ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2024 Pazartesi

SİYASAL İSLAM VE KÜRESEL SERMAYE

 

SİYASAL İSLAM VE KÜRESEL SERMAYE

 

 

Şöyle bir geçmişe doğru yolculuk yapsak, hani biraz zaman makinesine biner gibi değil de…

Sadece hafızalarımızı biraz tazelesek diyorum, ne görürüz?

Bunu sakın ola çok eskilere yani bir kaç yüzyıl öncesine olarak düşünmeyin, benim kastettiğim esas olarak 22 yıl kadar öncesi…

Belki yaşı 35in altında olanlar çok hatırlamaz ama eminim ki onun dışında kalanlar pekâlâ hatırlayabilir…

Belki diyeceksiniz ki tamam, da neyi hatırlayacağız? Önce onu söylesen…

İşte ben de bu girişten sonra tam ona geliyordum ki sözü ağzımdan aldınız.

Evet, konumuz ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum…

İşte bu 22 yıl içinde nereden nereye geldiğimizi biraz olsun aklımıza getirirsek içinde bulunduğumuz koşulların yani korkunç hayat pahalılığının ve günden güne artan yoksulluğun gerçek nedenini anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Sahi o günler ne günlerdi gibi eskiye güzelleme yapmaktan ziyade, aslında amacım bu süreç içinde gerek ekonomik, gerekse siyasi olarak ülkece yaşadığımız dönüşümün anlaşılmasına az da olsa katkıda bulunmak…

İşte bundan 22 yıl önce ülke sanayimizin neredeyse tamamı Türklerin elindeydi…

Tabi bankalar da…

Ayrıca herkesçe bilindiği üzere tarımda da kendi kendine yeten ülkelerden biriydik.

O tarihlerde devlet et ve süt ürettiği gibi…

Kumaş, ayakkabı ve benzeri de üretilebiliyordu…

Tabi hepsi bununla sınırlı olmayıp…

Yine o yıllarda pek çok alanda devletin tekelleri de vardı.

Bunu sadece sigara ve alkol Tekel’i olarak söylemiyorum ama elektrik ve haberleşmede bile sadece devlet söz sahibiydi.

Hatta o kadar ki devletin petrol şirketi bile vardı.

Böyle olup devlet ekonomik olarak güçlü olunca da üretici sübvansiyonla desteklenir…

Pek çok kesim ve kurum, devlet hizmetlerinden ücretsiz ya da düşük ücretle yararlanabilirdi.

Tabi o yıllarda yoksul ve kimsesizlere olduğu gibi çocuklara yardım eden kurumlar da bugünkü gibi tarikat ve cemaat vakıfları değil, bizzat devletin kendi kurumlarıydı.

Tüm bu devlet yapısı güzel ve sorunsuz devam ederken…

Küresel sermaye ülkeyi hedefe koyup IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla ülkenin devlet tekelleri de dahil olmak üzere hemen her şeyin yok pahasına tasfiye edilerek, tüm hizmet ve kurumların küresel sermayeye devredilmesini yani ülkenin küresel sermayenin açık pazar olmasını isteyince… 

Haliyle buna karşı çıkacak partilerin iktidardan uzaklaştırılması, küresel sermayeye hizmet ederek hemen her istediğini yapacak bir iktidarın iş başına getirilmesi gerekiyordu.

Peki, bu nasıl bir iktidar olmalıydı ki küresel sermaye dilediği gibi at koşturabilsin.

Öncelikle ulus karşıtı olması yanında ulus tabanlı örgütlerin yani sendika dernek ve meslek odalarının da zayıflatılıp…

Yerine etnik

Özellikle de dinsel tarikat ve cemaatlerin etkili olması sağlanmalıydı ki…

Küresel sermayeye karşı etkili ekonomik temelli bir muhalefet olamasın.

Peki, böyle bir durumda eğitim ulusal olarak kalabilir miydi?

