rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


Şimdi biz içinde bulunduğumuz ekonomik krizin tüm faturasını rahip denilen ABD görevlisinin geri verilmemesine bağlıyoruz ya…
Sahi gerçekten öyle mi?
Tamam, bir yere kadar bazı şeyler kabul edilebilir…
Hatta son zamanlarda ABD’den daha çok İran ve Rusya ile yakınlaşmamız, S 400 füzeleri almamız bunda çok önemli bir etken de olabilir…
Ancak 16 yıldır…
Tüm toplumun uyarısına rağmen…
Ülkeye döviz getirecek tüm işletmelerin, sanayinin, tarımın yok pahasına elden çıkarılıp…
Memleketi sadece dışarıdan gelen borç paralarla yönetip de…
Ülkemizde bir tane bile üretime yönelik bir adım atmayıp…
İşini sadece…
Yol…
Köprü…
Havaalanı yapmak olarak gören bir anlayışın varacağı yer neresi olabilirdi ki…
Kaldı ki…
Bu geçmediğimiz yollar, uçmadığımız havaalanları, gitmediğimiz hastanelerde de 40 kusur yıllık bir borçlanma söz konusu olup…
Ödemelerin dolarla yapıldığını da unutmamak gerekiyor.
Diyeceksiniz tamam da ama biz ABD ile ekonomik bir savaş yaşıyoruz bunun hiç mi etkisi yok?
Elbette çok az da olsa olabilir ama…
Şöyle bir düşünün…
Biz ABD ile ekonomik savaş adına ne yapıyoruz?
Bazı vatandaşların dolar yakıp…
Telefonlarını kırması dışında ne yapılabildi?
Doğrusunu isterseniz hiçbir şey…
Zaten birilerinin bir şeyler yapmak gibi bir düşüncesi de yok.
Bugün ülkemizin pek çok yerinde altın madenlerini kim çıkarıyor dersiniz, ABD değil mi?
Ya büyük Atatürk’ün mirası olan AOÇ’nin en güzel yeri elçilik için kime verildi sanıyorsunuz?
Bakın bunları söylerken…
İncirlik üssünden…
Kürecik’te kurulan radardan hiç bahsetmiyorum…
Hatta
Her şeye rağmen Suriye’ye karşı ABD ile işbirliğine devam edip ÖSO militanlarının maaşlarının Türkiye tarafından ödendiğinden de…
Ancak yaptırım demişken sadece ABD’nin devlet olarak yaptığı bir takım göstermelik şeyler aklınıza gelmesin…
Bugün
Ülkemizde yabancılara sattığınız her şirket o ülkelerin elinde bize karşı bir yaptırım üssü olabilir mi?
Pekala olabilir.
Örneğin bazı haberlerde de okuduğumuz gibi ülkemizde bulunan özelleştirmiş olduğunuz rafinerilerin sırf ABD istediği için yine yaptırım uygulanmak istenilen bir ülkeden petrol alımını çok çok azaltıp…
Ülkenin bırakın halkını…
TSK’yı bile akaryakıtsız bırakabilir mi?
Ya yabancılara sattığımız diğer enerji şirketleri yine kışın ortasında veya yazın ya da her an aldıkları bir talimatla ülkeyi elektriksiz…
Susuz…
Gıdasız…
Hatta samansız bile bırakabilirler mi?
Demem o ki…
İşin sırrı ekonomik bağımsızlıkta yatmaktadır.
O varsa siyasi tavır koyup mücadele edebilirsiniz…
Ama yoksa…
Üstelik haberleşmeden, enerjiye yer altı üstü her ne varsa hepsini de yabancılara satmışsanız…
Ekonomik savaşı falan boş verin…
Ciddi anlamda kınamanız bile mümkün olamaz…
Yani uzun sözün kısası…
Ekonomide ulusal bağımsızlığı savunmayan…
Siyasette bağımsız tavır alamaz…
Bilmem anlatabildim mi?

