başkanlık sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başkanlık sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2017 Çarşamba

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…


Şimdi siz iktidarın eğitim müfredatını değiştirmeye çalıştığını görünce belki içinizden…
Sırası mı?
Ya da neden müfredattan Atatürk…
Kurtuluş Savaşı…
İnönü…
Devrimler çıkartılıyor gibisinden düşünebilirsiniz de…
Bilinmesi gereken şey şudur.
Bir ülkenin ekonomisi…
Siyaseti nasılsa…
Ne tür bir rejim getirilmek isteniyorsa…
Eğitimi de bunun tıpa tıp aynısıdır.
Bu söylediğim de sadece Türkiye değil hemen her ülke için geçerlidir…
Nasıl mı?
Şöyle söyleyim…
Batı uzun bir süredir ulus devletin modasının geçtiğini…
Üniter devletten Atatürk’ten vazgeçilmesi gerektiğini bizim eskisi gibi eyaletlere ayrışmış yeni bir Osmanlı türünden federatif bir devlet olmamızı istemiyor muydu?
İşte bu başkanlık denilen…
Başkana merkezi devlette federatif değişiklikler yapma yetkisi veren sistem de…
Emperyalizmin federatif sistem dayatmasının eğitimde uygulamaya sokulmasından başka bir şey değildir.
Aslında konu ne biliyor musunuz?
Batı uzun süredir Atatürk’le kazandığımız…
Tarımı güçlü…
Sanayisi olabildiğince gelişmiş…
Hemen her konuda tam bağımsızlık ilkesine sonuna kadar bağlı…
Ordusu güçlü…
Sağlam bir millet yapısı olan Türkiye’den rahatsızdı…
Çünkü böyle bir Türkiye, emperyalizmin…
Hem askeri…
Hem de ekonomik planlarının önünde güçlü bir engel olarak görülmekteydi.
İşte bu nedenle 1980’lerden itibaren memleketin başına geçen emperyalist işbirlikçisi Neo liberal anlayış…
Bugüne kadar gelişen süreçte ekonomiyi…
Ekonomimizin kalelerini bir bir elden çıkarttı.
Böylece daha dünün kendi kendine yeten yedi ülkesinden biri olan biz, çok uzun olmayan bir süreçte emperyalizmin açık pazarı bile oluverdik…
Ama tüm bunlar onlar için, yani batılı emperyalistler için yeterli değildi…
Çünkü
Toplumda hala Milli bilinç…
Yani millet kimliği olduğu sürece onlarda biliyorlardı ki ellerindekileri kaybetmeleri her an mümkün.
İşte bu nedenle işi garantiye alıp…
Neredeyse sonsuza kadar ülkemizi sömürmek istiyorlar…
Bununda bilindiği gibi bir yolu bulunmaktadır…
Toplumdan ulus, yani milli bilinci…
Millet kimliğini silip…
Yerine…
Vatan…
Bağımsızlık…
Emperyalizm gibi kavramların olmadığı İslamcılığı koyarak çok kimlikli…
Çok kültürlü bir toplum yaratmak…
Hem düşünün…
Topluma eyaletlere dayanan bir başkanlık dayatılırken tekçi dedikleri tek millet esaslı bir eğitim devam edebilir miydi?
Elbette edemezdi…
İşte şimdi müfredat değişikliği adı altında yapılan da…
Eğitimin milli olmaktan çıkarılarak başkanlığa, federatif sisteme göre düzenlenmesinden başka bir şey değildir…

