Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2023 Salı

NEREYE GİDİYORUZ?

 

NEREYE GİDİYORUZ?

 

 

 

Bunu yazınca bazılarının çok eskiden toprak ve fabrikaların satışına karşı çıkanlar için “Ne olacak sırtlarına alıp gitmiyorlar ki. “ türünden “Bir yere gittiğimiz yok halen aynı yerdeyiz.” gibisinden bir yanıt gelebilir.

Bu yüzden konuyu oldukça ayrıntılı açıklayalım ki kafalarda soru falan kalmasın.

Böyle söyleyip hemen herkesin dikkatini toplamışken başlayalım isterseniz ne dersiniz?

Bir ülke düşünün; tarımda bir zamanların kendi kendine yeten yedi ülkesinden biriyken…

Bugün patatesten, buğdaya hatta tohuma kadar hemen her şeyi dışarıdan alıyorsak…

Ve bizim bir ilimiz kadar ülkeler…

Dahası

İşgal ve iç savaşla boğuşan ülkelerden bile bu ve benzeri ürünleri ithal ediyorsak sizce de bu işte bir gariplik yok mu?

Bir ülke düşünün; stratejik önemi ne olursa olsun fabrikasından tutun…

Haberleşmesine…

Enerjisinden, petrole kadar hemen her şeyi sadece meta olarak görüp yabancılara babalar gibi satarken satabilmeyi marifet saysın.

Limanlarından, tersanesine,

Köprülerden, yollara.

Hava alanlarından hastanelere kadar…

Önemli bir kısmı yabancı olan şirketlere, kişi başı,

Araç başı vs. adı altında, kamu tarafından yapılabileceğinin en az yirmi katı maliyetle halkı borçlandırsın…

Sizce neden olabilir?

Ya devletin kiraya verdiği çeşitli işletmelerin ki şirketler çok ciddi karlar edindikleri halde…

Kiralarının ben deyim on, siz deyin yirmi yıl ertelenmesine ne demeli?

Veya çok kazanıp da bir türlü en çok vergi verenler listesine girmedikleri halde pek çok kez vergi muafiyeti getirilen şirketler neyin nesi?

“Bunları yazınca tamam, bunlar doğru da enflasyona ilişkin hiç bir şey söylemeyecek misin?” dediğinizi duyar gibi oldum.

Evet, sahi fiyatlar çıldırmışçasına artarken emekli maaşları neden ev kirasını bile karşılayamaz hale geldi?

Aslında nedeni şu:

Ülkemizi yöneten siyasal İslamcı neoliberal düşünce, zenginden vergi almıyor…

Almadığı gibi…

Bir de çeşitli teşvik ve muafiyetlerle, topladığı vergilerle onları tüm gücüyle desteklemektedir.

Bunun dışındaki bir başka neden de…

Bir zamanlar ki o zamanlar ciddi bir araştırmayla 1980’ lere kadar da götürülebilir…

Bugün yabancıların elinde olan pek çok şirket,

Hatta tarım,

Bankalar,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Köprü,

Yol, hava alanı ve hastane yapımı…

Aklınıza ne gelirse hepsi öncesinde, devlet tarafından halkın verdiği vergilerle yapılıyordu.

Ve kamu tarafından işletiliyordu.

Ayrıca ülkede…

İhtiyaç fazlası sanayi,

Tarım, hayvancılık ürünleri dışarıya satılır ve bunun karşılığında o ülkeye döviz gelirdi…

Gel zaman git zaman

Devlet anlayışı değişti.

Eskiden devlet her şeyden öndeydi.

Neoliberal anlayışla yabancı sermaye en büyük ve güçlü oldu…

Devlet ise onları denetleyemeyecek kadar küçültüldü.

Hem zaten neoliberalizmin ünlü “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.” sözü de bunu en güzel şekilde ifade edebilmektedir…

Böyle olunca da

Ülkede kamunun elinde olan fabrika,

Tarım,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Tersane,

Liman hemen ne varsa tamamı özel şirketlere,

Önemli kısmı da yabancılara devrediliverince devlet de çok ciddi kaynaklardan mahrum kalıverdi.

