24 Ocak 2024 Çarşamba

NEDEN BÖYLE OLUYOR?

 

NEDEN BÖYLE OLUYOR?

 

 

Hemen herkesin bildiği gibi emeklilere neredeyse sadaka türünden bir zam yapıldı.

Tabi asgari ücret de aynı şekilde bu çok komik zamdan payını aldı ama burada en önemli şey sıklıkla gündeme getirilen sözde enflasyon farkı.

Sahi ne kadar biliyor musunuz?

Gerçi her ay açıklandığında TUİK’le ENAG arasında neredeyse iki katı kadar fark var ama sanıyorum bu konudaki en önemli ölçü…

Otoyollara…

Köprülere…

Trafik cezalarına yapılan zam olmalı.

İşte bu tür hizmetlere yapılan zamlar aslında gerçek enflasyonu göstermektedir.

Tabi burada bir başka soru daha akla gelmeli…

Hemen her şeyin fiyatı korkunç ölçüde artarken maaşlar…

Ücretler, asgari ücret ve emekli maaşları neden çok düşük tutuluyor?

Bu devletin içinde bulunduğu ekonomik bir darboğazın sonucu mu?

Yoksa bilinçli olarak uygulanan bir politikadan mı kaynaklanıyor?

Bence hemen herkesin üzerinde düşünmesi gereken asıl konu bu…

Hani insanın aklına geliyor…

Devlet darboğaza düşmüş olsa…

Ülkenin pek çok yerine yapılan o koskoca saraylar yapılamaz.

O yapılmadığı gibi milyonlarda sığınmacıya sağlıktan ekonomik desteğe kadar yardım da edilemezdi.

Hem öyle olsa…

Ülkenin neredeyse tüm devlet ihalelerini alan şirketlerin vergi borçları silinebilir mi?

Devlet hava alanını çalıştıran şirketin kirasından 10,20 yıl kadar süreyle vazgeçilebilir mi?

Sadece bunlar da değil…

Hani o yatmadığımız hastanelere…

Geçmediğimiz yollara, köprülere…

Uçmadığımız hava alanlarına ödenen neredeyse maliyetinin 40-50 katına varan ödemeler yapılabilir mi?

Elbette yapılamaz.

O halde artık hemen herkes tarafından görülmeli ki…

Bu tamamen bilinçli yapılan bir tercih.

Peki neden?

Nedeni önemli.

Çünkü hemen her şeyin akılcı bir nedeni de olmalı öyle değil mi?

Ama bunun akılla mantıkla açıklanabilecek hiçbir yönü bulunmuyor.

Neden biliyor musunuz?

Hani siz mevcut iktidarı İslamcı falan diye düşünüyorsunuz ya doğrusunu isterseniz İslamcı bir ekonomik model yok.

Sadece bizde değil dünyada da böyle bir şey söz konusu değil .

Uygulanan ekonomi…

Tamamen batının çıkarları doğrultusunda planlanmış neoliberalizmden başka bir şey değil.

Nasıl mı?

Şöyle…

Bu ekonomik modelde emperyalizm bizim gibi ülkelerde devletin ekonomiden tamamen çekilmesini ister…

Hatta o kadar çekilmeli ki yabancıların dev şirketlerinin yanın da küçücük kalsın…

Hiçbir şey yapamasın, sadece seyretsin.

İşte bu yüzden elimizdeki tüm sanayi…

Tarım…

Hayvancılık bitirildi ve önümüzdeki yıllarda bunun tersine döneceğine…

Yani politika değişikliğine yönelineceğini gösteren hiç bir işaret te ne yazık ki söz konusu değil.

Tabi hepsi bu kadar değil.

Devletin ekonomiden çekilmesiyle de iş bitmiyor.

Ekonomi o hale gelmeli ki.

Ülkede ulusal sanayinin yeniden kurulmasının da engellenmesi gerekiyor.

Bu yüzden öncelikle yerli sanayiciler haksız rekabete dayanamadığından yabancılara satıp çekilmek zorunda bırakılıyor.

Bunun yanında gelecekte ülkenin tekrar sanayileşmesine, kalkınmasına yarayacak birikimin de ortadan kaldırılması amacıyla devlet olanaklarıyla değil çeşitli yerli yabancı şirketlere…

40 -50 yıllığına maliyetinin 40-50 katına varabilecek ve önemli bir kısmı gereksiz yatırımlarla ülke kaynakları dışarı aktarılarak ülkede geleceğe yönelik birikim yapılması da engelleniyor.

Geriye kalıyor

O ülkenin tekrar ulus bilinciyle uyanıp ayağa kalkmasının ve emperyalistleri tekrar ülkeden kovmasının engellenmesi…

Bu yüzden emperyalizm…

Bizim ki gibi ülkelerde ekonomik siyasi bağımsızlık gerektiren ulus bilicini asla istemez.