26–08–2018
Nusret KEBAPÇI




7 Şubat 2018 Çarşamba

EMPERYALİZM

EMPERYALİZM


Farkında mısınız?
Son zamanlarda medyada bir takım tipler türedi.
Hangi kanalı açarsanız açın, karşınıza bu kişiler çıkmaktadır…
Bakınca…
Adamlar muhalif.
Hatta öyle ki, eleştirileri oldukça sert bile sayılabilir…
Belki birçok insan sadece iktidarı eleştirmesine bakarak bu kişileri demokrat…
İnsan haklarına saygılı…
Vatansever bile sayabilir ama…
İşte o konuşmaları sırasında ağızlarından çıkan bazı sözler var ki, onlar ilgili kişilerin gerçek amaçlarını ortaya koymaktadır…
Tabi bunu anlamanın dikkat, ulus bilinci…
Bağımsızlık ruhu…
Vatan sevgisi gerektirdiğini sanırım söylemeye hiç gerek yok…
Evet, bu kişiler…
Hemen her defasında iktidarın çok net olmasa bile Suriye,Irak,İran,Rusya gibi ülkelerle yakınlaşıp…
Batılı ülkelerle yaşadığımız gerginliği görünce veryansına başlıyorlar…
“Ne oluyor?”
“Çağdaşlıktan uzaklaşıyor muyuz?”FETÖ
“Batıdan kopup, Doğuya mı yaklaşıyoruz?”
“Batıdan kopmamız hata olur…”
Hatta öyle ki…
Dünyada batının neler yapıp yapmadığı ortadayken…
Batıyı hala demokrasinin…
İnsan haklarının, özgürlüğün temsilcisi gibi görme ve gösterme çabaları da tam gaz devam etmekte…
Ve doğu ülkeleriyle yakınlaşıldığında demokrasiden…
İnsan haklarından, özgürlükten de uzaklaşılacağı korkusunu tüm topluma aşılamaya çalışmaktadırlar…
Tabi bu beyler ya da bayanlar çok da fark etmiyor…
Çağdaşlığı sadece kılık kıyafet olarak algıladıklarından olsa gerek…
Bu kıyafetlerin arkasına saklanmış olan kanlı elleri yani batının gerçek emperyalist yönünü hiç görmemekte…
Toplumun da görmemesi için ellerinden ne gelirse yapmaktadırlar…
Dahası bunların sözlüğünde emperyalizm gibi bir kavram da bulunmamaktadır.
Şöyle bir düşünün…
Suriye’yi bölmek ve parçalamak isteyen Doğulu dedikleri bizim de komşumuz olan ülkeler miydi, yoksa batı mı?
Irak yine o batılı koalisyon saldırılarından nasibini almamış mıydı?
Peki, bizde durum çok mu farklı?
Beyler…
Daha dün denilen bir tarihte; Ergenekon ve balyoz gibi operasyonlarının arkasında “ordu sivil otoritenin emrinde olmalı…”
“Ordu ulus devleti koruma amacından uzaklaştırılmalı” Diyen batı yok muydu?
Ya FETÖ’ nün arkasında kim var dersiniz?
Memlekete özeleştirmeyi dayatarak…
Tüv’den tutun, bankalara, fabrikalara…
Haberleşme ve enerji dahil…
Memleketin nesi var, nesi yoksa hemen her şeyinin yabancılara teslim edilmesini isteyenler yine onlar değil mi?
Peki, hemen her türden bölücü ve gerici örgütlere ülkelerini açan, onları barındıran, örgütlenmelerini sağlayıp destek olan kim?
Veya
Kendileri her türden birliklerini sağlamak için çalışırlarken bizim gibi ülkelere “ulus devletlerin modası geçti” diyerek çok kimlikliliğe dayalı bir başkanlığı dayatanlar da yine onlar değil mi?
Demek istediğim hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da ülke olarak iki seçeneğimiz bulunmaktadır…
Ya komşularımızla birlikte batı emperyalizminin planlarına karşı çıkarak hem onların, hem de kendimizin toprak bütünlüğünü korumak…
Ya da küçük hesaplar peşinde koşarak, batının emperyalist politikalarına alet olup komşularla birlikte bölünmek…
Ortası yok!