Ayrıca o 49 yıllığına “yap- işlet- devret” modeliyle maliyetinin 20 katına varan yollar ve köprülerle, hava alanlarına dövizle ödeme yapılması gerektiği için,

Dışarıya satıp döviz gelme şansı da kalmayınca, geriye kalan tek çare yüksek faizle döviz bulmaktı…

Yüksek maliyetle alınan borcun çıkması da elbette acı olacaktı…

İşte bugün yaşadığımız yüksek fiyatların temel nedeni, yüksek faizle borçlanılan dövize bağlı ekonomik sistemden başka bir şey değildir?

Bu durumda yani sürekli olarak ekonomiyi döndürmek, bir anlamda günü kurtarmak için ülkede üretimi engelleyip ülkenin tüm mal varlıklarını haraç mezat satan bir yönetimin döviz bulmak adına ABD ve AB’den bağımsız tavır alması mümkün mü?

Olabiliyor mu?

Elbette mümkün değil!

Zaten atalarımızın sözü de tam bunu ifade etmektedir…

Ne denmişti yıllar öncesinden…

“Borç alan emir alır.”

Hem Büyük Önder Atatürk’ün söylediği “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.” sözü her fırsatta ABD’nin dostlarına dost, düşmanına düşman olmamızla hemen her gün kendisini de doğrulamış olmuyor mu?

Yıllardır ABD’nin düşman ilan ettiği Irak,

Suriye ve…

Libya’ya düşmanlık edip…

Suriye’ye son 12 yılda hiç gitmeyip de adalarımızı işgal ettikleri halde en küçük bir laf bile söylemeden Yunanistan’ın ziyaret edilmesinden tutun, yandaşları Starbucks’da pompalı ile ateş edip olay çıkarırken ABD ve İsrail’e yaptırımların sadece lafta kalıyor olması da bunun göstergesi değil mi?

Demek istediğim bir ülkenin kalkınması,

Halkının refah düzeyinin yükselmesi ancak ekonomide ve siyasette ulusal çıkarları göz önüne alan bağımsız bir siyasetle olabilir.

Ama asla ulus karşıtı vatan kavramından bi haber siyasal İslamcı bir anlayışla değil…

Bilmem anlatabildim mi?

 

18-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


28 Nisan 2023 Cuma

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

 

Son günlerde özellikle bir partinin Türk bayrağı ile ilgili açıklaması sosyal medyada gündeme oturdu.

Doğrusunu isterseniz bayrak ve Türk milleti ile ilgili bu türden düşünceler sadece o partiye ait değil, bugün neredeyse iktidar partisi içinden de olmak üzere pek çok partinin benzer yönde açıklamaları bulunmaktadır.

Ne denmişti bayrakla ilgili…

“Bizim bayrağın kendisiyle bir sorunumuz yok, adıyla ilgili sorunumuz var.”

“Niçin buna Türk bayrağı diyorsunuz? Türk bayrağı denince diğer etnik kimlikler de kendi bayraklarının da olması gerektiğini düşünebilirler…”

“Bu devletin adının Türkiye Cumhuriyeti olduğu ve Türk devleti tanımının kullanılmaması gerektiği.”

“Türkiye bayrağı da denilebileceği “ gibi çeşitli sözler, yapılan açıklamalarda yer aldı

Belki bu tür bir söylem bazılarına, sanki daha demokratikmiş…

Irkçılıktan uzak, daha insaniymiş gibi gelebilir ama iş o kadar basit değil…

Üstelik bu tür bir söylem ülkemizin geleceği açından son derece de tehlikelidir.

Peki neden?

Nedeni şu: Bu anlayış daha baştan itibaren ulus kimlik ve ulus devlet karşıtlığını ilan etmektedir…

Çünkü ulus devlete göre…

Ülkede bulunan tüm etnik ve dinsel kimlikler ulus kimlik potasında eriyerek farklı bir nitelik kazanır…

O kimlik artık, o ulusun ortak kimliğidir…

Yani kısacası bu kimlik ulusun kurucu unsuruyla birlikte anılan üst kimliktir.