Tabi nasıl sömürüldüğünün öğrenildiği sınıf bilincini de…

Ve bu nedenle ulus öncesi örgütlenmeleri ve yapıları destekler ki…

Ülke tekrar uluslaşamayıp bağımsız kapitalist bir gelişme yoluna giremesin ve sömürü olabildiğince sürebilsin.

İşte etnik kimlikçiklerin…

Tarikat ve cemaatlerin tekrar ortaya çıkmalarının en önemli nedeni bu…

Demek istediğim

Bir ülkenin kalkınmasının, sanayileşmesinin yolu öncelikle uluslaşmaktan ekonominin ulusallaşmasından geçmektedir.

Değilse…

Siyasal İslam’la varılabilecek tek yer…

Çok kimlikli bir yapı…

Yabancı pazarı ve ucuz işgücü olmak…

Kesinlikle başka bir şey değil.

 

 

24-01-2024

Nusret KEBAPÇI

11 Ocak 2024 Perşembe

SAHİ SIRA KİMDE?

 

SAHİ SIRA KİMDE?

 

 

Farkında mısınız? Neredeyse 94 gündür İsrail Gazze’de katliam yapmakta ve on binlerce binayı bombalarla yıkmaktadır.

Tabi insan haliyle merak ediyor…

Biz bu korkunç katliamı hemen her gün haberlerde bütün vahşetiyle izlerken…

Sahi

Neredeyse 57 ülkeden oluşan bu İslam Ülkeleri, birkaç ülke dışında kınamak dışında ne yapıyor?

Hiçbir şey.

Ayrıca yapılmadığı gibi…

İsrail’le ticaretini bozan…

Yaptırım uygulayan…

Pilotlarını eğitmekten…

Petrolünü kesmekten söz eden de yok.

Durum böyle olup İsrail’in önünde duracak herhangi bir güç de olmayınca, İsrail tamamen, üstelik çok rahat bir şekilde kendilerince bölgeyi insandan ve yerleşimden temizlemek adına istediği gibi hareket edebilmektedir.

Doğrusunu isterseniz görünürde Hamas- İsrail savaşı gibi görünüyor olsa da gerçek amaç bu gerekçeyle bölgeyi insan ve binalardan temizleyerek tam orada Süveyş Kanalına Alternatif bir kanal oluşturmak…

Adamlar ta 1963 yılında bunun projesini bile yapmışlar. Önceleri gizli tutulan bu projenin gizliliği 1993 yılında kaldırılmış…

Akabe körfezini Akdeniz’e bağlayacak olan kanal projesinin adı ne biliyor musunuz?

Ben Gurian Kanalı.

Diyeceksiniz ki Ben Gurian kim? David Ben Gurian İsrail’in kurucu babası olarak da anılan İsrail’in ilk başbakanı.

Neyse, biz konumuza geri dönelim…

Peki İsrail.

94 gündür etrafında bu kadar ülke olmasına karşın sizce nasıl bu kadar başına buyruk bu kadar rahat hareket edebiliyor hiç düşündünüz mü?

Sakın bunu yazınca…

Elbette rahat olacak arkasında ABD var falan demeyin.

Evet, ABD ve bazı batılı ülkeler İsrail’in arkasında ama bölgede İsrail’in de ABD’nin de bu kadar rahat at oynatabilmesinin asıl nedeni…

Bizim de içinde olduğumuz Büyük Ortadoğu Projesi’yle İsrail’in karşısında durarak Filistin’e destek olan…

Irak.

Libya ve Suriye’nin tamamen Batının yalan propagandasıyla hedef alınarak parçalanıp zayıf düşürülmesidir.

Ve o yapıldı…

Bölgede demokrasinin d’sinden bile nasibini almamış pek çok körfez ülkesi ortada dururken kiminin lideri diktatör olarak damgalanarak saldırı başlatıldı…

Kimisine

Sahte bir kimyasal silah yalanı kullanılarak saldırıldı…

Kimisi de içerden örgütlenenler yetmediği için neredeyse 100 ülkeden toplanan cihatçı örgütlerle ve doğrudan işgalle parçalandı.

Ama şu kadarını söylemeden olmaz…

İsrail ve ABD karşıtı…

Bir anlamda görece laik, ulus devlet olan bu üç ülkenin parçalanmasında da tuzumuzun olduğu…

İsterseniz hazır konu ulus olmaktan açılmışken geçtiğimiz günlerde bir İsrail yetkilisi ne demişti Gazze ve Batı Şeria için:

“Biz o bölgelerin Hamasistan.

