LAİKLİK VE ULUS OLMAK…
Aslında olay nedir
biliyor musunuz? Komşumuz İran, ABD’nin BOP kapsamındaki "Büyük
İsrail" hedeflerini gerçekleştirmesi amacıyla ABD ve İsrail’in saldırısına
uğradı. Ama görüldü ki İran hiç de zannedildiği gibi yumuşak lokma değil;
tersine çelik çekirdek. Böyle olunca ABD ve İsrail hedeflerine kolayca
ulaşamayıp savaşın çok daha uzun bir süre süreceğini anlayınca, bu savaşa
NATO'yu dâhil etmeyi planlamaktadırlar. Haliyle bunun için de İran'ın NATO
üyesi Türkiye'ye saldırması dışında başka bir yolu bulunmamaktadır. İran'ın
böyle bir şey yapması mümkün olmadığına göre, iş kalıyor İran'dan atılacak füze
provokasyonuna ve bunu gerekçe göstererek ABD yanında savaşa girmeye istekli
ülkemizdeki ABD ve İsrail kuklalarına…
Durum böyle olunca Türkiye’yi
savaşa sokmak adına girişilen hemen her türden çabaya ulusça karşı durabilmek,
ulusal birliğimizi sağlam tutmak…
Bunun için de Atatürk,
laiklik ve ulus devlet denildiğinde tüyleri diken diken olan; kendilerine hangi
ad ve unvan takılmış olursa olsun, gerçekte sadece ABD işbirlikçisi olan bu
kesime ulus devleti ve onun temeli olan laikliği anlatmak, ülkemiz açısından
hayati önem taşımaktadır.
Zaten bir süredir
yazılarımda ne zaman laiklik kavramı geçse, hemen “birileri “ ki şimdilik isimleri öyle kalsın – Osmanlıcılığı övmeye
başlar. Karşılarındaki yazıda neler var, hangi fikirler nasıl savunuluyor,
onlar açısından hiç önemli olmazdı ve ne yazık ki olmuyor da. Sanıyorum sosyal
medya bağımlılığımızdan mı, yoksa kitap okuma kültürümüz olmadığından mıdır
bilmiyorum; kimse araştırmak, karşısındakini anlamak gibi bir çaba içine de girmiyor.
Bu nedenle çok
tartışılan laiklik kavramını biraz da açıklığa kavuşturabilmek amacıyla bir
soru sorsak ve desek ki: Sizce Atatürk ilkeleri içinde en önemlisi hangisidir?
Belki önce soruyu yadırgar ya da kendinizce çok önemli gördüğünüz
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik gibi ilkeleri en önemli olarak
söyleyebilirsiniz. Ama ne yazık ki bu doğru değil.
Doğrusunu isterseniz, Altı
Ok’un tüm maddelerinin oluşmasını sağlayan en önemli madde laikliktir desek
emin olun yanlış olmaz. Çünkü laiklik olmazsa hiçbir madde anlam kazanmıyor.
Hani birileri ısrarla
laikliği sadece "dinsizlikmiş” gibi anlıyorlar ya… Öyle değil. Bakın
şimdi:
Dini kurallara göre
yönetilen ve yöneticileri genelde aynı aileden gelen bir ülkede, Cumhuriyet dediğimiz – halkın kendi
kendini yönetmesi, kendi kararlarını kendisinin verip kendi yasasını
yapabilmesi – nasıl mümkün olur? Laiklik olmadan böyle bir şey mümkün mü?
Hem zaten tanrının
yeryüzündeki gölgesi kabul edilen bir yönetimde hak aramak, karşı çıkmak
doğrudan tanrının emirlerine karşı gelmek anlamını da taşıdığından haliyle, ne gerçek
anlamda bir meclis, parti, muhalefet, sendika, dernek, meslek odası falan da
olamıyor.
Gelelim Milliyetçiliğe… Sahi, dinle yönetilen
bir ümmet toplumundan, egemenliğin millette olduğu, milletin söz ve karar
sahibi olduğu bir sisteme nasıl geçilir? Evet, yanılmadınız, sadece laiklikle.
Ya Halkçılık? Ya da sadece boyun eğip verilen emri yerine getiren,
hiçbir hakkı olmayan bir tebaa nasıl "halk" haline gelir? Evet, yine
laiklikle. Değilse zaten tebaasınızdır, halk falan değil.