Elbette mümkün değildi…

Onun da mutlaka ulusal olmaktan çıkarılıp dinsel yapılması gerekiyordu ki…

Bu eğitimle yetişecek nesiller, bağımsızlık, vatan ve ulus kavramlarından bihaber olarak emperyalizme yani küresel sermayeye koşulsuz hizmet edebilsinler…

İşte küresel sermayenin siyasal İslamcı bir partiyi 22 yıldır desteklemesinin nedeni bu…

Çünkü biliyorlar ki onlar için ne ülkenin yer altı, üstü kaynakları…

Ne sanayi ve tarımı…

Bankaları

Hatta deniz ve ormanları bile ulusal olarak hiçbir anlam ifade etmemekte…

 Tüm değer ve varlıklar sadece alınıp satılır meta olarak görülmektedir…

Demek istediğim, hayatta her zaman olduğu gibi bu konuda da aslında iki seçeneğimiz bulunmaktadır...

Küresel sermayeye karşı çıkarak ekonomik ve siyasi bağımsızlıksa amacınız, ulusalcı…

Küresel sermayeye ülkeyi talan ettirmekse de  siyasal İslamcı olmak durumundasınız…

Ortası yok!

 

05-08-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

15 Ağustos 2017 Salı

YENİ DEVLET

YENİ DEVLET


Bundan kısa süre önce televizyon kanallarından birinde iktidar partisi yöneticilerinden biri…
“Yeni devlet kuruluyor…” deyince…
Hemen bir tepki oldu ve ilgili kişinin özür dilemesi da dahil bir sürü öneride bulunuldu.
Hatta
İktidar partisi bile hemen her zaman olduğu gibi ilgili kişinin partileriyle ilgilerinin olmadığını bile söyledi ama…
Ok yaydan çıkmıştı bir kere ve geri de alınamazdı.
Tabi konuyla ilgili çok şey söylemek mümkün ancak…
O televizyon konuşmasıyla yapılanın da “Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş” vakası olduğu da kuşkusuz…
Yani eski devletin yıkılarak yeni Türkiye’nin oluşturulmasının da bir anlamda itirafı.
Belki ben bunları söyleyince…
Her iki devlet arasında ne gibi farkların olabileceği türünden birçok soru aklınıza gelebilir ancak şu kadarını söyleyim…
2002 yılına kadar gelmiş geçmiş tüm yönetimler…
Ama az…
Ama çok…
Üniter devletin…
Bölünmez bütünlüğün…
Milli kimliğin…
Kısacası ekonomisiyle, siyasetiyle, eğitimiyle ulusal politikaların takipçileriydi ama 2002 yılından sonra bu değişti…
Çünkü artık amaç…
Hemen her konuda milli devleti yaşatmak değil…
Daha önce bazı iktidarların yapmaya çalışıp da yarım bıraktığı ya da tamamlamaya ömürlerinin yetmediği ülke ekonomisini emperyalist talana açma işini sonuna kadar götürüp tamamlamaktı ancak…
Farkına varıldı ki…
Milli kimliğin yani Türk kimliğinin tüm halk tarafından benimsendiği koşullarda bu yapılamazdı…
Çünkü
Hala toplumda ulus bilincinden gelen laiklik…
Emperyalizme karşı bağımsızlık…
Vatan gibi kavramların bulunması…
Ayrıca Atatürk’ün söylediği “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz…” sözünün Osmanlıdan bu yana defalarca sınanarak doğrulanmış olması…
Bunun yapılmasının önünde ciddi bir engel oluşturmaktaydı…
Bu nedenle işe ulus devletin temel direği olan orduyu çeşitli kumpaslarla teslim almakla başladılar…
Biliyorlardı ki orduyu, ulus devleti koruma düşüncesinden ne kadar uzaklaştırabilirlerse o kadar başarılı olacaklardı…
İşte ulusallığı suç gibi gösteren çeşitli operasyonlarla ve batının da sonsuz desteğiyle bunu sağladılar sonrasını zaten biliyorsunuz…
Türkiye uzun süren çeşitli operasyonlar sonucunda üretim yapamaz hale getirilirken…
Diğer yandan da milli kimlik…
Eğitimde müfredat değişikliği adı altında adım adım yok edildi…
Yani demem o ki sevgili kardeşim;
Hani yeni Türkiye falan deniliyor ya…
İşte yeni Türkiye: ulusal değerlerin tamamını yok edip, ulusal hiç bir şey bırakmazken emperyalizmin sembolü kola şirketini milletin gözünün içine baka baka fabrika diye açmaktır…
Bilmem anlatabildim mi?