Geriye kalan etnik kökeniniz…

Dini kimliğiniz…

Aileniz…

Soyunuz…

Bunların tamamı alt kimlik haline gelir.

Bu neredeyse tüm ulus devletlerde aynıdır.

Hani zaman zaman açıklamaya çalıştığımız…

Tek devlet.

Tek vatan.

Tek bayrak.

Tek dil.

Tek ekonomi.

Duygu ve düşünce birliği olarak da ifade ettiğimiz şey, ulus tanımının bilinen en yalın ifadesidir.

Ulus devletlerde bu özelliklerden herhangi birini çoğaltmaya kalkışmak, iki veya daha fazlaya artırmaya çalışmak, ulus devlete düşmanlık anlamına gelir ve tüm devletlerde en sert şekilde mutlaka cezalandırılır.

Buradan yola çıkarsak…

Hani nasıl ki uluslararası yarışmalarda, olimpiyatlarda ya da çeşitli spor dallarında yapılan karşılaşmalarda…

Türk sporcu…

Yunan sporcu…

Alman sporcu…

Rus sporcu tanımları kullanılıyorsa…

Yine aynı şekilde Almanya’da yaşayanlara, Almanyalı falan değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara, İtalyalı değil İtalyan…

Rusya’da yaşayanlara, Rusyalı değil Rus…

İngiltere’de yaşayanlara İngiltereli değil İngiliz…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil yunan deniyorsa…

Türkiye’de de buna Türkiyeli falan değil Türk denilir.

İsterseniz konuyu biraz daha açmak adına örneklendirmeye çalışalım…

Hani diyelim ki…

Yurt dışındasınız ve bir yabancıyla tanıştınız.

Diyelim ki size soruldu…

Kimsiniz?

Sizin buna vereceğiniz yanıt, tam da bu işin mihenk taşıdır.

Türküm dediğinizde…

Karşınızdaki kişi; eğer diğer ülkelerle ilgili biraz bilgiye sahipse, hemen…

Türkçe diye bir dilinizin olup…

Başkentinizin Ankara olması yanında…

Bu ülkenin Atatürk tarafından kurulduğu gibi düşünceler kafasında belirecektir…

Ama

Türkiyeliyim dediğinizde sizce ne olur biliyor musunuz?

Ben söyleyim, hemen ardından ikinci soru gelecektir…

Kimlerdensin?

Yani sizden kim olduğunuz sorusuna bugün Suriye’de ve Irak’ta ABD’nin yapmaya çalıştığı…

Hani nasıl ki Suriye milleti değil de, Suriyeli Şiiler…

Suriyeli Kürtler…

Suriyeli Yezidiler falan deniliyorsa…

Ben Türkiyeli Kürdüm…

Türkiyeli Lazım…

Türkiyeli Çerkezim…

Türkiyeli Arabım demeniz beklenir.

Yani; uzun sözün kısası…

Ulus kimliği yani Türk kimliğini yadsıyarak her kim ki…

Türkiye Bayrağı…

Türkiyelilik gibi sözler söylemeye başlamışsa

Bilmelisiniz ki onlar kendilerine ne ad ve unvan takarlarsa taksınlar…

Emperyalizmin ülkemizdeki işbirlikçileridir…

Başka bir şey değil…

 

