19 Kasım 2023 Pazar

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

 

 

Son günlerde ülkede yaşanan en önemli konulardan biri Yargıtay ve Anayasa mahkemesi arasında var olduğu düşünülen gerginlik…

Ama bu, iktidarın her ne kadar tüm üyelerini kendileri atamış olsalar da Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmaya açmalarının…

Ya da tanımamaya çalışılmalarının ilk adımı değil ve görüldüğü kadarıyla son da olmayacak gibi görünüyor.

Aslına bakarsanız bir devletin demokratik hukuk devleti olarak kabul görebilmesinin ilk koşulu tüm yasaların üstünde olan Anayasaya uyulması…

Ve Anayasaya uymayan değişik düzenlemelerin Anayasaya uygun hale getirilmesi ama bu iş bizde öyle işlemiyor…

İşlemediği gibi…

Birileri tüm yargıyı, Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere eşit olarak görerek kendilerince hakem rolü falan üstlenmeye çalışıyorlar ama inanın hiç bir geçerliliği yok.

Neden mi?

Çünkü Anayasamızın 153 ve 158.maddeleri bu konuda herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık.

İsterseniz bu konudaki Anayasa maddelerini buraya not olarak belirtelim ki sonrasında asıl amacın ne olduğunu tüm açıklığıyla anlatabilelim.

Madde 153: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. “

Yani bu iş öyle birilerinin ağızlarına sakız ettikleri gibi polemik falan kaldırmaz.

Devam edelim madde 158 :Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.”

Demek ki neymiş?

Anayasa mahkemesi kararları diğer mahkeme kararlarıyla tartışılıp tartışma konusu yapılamazmış

Peki, durum böyle olduğu halde neden iktidar bu konuyu sürekli gündeme getirip, Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmalı hale getiriyor…

Aslında amaç biliniyor…

Anayasa Mahkemesi kararlarını anayasaya göre karar veren değil de sürekli haksız karar veren, yönetimin işini zorlaştıran, ayak bağı olan bir konuma düşürerek itibarsızlaştırıp bir anlamda kaldırılmasını yollarını zorlamak…

Daha doğrusu yeni anayasada yer verilmemesinin dayanağını oluşturmak…

 

Peki neden?

Nedeni şu

Birileri her ne kadar tüm üyelerini kendileri belirledikleri halde olası bir gelecekte böyle bir kurumun cumhurbaşkanını yargılayabilecek olduğunu düşünmeleri anlaşılıyor ki fena rahatsız oluyor.

Ve bu konuyu gündemde tutarak yakaladıklarını düşündükleri fırsatla Yeni Anayasayı gündeme getirmeye çalışıyorlar.

Böyle söyleyince aklınıza…

“Ya biz anayasanın neredeyse ilk dört madde hariç tamamını değiştirdik.”

“Yeni anayasaya niçin ihtiyaç olsun ki” gibisinden bir soru gelebilir ama ondan önemlisi…

Herhangi bir iktidar, yani mecliste çoğunluğu sağlayan parti, çoğunluğuna güvenerek…

Kafasına estiği zaman…

İstediği gibi yeni bir anayasa yapabilir mi?

Bence yanıtlanması gereken en önemli soru bu.

İsterseniz bu soruya yanıt vermeden herhangi bir ülkede yeni anayasa yapılması konusu, hangi koşullarda gündeme gelir veya getirilir isterseniz önce onun üzerinde duralım.

Burada öncelikle belirtmeliyim ki…

Yeni bir anayasa yapmanın tek koşulu, onu kurucu meclisin yapmasıdır…

Ve kurucu meclisin oluşması da ya bir darbe sonucunda…

Ya devrim olduğunda…

Veya bağımsızlık savaşı sırasında veya sonucunda gerçekleşir.

Ama bilinen bir şey var ki…

Kurucu meclisin partisi olmaz ve aynı zamanda halkın içinden çeşitli ölçütlere göre seçilen kişiler tarafından oluşturulur.

Yani Uzun sözün kısası, yeni anayasa yeni devlet kurulması.

Yeni düzen oluşturulması.

Yeni farklı bir rejim anlamına gelir.

