insan hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2018 Cumartesi

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?

DAHA KAÇ KİMYASAL YALANINA İNANACAKSINIZ?


Aslına bakarsanız emperyalizmin en belirgin özelliği yalanıdır dersek sanıyorum yanlış yapmamış oluruz…
Hem şöyle bir düşünün…
Hiç yalana başvurmadan…
“Ben senin ülkeni işgal edeceğim, yer altı üstü tüm kaynaklarını da talan edeceğim…
Hatta
Ülkeni tamamen yıkıp…
Yeniden yapmak için ülkemin şirketlerine çıkar bile sağlayacağım…
Tabi bu kadarla yetineceğimi düşünemezsiniz…
Bunların yanında çeşitli yollarla önce ülkede milli kimliği temsil eden kurucu lider adı, heykelleri, ulusal sembol, marş…
Bu türden ne kadar kavram varsa hepsini ortadan kaldırıp sonrasında da demokrasi adı altında ülkenizde ne kadar etnik ve dinsel kimlik varsa o kadar da parçaya ayıracağım ki…
Bir daha ortak değerleri, tarihi, dili olan birleşik bir ulus olarak karşımıza dikilip çıkarlarımıza engel olamasın…”
Diyen
Bunu açıkça dile getirebilecek bir tane emperyalist devlet var mı?
Peki, olabilir mi?
Elbette olamaz hem zaten son iki yüz yıldır çok fazla bir şey de değişmedi.
Bir zamanlar medeniyet götürüyoruz diyerek ülkeler ele geçirilirdi.
Şimdi ise insan hakları…
Demokrasi…
Özgürlük denilerek.
Tabi toplumun bu tür yalanlara inanmasını sağlamak için de neredeyse tüm medyanın ele geçirildiğini sanırım söylemeye bile gerek yok.
Zaten böyle olmamış olsa…
Emperyalistler,  saldırganlıklarına nasıl haklılık kazandırabilirlerdi öyle değil mi?
İşte tüm bunlar bugün Suriye için kullanılmaktadır…
Önce hemen her ülkede olduğu gibi emperyalist batı tarafından desteklenen çeşitli örgütleri harekete geçirmek…
Ardından
Onları silahlandırmak…
Hatta yetmediğinde neredeyse 100 ülkeden yüz binlerce cihatçı ve psikopat katili ülkeye doldurup…
Araç, gereç, silah ve mühimmatla donatıp…
Sonrasında da…
Başka türlüsü açık işgal sayılacağından…
Sözde
Terörle mücadele etmek adı altında ilgili ülkeye müdahil olmak…
Bu arada da Suriye devleti ülkesini korumaya çalışıp teröristleri etkisiz hale getirmeye kalkınca da…
“Siviller öldürülüyor” gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırıp doğrudan silahlı müdahaleye zemin hazırlamak…
İşte bugün; ortada daha henüz hiç bir kanıt yokken yapılan “kimyasal silah kullanılıyor” yaygarasının da…
Batılı emperyalistlerin Suriye’ye saldırısına fırsat yaratmak dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.
Tabi bu arada bizim ülkemizi yönetenlerin ABD’ye bağlılığına ve kraldan çok kralcı olmalarına da asla şaşırmıyoruz…
Neden mi?
Bakın şimdi
ABD’ nin Afganistan’a müdahalesinde kimin yanındaydılar?  ABD’nin değil mi?
Ya Libya’da durum çok mu farklıydı, Libya’nın yıkılmasıyla ilgili toplantılar nerede yapıldı sanıyorsunuz?
Peki, Irak’da kimin yanındaydık?
Ve anlaşıldığı üzere Suriye ‘de de durum değişmiyor…
Demek istediğim…
Bir ulus için en önemli olan şey ulus bilincidir…
O ulursa bağımsızlığınızı koruyabilir…
Emperyalizme tavır alır, mücadele edebilirsiniz…
Ama o yoksa…
Kendinizi bir anda Müslümanlarca kutsal kabul edilen Miraç gecesinde bile Müslüman ülkelere yapılan emperyalist saldırıyı destekler…
Müslüman kanını dökenleri alkışlar olarak bulabilirsiniz…

14–04–2018

Nusret KEBAPÇI

15 Temmuz 2015 Çarşamba

ULUSALCILIĞA KİM KARŞI OLUR?