07–02–2018

Nusret KEBAPÇI

12 Ocak 2018 Cuma

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…


Aslına bakarsanız Atatürk’ün o ünlü sözünü tam olarak söylemek gerekirse sanırım meramım tam olarak anlaşılacaktır…
Ne demişti Atatürk?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”
Anlamı
Siz ekonomik olarak çeşitli ülkelere bağımlıysanız biliniz ki siyasi olarak da bağımlısınızdır…
Bu evrensel gerçek dünyanın hemen her yerinde aynıdır.
Bir anlamda hani iki kere iki, nasıl dünyanın her yerinde dört ediyorsa bunda da aynıdır.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Hani yerli bir otomobil konumuz var ya…
Ne yapılıyor bunun için?
Öyle arge falan gibi çalışmalar bekliyorsanız böyle bir şey yok…
Yapılan sadece milyon dolarlar verip modası geçmiş yabancı firmaların modellerini satın almaktan ibaret ancak…
Zaten hiçbir ülkede de “Hangi babayiğit bunu yapacak?” gibisinden bir teşvikle yapımına başlanılacak ve sonuçta o ülkenin milli markası olabilecek bir otomobil üretilemez…
Bunun nasıl olabileceği başlı başına bir yazı konusu ama sadece şu kadarını söyleyim…
Dolmakalem bile üretmeyen…
Tükettiği mercimeği, nohudu bile dışarıdan alan…
Samanda bile dışa bağımlı…
Hatta
Et konusunda bile
Bırakın Fransa ve Rusya’yı…
Kuruluşu 11 yıl öncesine dayanan bir ülkeye yani Sırbistan’a bile muhtaç hale gelmişsek…
Durumumuz gerçekten vahimdir.
Bu durumda da yerli otomobil konusu
“yapıyoruz…”
“Yaptık…”
“Ama fabrikanın yerini bilmiyoruz.” gibisinden reklam ettiğiniz uçak reklamından…
Daha farklı değildir…
Yani uzun sözün kısası…
Siyasi düşüncesi milli olmayan…
Yani toplumu ortak bir milli kimlikte” Türk Milleti” birleştirmek gibi anlayışı olmayan bir düşüncenin, bırakın otomobili…
Toplumun beslenmesini bile dışa bağımlılıktan kurtarması mümkün değildir…
Peki neden?
Nedeni şu…
Çünkü eğer milli olmazsanız…
Millet diye bir anlayışınız bulunmuyor…
Böyle olunca da haliyle üzerinde yaşadığınız toprak da vatan olmayıp sadece arsa özelliği taşıyor bu durumda da…
Ne doğayı korumak bir anlam taşımaktadır…
Ne de oranın sit olması…
Hatta deniz…
Orman…
Göller bile sadece paraya dönüşeceği zaman değer kazanmaktadır
O zaman da
Ne Uzungöl kalıyor elimizde…
Ne de Gölcük…
Yani demek istediğim siz olaya millet anlayışıyla bakmazsanız…
Kafanızda emperyalizm…
Ona karşı bağımsızlık falan gibi kavramlar da oluşmuyor…
Öyle olunca da bırak otomobili…
Saman bile dışarıdan alınır hale geliniyor…
Demem o ki
İşin sırrı milli olmaktan…
Tüm sorunlara ulusal çıkarlar açısından bakmaktan…
Ekonomik bağımsızlığı sağlamaktan geçmektedir…
Gerisi hikâyedir.

12–01–2018
Nusret KEBAPÇI




7 Ocak 2018 Pazar

İRAN’I SAVUNMAK…

İRAN’I SAVUNMAK…


Son yıllarda ülkemiz adına yürütülmekte olan dış politika için “dış politika dediğin böyle olur “Demeyi çok isterdim ama…
Ancak tabi ki böyle bir şeyin olmadığını hepimiz biliyoruz.  
İşin doğrusu son yıllarda ABD ile birlikte hareket etmenin bizi nasıl bir kıvraklığa, hızlı bir dönüşe sevk ettiği ortada…
Önce “kardeşim Esad…”
Sonra “Esed…”
Ardından “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” tavrı…
Son olarak da “Esad gitmeli” türünden bir manevra...
Sahi dünyada bu kadar hızlı yön değiştiren başka bir ülke var mıdır bilmiyorum ama…
Gerçek şu ki; olaylara ulusal bir duruşla değil de…
Tamamen…
Bir mezhep düşmanlığı…
Hatta tarikat penceresinden bakıyorsanız…
İster istemez…
Her zaman için emperyalizmin yedeğine düşmeniz mümkün…
Şimdi söyle bir düşünün…
2011yılında Suriye’de ilk olaylar neden başlamıştı dersiniz?
ABD’nin, bir takım batılı ülkelerle birlikte Suriye’den çeşitli reformlar yapmasını istemesiyle değil mi?
Ya sonrasında…
Beşar ESAD’ın ülke yönetiminden çekilmesi bile istenmedi mi?
Hatta Esad için gidebileceği ülkeler bile hazırlanmıştı ama oyun kısa sürede bozuldu ve ESAD direndi…
Zaten ondan çok kısa bir süre öncesinde yapılan seçimlerde yüzde 80’ ler civarında bir desteğe sahip bir liderin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi.
Sonuçta, 6 yıllık bir mücadele sonunda Suriye tekrar egemenliğini sağlamaya başladı ama birileri “Esad Suriye’nin başından gitmeli” Söylemini hep sürdürdü…
Çünkü BOP ‘da asıl hedef, büyük Kürdistan kurulmasıydı ki Irak’ta ki Barzanistan’dan sonra bu devletin denize ulaşması gibi bir zorunluluğu bulunuyordu.
Hem başka türlü nasıl kendi başına başka hiç bir ülkeden izin almadan kuzey Irak’ta çıkan petrolü satabilirdi ki…
Ama olaylara İran ve Rusya’nın müdahalesiyle ABD ve batılı devletlerin hevesleri kursaklarında kalıverdi.
Çünkü bu iki devlet de biliyordu ki…
Eğer Suriye yenilirse…
Kendi adları gibi emindiler ki sıra kendilerine gelecekti…
Çünkü 4 ülkeden koparılacak parçalarla kurulacak olan büyük Kürdistan’ın bir parçası da İran’dı…
Sonuçta
İran’da da “muhalefet” hareketi başlayıverdi…
Hem de ABD…
İsrail ve Suudi Arabistan gibi çok “demokratik” ve başka ülkelere “demokrasi “götürmeyi alışkanlık haline getiren ülkelerin desteğiyle…
Şimdi bazıları…
İran’da baskıcı bir dini rejim olduğu gerekçesiyle, muhalif hareketlere sempati duyuyor olabilir ama…
İş ne yazık ki o kadar basit değil…
Ayrıca yeni değil, İran uzun süredir ABD ve İsrail’in hedefinde…
Dahası…
Üstelik bu iş çok gizli falan da değil…
İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot geçtiğimiz günlerde : “İran'ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn ve Gazze’yi de içine alan bir Şii Hilali" oluşturmak istediğini” söyleyerek , “İran’ı Filistin örgütlerini desteklemekle de suçladı.”ve “İran'ın "Şii Hilali"ne karşı ittifak arayışındayız .“ demedi mi…
Neydi bunun anlamı;
“İran bölgede ABD ve İsrail’in tüm planlarını bozuyor, bu yüzden İran kaosa sürüklenerek başını kendi sorunundan kaldıramaz hale getirilmeli” değil mi?
İşte sadece bu yüzden bile İran’a destek olmak gerekmez mi?
Çünkü İran giderse bırak Irak ve Suriye’yi…
Sıra Türkiye’ye gelmeyecek mi?
Bu nedenle İran’ı savunmak aynı zamanda Türkiye’yi de savunmaktır…