Peki, bir ülkede

Mevcut anayasaya göre seçilmiş üstelik uymaya söz vermiş bir iktidar partisi yeni anayasa yapabilir mi?

Doğrusunu isterseniz yapamaz…

Çünkü

Şuan mevcut parlamentodaki iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekilleri…

Anayasaya uyacakları konusunda yemin etmiş bulunmaktadırlar…

Yeminlerini tutmayıp…

Mevcut anayasayı yok sayarak, yeni anayasa arayışına girmeleri…

Genel anlamıyla…

Bir futbol maçında takımlardan birinin maçın tam ortasında biz şu ana kadar uygulanan futbol kurallarını tanımıyoruz…

Maçı bundan sonra kendi belirlediğimiz kurallara göre yapacağız demesinden ne farkı var?

Aslına bakarsanız akılcı bir iş de değildir ama yine de iktidar partisinin kendisini kurucu meclis yerine koyarak yeni bir anayasa yapmaya girişmesinin…

Bu konuyu sürekli gündeme getirmesinin…

Sadece bir anlamı olabilir…

O da

Nasıl ki büyük İsrail’i yaratmak için onun karşısındaki ülkeler ulus devlet olmaktan çıkarılıp etnik ve dini kimlikçiklerin birbirleriyle çatıştığı bir hale getiriliyorlarsa…

Toplum olarak aymazlığımız devam ettiği sürece çok uzak olmayan bir gelecekte bizde de aynısı olacaktır.

Sakın bunun olabilmesi için Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi bir dış müdahale beklentisine falan da girmeyin…

Nasıl olacak biliyor musunuz?

İşte bu yeni anayasayla…

Ülkeye çok fazla sayıda yabancının sokulması ile demografik yapının bozulması…

Ulus kimlik yani Türk Milleti yok edilirken, meydanın etnik kimliklere, tarikat ve cemaatlere bırakılması hep bunu sağlamak içindir.

Zaten uzun süredir amaçlanan…

Çok kimlikli…

Çok kültürlü…

Hatta çok hukuklu Osmanlı türünden bir devlet değil miydi?

Herkesin Türk Milletinin bir yurttaşı değil de, etnik ve dini kimliğiyle birlikte Türkiyeli olması ancak yeni yapılacak bir anayasayla yapılabilirdi…

Şimdi o yapılmaya çalışılmaktadır…

Benden söylemesi...

 

19-11-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Kasım 2023 Salı

GAZZE DEMİŞKEN…

 

GAZZE DEMİŞKEN…

 

 

 

İsterseniz konuya emperyalizmin ulus devletlere bakış açısını vurgulayarak bakalım ki sonradan yazdıklarımız yerli yerine otursun.

Çünkü…

Konu bununla son derece ilintili.

Nasıl mı?

Bakın şimdi emperyalizm hiç bir şekilde…

Tüm halkı ortak bir kimlikte birleştiren, ülkesinin yer altı, üstü kaynaklarına sahip çıkan…

Ülkesini sadece siyasi değil, ekonomik olarak bağımsız kılmaya çalışan ulus devletleri sevmez.

Bu yüzden o türden ulus devletlerin yönetimine; ulus yerine ümmet bilinci olan siyasal İslamcıları getirir ki…

Böylece onlar hem ülkedeki birleşikliği sağlayan ulus bilicini yok eder…

Hem de ulusal bağımsızlık gibi bir kavramdan bihaber olduklarından ülke ekonomisini kişisel çıkarları için emperyalizme peşkeş çekebilirler…

Aslında biz bu senaryoyu pek çok ülkede yaşadık…

Ve bilmelisiniz ki…

Gazze’de yaşananlar bundan çok farklı değil.

Bundan uzun yıllar önce Yaser Arafat; Filistin Kurtuluş Örgütü olarak birleşik bir Filistin devleti kurma mücadelesi verirken sahneye Hamas çıkarılıyor…

Ve işin ilginci öncelikle …

İşgalci saldırgan İsrail’e karşı değil, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı savaşıyor…

Sonuçta…

Filistin mücadelesi zayıflıyor ve Batı Şeria ve Gazze’de iki ayrı devlet ortaya çıkarılıyor…

Aslında bugün de yapılan geçmiştekinden çok farklı değil.