Fetihistan olmalarına asla izin vermeyeceğiz.

Oraları aşiretler eliyle yöneteceğiz.”

Anlamı

Devlet olmasalar dahi…

İsrail’in karşısında birliktelik gösteren hiç bir yapıya izin verilmeyeceği…

Yani adım adım Büyük İsrail ve parçalanmış İslam ülkelerinden oluşacak BOP, anlayacağınız tüm hızıyla devam etmektedir ve son günlerde ülke içinde meydana gelen patlamalar da göz önüne alınırsa anlaşılıyor ki…

Artık hedefte İran var…

Sonrasında hangi ülke var diye sormanın da bir anlamı yok.

Ama yine de ipuçlarını verebilirim.

Eğer bir ülke, tarım ve hayvancılığı çökertilip kendini besleyemez hale getirilmişse…

Ülkedeki sanayilerin tamamının satılıp ülke ithal ürünler cennetine döndürülmüşse…

Yoksulluk korkunç şekilde artıp…

Çalışan ve emeklinin gelirleri kiraları bile karşılayamayıp devletten beklentileri en aza indirgenmişse…

Ülkede ulusal birlik yok edilip, meydan tamamen tarikat ve cemaatlerle, kimlikçi örgütlere bırakılmışsa.

Ülkeye tam sayısı bilinmese bile yaklaşık ülke nüfusunun  ¼ düne yakın Afgan…

Pakistanlı…

Suriyeli ve pek çok başka ülkeden insan…

Ve üstelik başka ülkelerin ajanı olup olmadıkları bile sorgulanmadan doldurulmuşsa…

Sahi sıranın kimde olmasının önemi var mı?

 

11-01-2024

Nusret KEBAPÇI


28 Aralık 2023 Perşembe

TARİKAT VE CEMAAT DEMİŞKEN…

 

TARİKAT VE CEMAAT DEMİŞKEN…

 

 

 

Türkiye’de son günlerde gündeme gelen Şeyh Sait konusuyla MEB’in pek çok kez protokol imzaladığı tarikat ve cemaatleri birbirinden ayrı tutmak söz konusu olamayacağı gibi…

Bütün bunları emperyalizmin BOP(Büyük Ortadoğu Projesinden) ayrı düşünmek de kesinlikle söz konusu olamaz.

İsterseniz önce Şeyh Sait ayaklanmasından bahsedelim…

Cumhuriyet ilan edilmiş ve laik yasalar birbiri ardına çıkarılmış ülke etnik ve dinsel kimliklerin ön planda olamayacağı ulus devlet modeline doğru ilerlemeye başlamışken…

Elinden güç ve olanaklarının ortadan kalktığını düşünen çeşitli tarikat ve cemaatlerle bir takım aşiretler ayaklandılar.

Doğrusunu isterseniz Şeyh Sait ayaklanması ne ilk ayaklanmaydı…

Ne de son ayaklanma oldu.

Bilinmesi gerekiyor ki…

Ülkeyi işgal eden emperyalistlere karşı bir tane bile kurşun atmayan bu etnik ve dinsel örgütler…

Ülke de Bağımsızlık Savaşı verilmeye başlayınca, padişahın ve o zamanki şeyhülislamın kışkırtmasıyla…

İngiliz Emperyalizminin desteğiyle sadece Kurtuluş Savaşı sırasında yaklaşık 15 kez ayaklandılar.

Tabi bir 15 tane de Cumhuriyet’ten sonra.

Gelelim bu güne…

Sahi iktidar; etnik ve dinsel kimliğine bakılmaksızın tüm halka laik ve ulus temelli bir eğitim vermesi gerekirken…

Neden öyle yapmayıp da tarikat ve cemaatlerle protokol yapıyor?

Aslında bunu iktidarın siyasi ideolojisinden ayrı tutmak mümkün değil.

Çünkü iktidar…

Her türden etnik ve dinsel kimliğin sözde kendini ifade ettiği ulus devlet karşıtı çok kimlikli, çok kültürlü federatif bir siyasi yapılanma hedeflemektedir.

Ve amaçlarını gerçekleştirmek adına da başta Atatürk olmak üzere her fırsatta ulusal değerlere karşı saldırılarını da sürdürmektedir.

İşte eğitimin adım adım tarikat ve cemaatlere bırakılması bunun bir adımıdır.

İsteniyor ki merkezi, ulusal eğitim adım adım kalksın, eğitim hemen her tarikat ve cemaatin kendi kendine yapabileceği bir hale gelsin.

Bu nedenle daha önce demokratik kitle örgütü olan dernek, sendika, meslek odalarıyla arasına vakıfları da katabilirsiniz…

Sadece sözde ordu karşıtı olmak adına bir anda sivil toplum örgütü oluverdiler.