07–01–2018
Nusret KEBAPÇI


2 Aralık 2017 Cumartesi

NATO KAFA…

NATO KAFA…


NATO’nun Norveç’te düzenlediği Komuta kontrol amaçlı Trident Javelin adlı tatbikatta Atatürk fotoğraflarının ve Cumhurbaşkanının adının Düşman olarak nitelendirilmesi ortaya çıkınca…
NATO’dan çıkılmalı mı?
Çıkılmamalı mı? Türünden bir tartışma başladı.
Tabı bunun öncesinde Rusya’dan alınan S 400 füzeleriyle ilgili olarak da…
NATO tarafından bunun NATO’nun savunma konseptiyle uyumlu olmadığı türünden şeyler de söylendi ama… 
Son yıllarda olduğu kadar yani neredeyse uzunca bir süredir NATO hiç bu kadar tartışma konusu yapılmamıştı.
Tabi bu tartışmada herkes bir şeyler söylüyor…
Bu konuda fikri olanda var, olmayan da…
Ancak burada asıl ilginç olanın…
Daha düne kadar ulusalcı kimliğiyle tanınmış olan birilerinin
Gerçekte…İra
Emperyalizmi hiç mi hiç öğrenemeyip…
Bağımsızlık…
Ulusal onur…
Ulus devlet gibi kavramlardan uzaktan yakından nasibini almamış…
Hatta…
Bu kadar Dünya savası…
BOP…
Batı tarafından komşularımızın bile parçalanmaya çalışılmasına karsın
Hala gerçeklerden hiç haberlerinin olmaması…
Bu zevatlar akıllarınca…
Sözde çağdaşlık…
Medeniyet…
Kalkınma adına…
NATO da kalmayı savunmaya çalışmaktadırlar.
Şöyle bir soru soralım…
Sahi…
Bugün NATO’nun var oluşunun amacı nedir?
Hani geçmişte bildiğiniz gibi bunun gerekçesi Sovyetler Birliği’ydi de…
Ya bu gün…
Doğrusunu isterseniz bugün de hedef…
BOP…
Daha doğrusu ABD ve batı tarafından haritalarını yeniden çizmek için çabaladıkları İslam ülkeleri…
Tabi bu beylere göre…
Eğer biz batı karşıtı kutupta…
Yani…
İran…
Rusya…
Çin ve Suriye’nin yanında yer alırsak sözüm ona çağdaşlıktan medeniyetten, demokrasiden uzaklaşmış oluyor muşuz…
Ya beyler bırakın safsatayı…
Bugüne kadar emperyalizmin sömürge olarak kullandığı hangi ülke de sanayileşme…
Tarımını geliştirme…
Özgürlük ve demokrasi olabildi…
Böyle bir şey mümkün mü?
Ama haklısınız…
Kafanızda vatan, millet…
Bağımsızlık…
Emperyalizm…
Ona karsı mücadele gibi kavramlar olmazsa
Şirazenizi şaşırıp emperyalizmin bu ülkelere saldırısını pekala demokrasi getiriliyor gibisinden görebilirsiniz ancak…
Şunu kafanıza koymanızda yarar bulunuyor
Ülkelere demokrasinin gelmesinin ve gelişmesinin sadece…
Evet, sadece bir yolu bulunmaktadır…
O da…
Ulus devletlerini…
Milli bütünlüklerini koruyup…
Emperyalizme karşı bağımsızlığı kazanmak…
Ama asla NATO’da kalıp ABD emperyalizmine hizmet ederek değil…

01–12–2017

Nusret KEBAPÇI

27 Ekim 2017 Cuma

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?