28-04-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

21 Mayıs 2018 Pazartesi

BAŞKANLIK DEMİŞKEN…


BAŞKANLIK DEMİŞKEN…


Ülke olarak 24 Haziran’da yapılacak bir seçime doğru gidiyoruz ama bu seçim bu güne kadar yapılanlardan ciddi bir farklılık gösteriyor…
Bunu; seçimin nasıl yapılacağına ilişkin söylemiyorum…
Elbette
Her zaman olduğu gibi, her kademede bu seçim için kurulmuş kurullar olacak, oylar sayılacak falan ama…
İşte zaten her şey o amadan sonra başlayacak…
Eğer anayasa değişikliğiyle başkanlığı…
Yani tek adamlığı toplumun önüne getirenler seçimi alırsa ki uyum yasaları çoktan apar topar çıkarılmaya çalışıldı…
Bundan sonra yetkili…
Sorumsuz…
Hesap vermez…
Hatta hesap sorulamaz bir başkanlıkla yönetileceğimiz kesin görünüyor.
Tabi bu konuda bir şeyi de özellikle atlamamak gerekiyor…
Özellikle de…
Federasyonu.
Çünkü federasyon olmadan başkanlığın  “Altı kaval üstü şişhane” olduğu pek çok kez de söylenmedi mi?
Bu nedenle…
Oy verecek hemen herkesin çok kesin olarak bilmesi gerekiyor ki…
Her kim başkanlıktan yanaysa…
Bilin ki…
Aynı kişi…
Aynı zamanda çok kimliklilikten, çok kültürlülükten de yanadır.
Şimdi burada…
“Diyelim ki federasyon olduk ve başkanlıkla yönetilmeyi seçtik ne sakıncası var” da diyebilirsiniz.
Bu nedenle de baştan söylemekte yarar bulunuyor…
Öncelikle bilinmesi gerekiyor ki…
Bugün federasyon bile olsa bu türden yönetilen devletlerin tamamı ulus devlettir…
Yani günümüzün federatif devletleri sizin pek çok kez de tekrar ettiğiniz gibi…
“Eskiden lazistan…”
“Kürdistan vardı” türünden çok kimlikli…
Çok kültürlü devletler değiller…
Üstelik tam tersine…
Tek devlet…
Tek millet…
Tek vatan oldukları gibi…
Ve sizin yok saydığınız tek dil de öncelikleri arasında.
Tabi tek dil olmadan millet olur mu? Bu ayrı bir konu ama bir şeyin daha bilinmesinde yarar bulunuyor…
Bugün dünyada ABD ‘de olmak üzere federasyonla yönetilen ülkelerin neredeyse tamamı…
Daha kuruluşlarından itibaren federatif bir yapıya sahiptirler. 
Çünkü bu devletler…
Daha baştan küçük küçük devletçiklerin birleşip bir güç olmak amacıyla bir araya gelmelerinden oluşmaktadır…
Dolayısıyla…
ABD emperyalizminin işgal ve saldırısı sonucunda Irak’da…
Suriye’de…
Libya’da yapılmak istenilenleri saymazsak dünyada üniter bir devletin
Üstelik emperyalist işgal ve saldırı olmaksızın…
Sadece seçim yoluyla üniter yapısının sona erdirilip…
Çok kültürlü…
Çok kimlikli federatif bir devlete dönüşmesinin de örneği yok.
Demek istediğim…
Bu seçimle sadece farklı adaylardan birini değil…
Aynı zamanda…
Son ulus devletimizin devam edip etmeyeceğini de oylamış oluyorsunuz…
Benden hatırlatması…

21–05–2018
Nusret KEBAPÇI




14 Nisan 2018 Cumartesi

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?