Bir anlamda 11 Eylül’ün bir benzeri olduğu bile söylenebilir.

İsterseniz 11 Eylül konusunda küçük bir hatırlatmayla konuya devam edelim…

Ne olmuştu 11 Eylül 2001’de…

Olan şu: Sözde Usame Bin Ladin’in önderliğinde ABD’deki ikiz kulelere bir uçak saldırısı olmuştu ve yaklaşık 3000 kişi civarında insan hayatını kaybetmişti.

Ama bu konuda en önemli olan şey o değil, ABD daha olay aydınlığa bile kavuşmadan sözde Afganistan’da Usame Bin Ladin’i aramak gerekçesiyle işgal etti ve uyuşturucu çiftliği haline getirdi.

Tabi daha önemli yanı bu olayla beraber BOP ’un da başlamış olması ve sırayla Irak…

Libya…

Ve Suriye’nin paramparça edilmesiydi…

İşte 7 Ekim saldırısıyla olan da o…

O gün Hamasın saldırısı sonucunda İsrailli siviller öldü ama en önemlisi İsrail’in sözde bu saldırıyı gerekçe göstererek Gazze’de soykırım yaparak oradaki Gazzelileri oradan sürerek İsrail’i Gazze’yi de kapsayacak şekilde genişletiyor olması…

Yani bir anlamda vaat edilen toprakların kendilerine göre alınması olarak da değerlendirilebilir.

Hani zaman zaman medyada çıkan haberlerde…

İsrail gizli servislerinin gafil avlandığı gibi bir senaryo ortaya atılsa bile, doğru olmayıp, yapılan saldırıyla İsrail’in sözde dünya kamuoyu önünde teröre karşı haklı savaş kılıfına bürünmesi ve yaptığı kanlı saldırı ve soykırımın bir nebze bile gözden uzaklaşmasına neden olması…

Başka deliller bir yana…

Sadece bu bile herkesi düşünmeye itecek kadar önemlidir.

Tabi bu İsrail pervasızlığının

Kanlı saldırıları çok rahat yapabilmesinin en önemli nedenlerinden birinin…

Filistin’e sahip çıkan, destek olan Irak, Suriye ve Libya’nın bizim de içinde olduğu bir projeyle zayıflatılarak İsrail’in önündeki engellerin kaldırılması yanında…

İsrail’in 2004’den bu yana NATO’nun fiili yani özel statülü üyesi olması da son derece önemlidir.

Burada bir soru sorarak devam edelim…

Sizce İslam İşbirliği Örgütü İsrail’in yaptığı soykırıma karşılık nasıl bir tepki verdi dersiniz?

Hiç öyle Müslüman kardeşliği, ümmet dayanışması falan gibi maval okumaya gerek yok…

Ne yaptılar biliyor musunuz?

Kınadılar.

Evet, yanlış okumadınız sadece kınamakla yetindiler…

Peki, biz bu konuda ne yaptık hiç düşündünüz mü?

Aynısını…

Hani şunu anlarım, siz bir muhalefet partisisinizdir…

İktidar bu konuda adım atmaz…

Onu uyarmak, toplum baskısı yapmak için miting yaparsınız, onu anlarım…

Ama

Hemen her türden yetkiyi alıp da ki buna ülkeye yabancı asker davet etmek de dahil…

Miting yaparsanız…

Sormazlar mı kimi neye karşı uyarmaya çalışıyorsunuz?

İsterseniz bu konuda neler yapılabilirdi? Biraz kafaları zorlayalım…

İsrail’e en büyük desteği kim veriyor? ABD sahi bizde ABD’nin kaç tane üssü var 16, hiç kapatılması gündeme getirilebildi mi?

Ne yazık ki hayır.

Peki

İsrailli pilotları yani Gazze’yi daha iyi bombalasınlar diye eğitilen pilotları Konya’da kim eğitiyor biliyor musunuz?

Ya İsrail’in suyu nereden gidiyor dersiniz?

Veya o uçaklarının ve tanklarının petrolü…

İsrail’i Filistin’den atılan füzelerden Kürecikte bulunan radar üssünün koruduğunun ne kadarını biliyorsunuz?