Sıra geldi Devletçiliğe… Peki, laiklikle devletçiliğin
ne ilgisi var derseniz, şöyle açıklayayım:
Bir ülkenin kendi
ekonomisini, sanayisini, tarımını koruyabilmesi, ulusal çıkarlarını gözeten
politikalar uygulayabilmesi için önce bağımsız bir iradeye sahip olması
gerekir. O irade de ancak laik bir anlayışla, yani dini otoritelerin değil,
halkın temsilcilerinin karar verdiği bir sistemle mümkündür.
Bugün İslam dünyasına
baktığımızda, genelde laik olmayan ülkelerin ekonomide ulusal, devletçi
politikalarla değil, küresel sermayeye açık ve belirli aile/tarikat tekeline
geçmiş ekonomilerle yönetildiğini görüyoruz. Çünkü laiklik olmadan, ulusal
çıkarları gözeten bağımsız bir ekonomi politikası oluşturmak mümkün olamadığına
göre ister istemez küresel güçlerin çıkarları öne geçmektedir…
Aslına bakarsanız
laiklik, sadece siyasi değil, ekonomik bağımsızlığın da temelidir. Çünkü
laiklik olmadan ulus olunamayacağı gibi, ulus olmadan da ulusal ekonomi olamıyor.
Peki, en küçük bir
değişime, hatta gelişime bile karşı çıkıp sözde 1000 yıl önceki ekonomik ve
siyasi anlayışla Devrim olabilir mi?
Mümkün mü?
Gelelim şu devirde hâlâ
Osmanlıcılığı savunanlara… Siz hiç Doğu Roma İmparatorluğu'nu, Batı Roma
İmparatorluğu'nu yeniden kuracağız, Pers İmparatorluğunu, Moğol İmparatorluğunu
canlandıracağız diyen birisini duydunuz mu? Elbette pek mümkün değil. Ama
bugünkü bulunduğu yere Cumhuriyet'in eşitlik ilkesi gereği sahip olup, o
devirde yaşasa sadece "hiç"
olacağı bir sistemi hala savunuyor olmak, sanıyorum bunu akılla mantıkla açıklamak
olası görünmüyor.
Bu arada, hani laiklik
olmadan millet (ulus)olunamayacağı, millet olmadan da üzerinde yaşanan toprağın
vatan olamayacağını söyleyince bazıları akıllarınca tepki göstererek :
"Osmanlı'nın o kadar toprağı vardı!" gibisinden laflar ediyorlar ya ne
desek boş!
Sahi Osmanlı'da toprak
kimindi? Sakın "halk" falan demeyin; o dönemde halk yok, sadece
padişahın mülkü vardı.
Ayrıca bilmeniz gerekir
ki vatan, milletin üzerinde egemenlik sağladığı toprak anlamına gelir. Egemen
değilseniz zaten o toprak sadece bir arazi parçasıdır.
Eğer siz; vatan
toprağının yabancılara satılmasını hiç umursamamışsanız, yabancılara devredilen
ve onların kontrol ettiği yol ve köprüleri bile içinize sindirmiş olup ülke
madenlerinden tutun sanayi ve tarıma, hatta liman ve gümrüklerinizin bile yabancılara
teslim edilmesine sessiz kalmışsanız, sizinle vatan tartışmasına girmenin zaten
hiçbir mantığı yok…
Çünkü vatan,
üstündekilerle ve altındakilerle bir bütündür. Tüm bunları sorun etmiyorsanız,
siz zaten ulus karşıtı olmak dışında, vatan kavramını da çoktan unutmuşsunuz
demektir.
Ancak şu kadarını söyleyeyim:
eğer bir ülkede…
"Laiklik giderse, ulus
devlet gider, ulus olma bilincinizle birlikte egemenliğiniz gider, vatan
üzerindeki hakkınız gider, ekonomik ve siyasi bağımsızlığınız gider."
Ama yerine ne gelir
biliyor musunuz? Kimlikçi politikalarla beraber tarikat ve cemaatleşme gelir, etnik
parçalanma gelir. Sömürgeleşme gelir, ama asla demokrasi,
özgürlük gelmez…
17.03.2026
Nusret KEBAPÇI