31–01–2017
Nusret KEBAPÇI



3 Kasım 2016 Perşembe

BAŞKANLIK GELİNCE…

BAŞKANLIK GELİNCE…


Bildiğiniz gibi bir süredir iktidar tarafından topluma başkanlık dayatmasında bulunulmakta…
Tüm sorunların sadece başkanlıkla çözüleceği söylenmekte…
Hatta başkanlık gerçekleşmediğinde…
Türkiye’nin bölüneceği yönünde tehditler bile yapılmaktadır…
Yani öyle bir algı yaratılıyor ki duyan da sanır ki başkanlığın gelmesiyle tüm sorunlar çözülecek…
İnsan ister istemez merak ediyor…
Sahi…
Başkanlık gerçekleştiğinde…
Biz bu güne göre çok daha sanayileşmiş
Tarıma önem veren…
Üreticinin desteklendiği, 1980 öncesinde olduğu gibi kendi kendine yeten ülkeler arasına mı gireceğiz?
Veya
Yabancılara peşkeş çekilen kamu kuruluşları…
Bankalarımız…
Haberleşmemiz…
Hatta enerjimiz, yabancı sermayeden geri alınıp ülke çıkarları ön plana çıkarılarak tekrar ekonomik kalelerimiz haline mi getirilecek…
Mümkün mü?
Ya da eğitimde…
Tekrar laikliğin ön planda tutulduğu…
Bilimin tek ölçü olduğu bir dönemin başlayacağını ve…
Memleketin…
Laboratuarlarla…
Araştırma merkezleriyle mi donatılacağını söylesem ne kadar inandırıcı olacağını düşünürsünüz…
Sizce böyle bir düşüncenin en küçük bir kırıntısını bile bugün memleketi yönetenlerden duymak mümkün mü?
Ya memleketin dört bir bucağının…
Tiyatro…
Opera…
Bale ve…
Konser salonlarıyla dolacağını söylesem…
Sizce kaç kişi ikna olur?
Eğer tüm bunların gerçekleşmeyeceğini düşünüyorsanız…
Söyler misiniz başkanlık neyi çözecek?
Çözeceği şu;
Yıllardır birileri…  
Laik ulus devleti yıkarak…
Federatif bir İslam devleti kurmak istemiyorlar mı?
Bunun için yıllardır Türk adını hemen her yerden kaldırıp…
Milletin adını bile Türkiye Milleti olarak değiştirmeye çalışmıyorlar mı?
2023 hedefi de bunun bir parçası değil mi?
Ne gerekiyordu bunun için?
Öncelikle ordunun ulus devletin ordusu olmaktan çıkarılarak…
Tamamıyla iktidarın ordusu durumuna gelmesi…
Yapılmadı mı?
Eğitimde gerçekleştirilmek istenen hedef sanki çok mu farklı…
Laikliğin yok edilerek, milli eğitim yerine toplumun ulusal çıkarlardan bihaber olacağı dini eğitim uygulanmasının nedeni yine bu değil mi?
İşte tüm bunlar yapılıp toplumu da tarikat ve cemaatlere bölüp…
Yasama yürütme ve yargıyı da tek kişinin emrine verdiniz mi?
Gelsin başkanlık…
Yani işin aslı nedir biliyor musunuz?
1920’de padişahtan aldığımız egemenliği, aradan 96 yıl sonra tekrar başkana veriyoruz…
Olay budur!