Böyle olunca da tüm tarikat ve cemaatler sivil toplum kisvesine bürünüverdi.

Bugün hemen hepsinin radyoları, televizyonları…

Hatta okulları var.

Ama bu yeterli gelmemiş olacak ki…

Laik, ulusal bir eğitim vermesi gereken devlet okulları da bunların at oynatacağı hale getiriliveriyor.

Önce şunu kendimize bir soralım…

Bir zamanların demokratik kitle örgütü kavramı ile sivil toplum örgütü arasında anlam olarak ne fark var biliyor musunuz?

Şu var

Demokratik kitle örgütü olduğunda yönetim; üyelerin genel katılımıyla ortaklaşa belirlenir…

Tabi aynı zamanda kararların alınması da...

Ama konu sivil toplum olduğunda demokrasi falan hikâye oluyor

Aslolan sivillik.

Bu cemaatler görünüşte sivil, sivil olmasına ama gerçekte asker Kadar…

Hatta çok daha fazla bir içsel otoriteye sahiptirler.

Örneğin bu tarikat ve cemaat liderlerinin hiç biri müritlerin oyuyla falan yönetime gelmez

Bir dini lider vardır…

Otorite.

Herkes ona boyun eğer.

Eleştiri, tartışma, sorgulama gibi demokrasinin vazgeçilmesi olan hiçbir kavram bunların yakınından bile geçemez…

Otoriteye gelince…

Hani bir zamanlar basın yayında çokça yazılıp çizilen…

“General erden emir alıyordu.”

Ya da “Genel müdür temizlik personelinden talimat…” gibisinden haberler işte bu tarikat cemaat konusunu zaten fazlasıyla ifade etmektedir.

Çünkü

Demokratik laik bir ulus devlet yapılanmasında devletin üstten alta makamsal olarak bir hiyerarşisi vardır…

Eğer siz orada başka bir hiyerarşi kurmaya çalışıyorsanız…

Bunun adı zaten paralel devlet yapılanmasıdır.

Ve hiç bir ulus devlet kendi içinde böyle bir yapılanmaya asla izin vermez…

Veremez…

Başka bir ajandası yoksa tabi.

Şimdi isterseniz konuya emperyalizm açısından bakalım ki konu biraz daha açıklığa kavuşsun.

Emperyalizm hedef aldığı ülkeden ne ister

Öncelikle istediği o ülkenin yer altı, üstü kaynaklarına-sahip olup…

O ülkeyi devletin hiçbir ekonomik varlığının olmadığı kendi açık pazarı yapmak…

Bu kadar açık.

Ama bu o kadar kolay değildir…

Çünkü hedef ülke bir ulus devletse

Ülkede başta aktif bir parlamento vardır…

Bu konuya karsı çıkan tartışan muhalefet partileri

Tepki gösterip protesto edebilecek…

Çeşitli sendikalar…

Dernekler…

Meslek odaları bulunmaktadır.

İşte bu nedenle o ülkenin emperyalizme teslim edilebilmesinin yolu

Öncelikle ulus kimliğinin zayıflatılarak tarikat ve cemaatlerin ortaya çıkarılması…

Emperyalizme tepki gösterebilecek…

Parlamento ve muhalefetin etkisizleştirilmesi…

Dernek ve sendika gibi örgütlerin de işlevsizleştirilmesi gerekmektedir…

Demek istediğim:

Ülkemizin önünde her zaman olduğu gibi bugün de iki seçenek bulunmaktadır…

Ya parlamentosuyla, derneğiyle, sendikasıyla…

Ordusuyla ulus devletimize sahip çıkıp emperyalizme karşı çıkacağız…

Ya da…

Tarikat ve cemaatlere ayrışıp emperyalizmin ülkeyi parçalamasına hizmet…

Ortası yok

 

 

 

28-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19 Aralık 2023 Salı

NEREYE GİDİYORUZ?

 

NEREYE GİDİYORUZ?

 

 

 

Bunu yazınca bazılarının çok eskiden toprak ve fabrikaların satışına karşı çıkanlar için “Ne olacak sırtlarına alıp gitmiyorlar ki. “ türünden “Bir yere gittiğimiz yok halen aynı yerdeyiz.” gibisinden bir yanıt gelebilir.

Bu yüzden konuyu oldukça ayrıntılı açıklayalım ki kafalarda soru falan kalmasın.

Böyle söyleyip hemen herkesin dikkatini toplamışken başlayalım isterseniz ne dersiniz?