Aslına bakarsanız emperyalizmin en belirgin özelliği yalanıdır dersek sanıyorum yanlış yapmamış oluruz…
Hem şöyle bir düşünün…
Hiç yalana başvurmadan…
“Ben senin ülkeni işgal edeceğim, yer altı üstü tüm kaynaklarını da talan edeceğim…
Hatta
Ülkeni tamamen yıkıp…
Yeniden yapmak için ülkemin şirketlerine çıkar bile sağlayacağım…
Tabi bu kadarla yetineceğimi düşünemezsiniz…
Bunların yanında çeşitli yollarla önce ülkede milli kimliği temsil eden kurucu lider adı, heykelleri, ulusal sembol, marş…
Bu türden ne kadar kavram varsa hepsini ortadan kaldırıp sonrasında da demokrasi adı altında ülkenizde ne kadar etnik ve dinsel kimlik varsa o kadar da parçaya ayıracağım ki…
Bir daha ortak değerleri, tarihi, dili olan birleşik bir ulus olarak karşımıza dikilip çıkarlarımıza engel olamasın…”
Diyen
Bunu açıkça dile getirebilecek bir tane emperyalist devlet var mı?
Peki, olabilir mi?
Elbette olamaz hem zaten son iki yüz yıldır çok fazla bir şey de değişmedi.
Bir zamanlar medeniyet götürüyoruz diyerek ülkeler ele geçirilirdi.
Şimdi ise insan hakları…
Demokrasi…
Özgürlük denilerek.
Tabi toplumun bu tür yalanlara inanmasını sağlamak için de neredeyse tüm medyanın ele geçirildiğini sanırım söylemeye bile gerek yok.
Zaten böyle olmamış olsa…
Emperyalistler,  saldırganlıklarına nasıl haklılık kazandırabilirlerdi öyle değil mi?
İşte tüm bunlar bugün Suriye için kullanılmaktadır…
Önce hemen her ülkede olduğu gibi emperyalist batı tarafından desteklenen çeşitli örgütleri harekete geçirmek…
Ardından
Onları silahlandırmak…
Hatta yetmediğinde neredeyse 100 ülkeden yüz binlerce cihatçı ve psikopat katili ülkeye doldurup…
Araç, gereç, silah ve mühimmatla donatıp…
Sonrasında da…
Başka türlüsü açık işgal sayılacağından…
Sözde
Terörle mücadele etmek adı altında ilgili ülkeye müdahil olmak…
Bu arada da Suriye devleti ülkesini korumaya çalışıp teröristleri etkisiz hale getirmeye kalkınca da…
“Siviller öldürülüyor” gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırıp doğrudan silahlı müdahaleye zemin hazırlamak…
İşte bugün; ortada daha henüz hiç bir kanıt yokken yapılan “kimyasal silah kullanılıyor” yaygarasının da…
Batılı emperyalistlerin Suriye’ye saldırısına fırsat yaratmak dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.
Tabi bu arada bizim ülkemizi yönetenlerin ABD’ye bağlılığına ve kraldan çok kralcı olmalarına da asla şaşırmıyoruz…
Neden mi?
Bakın şimdi
ABD’ nin Afganistan’a müdahalesinde kimin yanındaydılar?  ABD’nin değil mi?
Ya Libya’da durum çok mu farklıydı, Libya’nın yıkılmasıyla ilgili toplantılar nerede yapıldı sanıyorsunuz?
Peki, Irak’da kimin yanındaydık?
Ve anlaşıldığı üzere Suriye ‘de de durum değişmiyor…
Demek istediğim…
Bir ulus için en önemli olan şey ulus bilincidir…
O ulursa bağımsızlığınızı koruyabilir…
Emperyalizme tavır alır, mücadele edebilirsiniz…
Ama o yoksa…
Kendinizi bir anda Müslümanlarca kutsal kabul edilen Miraç gecesinde bile Müslüman ülkelere yapılan emperyalist saldırıyı destekler…
Müslüman kanını dökenleri alkışlar olarak bulabilirsiniz…

14–04–2018

Nusret KEBAPÇI

14 Şubat 2018 Çarşamba

YANLIŞTA ISRAR…

YANLIŞTA ISRAR…


Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim?
Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi?
Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli…
ABD Türkiye’deki iktidarı…
Suudi Arabistan ve katar’ la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı…
Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu.
Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” De diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok…
Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan…
Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi?
Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli?
Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş,1milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf…
Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz…
Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine…
Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken
Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince…
Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu?
İstiyor…
Yetmiyor…
Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek…
Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine…
Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına…
Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine…
Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiç bir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim…
Bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır…
O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak…
Aksi halde bunun dışında ki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak, ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır…