14–08–2017
Nusret KEBAPÇI





  

9 Temmuz 2017 Pazar

NEO LİBERALİZM

NEO LİBERALİZM


Geçtiğimiz günlerde PTT’nin satışa çıkarılacağı…
Yakın zamanda da Rusya ile yapılan et ithaline yönelik anlaşmayı duyunca insan bir an düşünmeden edemiyor…
Sahi
Ülkeyi İslamcı bir parti yönettiğine göre nasıl bir ekonomik sistemle yönetiliyoruz dersiniz?
Hiç öyle İslamcı söylemden yola çıkıp da İslami bir ekonomi falan demeyin…
Hem öyle bir şey de yok.
Aslına bakarsanız…
Kendinizi ister İslamcı sayın, isterse liberal…
Hatta…
Ulusalcı, sosyalist falan da sayabilirsiniz de…
Bence bugün uygulanan ekonomik politikaların bir tane adı vardır o da yazımın başına yazdığım gibi Neo liberalizm.
Peki, Neo liberalizm nedir?
Tabi bu kavramı açıklarken öyle ekonomistlerin kavram kargaşası yaratarak konuyu bulandırıp, anlaşılmaz hale getirdiği bir tanımlamadan kaçınarak...
Açık…
Hemen herkesin çok kolay bir şekilde anlayabileceği bir tanımlamada bulunmak konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
İsterseniz biraz daha açalım…
Neo liberalizm: Ülkenin emperyalizme sınırsızca açılması…
Yani Memlekette sanayi…
Banka…
Tarım…
Toprak…
Haberleşme…
Enerji adına her ne varsa, bunların tamamının, stratejik olup olmadığına bakılmaksızın yabancılara peşkeş çekilerek Ülkede milli olan hiç bir şeyin bırakılmaması…
Kısacası tam bir yabancı pazarı olunması demektir.
Tabi bu durum aynı zamanda…
Gelecekte yabancı sermayeyi tehdit edebilecek dernek, sendika…
Grev…
Dayanışma gibi kavramların unutulması anlamına da gelecektir…
Çünkü bilinir ki ülkede güçlü sendikaların…
Derneklerin olduğu…
Ve tüm bu örgütlerin önemli bir kısmının da vatan sevgisiyle yani ulus bilinciyle donanmış olduğu bir ortamda…
Bu sayılanların hiç birini yapmak mümkün değildir…
İşte bu yüzden…
Emperyalizm; bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine eğer kendi rahlei tedrisatından geçenleri getiremezse, tercihleri az da olsa milli düşüncesi olanlar değil…
Milli kimliğin…
Aynı zamanda Milli Ekonominin de düşmanı olan siyasi İslamcılar olacaktır ki gelecekte de toplumda milli bir uyanış olma olasılığı ortadan kalksın…
Çünkü…
İslamcılıkta millet yoktur.
Olmayınca üzerinde yaşanan toprakları vatan olarak nitelemek de mümkün değildir…
Haliyle vatan olmayınca…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…
Kalkınma…
Sanayileşme…
Tarımda kendi kendine yeterli olmak gibi bir anlayış da mümkün olmamakta...
Dolayısıyla
Ülkeye kala kala emperyalizmin sömürgesi olmak dışında başka bir seçenek de kalmamaktadır…
İşte
Eğitimde Millilik kaldırılırken siyasi İslamcılığın yerleştirilmesinin esas amacı da budur…
Hem zaten o kadar İslam ülkesi içinde bir tane bile bağımsız, sanayileşmiş, kalkınmış bir ülkenin olmaması bunun göstergesi değil mi?