Evet, kalkınabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim…
Kalkınabiliyor mu?
Hani yaklaşık 15 yıldır onlar tarafından yönetiliyoruz ya o yüzden söylüyorum…
Peki neden?
İşte bu soruya verilecek yanıt bence oldukça önemli…
Şöyle bir düşünün…
1980’lere kadar ülkemiz sanayide çok önemli adımlar atmış olup, tarımda da kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken…
 Bugün neden neredeyse tüm sanayimizi yabancılara peşkeş çekip tarımın ve hayvancılığın ölüm fermanlarını kendi ellerimizle imzalayıp…
Sırbistan’dan, Rusya’dan et aldığımız gibi samanı bile yabancı ülkelerden ithal ediyoruz.
Doğrusunu isterseniz nedeni belli…
Çünkü…
Türkiye’yi yönetenler milli bir bakış açısına sahip olmayıp siyasal İslamcı bir bakış açısıyla ülkeyi yönetmektedirler…
Böyle olunca da ister istemez…
Sanayileşmekten, tarıma…
İç politikadan, dış politikaya…
Hatta Ege’deki adalardan tutun da…
Kendi ellerimizle yarattığımız Irak ve Suriye Kürdistan’ına kadar hemen her konuda yanlış politikalar uygulanması da kaçınılmaz olmaktadır…
Tüm bunların sonucunda da Ülkemiz hem ekonomik hem de siyasi olarak çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır…
Peki neden?
Ya da şöyle söyleyelim…
Milli politika ile siyasi İslamcı politika arasında ne gibi bir fark var ki birinde sorunlar çoğalırken diğerinde çözülür…
Nedeni şu: milli bakış açısıyla önemli olan tüm milletin ortak çıkarlarıdır…
Dikkat edin milletler demedim millet dedim
Hani bazılarının anlamamakta ısrar edip, tekçilik falan gibi yakıştırmalar yapıyorlar ya özellikle onlar için söylüyorum…
Millet zaten tektir. bir ülkede ise zaten tek bir millet vardır…
Bu nedenle de Türk vatandaşı olanlara Türk…
Alman vatandaşı olanlara Alman…
Yunan vatandaşı olanlara da Yunan denilir…
Neyse devam edelim…
İşte bu milletin oluşması için de öncelikle laikliğin olması gerekmektedir, yoksa egemenliğin din adına birilerinde olduğu bir rejimde Millet kavramı değil…
Ümmet vardır. Bu nedenle de irade konulması, söz sahibi olunması falan hikâyedir…
İşte laiklik olunca, siz millet oluyorsunuz…
Millet olunca da yaşadığınız toprak vatan haline geliyor…
Böyle olunca da…
Ekonomik ve siyası bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele de anlam kazanıyor.
Ama dediğim gibi siz laikliğe karşı çıkıp milliliğe düşman olunca haliyle millet de olamıyorsunuz…
Millet olmayınca, sizin vatan diye bir kavramınız, bağımsızlık diye bir anlayışınız da olamıyor…
Dolayısıyla emperyalizmi de anlamanız düşünülemez…
Haliyle bu durumda sanayi, tarım falan da olmuyor…
Tabi ben bunları söyleyince “Bunlar yanlış, doğru değil ”de diyebilirsiniz ancak onu söylediğinizde ister istemez şu sorulara da yanıt vermeniz gerekecektir…
Sahi
Bu 57 Müslüman ülkenin içinde bir tane bile sanayileşmiş…
Tarımda gelişmiş ülkenin olmaması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim iktidar neden farklı mezhepten olduğu düşüncesiyle 6 yıldır Suriye’ye karşı ABD’nin yanında…
Neden? 100 ülkeden gelen İslamcılar ABD’nin ve batının değil de Suriye’nin karşısında…
Demek istediğim her zaman olduğu gibi bu konuda da yalnızca iki seçeneğiniz bulunmaktadır…
Ya Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Ulusal egemenlikten yana olarak ulus devletinizin yanında olacaksınız…
Ya da yeni Osmanlıcılık adı altında Türk kimliği, ulus devlet ve Atatürk düşmanlığı yaparak emperyalizmin yanında…
Ortası yok…