Sahi kim İsrail’in hibrit tohumlarını memlekette yaygınlaştırırken Ata tohumunu yasakladı…

Demek istediğim…

Tüm bunlara karşı çıkmayıp…

Tepki göstermeyi sokağa kola dökmekten ibaret sayarsanız…

Olsa olsa sadece ABD emperyalizmin kuklası olursunuz…

Asla başka bir şey değil.

 

 

07-11-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

28 Ekim 2023 Cumartesi

100 YILLIK CUMHURİYET

 

100 YILLIK CUMHURİYET

 

 

Aslına bakarsanız herhangi bir ülkede o ülkeye hayat veren Cumhuriyet yüz yıllık bir geçmişe sahip olsaydı…

Tahmin ediyorum ki kutlamalarla ilgili hazırlıklar çok öncesinden başlar ve Cumhuriyetin ilan edildiği günün en az bir hafta sonrasına kadar sürerdi.

Ama ne yazık ki bizde öyle olmuyor…

Olmadığı gibi…

Tam tersi uygulamaları da pek çok alanda görmek mümkün.

En basitinden söylemek gerekirse…

Atatürk’ün kurduğu bir kurum olan Diyanetin cuma hutbesinde bile her zaman olduğu gibi Atatürk anılmazken, başka bir ülkede yaşanan savaş gerekçesiyle uzun süredir sadece resmi tören ve resepsiyona indirgenmiş olan Bayramla ilgili resepsiyon iptal ediliveriyor.

Böyle olunca ve…

Aynı çevrelerin sürekli Atatürk ve cumhuriyete saldırdıkları da göz önüne alınınca insan ister istemez…

Biz acaba Kurtuluş Savaşı’nı bunlara karşı mı yaptık diye düşünmeden edemiyor.

Yoksa bu düşmanlığı başka bir şekilde açıklamak gerçekten çok zor.

Tabi aynı çevrenin Osmanlı hayranlığını da aynı şekilde…

Aslına bakarsanız son derece ilginç…

Çünkü

Osmanlı’da hiçbir şey olabilme şansı olmayan birilerinin

Seçimle ülke yönetiminin en önemli görevlerine gelebildikleri bir rejime düşmanlık edip…

Halkın sadece padişahın kulu olabildiği bir rejimi savunmalarının sadece bir açıklaması olabilir:

O da akıl tutulması…

Yoksa başka bir şekilde açıklanması mümkün değil...

Hazır yeri gelmişken biraz da bu Osmanlı konusuna değinelim ki kafalar fazla karışmasın.

Bir devlet düşünün merkezi bir eğitim sistemi yok ama ülkenin en ücra köşesinde bile ABD ve diğer batılı ülkelerin okulları var…

Hepsi de kendine göre eğitim vermeye çalışıyor.

Hani zaman zaman birileri, “Bir gecede cahil olduk, mezar taşlarını okuyamıyoruz.” falan diyorlar ya…

İnanın öncesinde de farklı değildiler.

Şöyle bir düşünün…

Erkeklerin okuma yazma oranının yüzde 6, kadınlarınkinin binde 4 olduğu bir ülkede ne bekleyebilirsiniz ki.

Bu arada, kadınlarda okuma yazma falan deyince, kadınlar çok önemli gibisinden bir algıya da kapılmayın…

Osmanlının yaptığı son nüfus sayımında bile erkeklerle birlikte sayılanlar sadece ve sadece hayvanlardı.

Yani anlayacağınız o dönemde kadının adı gerçekten yoktu.

Hani bazı kadınlarımız zaman zaman o dönemin özlemi içinde olduklarını falan söylüyorlar ya…

Bilinsin istedim.

Hani şimdiki iktidar…

Ülkeye olabildiğince Arap nüfusu doldurup, Türk nüfusu azaltarak, Türk ulus devlet yapısını yok etmeye çalışıyor ya…

İşte Osmanlı döneminde de düşünce aynıydı.

Araplar, necip millet olarak baş tacı edilirken…

Türkler her daim…

“İdraki bi idrak” yani akılsız Türk anlamına gelen sözlerle aşağılanırlardı.

Doğrusunu isterseniz…

Bir süredir Cumhuriyet öncesi koşullara dönmeye çalıştığımızı bile söylemek mümkün

Neden mi?