Geçtiğimiz günlerde başbakan kendilerinin mücadele ettiği siyasi akımları sayarken ulusalcılığı da ekleyiverdi. Gerçi bu tür bir söylem ilk defa kullanılmıyordu ama insan ister istemez merak ediyor…
Bir parti…
Dernek…
Sendika…
Meslek odası…
Veya kişi…
Ulusalcılığa neden karşı olur?
Ya da olmalı mı?
Bence isterseniz üzerinde biraz tartışalım…
Önce tanımdan başlayalım…
Nedir ulusalcılık;
Öncelikle belirtmeliyim ki…
Bu bir anlamda ulus devletten yana olmak anlamına da gelmektedir.
Yani
Tek bayrak.
Tek vatan.
Tek millet.
Tek dil.
Bu tür devletlerde ki dünyada ki oranları yüzde doksanların üzerindedir her ne kadar birçok etnik kimlikten insan bulunsa da…
Tüm halk tek bir millet kimliğinde birleşmişlerdir…
Bu durum o ülkelerin federatif olup, birçok eyaletinin bulunmasıyla falan da değişmez…
Örneğin ABD, her ne kadar birçok eyaletten oluşmuş olsa da…
Sonuçta…
Tümü tek Amerikan kimliği altında birleşmektedirler.
Kaldı ki
Dil birliği yasası ile İngilizce den başka her hangi bir dilin resmi dil olarak kullanılması falan da söz konusu değildir…
Almanya;
Federatif bir devlet midir?
Elbette.
Zaten biraz internetten sorgulama yapan hemen herkes bu sonuca çabucak ulaşır da…
Önemli olan şu…
Her ne kadar federatif de olsa…
Eyaletlerden de oluşsa…
Sonuçta tek bir kimlik olan “Alman Milleti” kavramı, bu kimliği anayasa da çok güzel ifade etmektedir…
Peki; ya bizdeki etnik kimliklere özgürlük konusunda ahkâm kesen Fransa…
Sahi onlarda durum ne merkezde bilen var mı?
Çok açık söyleyim…
Onlarda da öyle bizdeki tartışmalarda yaşandığı gibi Fransız demeyelim Fransalı diyelim gibisinden herhangi bir tartışma da yaşanmıyor…
Ne diyor anayasası…
“Fransız halkı.”
Anlayacağınız durum bu kadar net…
En özlü söylemle ulus devleti ve ulusal çıkarları kararlı bir şeklide ifade etmek anlamına gelen ulusalcılığa…
Kimler, neden karşı çıkar biliyor musunuz?
Zaten bir tane anlamı bulunuyor…
Küresel sermayenin taşeronu değilseniz hiç kimse…
Yani; ister İslamcı olun…
İster liberal…
Veya sosyalist, durum değişmez, önünüzde her zaman iki seçenek bulunacaktır…
Ya kendi ulusunuzun çıkarını savunacaksınız…
Ya da küresel sermayenin…
Ortası yok…

12–06–2015

Nusret kebapçı

26 Aralık 2010 Pazar

“İLERİ” DEMOKRASİ

“İLERİ” DEMOKRASİ


Sözüm ona Referandumda evet oyu çıkarsa topluma demokrasi ve özgürlük gelecekti.
Sonunda geldi gelmesine ama…
Bu gelenin tam bir demokrasi olduğunu söylemek oldukça zor…
Hem zaten uygulayıcılarına da haksızlık etmeyelim…
Bu uygulanan demokrasinin daha da ilerisi, bir başka deyişle de BOP demokrasisi.
Yani demokrasi ve özgürlük adına öne sürdüğünüz talepleriniz BOP’ un gerçekleştirilmesiyle paralellik arz ediyorsa…
Lozan’a değil SEVR’e hizmet ediyorsa, inanın sonuna kadar özgürsünüz.
Yok, eğer talepleriniz işçilerin, öğrencilerin gerçek sorunlarını yansıtıyorsa biliniz ki size özgürlük falan yok.
Siz yaşadığınıza dua edin.
Son günlerde bir biri ardına yaşanan üniversite gençliğinin protesto eylemlerinde çok vahim sonuçlar ortaya çıktı. Birçok gencimiz biber gazından nasibini alıp fenalaşırken…
Çok sayıda öğrenci de coplanmanın sonucunda yaralandı.
Hatta o kadar ki…
Bu coplanmanın sonucunda bir öğrencinin burnu kırılırken başka bir hamile kız öğrencinin çocuğu bile öldü.
İşte tüm bu gelişmeler demokrasinin ülkemizde ne kadar ileriye götürüldüğünün de bir göstergesidir.
“Coplanma özgürlüğü…”
“Tekmelenme özgürlüğü…”
“Burun kırılması özgürlüğü…”
Kısacası “demokrasi” adına ne ararsanız hepsi var.
Gerçi bu tür eylemler her ne kadar tüm topluma örnek olmaması için çok sert önlemlerle bastırılsa da, aslında yaşanan gelişmeler bazı şeylerin habercisidir de aynı zamanda.
Eğer bir ülkede üniversitelerdeki gençler sesini çıkarmaya başlamışlarsa biliniz ki o ülkede iktidarın ömrü artık bitmek üzere demektir.
Bazen tıbbi teknolojiler kullanılarak uzun yaşatılmaya çalışılsa da…
Sonuçta yönetimin son kullanma tarihinin bittiği ayan ve beyan ortadadır.
Aslında herkese sormak gerekiyor…
Demokrasi sadece belirli süreler sonunda oy kullanma hakkı mıdır?
İnsanlar çok hata yapan bir yönetimi nasıl uyarabilirler.
Eğer bu hatalar ülke için çok kötü sonuçlar da doğuracaksa, uygulanacak yol sadece bir dahaki secim dönemini beklemek olabilir mi?
Böyle bir demokrasi olabilir mi?
Demokrasilerde aslolan bu protestoları hazmedip uyarıları dikkate alarak gereğini yapmaktır.
Yoksa kitlelerin haklı taleplerini zor kullanarak bastırmak değil.
Bu işin bir yanı…
Peki, siz…
PKK’nın sık sık ülkenin birçok yerinde, özellikle güneydoğuda…
Çoğu kez herhangi bir olayın yıl dönümünü ya da imralı’daki liderlerinin saçını, odasının birkaç cm daraltılmasını bahane ederek, bırakın yürüyüşü falan…
Taş üstünde taş bırakmayıp kamu araç ve mallarına saldırarak ortalığı ateşe verdiğinde…
Her fırsatta Kürdistan kuracaklarını gözümüzün içine baka baka haykırarak, yasadışı örgütlerinin afişlerini taşıdıklarında, hiç aynı şiddette tepki gösterildiğini gördünüz mü?
Göremezsiniz, görmeniz de çok mümkün değil…
Çünkü PKK bu gün ABD’nin BOP’ u gerçekleştirmek için kullandığı bir taşerondur…
Yani kısacası
Bu gün Türkiye’yi bölmek için örgütlenip eylem yapmak serbest ama hükümete karsı çıkmak suç…
Ne diyelim BOP demokrasisi de bu olsa gerek.

09–12–2010
Nusret KEBAPÇI