26–10–2017
Nusret KEBAPÇI






9 Temmuz 2017 Pazar

NEO LİBERALİZM

NEO LİBERALİZM


Geçtiğimiz günlerde PTT’nin satışa çıkarılacağı…
Yakın zamanda da Rusya ile yapılan et ithaline yönelik anlaşmayı duyunca insan bir an düşünmeden edemiyor…
Sahi
Ülkeyi İslamcı bir parti yönettiğine göre nasıl bir ekonomik sistemle yönetiliyoruz dersiniz?
Hiç öyle İslamcı söylemden yola çıkıp da İslami bir ekonomi falan demeyin…
Hem öyle bir şey de yok.
Aslına bakarsanız…
Kendinizi ister İslamcı sayın, isterse liberal…
Hatta…
Ulusalcı, sosyalist falan da sayabilirsiniz de…
Bence bugün uygulanan ekonomik politikaların bir tane adı vardır o da yazımın başına yazdığım gibi Neo liberalizm.
Peki, Neo liberalizm nedir?
Tabi bu kavramı açıklarken öyle ekonomistlerin kavram kargaşası yaratarak konuyu bulandırıp, anlaşılmaz hale getirdiği bir tanımlamadan kaçınarak...
Açık…
Hemen herkesin çok kolay bir şekilde anlayabileceği bir tanımlamada bulunmak konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
İsterseniz biraz daha açalım…
Neo liberalizm: Ülkenin emperyalizme sınırsızca açılması…
Yani Memlekette sanayi…
Banka…
Tarım…
Toprak…
Haberleşme…
Enerji adına her ne varsa, bunların tamamının, stratejik olup olmadığına bakılmaksızın yabancılara peşkeş çekilerek Ülkede milli olan hiç bir şeyin bırakılmaması…
Kısacası tam bir yabancı pazarı olunması demektir.
Tabi bu durum aynı zamanda…
Gelecekte yabancı sermayeyi tehdit edebilecek dernek, sendika…
Grev…
Dayanışma gibi kavramların unutulması anlamına da gelecektir…
Çünkü bilinir ki ülkede güçlü sendikaların…
Derneklerin olduğu…
Ve tüm bu örgütlerin önemli bir kısmının da vatan sevgisiyle yani ulus bilinciyle donanmış olduğu bir ortamda…
Bu sayılanların hiç birini yapmak mümkün değildir…
İşte bu yüzden…
Emperyalizm; bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine eğer kendi rahlei tedrisatından geçenleri getiremezse, tercihleri az da olsa milli düşüncesi olanlar değil…
Milli kimliğin…
Aynı zamanda Milli Ekonominin de düşmanı olan siyasi İslamcılar olacaktır ki gelecekte de toplumda milli bir uyanış olma olasılığı ortadan kalksın…
Çünkü…
İslamcılıkta millet yoktur.
Olmayınca üzerinde yaşanan toprakları vatan olarak nitelemek de mümkün değildir…
Haliyle vatan olmayınca…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…
Kalkınma…
Sanayileşme…
Tarımda kendi kendine yeterli olmak gibi bir anlayış da mümkün olmamakta...
Dolayısıyla
Ülkeye kala kala emperyalizmin sömürgesi olmak dışında başka bir seçenek de kalmamaktadır…
İşte
Eğitimde Millilik kaldırılırken siyasi İslamcılığın yerleştirilmesinin esas amacı da budur…
Hem zaten o kadar İslam ülkesi içinde bir tane bile bağımsız, sanayileşmiş, kalkınmış bir ülkenin olmaması bunun göstergesi değil mi?