03–11–2016

Nusret KEBAPÇI

20 Temmuz 2016 Çarşamba

DARBE

DARBE

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe ve sonrasında yaşananlar…
Hatta yazılarlar…
Konunun biraz daha anlaşılamaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Diyeceksiniz ki her şey açık…
Fetö darbe yapmaya kalktı ve başarısız oldu.
Şimdi bu konuda hiç bir şey söylemeden, önce yaşananlardan bazı olguları alt alta sıralayalım sonra asıl konuya tekrar geçelim…
Darbe değerlendirilirken…
TSK’ da öğleden sonra bir hareketliliğin olduğu söylendi mi?
Evet söylendi.
Sabaha karşı bile değil üstelik akşamın erken saatlerinde, Türkiye’de ilk defa çok önemli noktalar da değil tanklarla boğaz köprüsünü halka kapatanlara ne demeli…
Ya Marmaris’teki otele Cumhurbaşkanının ayrılmasından yarım saat sonra ulaşılması…
Diyelim ki yetişemediler…
Havada F16’lar tarafından vurulmaması da tesadüf…
Aslına bakarsanız bu tür olaylar değerlendirilirken hep atlanan bir gerçek var…
Denilir ki…
Bu tür olaylar değerlendirilirken…
Hiçbir şekilde olayın ayrıntılarına bakılmaz…
Yani...
Nasıl başladığı…
Nerenin bombalandığı…
Kimlerin tezgâhladığından çok daha önemlisi…
Bu olaydan kimin kazançlı çıktığı?
Kimin çıkarının olduğudur…
Eğer buna odaklanmazsanız, inanın konuyu tartışırken çok uzak, ilgisiz yerlere kadar gidebilirsiniz…
Şöyle de demek mümkün…
Darbeler…
Bunun içine ister bizde yaşanan 15 Temmuz ve öncesinde yapılmış tüm darbeleri alın…
İsterse de dünyada yapıla gelenleri…
Hemen hepsi ilgili ülkede yapısal değişiklik yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir…
Bu kadar net…
Tabi yapısal değişikliğin yapılabilmesi için de önce toplumun bir şok yaşatılarak sersemletilmesi…
Ardından da bu değişikliğe muhalefet yapabilecek her türden örgütün etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir…
Zaten yaşanılan şok yani felaket, muhalefet yapmaya falan da meydan vermeyecektir…
Diyeceksiniz ki ne yapılır bunun için…
Başka ülkelerden başlayarak söylersek…
Örneğin normal zamanda çok dikkat çekecek bir Afganistan işgali, ikiz kulelerin ardından size haklılık bile kazandırabilir…
Yine
Kitle imha silahı türünden bir suçlama da Irak’ın işgaline pekala zemin hazırlayabilir…
Gelelim ülkemize…
12 Eylül’ün gerçekte amacı Türk ekonomisini çok uluslu tekellerin işgaline sınırsızca açmak değil miydi?
Ama bu amaçla kimse ülke yönetimine gelemezdi…
Haklı gerekçeleri olması gerekiyordu…
İşte terörü durdurmak bunu sağlamıştı.
Ordudan, ABD’nin Irak ve Suriye’de oluşturacağı Kürdistan projesine karsı çıkan komutanlar, sahi hangi gerekçeyle tasfiye edilmişti…
Ergenekon ve Balyoz’la değil mi?
Gelelim son konuya…
Nihai hedef başkanlık olduğuna göre…
TSK’nin etkisiz hale getirilmesi, ya da bu kadar büyük çapta bir tasfiye…
YAŞ kararlarıyla yapılabilir miydi?
Demem o ki…
Bu çapta bir tasfiye ancak YAŞ’ ı da ortadan kaldıracak toplumsal bir şok operasyonuyla yapılabilirdi…
İşte 15 Temmuz’da o yapıldı…
Tekrar soralım; sahi darbe başarısız mı oldu?

20–07–2016
Nusret KEBAPÇI




7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI

25 Ocak 2016 Pazartesi

ÜNİTER BAŞKANLIK…


Yeni anayasa ile birlikte başkanlık gündeme getirilince toplumda oluşan acaba federatif bir devlet mi oluyoruz? sorusuna en yukarılardan açıklama geldi…
Denildi ki…
Federatif değil, üniter bir başkanlık olacak.
Tabi örneği var mı?
Daha önce uygulanmış mı? Diyemeden son nokta konuluverdi.
Denildi ki üniter başkanlık örneği var…
Nerede mi?
Elbette bu günlerde değil ama…
1940’larda uygulanan Hitler rejimi tam da üniter başkanlık modelinin örneği olabilir.
Böyle denildiğinde inanın ben ikna oldum…
Hem başka türlü bir başkanlık rejimi zaten beklemiyordum ama konu Hitler olunca akan sular durdu…
Hani ne denir…
“Merd i Kıpti şecaatin arz ederken sirkatin söyler… “
Günümüz Türkçesiyle söylemiş olursak da “Çingenenin merdi kendini överken hırsızlığını da söylermiş…”
Yani böylece asıl istenilenin Hitler tipi bir başkanlık olduğunu ilk ağızdan öğreniyoruz…
Kulağa nasıl geliyor dersiniz…
Sokaklarda SS çeteleri…
Yahudi katliamları…
Oldukça demokratik öyle değil mi?
Peki, bu örnek doğruyu anlatıyor mu?
Bence anlatmıyor…
Üstelik bu örneği verenler sözlerinde kesinlikle samimi değil…
Neden mi?
Şundan…
Hitler bu tür baskıcı bir rejim kurarken bir yandan da ülkede tek millet…
Üstelik Arı bir millet yaratmanın yollarını araştırıyordu…
Hani siz de…
Üniter falan olacak diyorsunuz ya…
Üniter de kavram olarak…
Tek millet…
Tek devlet…
Tek bayrak anlamına geldiğine göre…
İnsan ister istemez merak ediyor…
Toplumu hangi temelde birleştireceksiniz?
Bugüne kadar ki uygulamalarınızdan temelin Türk Milleti olmadığı anlaşılıyor ama yine de sormadan edemiyoruz…
Sizin Orta kimlik…
Harç…
Ya da toplumun çimentosu diye bir derdiniz var mı?
Hem zaten amaç bize söylendiği gibi öyle üniter başkanlık falan da değil…
Düpedüz çok kimlikli…
Çok kültürlü federatif bir devlet, yani başkanlık…
Nereden mi biliyorum?
Bakın şimdi…
Bunlar Türk adını hemen tüm kamu kuruluşlarından kaldırmıyorlar mı?
Kaldırıyorlar.
Anayasa değişikliği istemelerinin bile en önemli nedeni bu değil mi?
Seçim bildirgelerine bile açık açık…
“Yeni anayasada milletimizin kültürel ve toplumsal çeşitliliğini tanıyan herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans yapmayan bir vatandaşlık tanımını esas alacaktır.”denilerek Türk kavramını kaldıracaklarını açık açık yazmamışlar mı?
Hatta
Sıklıkla “Türk Milleti olmaktan kurtulup, Türkiye Milleti olacağız…” vurgusunu yapmıyorlar mı?
Yani demek istediğim…
13 yılda üniter devleti yok etmeye çalışanlardan hala üniter başkanlık getireceklerini bekliyorsanız…
Biliniz ki bu düşüncenizin tavukları koruyacaklarını düşünerek kümesin tilkiye emanet edilmesinden hiç bir farkı yoktur…
Benden söylemesi…