En basitinden söyleyim…

O yıllarda da tren işletmesinden tutun, bankalara…

Ticarete…

Sanayiye kadar…

Hemen hepsi yabancıların elindeydi…

Ve ne yazık ki 1923 sonrası yapılan millileştirmelere rağmen bugün genel olarak tekrar yabancılarda…

Limanları, deniz taşımacılığını millileştirip Kabotaj Bayramı ilan edişimizden yaklaşık 100 yıl sonra onları tekrar yabancıların tekeline vermişsek…

Sanıyorum bu konuda da tarihten hiç ders almamışız demektir.

Bir devlet düşünün…

Merkez bankası yok, para basma yetkisi adı Osmanlı olan bir Fransız bankasında.

İlginç değil mi?

Ya hukuk?

Yabancıların el üstünde tutulduğu bir sistemde, hukuk bundan farklı olabilir miydi?

Elbette değil…

Yine o yıllarda şeriat hukuku sadece Müslümanlar için uygulanırken…

Gayri Müslümler ve yabancılar kendi hukuklarını uyguluyorlardı.

Yani yabancı ve gayri Müslimler suç işlediklerinde sadece kendi mahkemelerinde yargılanabiliyorlardı, Osmanlı adaletinde değil.

Demem o ki, bu ayrıcalıklı çoklu hukuk sistemini bitirerek ülkede yaşayan herkes için tek bir hukuk ortaya çıkaran yine o beğenmediğiniz Cumhuriyetti…

Peki, Osmanlı devlet yöneticilerini nasıl yetiştiriyordu dersiniz herhalde bugün olduğu gibi mülakatla falan almıyordu…

Evet, Osmanlı yöneticileri için Enderun mektebi kurmuştu kurmasına ama…

 Oraya alınanlar…

Sadece ve sadece azınlıklar ve devşirmelerdi.

Bunları yazarken…

Halk yoksulluk ve sefalet içinde yaşarken yapılan koskoca saraylara, oralardaki şatafatlı yaşamlara…

Kapitülasyonlara…

Kolcuları türküye bile konu olmuş tütün vergisine el koyan yabancı REJİ idaresine hiç değinmedim bile… 

Ancak burada gerçekte en üzücü olan ne biliyor musunuz?

Cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlandıkları halde…

Her fırsatta Atatürk ve cumhuriyete saldıranların böyle bir düzenin özlemi içinde olmaları…

Ama biz tüm bu olumsuz tutum ve davranışlara rağmen Cumhuriyetimizin 100.yılını kutluyor, bu konudaki son sözü Büyük Önder Atatürk’e bırakıyoruz…

                               “Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

                                                       Mustafa Kemal Atatürk

 

28-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Ekim 2023 Salı

BOP DEMİŞKEN…

 

BOP DEMİŞKEN…

 

                 7 Ekim tarihinde Hamas, işgalci İsrail’e karsı Aksa Tufanı adlı harekete girişince ortalık biraz karıştı denilse yeridir

Herkes kendine göre bir şey söyledi.

Daha düne kadar işgalci İsrail’e karşı en küçük söz söylemeyenler Hamasın giriştiği İsrail’i püskürtmek adına yaptığı eylem karşısında mangalda kül bırakmadılar…

Kimileri hemen klasik hale gelen savaş kötüdür…

Çocuklar ölmesin…

Analar ağlamasın sloganlarına sarıldılar…

Kimileri de işgalci İsrail’de ölenler için Hamas’a tepki gösterme yarışına girdiler.

Kaldı ki

Siyasette haklı ve haksız savaş ayrımı olduğu gibi geçmişin ünlü liderlerinin tanımlamalarına göre de “savaş siyasetin başka araçlarla devamı “anlamına da gelebilmektedir.

Elbette bu yaşanan işgal ve şimdi tüm dünyanın gözü önünde savaş kuralları hiçe sayılarak yapılan kuşatma ve saldırı korkunç bir şey…

Ve her zamanki gibi İsrail’in kural tanımazlığı tüm hızıyla sürerken, Hamas’a saldıranların her nedense en küçük ses bile çıkarmamaları son derece ilginç değil mi?

Tabi bu işin bir yönü.