08–07–2017
Nusret KEBAPÇI


29 Haziran 2017 Perşembe

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…


Aslına bakarsanız son günlerde ABD’nin tekrar Suriye’yi kimyasal silah kullanacak olmakla suçlaması…
Daha önceki gibi kanıtsız suçlamalarla Suriye’ye doğrudan saldırmak için bir bahane yaratılıyor fikrini uyandırsa da…
Doğrusu; konunun hepimize bir “Kurtla Kuzu Hikâyesi”ni anımsattığıdır…
Bilinen bir hikâyedir ama bilmeyenler için biraz anımsatalım
                 “Susamış olan kuzu, nehrin aşağı tarafından su içmektedir. Nehrin daha yukarılarında su içen kurt, kuzuyu çoktan gözüne kestirmiş, kuzuya seslenir:
                —   “Hey sen! Benim içtiğim suyu ne hakla bulandırıyorsun?"der.
   Kuzu ise masum masum:
                —   Ben sizin suyunuzu bulandıramam ki! Baksanıza, sizin içtiğiniz su bana doğru akıyor". Diyerek cevap verir.
   Aklına kuzuyu yemeyi koymuş olan kurt biraz daha hiddetlenerek
                —    Bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykırmış ve nihayetinde, kuzuyu yemek niyetinde olan kurt sözünü bitirir bitirmez, kuzunun üstüne atlayıp onu parçalamış.”
İşte bugün ABD’nin tavrı tam da böyledir…
Çünkü
BOP ‘a göre ABD, çoğunluğu İslam ülkesi olan 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini…
Ve bölgede bulunan dört ülkeden koparılacak parçalarla da büyük bir Kürdistan kurmayı amaçlıyordu.
Hatta bunun için bizim ülkemizden BOP Eş Başkanı bile tayin edilmişti.
Afganistan’ın işgaliyle başlayan ;Irak, Libya,Mısır ve birçok Afrika ülkesiyle devam eden süreç sonunda geldi Suriye’ye dayandı.
Tabi sonrasında sıra Türkiye ve İran’daydı ama Suriye’de işler istenildiği gibi rast gitmedi çünkü görevlendirilen eş başkan çok istese de…
Bölgedeki İran ve Rusya’nın müdahalesi yüzünden istenilen başarıyı sağlayamadı ama oldukça büyük bir çaba harcandığını da inkâr etmemek gerek…
İsterseniz biraz hatırlatalım…
Ne de olsa aradan yaklaşık 6 yıla yakın bir zaman geçti…
Biliyorsunuz 2011 yılında batılı devletlerin desteğiyle Suriye’de bir muhalefet oluşturulup eylemler yaptırılarak ilk kıvılcım başlatıldı ancak bu süreç çok uzun sürmedi…
Birilerinin büyük Kürdistan için acelesi olduğundan…
Hemen muhalefet silahlandırılarak merkezi hükümete karşı saldırıya geçirildi.
Ancak halk desteğini arkasına alan Suriye yönetimi geri adım atmadı ve bu silahlı güçlerle mücadeleye başladı…
Baktılar ki Suriye devleti kazanacak…
Bu kez dünyanın her tarafında ne kadar şiddet yanlısı psikopat varsa hepsini Türkiye üzerinden Suriye’ye doldurdular.
Hatta adamlara hilafet adına devlet bile kurduruldu…
Silahla, cephaneyle, maaşlı militanlarla da desteklendi ama hep denir ya haklı olan bir ulusun karşısında hiçbir düşman kazanamazdı…
Sonuçta 100 bine yakın askeri olduğu söylenen IŞİD’ de sonunda başarısızlığa mahkûm oldu ama işi şansa da bırakamazlardı.
Bu kez iş başa düştü diyerek ABD inisiyatifi ele aldı ve her zamanki numaraları ve daha önce Libya ve Irak’ta sınanmış olan kimyasal silah yalanına tekrar sarıldı…
Nede olsa tüm dünya medyası ellerindeydi ve yalanlarına inanacak, aldatılmaya razı pek çok ülke de bulunuyordu…
Tabi onlar inandılar inanmasına hatta bu konuda ABD saldırısını destekleyenler bile oldu ancak işin ilginci…
Her zamanki gibi delil falan da bulunamamıştı.
Hem zaten işin mantığına da tersti
Savaşı kazanan, kendisinin haklı olduğuna neredeyse bir avuç emperyalist haricinde herkese kanıtlayan bir devlet kendini neden haksız duruma düşürsün ki…
Bu nedenle yalan çok kısa sürede ortaya çıktı ama birileri her zamanki gibi kandırılmayı tercih etmişti…
Aslında iş sonuçta gelip ulus bilincinde düğümlenmektedir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı korur…
Emperyalizmle mücadele edebilirsiniz…
Ama olmadığında farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin taşeronu olmaktır…
Başka bir şey değil...

29–06–2017
Nusret KEBAPÇI







24 Şubat 2017 Cuma

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE NE AMAÇLANIYOR?


Görünen o ki, eğer son günlerde herhangi bir iptal olmazsa 16 Nisan’da anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.
Tamam, gidiyoruz da…
Bir ülkede anayasa değişikliği ile sistem değişikliğine doğru gidilir de bunun uluslararası bağlantısı falan olmaz mı?
Elbette olur
Yani eğer bir ülkede bir sistem değişikliği yaşanıyorsa…
Bunu sadece o ülke dinamikleriyle değil emperyalistlerin çıkarları açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Böyle olunca da bu değişikliği kimin istediği haliyle büyük bir önem kazanmaktadır.
Sahi
Kim bu anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemini istiyor? hiç düşündünüz mü?
Bunu ülkemiz içinden halkın tercihlerini sorgulamak anlamında değil emperyalist ve büyük devletler anlamında soruyorum…
Evet kim?
Saymak gerekirse ABD…
AB…
İsrail…
Rusya…
Hatta
Bölgedeki Arap ülkelerinin bu anayasa değişikliğiyle getirilmek istenilen başkanlık sistemini desteklediğini söylemek mümkün…
Bunu söylediğim için sanmayın ki konuyla ilgili çok özel bilgilere sahibim…
Ama değil…
Bu ülkeler…
Başkanlık konusundaki tavırlarını çeşitli söylemleriyle hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde zaten kendileri de ifade etmişlerdir…
Öyle ki
Bazılarının resmi açıklamaları bile bulunmaktadır.
Peki, neden bu ülkeler başkanlık sistemi istemektedirler?
Aslında amaçları son derece açık…
Yıllar önce ABD’nin BOP çerçevesinde ortaya koyduğu gibi aralarında Türkiye ve bölge ülkelerinin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını yeniden çizmek değil miydi?
Niçin çizilecekti, bu sınırlar?
Doğrusu iki nedene dayandırıyorlardı…
Bunlardan birincisi…
Bölgede ABD’nin çıkarlarına karşı koyabilecek…
İsrail için herhangi bir zaman tehdit ya da engel olabilecek güçlü bir ulus devletin olmamasıysa…
Diğeri de…
Bölgede önemli doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeleri dört ülkeden kopararak büyük Kürdistan adıyla aynı İsrail gibi Arap olmayan kendine bağımlı bir ülke kurmaktı…
Bilindiği gibi bunun için de bölgedeki güçlü ulus devletlerin etnik ve dini kimliklerin kışkırtılması yoluyla parçalanarak ya çok kimlikli devletler ya da küçük devletçikler olması gerekiyordu…
İşte yıllardır Ulus devletimizin hedef alınıp…
Ulus kimliğimizin yıpratılmaya çalışılıp
Kendilerini Türk saymayarak sözde yeni Osmanlıcılık adı altında federatif bir sistem kurmaya çalışmalarının asıl nedeni budur…
Anlayacağınız bu seçim sadece basit bir evet, hayır arasındaki bir tercih değil…
Ulus devletle federatif bir başkanlık arasında bir seçimdir de aynı zamanda…
Değilse
Adamlar ne demeye…
“Halifelik geliyor…”
“Osmanlıyı yeniden kuruyoruz…”
“90 yıllık zulme son vereceğiz…” desinler öyle değil mi?