Bir ülke düşünün; tarımda bir zamanların kendi kendine yeten yedi ülkesinden biriyken…

Bugün patatesten, buğdaya hatta tohuma kadar hemen her şeyi dışarıdan alıyorsak…

Ve bizim bir ilimiz kadar ülkeler…

Dahası

İşgal ve iç savaşla boğuşan ülkelerden bile bu ve benzeri ürünleri ithal ediyorsak sizce de bu işte bir gariplik yok mu?

Bir ülke düşünün; stratejik önemi ne olursa olsun fabrikasından tutun…

Haberleşmesine…

Enerjisinden, petrole kadar hemen her şeyi sadece meta olarak görüp yabancılara babalar gibi satarken satabilmeyi marifet saysın.

Limanlarından, tersanesine,

Köprülerden, yollara.

Hava alanlarından hastanelere kadar…

Önemli bir kısmı yabancı olan şirketlere, kişi başı,

Araç başı vs. adı altında, kamu tarafından yapılabileceğinin en az yirmi katı maliyetle halkı borçlandırsın…

Sizce neden olabilir?

Ya devletin kiraya verdiği çeşitli işletmelerin ki şirketler çok ciddi karlar edindikleri halde…

Kiralarının ben deyim on, siz deyin yirmi yıl ertelenmesine ne demeli?

Veya çok kazanıp da bir türlü en çok vergi verenler listesine girmedikleri halde pek çok kez vergi muafiyeti getirilen şirketler neyin nesi?

“Bunları yazınca tamam, bunlar doğru da enflasyona ilişkin hiç bir şey söylemeyecek misin?” dediğinizi duyar gibi oldum.

Evet, sahi fiyatlar çıldırmışçasına artarken emekli maaşları neden ev kirasını bile karşılayamaz hale geldi?

Aslında nedeni şu:

Ülkemizi yöneten siyasal İslamcı neoliberal düşünce, zenginden vergi almıyor…

Almadığı gibi…

Bir de çeşitli teşvik ve muafiyetlerle, topladığı vergilerle onları tüm gücüyle desteklemektedir.

Bunun dışındaki bir başka neden de…

Bir zamanlar ki o zamanlar ciddi bir araştırmayla 1980’ lere kadar da götürülebilir…

Bugün yabancıların elinde olan pek çok şirket,

Hatta tarım,

Bankalar,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Köprü,

Yol, hava alanı ve hastane yapımı…

Aklınıza ne gelirse hepsi öncesinde, devlet tarafından halkın verdiği vergilerle yapılıyordu.

Ve kamu tarafından işletiliyordu.

Ayrıca ülkede…

İhtiyaç fazlası sanayi,

Tarım, hayvancılık ürünleri dışarıya satılır ve bunun karşılığında o ülkeye döviz gelirdi…

Gel zaman git zaman

Devlet anlayışı değişti.

Eskiden devlet her şeyden öndeydi.

Neoliberal anlayışla yabancı sermaye en büyük ve güçlü oldu…

Devlet ise onları denetleyemeyecek kadar küçültüldü.

Hem zaten neoliberalizmin ünlü “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.” sözü de bunu en güzel şekilde ifade edebilmektedir…

Böyle olunca da

Ülkede kamunun elinde olan fabrika,

Tarım,

Hayvancılık,

Haberleşme,

Enerji,

Tersane,

Liman hemen ne varsa tamamı özel şirketlere,

Önemli kısmı da yabancılara devrediliverince devlet de çok ciddi kaynaklardan mahrum kalıverdi.

Ayrıca o 49 yıllığına “yap- işlet- devret” modeliyle maliyetinin 20 katına varan yollar ve köprülerle, hava alanlarına dövizle ödeme yapılması gerektiği için,

Dışarıya satıp döviz gelme şansı da kalmayınca, geriye kalan tek çare yüksek faizle döviz bulmaktı…

Yüksek maliyetle alınan borcun çıkması da elbette acı olacaktı…

İşte bugün yaşadığımız yüksek fiyatların temel nedeni, yüksek faizle borçlanılan dövize bağlı ekonomik sistemden başka bir şey değildir?

Bu durumda yani sürekli olarak ekonomiyi döndürmek, bir anlamda günü kurtarmak için ülkede üretimi engelleyip ülkenin tüm mal varlıklarını haraç mezat satan bir yönetimin döviz bulmak adına ABD ve AB’den bağımsız tavır alması mümkün mü?

Olabiliyor mu?

Elbette mümkün değil!

Zaten atalarımızın sözü de tam bunu ifade etmektedir…

Ne denmişti yıllar öncesinden…

“Borç alan emir alır.”

Hem Büyük Önder Atatürk’ün söylediği “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.” sözü her fırsatta ABD’nin dostlarına dost, düşmanına düşman olmamızla hemen her gün kendisini de doğrulamış olmuyor mu?