Diğer yönü de içimizdeki İsrail severlerin yaptıkları açıklamalarla ortaya çıkmaları…

Bence bunun asla unutulmaması gerekiyor.

Şimdi şöyle bir düşünün

İsrail tam 1967 yılımdan bu yana o bölgeyi adım adım işgal ederek, oralarda yerleşim yerleri kurarak, kendi topraklarını alabildiğine büyütürken, Filistin’e ait olan toprakları küçücük bıraktı.

Bunu zaten sıklıkla sosyal medyadan paylaşılan bölge haritalarından da görebilirsiniz.

Ancak o haritaların paylaşılması sırasında birileri…

Bunun sanki baskı, şiddet ve işgalle değil de, sadece toprak satışıyla gerçekleştiği gibi uydurma bir bilgiyi her ortama servis ederek, yıllardır orada yaşanan ABD destekli İsrail’in baskı ve şiddetinin gölgede kalmasına neden olunabilmektedir.

Bunların tamamı emperyalizmi, onun bölgedeki kuklalarını kendilerince gözden gizlemeye çalışmaktadırlar ama her zamanki gibi mızrak çuvala sığmamaktadır.

İşte konuya biraz açıklık kazandırmak için öncelikle kısa adı BOP denilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğuna ilişkin bilgiyle başlayalım ki, konu herkes tarafından yeterinde anlaşılabilsin.

 İşte bu konu edilen BOP ’da bölgemizde bulunan tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Ama sakın; sınır değişikliği denilince hiç kimse tapu kadastro gelir ölçer, biçer, herkese hakkı olan kadar toprak verilir gibi anlaşılmasın…

Ülkelerin sınırları öyle ölçüp biçilerek değil…

Nasıl çiziliyor biliyor musunuz?

Önce o ülkede dışarıdan destekli öncesinde de fonlarla beslenen bir muhalefet oluşturuluyor.

İstenilen taviz verilmezse merkezi devlet hedef alınıp ülke üzerindeki etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor ve tabi mevcut ulus yapısı da ortadan kaldırılıyor…

Ardından ülkede yaşayan alt kimliklere…

Tarikat ve cemaatlere para ve silahla destek vererek…

Ülke de iç savaşı başlatınca sınırlar kendiliğinden çiziliveriyor.

Sonrasında olacaklar zaten bellidir…

Herkes gücüne göre bir bölgeye sahip oluyor…

Zaten öncesinde üniter olan devletlerin parçalanıp federe edilmeleri de ancak böyle olabilmektedir.

Hani birileri pek çok kere “federasyon olmadan başkanlık, altı kaval üstü şişhanedir.” falan deniyordu ya…

İşte tek yolu bu.

Sonra da on yıllar boyunca süren düşmanlık ve çatışma.

İşte sıklıkla sözde demokrasi adına gündeme getirilen yeni anayasa söylemiyle yapılmak istenen de bu…

Ülkemizin ulus devlet modelini ortadan kaldırıp alt kimliklerin ortaya çıkmasını sağlayarak çok kültürlü…

Çok kimlikli

Belki de çok hukuklu yeni bir rejime geçmek.

Sonra mı?

O zaten kendiliğinden gelecektir.

Neyse devam edelim…

İşte bu BOP’a göre Türkiye siyasal İslamcı bir siyaseti benimseyecek laikliği bırakıp, İslamcılıkla demokrasiyi bağdaştıran model bir ülke ortaya çıkacak ve böylece diğer bölge ülkelerine örnek olunacaktı…

Ama olmadı.

Olamazdı da ama bu gerekçelerle pek çok ülkede muhalefet örgütlendi desteklendi, silahlandırıldı…

Hatta neredeyse 100 ülkeden silahlı pek çok unsur üstelik bizim üzerimizden o ülkelere sokularak parçalanmaları desteklendi…

İşte sözde demokrasi adına uygulamaya sokulan BOP ’un gerçek amacı bu ülkelerin ulus devlet yapılarını dağıtmak, etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırarak paramparça ederek bir daha bir araya gelemez hale getirip kargaşanın içinde bırakmaktı…

Aslında bunu görmek için de öyle çok uzaklara…

Haritalara falan bakmak da gerekmiyor sadece komşu ülkelerde yaşananlara biraz göz atmak bile yeterli.

