etmek de…
Böyle olunca aynı vatanda yaşayan vatandaşların birliğini sağlamak gibi bir düşünceleri de bulunmuyor.
Dolayısıyla, ne Kıbrıs’taki çıkarlarımız korunabiliyor…
Ne Ege’de işgal edilen adalarımız…
Hatta sanayileşmek, kalkınma, ekonomik bağımsızlık bile hikâye oluyor.
Bakın bugün terör örgütüne karşı askerimizle, polisimizle mücadele ediyoruz, değil mi?
Peki, iktidar neden bir gün bile olsun…
Terör örgütünün amacının ne olduğunu ya da PKK’nın ABD ve batılı devletlerin desteğiyle 4 ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan kurmak istediğini halka anlatmıyor dersiniz…
İşte işin aslı ulus bilincidir…
O varsa ülkenizi kalkındırır içeride ve dışarıda çıkarlarınızı savunabilirsiniz…
Ama yoksa…
Emperyalizmle birlikte ülkenizin karşısında bile yer almanız mümkün…

18–06–2016

Nusret KEBAPÇI