25–01–2016

11 Eylül 2015 Cuma

ŞU 400 MİLLETVEKİLİ KONUSU…


Doğrusunu isterseniz durum vahim…
Neden mi?
Bakın söyleyim…
Olayların başlamasından bu güne kadar yani yaklaşık 53 gün içinde verdiğimiz şehitlerin sayısının 100 civarında olduğu ve bunun neredeyse yarısına yakının PKK tarafından yollara döşenen mayınların patlatılması sonucunda…
Yani mermi atmadan…
Savaşılmadan gerçekleştiği göz önünde bulundurulursa…
Ve bu canlarımızın sadece mayına ve bombalı tuzaklara dayanıklı araç verilerek hayatta kalabileceklerini de düşünülünce  
Üzüntü duymamak elde olmuyor
Üstelik milyon dolarlık lüks arabalar ve Saray’a ayrılan korkunç bütçe bu kadar göz önündeyken…
Aslına bakarsanız…
Daha çözüm süreci başlar başlamaz…
Kimsenin silah bırakıp…
Ülkenin dışına çıkmadığı…
Çıkılmadığı gibi…
Tam tersine dışarıdan çok sayıda silahlı militanın gelip bomba ve mayın depoladığı pek çok yerde yazıldı…
Oslo görüşmelerinde bile gündeme getirildi ama her nedense hiç kimse oralı olmadı…
Olunmadığı gibi, Hükümet üyelerinden bazılarınca “Tüm bu olup bitenlerin bilgileri dahilinde olduğu” şeklinde konuyu önemsizleştiren, kayıtsızlıkla geçiştiren açıklamalar bile yapıldı…
Aslında bunun anlamı şuydu
“Biz; PKK güçlenip her tarafı bombalarla, mayınlarla doldurup özerklik elde edecek konuma sahip oluncaya kadar görmemezlikten geldik. “
Hem zaten bunun başka bir anlamı olmayıp durum bile bile lades olma durumudur.
Gelelim şu 400 milletvekili konusuna…
Dağlıca’nın ardından Cumhurbaşkanı “400 milletvekili olsa ve gerekli anayasa değişikliği yapılmış olsaydı bu gün yaşanan süreç yaşanmazdı…”demedi mi?
Şimdi soralım…
Bu 400 milletvekili olsaydı polis daha mı güçlenmiş olacaktı?
Elbette hayır!
Ya asker çok mu büyük boyutlara ulaşacak sayı ve teçhizatla daha mı mücadeleci olacaktı…
Onun da olabileceğini kimse söylemiyor.
Peki…
Çok özel alınacak silahlarla…
TSK’nin
Savaşma gücü olağanüstü bir konuma mı gelecekti…
Böyle bir şeyin olduğu ufukta falan gözükmüyor…
O halde
Sık sık gündeme getirilen bu 400 milletvekili konusu ne anlama geliyor?
Öncelikle belirtmeliyim ki eğer mevcut iktidar partisi 400 milletvekili almış olsaydı ilk yapılacak şey anayasada gereken değişikliklerin yapılıp…
Kürtlere özerklik tanınması olacaktı ki…
Böyle olunca da istediklerini gerçekleştirmiş olan PKK’nın terör yaratmak için herhangi bir gerekçesi de olamayacaktı…
İşte 400 milletvekili olunca olayların sona ereceğinin esbab ı mücibesi budur…
Ama bununla kalınmayacağı da açıktır…
İlk olarak yıllardır kaldırma için uğraştıkları ortak kimliğimiz olan Türk milleti kavramı tamamen ortadan kaldırılacak…
Ardından da ortak dilimiz olan Türkçenin egemenliğine son verilecek, hem şimdiden Osmanlıcayı ön plana çıkaran, Türkçe kaldırılmasını isteyen kampanya bile başlatmadılar mı?
Böyle olunca insan devamında olacakları tahmin edebiliyor…
Aralarında Türklerin de özerk devletinin olduğu küçük devletçiklerden oluşan federal bir devlet…
Yargıyı, yasamayı ve yürütmeyi elinde tutan…
İktidarda belirsiz bir süre kalınabilecek İslami kimlikli Osmanlı benzeri bir başkanlık…
Olay budur…