Zaten bu konuda biraz düşündüğünüzde

İsrail’in ABD desteğiyle günden güne genişleyip ona komşu olan Arap ülkelerinin parçalanması yani küçültülmesi de bunun bir parçasıydı…

Hani büyük İsrail falan deniyordu ya…

Kimse bunun diğer ülkelerin küçültülmesiyle sağlanacağını düşünmedi.

Amaç İsrail’in bölgede genişlemesine destek verilirken…

İsrail’e tepki gösteren ülkelerin parçalanarak zayıf düşürülüp küçültülmesiydi.

Zaten uygulamada da bunu görebilmekteyiz…

İsrail’in karşısında hangi ülkeler vardı?

Suriye.

Irak.

Libya.

İran.

Ne oldu bu ülkelere?

Olan şu

Bizim de içinde bulunduğumuz BOP eş başkanlığı projesiyle…

Irak parçalandı…

Suriye işgal altında ve parçalanmanın eşiğinde…

Libya keza yine öyle…

İran’ da şu son saldırılarla hedef tahtasında…

Ve tüm bunlarla yetinilmeyip 2016 yılında NATO Üyesi olmayan İsrail’e özel statü verilmesi için vetonun kaldırılarak Brüksel’de özel bir büronun açılarak…  

Bu saldırganlığının arkasına NATO’nun alınmasının sağlanması sahi ne anlama gelmektedir?

Tabi bunun yorumunu size bırakıyorum da…

Bir konuya daha değinmeden geçmemek lazım…

Nasıl ki işçi sınıfının mücadelesinde işçilerin İslamcı, sağcı, solcu, Kürt, Türk, Laz olarak etnik ve dini temekle ayrışmaları mücadeleyi zayıflatıp, parçalamayı amaçlıyorsa…

Emperyalizme karşı mücadele eden devletleri de İslamcı, sosyalist, ya da Türk, Rus, Arap gibi bir ayrışmaya tabi tutmak da emperyalizmi güçlendirir…

Bilmekte yarar var.

 

 

 

17-10-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

2 Ekim 2023 Pazartesi

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

BİZİ NE BİRLEŞTİRİR?

 

 

 

Şöyle bir sokağa çıksak ve son günlerde yaygınlaşan sokak röportajcıları gibi önümüze çıkan diyelim yüz kişiye sorsak…

Ve desek ki ” biz kimiz?”

Veya

Kendinizi toplum içinde hangi kimlikle ifade ediyorsunuz?

Evet, böyle sorsak…

Sizce nasıl bir yanıt alırız? Böyle yanıt falan deyince de kafanız karışmasın…

İsterseniz konuya girmeden öncelikle, bu yanıt mı, cevap mı? Konusuna da açıklık getirelim, ne dersiniz?

Hem bu arada Türkçeye ilişkin bilgimizi de tazelemiş oluruz…

Hani çeşitli konular gündeme gelince soru- cevap gibi sözcükler kullanılıyor ya…

İşte bu iki sözcük birbirinin karşılığı değil, önce onu ortaya koymak gerekiyor.

Doğrusu ne mi?

Soru –yanıt.

Belki bunu duyunca soruyu okul yıllarından biliyoruz da yanıt ne oluyor?  Ne zaman türetildi? Gibisinden aklınıza bir soru da gelebilir…

Bu yüzden çok kısa açıklayım…

Yansıma, karşılık anlamına gelen yanıt ne zamandan beri kullanılıyor biliyor musunuz?

Bayağı eski...

Ne kadar mı?

Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un Divanı lügati Türk yani ilk Türkçe sözlüğe girecek kadar.

Diyebilirsiniz ki cevap kullanırsak soru demeyeceksek ne diyeceğiz?

Elbette sual.

Ve yine o sözlükte bugün kullandığımız hem şehri yerine Yerdeş sözcüğü var ki hem söylenmesi anlaşılır…

Hem de Türkçe.

Neyse bu girişten sonra devam edelim…

Evet, sokaktaki insanlara rastgele sorsak, nasıl bir sonuçla karşılaşırız dersiniz?