08–07–2017
Nusret KEBAPÇI


1 Aralık 2016 Perşembe

AB’Cİ OLMAK…

AB’Cİ OLMAK…


Şimdi biz Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile olan müzakereleri durdurma yönünde tavsiye kararı almasının ardından Hükümet AB’ye tepki gösterip mültecileri AB’ye göndermekle tehdit etti ya…
Ne oldu sonuçta?
Olan şu…
Yazar, çizer, politikacı olan birileri de hemen AB’nin avukatlığına soyunup savunmaya giriştiler.
Tabi burada hükümetin tepkilerinin ne kadar gayri ciddi olduğuna girmiyorum…
Burada önemli olan şu…
Aslına bakarsanız bu konu bir yönüyle gerçek anlamda mihenk taşı bile sayılabilir…
Neyin mihenk taşı mı?
Elbette gerçek anlamda yurtseverliğin…
Ulusalcılığın…
Atatürkçülüğün…
Çünkü…
Bakın bu sözü çok net bir şekilde söylüyorum…
Hiç bir kişi…
Kurum…
Örgüt…
Hem Atatürkçü…
Hem de AB’ci olamaz…
Yani ya birinden yana olmak durumundasınız…
Ya da diğerinden…
Doğrusunu isterseniz durumumuz Kurtuluş Savaşı öncesinden hiç de farklı değil…
Bildiğiniz gibi…
O yıllarda da Avrupa devletlerinin himayesine girmek isteyenler bulunuyordu…
Ve ne yazık ki bu gün de…
Yani mandacılık yüz yıldır Türkiye’nin bir gerçeği…
Diyeceksiniz tamam da…
Neden hem AB’ci hem de Atatürkçü olunamaz…
Şunun niçin…
AB bizden ne istiyor?
Sakın biz bunu nereden bilelim, demeyin…
Çünkü…
AB müzakere belgeleri…
Uyum yasaları…
İlerleme raporları…
Ulusal programların tamamı AB’nin bizden neler istediğini, yeterince anlatmaktadır…
Bu nedenle çok açık olarak söylüyorum;
Bu güne kadar özelleştirme adı altında yapılan ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi tamamen bir AB dayatmasıdır…
İsteyen İlerleme raporlarında kendi gözleriyle görebilir…
Tabi aynı zamanda Ergenekon, Balyoz vs. gibi…
TSK’yı ulus devleti savunur konumdan uzaklaştırıp ulus devleti sahipsiz bırakma operasyonları da…
Aslına bakarsanız Atatürk resminin duvarlardan indirilmesi talimatının verilmesinden tutun…
Ermeni Soykırımı konusuna…
Hatta KKTC’deki Türk askerinin çekilmesi…
Kıbrıs’ın AB toprağı olduğu iddia edilerek garantörlüğün yok edilme çalışmalarına kadar tüm bu olup bitenler de birer AB dayatmasıdır.
Hani
Son yıllarda birileri kendilerini Atatürkçü, ulusalcı falan göstererek AB’den yana olmayı sanki demokratlıkmış, falan gibi sunuyorlar ya…
Aslında mihenk taşıdır…
Çünkü
AB’den yana olmak, gerçek anlamda Avrupa emperyalistlerinin Türkiye üzerindeki çıkarlarını savunmak olduğuna göre…
Ya ülkenizin çıkarlarını AB aynı zamanda ABD emperyalizmine karşı savunup Atatürkçü ve ulusalcı…
Ya da AB ve ABD emperyalizminin çıkarlarını ülkenize karşı savunup AB’ci ya da ABD’ci olmak durumundasınız…
İkisi birden olma şansınız yok…

30–11–2016
Nusret KEBAPÇI