İngiliz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiliz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2024 Çarşamba

SOYSUZ

 

SOYSUZ

 

 

Geçtiğimiz günlerde ülkede daha önce belediye başkanlığı…

Hatta

Milletvekilliği yapmış birisi, hanedan ailesini ülkeden süren Atatürk için soysuz ifadesini kullandı.

Doğrusunu isterseniz zamanlama harika.

Neden mi?

Şöyle bir düşünün ekonomi neredeyse bitik olup, ülke tamamen borçla yürür durumda…

Enflasyon derseniz korkutucu boyutlarda…

Yetmezmiş gibi…

Bir de İliç’te ortaya çıkan Siyanürle altın aranması…

Dahası toprak kayması ve siyanürün Fırat nehrine karışması tehlikesi de ortaya çıkınca…

 Elbette toplumun dikkatini buralardan uzaklaştırmak gerekiyordu…

Hemen her zaman olduğu gibi malzeme de hazır…

Şeriat, Cumhuriyet ve Atatürk’e ilişkin sözler söylenmesi toplumun her zaman asıl konudan uzaklaşılmasını sağlamaktadır.

Yani anlayacağınız olay tamamen gündemi değiştirmek…

Tabi biz de bu arada öğreniyoruz ki memleketin dört bir bucağı neredeyse maden sahası ilan edilmiş…

Ve üstelik tamamı yabancı şirketlere teslim edilerek…

Hani deseniz ki…

Bu zenginliklerden ülkemiz yararlanacak, Türkiye zenginleşecek asla öyle bir şey yok.

Çıkarılan madenlerden ülkemize kalan neredeyse yüzde 10…

Yani ülkemize bir zamanların Afrika’sında olduğu gibi tamamen sömürge muamelesi yapılmaktadır.

Bu arada konu maden olur da, Lozan’a değinmemek olur mu?

Ne diyorlardı…

Sözde “Lozan’ın gizli maddeleri varmış, bu hiçbir yerde yayınlanmamış” ama bunlar biliyorlarmış…

“Bu nedenle biz madenlerimizi çıkaramıyormuşuz.”

Ama öğreniyoruz ki evet gerçekten biz çıkaramıyor muşuz…

Çünkü hepsini zaten yabancılara çoktan peşkeş çekmişiz.

Neyse, isterseniz Osmanlı’dan devam edelim özellikle de son döneminden…

Biraz da gözümüzün önüne getirerek

Mondros ve Sevr anlaşmasının ardından ülkenin dört bir bucağı işgal ediliyor

İnsan bekliyor ki o yıllarda memleketi yönetenler, Mondros’u kabul etmeyip Sevr’e boyun eğmeyip ordunun başına geçip mücadele etsin…

Dirensin…

Ama öyle olmuyor…

Zamanın padişahı hilafeti ve saltanatı sembolik olarak yaşatabilmek uğruna işgale göz yumarak orduyu terhis ediyor…

Yetmiyor…

Halkı, direniş yapan Müdafaa-i Hukuk taraftarlarına karşı kışkırtmak için çıkarılan fetvalar da birbirini izliyor…

Tabi bunların sonucunda bir kısmı uzun süren İngiliz emperyalizmi destekli pek çok ayaklanma da çıkıyor ama…

Sonuçta Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşıp Cumhuriyet kurularak egemenlik bir aileden millete geçiyor ancak…

İşte tam bu noktada benim asıl sormak istediğim…

Ülkenin işgaline göz yumarak, sadece kendi saltanatını korumak isteyeni savunmak mı soysuzluk yoksa millete egemenliği vereni savunmak mı?

Sahi hangisi?

Karar sizin.

 