Ben, pek çok kişinin…

Kendini Osmanlıda olduğu gibi tarikat…

Cemaat…

Mezhep kimlikleriyle ifade edebileceği gibi bir kısım insanın da

Kendisini etnik kimlikle ifade edeceği son derece açıktır.

Ama bu konuda bir değerlendirme yapmak gerekirse, gerçekte ulus kimlik anlamında kendini ulusun bir ferdi…

Yani Türk kabul edenler ne kadar bir oran tutar?

Elbette bu ayrı bir merak konusu.

Ama tüm bunlardan genel bir sonuç çıkarmak mümkün…

O da, bizi birleştiren, tüm toplum üzerinde etkisi olan ortak bir kimliğimizin olmadığı.

Peki, sizce dünyada ortak bir ulus vurgusu, kimliği olmayan bir toplum, var mıdır?

Hani zaman zaman birileri ki onlar emperyalizmin içerideki acentaları olarak zaten görevlidirler…

Sıklıkla “anayasadan etnik kimlik vurgusu kaldırılsın.” türünden lafazanlık yapıyorlar ya…

Bilmelisiniz ki tüm amaçları…

Türk ulus kimliğini yok ederek halkı ortak ulus kimliksiz bıraktırarak

Herkesi bireyselleştirip…

Bir anlamda atomize ederek…

Emperyalizmin karşısında ortak duygu ve düşünceye sahip bir güç olmasını engellemek için halkı etnik ve dinsel kimliklerle paramparça etmek…

Başka hiç bir şey değil.

Sakın ola ki kullandıkları…

Demokrasi…

İnsan hakları…

Özgürlük falan gibi neredeyse hemen herkesin bir anlamda kendine göre yonttuğu sözcükler de sizi yanıltmasın.

Ama şuna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan denirken…

Neden her fırsatta Türk değil de Türkiyeli demeye çalışıyorlar hiç düşündünüz mü?

Lafı çok dolandırmadan ben söyleyim

Çünkü Türk: tüm halkı ortak kimlikte birleştiren bir kavramdır ulus kimliktir…

Türkiye zaten üzerinde yaşadığımız toprak, bize göre vatan…

Türkiyelilik ise tamamen farklı ve hiç bir şekilde ortak duygu ve düşünceyi ifade etmeyen, söylenmesinin ardından etnik kimlik vurgusunun gelmesine yol açacak bir kavram. Aynen Irak’ta, Suriye’ de, Libya’da olduğu gibi

Nasıl ki o ülkeler ABD saldırıları sonucunda Ulus olmaktan çıkarılarak etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmışsa, aynısı üstelik savaşsız bizde de gerçekleştirilmek istenmektedir.

Böyle olunca da nasıl ki Irak ulusu değil de Iraklı Kürt…

Iraklı Türkmen, Iraklı Arap falan deniliyorsa…

Suriye için yine aynı şekilde… 

Suriyeli Türkmen, Suriyeli Arap, Suriyeli Kürt kavramları kullanılıyorsa…

Bilmelisiniz ki eğer uyanıp ayağa kalkmazsak, aynısı, Türkiyeli Türk…

Türkiyeli Kürt…

Türkiyeli Arap, Laz, Çerkez gibi bizde de aynısı olacaktır.

Hani birileri ortaya çıkıp “Bu Türk gibi kavramlar sadece bizim gibi ülkelerin anayasalarında var, demokratik, gelişmiş ülke anayasalarında bu tür kavramlar kullanılmıyor, bu nedenle anayasadan ırkçı kavramlar temizlenmeli” falan da diyorlar ya…

Kesinlikle doğru değil, hatta tam tersi olarak tüm Batılı ülke anayasalarında ortak dil ve ulus vurgusu mutlaka bulunmaktadır.

Demek istediğim; ulus kimlik bir ülkenin temelidir.

Çimentosudur.

Her kim ki onun üzerinde oynar, yok sayar, kaldırmaya, ülkeyi yabancılarla doldurmaya çalışırsa…

Bilmelisiniz ki onlar kesinlikle emperyalizmin ülkemizdeki taşeronlarıdır…

Ayrıca bunların takındığı unvan ve kimlikler de sizi şaşırtmamalı

Ne demişler…

“Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkacaksın. “

Benden söylemesi…

 

02-10-2023

Nusret KEBAPÇI