23–02–2017

Nusret kebapçı

9 Ekim 2016 Pazar

YOLGEÇEN HANI

YOLGEÇEN HANI


Farkında mısınız son yıllarda giderek tam bir yolgeçen hanına benzemekteyiz…
Neden mi?
Şunun için…
Bakın ister İngiliz…
Amerikan…
Alman…
Fransız…
İster o ülkelerin elçisi…
İsterse gazetecisi olsun…
Hiç fark etmiyor…
Memleketimizin istedikleri yerine, hiç kimseye sormadan…
Danışmadan…
Hatta haber bile vermeden gidebiliyorlar…
İstedikleri…
Vali…
Kaymakam…
Belediye başkanı…
Ya da herhangi bir örgüt lideriyle görüşebiliyorlar hatta deyim yerindeyse emperyalist ülkelerin müfettişleri gibi davranıp…
Çok ukalaca hatta utanmazca açıklamalar yapıyorlar ya...
Böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Bu insanlar nasıl böyle kimseden habersiz memleketin her tarafını izinsiz olarak gezebilir Türkiye’yi aşağılayıcı konuşmalar yapabilir?
Bunlara ülkede ne aradıklarını sorabilecek bir yetkili, etkili kimse çıkmaz mı?
Doğrusunu isterseniz çıkması gerekiyor,bizi yönetenler bunun için iktidar oluyorlar ama olmuyor…
Bir emekli albay son günlerde yaptığı açıklamalarda bile diyor ki “Yabancılar Güneydoğu’da diledikleri gibi geziyor, aşiretlerle görüşüyor…”
“borçları kapatılıyor “şeklinde açıklama yapıyor ama inanır mısınız bizimkiler yine oralı değil…
Tabi olup biteni dikkate almaları için ne yapılması gerekir? Bilemiyorum ama insan ister istemez düşünüyor…
Örneğin bizim elçilerimiz…
Politikacılarımız…
Devletimizi yönetenler…
İstedikleri devletin…
İstedikleri bölgesini…
Veya gittikleri ülkelerin o ülke yönetimlerince de sakıncalı bulunan bölgelerini…
Kişilerini ziyaret edebilirler mi?
Babalarının çiftliği gibi hemen her tarafını dolaşabilirler mi?
Veya şöyle soralım…
Bizim yetkililer Yunanistan’da…
Bulgaristan’da…
Çin’de…
Rusya’da
Almanya’da…
Fransa’da…
İspanya’da…
Diledikleri gibi gezip…
İstedikleri kişilerle görüşebilirler mi?
Mümkün mü?
Dünyanın hiç bir ülkesinde bu türden bir davranışa izin verilemez…
Bilinir ki hangi ülkeye gidecekseniz ilgili ülkeye önceden neresini ve kimle görüşeceğinizi bildirmek zorundasınız…
Ama bildirmezseniz buna rağmen gitmekte, görüşmekte ısrar ederseniz bilinir ki…
Casuslukla suçlanabilir…
İstenmeyen adam ilan edilebilir…
Veya sınır dışı edilip apar topar ülkenize geri yollanabilirsiniz…
Eğer biz; tüm bunların hiç birini yapmayıp, üstelik terörle mücadele ettiğimizi düşündüğümüz ülkemizin Güneydoğu’sunda yabancı elçi, devlet adamı ve gazetecilerin cirit atmasına seyirci kalıyorsak, bunun adı artık misafir severlik değil, aymazlıktır…
Hal böyle olunca da sormak zorundayız…
Türkiye yolgeçen hanı mı?

08–10–2016

Nusret KEBAPÇI