11–09–2015
Nusret KEBAPÇI


29 Ağustos 2015 Cumartesi

NELER OLUYOR?


NELER OLUYOR?


Bakın neredeyse Suruç olayından bu yana memleketin birçok yerinde terör olayları yaşanmakta ve…
Hemen her gün de şehit haberleri gelmeye devam etmektedir.
Peki, daha düne kadar…
İmralı’da görüşüp…
Oslo’da buluşup…
Dolmabahçe’de ortak mutabakat hazırlayanlar…
Neden birden bire ağızlarına savaş sözlerini dolamaya başladılar…
Hani birilerinin söylediği gibi…
Gerçekten PKK ile ciddi bir mücadele yapılıyor da…
Biz mi bilmiyoruz?
Yoksa işin içinde başka iş mi var?
Soruyu şöyle sormak da olası…
İktidar partisi…
Seçimde…
Son aldığının çok üstünde bir milletvekili çıkarmış olsaydı…
Yani 400 civarında…
Yine de çözüm denilen süreç bitirilir ve PKK ile mücadele edilir miydi?
Veya…
Anayasal değişiklik için yeterli sayıya ulaşılması nedeniyle
Gereken değişiklik yapılır…
Ortak milli kimlik ortadan kaldırılır…
Başkanlıkla birlikte özerk bölgelerin de bulunduğu…
Federatif bir sisteme geçilir miydi?
Yani bugün PKK’ya karşı ciddi mücadele edildiğini öne sürenlerin öncelikle bu soruya yanıt vermesi gerekiyor…
Şimdi bakın…
ABD tarafından bölgede büyük bir Kürdistan projesi adım uygulanmıyor mu?
Elbette uygulanıyor ve Irak’ın kuzeyinde bunun ilk aşaması gerçekleştirildi bile…
Sırada Suriye…
Türkiye…
Ardından da…
İran bulunuyor.
Şimdi bunları göz önünde bulundurarak şöyle bir düşünün…
Yıllardır bizi yönetenler…
Son on üç yılda İkiz Yasaların kabul edilmesinden başlayıp
Kalkınma ajanları…
Büyükşehir Yasası…
MEB görev tanımı değişikliği…
TSK iç Hizmetler Kanunu’nun 35.maddesinin değiştirilmesi dahil…
Hatta
Yerleşim yerlerine yerel dillerin verilmesinden tutun…
Kamu kurumlarından TC’nin kaldırılması ve…
Seçim bildirgesine bile koydukları Anayasadan Türk Milleti kavramının kaldırılmasına kadar…
Kısacası tüm adımlar…
Ulus devleti yıkarak, Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
İçinde başkanlığında bulunduğu, federatif bir devlet kurmak için yapılmadı mı?
Yapıldı.
Sözü tekrar son günlerde yaşanan terör olaylarına getirirsek…
Hani bazıları, hükümet ortağı oldukları halde bile, iktidarın PKK ile mücadele ettiğini falan düşünüyorlar ya…
Çok değil daha birkaç önce, hükümetin bir bakanı bu terör olaylarıyla ilgili açıklamasında:
“Bugün yaşanan kaos ve sıkıntıların sebebi bu ülkede başkanlık sistemi olmadığı içindir.”Demedi mi?
Anlamı neydi
“Başkanlığa çıkıncaya kadar kaos bitmeyecek…”
Yani terör bahane, başkanlık şahane ama her şeye rağmen 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm Türk Ulusuna kutlu olsun…

29–08–2015
Nusret KEBAPÇI