28-02-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

23 Nisan 2018 Pazartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ülke olarak…
Meydanlarda…
Stadyumlarda…
Halkın çok yoğun katılımıyla büyük bir coşkuyla kutladık demeyi çok isterdim ama…
Ne yazık ki böyle bir şey bir süredir söz konusu değil.
Zaten yapılan kutlamalar da…
Sadece…
Okullarda yapılan törenler ve en üst makamca yapılan resepsiyonun ötesine geçemiyor.
Peki neden?
Öyle ya…
Bayramların geniş halkın katılımıyla kutlanmamasının…
Dahası…
Anıtkabir’e gidilmekten kaçınılmasının…
Hatta
Büyük önderden söz ederken millete mal olmuş Atatürk soyadından söz etmemenin ve sadece Mustafa Kemal denilmesinin…
Üstelik bu adı unutturmak istercesine hemen her yerden kaldırmaya çalışmanın da bir anlamı…
İllaki var.
Üstelik bu sadece bugünün konusu değil…
Neredeyse
Mevcut iktidarın yıllardır ülkemize giydirmek istediği sistemle de doğrudan ilişkili…   
Aslına bakarsanız…
Bugün yapılmak istenilenlerle Atatürk’ün yaptıklarının tamamen birbirinin zıddı olduğunu söylemek için de öyle kâhin olmak falan gerekmiyor…
Sadece tarihi o da doğru kaynaklardan okumak…
E tabi biraz da gözlemci olmak bunun için yeterli olabiliyor…
O günlerde bilindiği gibi…   
1.Dünya Savaşı sonunda yenilmiş kabul edilen bir devletin, yedi düvel tarafından işgal edilmesi sürecinde yapılabilecek en doğru şey, ülkenin dört bir bucağından temsilcileri bir çatı altında toplayıp…
Mücadele eden birbirinden bağımsız güçleri de birleştirip merkezi bir ordu haline getirerek meclisin yönetimi altına sokmaktı…
Zaten birbirinden kopuk paramparça örgütlerle mücadele etmek, düşman karşısında daha baştan yenilgiyi kabul etmekle de eş anlamlıydı…
İşte Ankara bu nedenle öncelikle meclis kurup, halkı birleştirip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütlerken…
İstanbul yani Saray da tam tersine…
İngilizlerle işbirliği içinde meclisi kapatıp…
Milletvekillerini tutuklatıp, sürgüne göndermeye çalışıyordu…
Sonuçta bu mücadele bizi savasın sıcaklığıyla birleştirdi ve biz Türkiye halkı olarak girdiğimiz bu mücadeleden tek vücut Türk milleti olarak zaferle çıktık ama…
98 yıldır emperyalistler ve onların ülkedeki kuklalarına karşı Türk ulus kimliğimizle var olma mücadelesi verdiğimiz de bir gerçek…
Diyeceksiniz ki tamam da…
İktidar ne istiyor? Onu söylemediniz…
Aslına bakarsanız istenilen gayet açık…
“Ulus devlet ortadan kaldırılsın…”
Yerine de…
“Hemen her türden etnik ve dini kimliğin kendini ifade edeceği padişahlık türünden başkanlık denilen dini bir düzen kurulsun…”
Hem zaten kendileri de federatif olmayan bir başkanlığı “Altı kaval üstü şişhane” diye ifade etmiyorlar mı?
Deneyimle sabittir…
Her zaman Ulusu birleştirmek, emperyalizme karşı mücadele etmek isteyenler meclisi yüceltir, etkili hale getirir…
Parçalamak isteyenler de etkisizleştirir ve yok sayar…
Olay budur…

23–04–2018

Nusret KEBAPÇI

9 Ekim 2016 Pazar

YOLGEÇEN HANI

YOLGEÇEN HANI


Farkında mısınız son yıllarda giderek tam bir yolgeçen hanına benzemekteyiz…
Neden mi?
Şunun için…
Bakın ister İngiliz…
Amerikan…
Alman…
Fransız…
İster o ülkelerin elçisi…
İsterse gazetecisi olsun…
Hiç fark etmiyor…
Memleketimizin istedikleri yerine, hiç kimseye sormadan…
Danışmadan…
Hatta haber bile vermeden gidebiliyorlar…
İstedikleri…
Vali…
Kaymakam…
Belediye başkanı…
Ya da herhangi bir örgüt lideriyle görüşebiliyorlar hatta deyim yerindeyse emperyalist ülkelerin müfettişleri gibi davranıp…
Çok ukalaca hatta utanmazca açıklamalar yapıyorlar ya...
Böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Bu insanlar nasıl böyle kimseden habersiz memleketin her tarafını izinsiz olarak gezebilir Türkiye’yi aşağılayıcı konuşmalar yapabilir?
Bunlara ülkede ne aradıklarını sorabilecek bir yetkili, etkili kimse çıkmaz mı?
Doğrusunu isterseniz çıkması gerekiyor,bizi yönetenler bunun için iktidar oluyorlar ama olmuyor…
Bir emekli albay son günlerde yaptığı açıklamalarda bile diyor ki “Yabancılar Güneydoğu’da diledikleri gibi geziyor, aşiretlerle görüşüyor…”
“borçları kapatılıyor “şeklinde açıklama yapıyor ama inanır mısınız bizimkiler yine oralı değil…
Tabi olup biteni dikkate almaları için ne yapılması gerekir? Bilemiyorum ama insan ister istemez düşünüyor…
Örneğin bizim elçilerimiz…
Politikacılarımız…
Devletimizi yönetenler…
İstedikleri devletin…
İstedikleri bölgesini…
Veya gittikleri ülkelerin o ülke yönetimlerince de sakıncalı bulunan bölgelerini…
Kişilerini ziyaret edebilirler mi?
Babalarının çiftliği gibi hemen her tarafını dolaşabilirler mi?
Veya şöyle soralım…
Bizim yetkililer Yunanistan’da…
Bulgaristan’da…
Çin’de…
Rusya’da
Almanya’da…
Fransa’da…
İspanya’da…
Diledikleri gibi gezip…
İstedikleri kişilerle görüşebilirler mi?
Mümkün mü?
Dünyanın hiç bir ülkesinde bu türden bir davranışa izin verilemez…
Bilinir ki hangi ülkeye gidecekseniz ilgili ülkeye önceden neresini ve kimle görüşeceğinizi bildirmek zorundasınız…
Ama bildirmezseniz buna rağmen gitmekte, görüşmekte ısrar ederseniz bilinir ki…
Casuslukla suçlanabilir…
İstenmeyen adam ilan edilebilir…
Veya sınır dışı edilip apar topar ülkenize geri yollanabilirsiniz…
Eğer biz; tüm bunların hiç birini yapmayıp, üstelik terörle mücadele ettiğimizi düşündüğümüz ülkemizin Güneydoğu’sunda yabancı elçi, devlet adamı ve gazetecilerin cirit atmasına seyirci kalıyorsak, bunun adı artık misafir severlik değil, aymazlıktır…
Hal böyle olunca da sormak zorundayız…
Türkiye yolgeçen hanı mı?

08–10–2016

Nusret KEBAPÇI