Yıllardır ABD’nin düşman ilan ettiği Irak,

Suriye ve…

Libya’ya düşmanlık edip…

Suriye’ye son 12 yılda hiç gitmeyip de adalarımızı işgal ettikleri halde en küçük bir laf bile söylemeden Yunanistan’ın ziyaret edilmesinden tutun, yandaşları Starbucks’da pompalı ile ateş edip olay çıkarırken ABD ve İsrail’e yaptırımların sadece lafta kalıyor olması da bunun göstergesi değil mi?

Demek istediğim bir ülkenin kalkınması,

Halkının refah düzeyinin yükselmesi ancak ekonomide ve siyasette ulusal çıkarları göz önüne alan bağımsız bir siyasetle olabilir.

Ama asla ulus karşıtı vatan kavramından bi haber siyasal İslamcı bir anlayışla değil…

Bilmem anlatabildim mi?

 

18-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


5 Aralık 2023 Salı

PROTESTO DEDİĞİN…

 

PROTESTO DEDİĞİN…

         

 İsrail’in Gazze’ye uyguladığı soykırım…

Dahası Gazze’yi boşaltıp orada yaşayanları Sina’ya göndermeye yönelik baskı ve şiddet devam ederken, buna tepki olarak birileri ülkemizde günden güne yaygınlaşan genelde gençlerin devam ettiği Starbucks kafelerine karşı bir eyleme giriştiler…

Bu bazen orada oturanların kahvelerini dökmek türünden olabildiği gibi…

Kimi zaman da orada oturanlara karşı fiili saldırıya bile dönüşebildi.

Tabi insan bu türden, gerçekten İsrail’i bu soykırımdan caydıracak eylemleri görünce…

İşte diyorsun gerçekten İsrail’e karşı ancak bu şekilde eylem yapılabilir?

Daha iyisi yapılamaz…

Sakın bu yazdıklarımı, yapılanları ciddiye almıyor muşum gibi değerlendirmeyin…

Bu konuda gerçekten çok “ciddiyim.”

Ama her nedense, bu yapılan eylemler bana bir Nasrettin Hoca fıkrasını anımsattı.

Hoca’nın bir gün sokak lambasının altında bir şeyler aradığını gören komşusu sorar…

-      Hocam hayırdır gecenin bu saatinde ışığın altında ne arıyorsun?

Hoca yanıt verir.

-      Anahtarımı kaybettim de onu arıyorum.

Komşusu sorar…

-      Hocam anahtarı burada kaybettiğine emin misin?

Hoca yanıt verir…

-      Aslında şu karanlıkta kaybetmiştim ama orası çok karanlık olduğu için burada arıyorum.

İşte bu eylemler de aynen böyle.

Yani sizin anlayacağınız İsrail’i yaptığı soykırımdan caydırmakla falan hiçbir ilgisi yok…

Sadece zevahiri kurtarmakla ilgilidir, başka bir şeyle değil.

Tabi aynı durum mecliste yapılan Coca cola boykotu için de geçerli…

Koskoca meclis İsrail’i durdurabilecek hiç bir adım atmayıp sadece meclis lokantasında kolayı yasaklamakla ciddi bir eylem yaptığını düşünüyorsa…

Bence gerçekten bir akıl tutulması yaşıyoruz.

Bu arada Türkiye’deki Coca cola şirketinin sahibi olan Anadolu Grup’un TOGG’un ortaklarından biri olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Aslına bakarsanız bizde yapılan protesto türünden eylemlerin ciddiyetsizliği bir yana, İslam ülkelerinin tamamının da sadece kınamayla yetinmesi…

Bize çok açık olarak bir şeyi gözümüze sokarcasına göstermektedir…

O da…

Bizim de içinde bulunduğumuz Müslüman ülkelerin neredeyse birkaç ülke hariç, tamamının ABD yanlısı olduğudur.

Bu nedenle de İslam kardeşliği falan haliyle hikaye olup, ABD yandaşlığı karşısında hiçbir anlam ifade de etmemektedir.

Tabi bunda 

İslam ülkelerinin önemli bir kısmının uluslaşamayıp tarikat ve cemaat topluluklarından oluşması…

Ulus bilinci olmadığında da vatan,  emperyalizme karsı mücadele, ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi kavramların gelişmemesi ,oldukça  önemli bir rol oynamaktadır.

Doğrusunu isterseniz bizim de durumumuz da bundan çok farklı sayılmaz…

Bizde de 20 yılı aşkın zamandır ülkeyi yöneten iktidarın ulus karşıtı olması vatan ve bağımsızlık kavramlarından bihaber olarak ülke kaynaklarını çok kolay emperyalist ülkelere teslim etmesi, dış politikada emperyalist politikalara karşı duramamasının asıl nedenini oluşturmaktadır.