14–02–2018
Nusret KEBAPÇI










7 Şubat 2018 Çarşamba

EMPERYALİZM

EMPERYALİZM


Farkında mısınız?
Son zamanlarda medyada bir takım tipler türedi.
Hangi kanalı açarsanız açın, karşınıza bu kişiler çıkmaktadır…
Bakınca…
Adamlar muhalif.
Hatta öyle ki, eleştirileri oldukça sert bile sayılabilir…
Belki birçok insan sadece iktidarı eleştirmesine bakarak bu kişileri demokrat…
İnsan haklarına saygılı…
Vatansever bile sayabilir ama…
İşte o konuşmaları sırasında ağızlarından çıkan bazı sözler var ki, onlar ilgili kişilerin gerçek amaçlarını ortaya koymaktadır…
Tabi bunu anlamanın dikkat, ulus bilinci…
Bağımsızlık ruhu…
Vatan sevgisi gerektirdiğini sanırım söylemeye hiç gerek yok…
Evet, bu kişiler…
Hemen her defasında iktidarın çok net olmasa bile Suriye,Irak,İran,Rusya gibi ülkelerle yakınlaşıp…
Batılı ülkelerle yaşadığımız gerginliği görünce veryansına başlıyorlar…
“Ne oluyor?”
“Çağdaşlıktan uzaklaşıyor muyuz?”FETÖ
“Batıdan kopup, Doğuya mı yaklaşıyoruz?”
“Batıdan kopmamız hata olur…”
Hatta öyle ki…
Dünyada batının neler yapıp yapmadığı ortadayken…
Batıyı hala demokrasinin…
İnsan haklarının, özgürlüğün temsilcisi gibi görme ve gösterme çabaları da tam gaz devam etmekte…
Ve doğu ülkeleriyle yakınlaşıldığında demokrasiden…
İnsan haklarından, özgürlükten de uzaklaşılacağı korkusunu tüm topluma aşılamaya çalışmaktadırlar…
Tabi bu beyler ya da bayanlar çok da fark etmiyor…
Çağdaşlığı sadece kılık kıyafet olarak algıladıklarından olsa gerek…
Bu kıyafetlerin arkasına saklanmış olan kanlı elleri yani batının gerçek emperyalist yönünü hiç görmemekte…
Toplumun da görmemesi için ellerinden ne gelirse yapmaktadırlar…
Dahası bunların sözlüğünde emperyalizm gibi bir kavram da bulunmamaktadır.
Şöyle bir düşünün…
Suriye’yi bölmek ve parçalamak isteyen Doğulu dedikleri bizim de komşumuz olan ülkeler miydi, yoksa batı mı?
Irak yine o batılı koalisyon saldırılarından nasibini almamış mıydı?
Peki, bizde durum çok mu farklı?
Beyler…
Daha dün denilen bir tarihte; Ergenekon ve balyoz gibi operasyonlarının arkasında “ordu sivil otoritenin emrinde olmalı…”
“Ordu ulus devleti koruma amacından uzaklaştırılmalı” Diyen batı yok muydu?
Ya FETÖ’ nün arkasında kim var dersiniz?
Memlekete özeleştirmeyi dayatarak…
Tüv’den tutun, bankalara, fabrikalara…
Haberleşme ve enerji dahil…
Memleketin nesi var, nesi yoksa hemen her şeyinin yabancılara teslim edilmesini isteyenler yine onlar değil mi?
Peki, hemen her türden bölücü ve gerici örgütlere ülkelerini açan, onları barındıran, örgütlenmelerini sağlayıp destek olan kim?
Veya
Kendileri her türden birliklerini sağlamak için çalışırlarken bizim gibi ülkelere “ulus devletlerin modası geçti” diyerek çok kimlikliliğe dayalı bir başkanlığı dayatanlar da yine onlar değil mi?
Demek istediğim hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da ülke olarak iki seçeneğimiz bulunmaktadır…
Ya komşularımızla birlikte batı emperyalizminin planlarına karşı çıkarak hem onların, hem de kendimizin toprak bütünlüğünü korumak…
Ya da küçük hesaplar peşinde koşarak, batının emperyalist politikalarına alet olup komşularla birlikte bölünmek…
Ortası yok!