Şöyle düşünün…

Siz ülke kaynaklarınızı…

Sanayinizi…

Topraklarınızı…

Tarımınızı…

Köprüden yola kadar her ne varsa yabancılara bırakıp, Ülkeyi tarihinin en büyük borcu altına sokarsanız…

Emperyalizmin ekonomik yaptırımlarına da izin vermiş oluyorsunuz…

Ne demişti Atatürk…

“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”

Yani ekonomide yabancı pazarı olup,  küresel sermayeye teslim ederseniz,  siyasi olarak da bağımsız karar alamazsınız gerisi hikâyedir.

Şimdi isterseniz…

ABD’den bağımsız tavır alabilen…

Ulusal birlikteliği ve ekonomisi güçlü, yani bağımsız bir ülke…

ABD destekli İsrail soykırımı karşısında nasıl bir tavır alabilir…

Veya alması gerekir…

Biraz onun üzerinde duralım.

En başta da hani geçtiğimiz günlerde meclisteki oylamada iktidar partileri tarafından reddedilen İsrail’e hemen her gün giden ticaret gemilerine ilişkin önergenin reddedilmesinden başlayalım…

Sahi neden reddedildi?

Bu arada…

Bugün ABD’yi bırakın, Türkiye’de İsrail’in pek çok şirketi var mı?

Var!

Bunların hangileri olduğunu Google bakarak herkes pekala bulabilir de…

Siz tarımda Ata tohumunu yasaklayıp sertifikalı tohum diyerek İsrail’in hibrit tohumunu Türk çiftçisine dayatmadınız mı?

Vazgeçebiliyor musunuz?

Ya İsrail’e silahlar, o bombalar nereden gidiyor dersiniz?

Ülkemizdeki ABD üslerinden değil mi?

Peki petrolü…

Suyu nereden gidiyor dersiniz? Sakın bu soruyu yanıtlamak için Google falan bakmayın, bizden gidiyor.

Demek istediğim bugün İsrail’in hava sahasını bile Kürecik radarıyla biz koruyorsak…

Üzerinde biraz düşünmek gerekmez mi?

Ayrıca düşünülmesi gereken bir başka soru daha…

Yıllardır ABD ile birlikte…

İsrail’e karşı koyan Suriye, Irak ve Libya’ya müdahaleleri destekleyip o ülkelerdeki iç savaşlara müdahil olup…

İsrail’e hiç bir tepki konulamamasının nedeni…

BOP ’a destek olup İsrail’i büyütmek değil de nedir?

Demek istediğim ulus bilinciyle ekonomik ve siyasi bağımsızlık arasında doğrudan bir ilişki vardır.

O varsa ekonomik ve siyasi olarak emperyalizmden bağımsız bir ülke olabiliyorsunuz…

Eğer yoksa da emperyalizmin aleti…

 

05-12-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19 Kasım 2023 Pazar

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

YENİ ANAYASANIN ANLAMI…

 

 

 

Son günlerde ülkede yaşanan en önemli konulardan biri Yargıtay ve Anayasa mahkemesi arasında var olduğu düşünülen gerginlik…

Ama bu, iktidarın her ne kadar tüm üyelerini kendileri atamış olsalar da Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmaya açmalarının…

Ya da tanımamaya çalışılmalarının ilk adımı değil ve görüldüğü kadarıyla son da olmayacak gibi görünüyor.

Aslına bakarsanız bir devletin demokratik hukuk devleti olarak kabul görebilmesinin ilk koşulu tüm yasaların üstünde olan Anayasaya uyulması…

Ve Anayasaya uymayan değişik düzenlemelerin Anayasaya uygun hale getirilmesi ama bu iş bizde öyle işlemiyor…

İşlemediği gibi…

Birileri tüm yargıyı, Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere eşit olarak görerek kendilerince hakem rolü falan üstlenmeye çalışıyorlar ama inanın hiç bir geçerliliği yok.

Neden mi?

Çünkü Anayasamızın 153 ve 158.maddeleri bu konuda herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık.

İsterseniz bu konudaki Anayasa maddelerini buraya not olarak belirtelim ki sonrasında asıl amacın ne olduğunu tüm açıklığıyla anlatabilelim.

Madde 153: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. “

Yani bu iş öyle birilerinin ağızlarına sakız ettikleri gibi polemik falan kaldırmaz.

Devam edelim madde 158 :Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.”

Demek ki neymiş?

Anayasa mahkemesi kararları diğer mahkeme kararlarıyla tartışılıp tartışma konusu yapılamazmış

Peki, durum böyle olduğu halde neden iktidar bu konuyu sürekli gündeme getirip, Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmalı hale getiriyor…

Aslında amaç biliniyor…

Anayasa Mahkemesi kararlarını anayasaya göre karar veren değil de sürekli haksız karar veren, yönetimin işini zorlaştıran, ayak bağı olan bir konuma düşürerek itibarsızlaştırıp bir anlamda kaldırılmasını yollarını zorlamak…

Daha doğrusu yeni anayasada yer verilmemesinin dayanağını oluşturmak…

 

Peki neden?

Nedeni şu

Birileri her ne kadar tüm üyelerini kendileri belirledikleri halde olası bir gelecekte böyle bir kurumun cumhurbaşkanını yargılayabilecek olduğunu düşünmeleri anlaşılıyor ki fena rahatsız oluyor.

Ve bu konuyu gündemde tutarak yakaladıklarını düşündükleri fırsatla Yeni Anayasayı gündeme getirmeye çalışıyorlar.

Böyle söyleyince aklınıza…

“Ya biz anayasanın neredeyse ilk dört madde hariç tamamını değiştirdik.”

“Yeni anayasaya niçin ihtiyaç olsun ki” gibisinden bir soru gelebilir ama ondan önemlisi…

Herhangi bir iktidar, yani mecliste çoğunluğu sağlayan parti, çoğunluğuna güvenerek…

Kafasına estiği zaman…

İstediği gibi yeni bir anayasa yapabilir mi?

Bence yanıtlanması gereken en önemli soru bu.

İsterseniz bu soruya yanıt vermeden herhangi bir ülkede yeni anayasa yapılması konusu, hangi koşullarda gündeme gelir veya getirilir isterseniz önce onun üzerinde duralım.

Burada öncelikle belirtmeliyim ki…

Yeni bir anayasa yapmanın tek koşulu, onu kurucu meclisin yapmasıdır…

Ve kurucu meclisin oluşması da ya bir darbe sonucunda…

Ya devrim olduğunda…

Veya bağımsızlık savaşı sırasında veya sonucunda gerçekleşir.

Ama bilinen bir şey var ki…

Kurucu meclisin partisi olmaz ve aynı zamanda halkın içinden çeşitli ölçütlere göre seçilen kişiler tarafından oluşturulur.

Yani Uzun sözün kısası, yeni anayasa yeni devlet kurulması.

Yeni düzen oluşturulması.

Yeni farklı bir rejim anlamına gelir.

Peki, bir ülkede

Mevcut anayasaya göre seçilmiş üstelik uymaya söz vermiş bir iktidar partisi yeni anayasa yapabilir mi?

Doğrusunu isterseniz yapamaz…

Çünkü

Şuan mevcut parlamentodaki iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekilleri…

Anayasaya uyacakları konusunda yemin etmiş bulunmaktadırlar…

Yeminlerini tutmayıp…

Mevcut anayasayı yok sayarak, yeni anayasa arayışına girmeleri…

Genel anlamıyla…

Bir futbol maçında takımlardan birinin maçın tam ortasında biz şu ana kadar uygulanan futbol kurallarını tanımıyoruz…

Maçı bundan sonra kendi belirlediğimiz kurallara göre yapacağız demesinden ne farkı var?

Aslına bakarsanız akılcı bir iş de değildir ama yine de iktidar partisinin kendisini kurucu meclis yerine koyarak yeni bir anayasa yapmaya girişmesinin…

Bu konuyu sürekli gündeme getirmesinin…

Sadece bir anlamı olabilir…

O da

Nasıl ki büyük İsrail’i yaratmak için onun karşısındaki ülkeler ulus devlet olmaktan çıkarılıp etnik ve dini kimlikçiklerin birbirleriyle çatıştığı bir hale getiriliyorlarsa…

Toplum olarak aymazlığımız devam ettiği sürece çok uzak olmayan bir gelecekte bizde de aynısı olacaktır.

Sakın bunun olabilmesi için Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi bir dış müdahale beklentisine falan da girmeyin…

Nasıl olacak biliyor musunuz?

İşte bu yeni anayasayla…

Ülkeye çok fazla sayıda yabancının sokulması ile demografik yapının bozulması…

Ulus kimlik yani Türk Milleti yok edilirken, meydanın etnik kimliklere, tarikat ve cemaatlere bırakılması hep bunu sağlamak içindir.

Zaten uzun süredir amaçlanan…

Çok kimlikli…

Çok kültürlü…

Hatta çok hukuklu Osmanlı türünden bir devlet değil miydi?

Herkesin Türk Milletinin bir yurttaşı değil de, etnik ve dini kimliğiyle birlikte Türkiyeli olması ancak yeni yapılacak bir anayasayla yapılabilirdi…

Şimdi o yapılmaya çalışılmaktadır…

Benden söylemesi...

 

19-11-2023

Nusret KEBAPÇI