07–02–2018

Nusret KEBAPÇI

7 Ocak 2018 Pazar

İRAN’I SAVUNMAK…

İRAN’I SAVUNMAK…


Son yıllarda ülkemiz adına yürütülmekte olan dış politika için “dış politika dediğin böyle olur “Demeyi çok isterdim ama…
Ancak tabi ki böyle bir şeyin olmadığını hepimiz biliyoruz.  
İşin doğrusu son yıllarda ABD ile birlikte hareket etmenin bizi nasıl bir kıvraklığa, hızlı bir dönüşe sevk ettiği ortada…
Önce “kardeşim Esad…”
Sonra “Esed…”
Ardından “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” tavrı…
Son olarak da “Esad gitmeli” türünden bir manevra...
Sahi dünyada bu kadar hızlı yön değiştiren başka bir ülke var mıdır bilmiyorum ama…
Gerçek şu ki; olaylara ulusal bir duruşla değil de…
Tamamen…
Bir mezhep düşmanlığı…
Hatta tarikat penceresinden bakıyorsanız…
İster istemez…
Her zaman için emperyalizmin yedeğine düşmeniz mümkün…
Şimdi söyle bir düşünün…
2011yılında Suriye’de ilk olaylar neden başlamıştı dersiniz?
ABD’nin, bir takım batılı ülkelerle birlikte Suriye’den çeşitli reformlar yapmasını istemesiyle değil mi?
Ya sonrasında…
Beşar ESAD’ın ülke yönetiminden çekilmesi bile istenmedi mi?
Hatta Esad için gidebileceği ülkeler bile hazırlanmıştı ama oyun kısa sürede bozuldu ve ESAD direndi…
Zaten ondan çok kısa bir süre öncesinde yapılan seçimlerde yüzde 80’ ler civarında bir desteğe sahip bir liderin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi.
Sonuçta, 6 yıllık bir mücadele sonunda Suriye tekrar egemenliğini sağlamaya başladı ama birileri “Esad Suriye’nin başından gitmeli” Söylemini hep sürdürdü…
Çünkü BOP ‘da asıl hedef, büyük Kürdistan kurulmasıydı ki Irak’ta ki Barzanistan’dan sonra bu devletin denize ulaşması gibi bir zorunluluğu bulunuyordu.
Hem başka türlü nasıl kendi başına başka hiç bir ülkeden izin almadan kuzey Irak’ta çıkan petrolü satabilirdi ki…
Ama olaylara İran ve Rusya’nın müdahalesiyle ABD ve batılı devletlerin hevesleri kursaklarında kalıverdi.
Çünkü bu iki devlet de biliyordu ki…
Eğer Suriye yenilirse…
Kendi adları gibi emindiler ki sıra kendilerine gelecekti…
Çünkü 4 ülkeden koparılacak parçalarla kurulacak olan büyük Kürdistan’ın bir parçası da İran’dı…
Sonuçta
İran’da da “muhalefet” hareketi başlayıverdi…
Hem de ABD…
İsrail ve Suudi Arabistan gibi çok “demokratik” ve başka ülkelere “demokrasi “götürmeyi alışkanlık haline getiren ülkelerin desteğiyle…
Şimdi bazıları…
İran’da baskıcı bir dini rejim olduğu gerekçesiyle, muhalif hareketlere sempati duyuyor olabilir ama…
İş ne yazık ki o kadar basit değil…
Ayrıca yeni değil, İran uzun süredir ABD ve İsrail’in hedefinde…
Dahası…
Üstelik bu iş çok gizli falan da değil…
İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot geçtiğimiz günlerde : “İran'ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn ve Gazze’yi de içine alan bir Şii Hilali" oluşturmak istediğini” söyleyerek , “İran’ı Filistin örgütlerini desteklemekle de suçladı.”ve “İran'ın "Şii Hilali"ne karşı ittifak arayışındayız .“ demedi mi…
Neydi bunun anlamı;
“İran bölgede ABD ve İsrail’in tüm planlarını bozuyor, bu yüzden İran kaosa sürüklenerek başını kendi sorunundan kaldıramaz hale getirilmeli” değil mi?
İşte sadece bu yüzden bile İran’a destek olmak gerekmez mi?
Çünkü İran giderse bırak Irak ve Suriye’yi…
Sıra Türkiye’ye gelmeyecek mi?
Bu nedenle İran’ı savunmak aynı zamanda Türkiye’yi de savunmaktır…


07–01–2018
Nusret KEBAPÇI


29 Aralık 2017 Cuma

NELER OLUYOR?

NELER OLUYOR?


Son günlerde ülkede olup bitenleri görünce kendi kendinize neler oluyor? Gibisinden sorular soruyor olabilirsiniz…
Eğer bu soruları soruyor…
Sonunda da yanıtını aramaya çalışıyorsanız doğru yoldasınız.
Ama
Bu türden herhangi bir soru aklınıza gelmiyor halinizden de memnunsanız…
Zaten bu yazım…
Asla ve asla sizi ilgilendirmiyor.
Yani…
Boş yere zamanınızı harcamayın…
Şimdi bakın…
Her zaman söylediğim bir söz var…
“Lafa değil işe bakmak…”
İşte bu sözü böyle giderse 3–5 kez değil, belki bin kez bile söylemek zorunda kalacağız ama…
Burada önemli olan, milletin lafa değil eyleme, uygulamaya itibar edip değerlendirmesi…
Bunu sağladığımızda…
Sanıyorum ki politika çok daha açık ve önyargısız daha sağlıklı bir temele oturacaktır diye düşünüyorum.
Neyse giriş kısmını biraz uzattık…
Gelelim 696 sayılı KHK ‘ye…
Evet, birkaç gündür tartışılıyor
Çünkü…
Bu KHK ile sivillere olaylara müdahale etmek ve sonucunda cezasız kalmak gibi bir fırsat tanınmaktadır…
Peki neden?
Diyeceksiniz ki…
Ama bu herhangi bir eylem için değil…
Terör olayı söz konusu olunca geçerli olacak…
Peki…
Herhangi bir olayın, terör olayı olup olmadığını kim değerlendirip bu sivilleri sokağa çağıracak ya da bir takım kişiler kerameti kendilerinden menkul olarak kendileri mi müdahale edip etmemeye karar verecek?
Bu tabi başlı başına bir sorun da…
Bence burada çok daha önemlisi şu…
Her ne kadar sözde aksi söylemler kullanılsa da…
Biz bölgede tamamen ABD ile birlikte adım atmaktayız dersem sakın yanlış anlamayın çünkü…
Gerçek bu.
Sahi…
Biz Irak’ta baştan beri kimin yanındayız Barzani’nin mi yoksa Irak merkezi yönetiminin mi?
Ya Suriye’ de
Daha bugün bile Suriye devlet Başkanı’na terörist derken sahi kimin çıkarlarını gözetiyoruz?
ABD’nin mi?
Suriye’nin mi?
Suriye devletinin karşı çıkmasına karşın oraya müdahale edip ABD’den rol kapmaya çalışan kim?
Neyse demem o ki…
ABD’nin bölgede hala çok işi olduğu görülüyor ve bu nedenle
Ulusal değerleri olmayıp…
Olaylara ulusal çıkarlar açısından değil de, bizimki gibi mezhep düşmanlığından bakan siyasi İslamcı iktidarlara da ihtiyacı var…
Bu nedenle seçimle bile olsa birileri yine bu tür bir partinin iktidardan gitmesini istememektedir…
Bakın yıllar önce yani iki binlerin başında Graham Fuller ne demişti hatırlıyor musunuz?
 “Dünyada İslamcılar hep hareketler seklinde örgütlenir…”
“İlk defa Türkiye’de partileşerek seçime girdi ve iktidara geldi, bu konuda bir örnek oluşturdu…”
 Ama biliniyor ki henüz seçimle gidileceğinin de herhangi bir örneği yok.
 Çünkü birileri ellerinde o kadar fırsat varken ülkeyi dönüştürmeden asla gitmek istemeyeceklerdir…
Yani olay budur sevgili kardeşim…
Bilmem anlatabildim mi?

29–12–2017
Nusret KEBAPÇI