eyalet sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eyalet sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2017 Cuma

NE İSTENİYOR?

NE İSTENİYOR?

Referandum bitti…
Şimdi sıra geldi başkanlıkla hedeflenen değişikliklerin yapılmasına…
Sahi siz nasıl bir değişiklik yapılacağını düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz öyle bunu bilmek için çok araştırmaya, öyle uzun uzun incelemelerde bulunmaya falan da gerek yok.
Sadece biraz bilinçli olup algılarınızı açık tutmak yeterli olacaktır.
Hem zaten kendileri de bunu çoğu zaman pek çok şekilde de ifade etmektedirler…
Tabi bunu yaparken de fikirlerin her zaman en yetkililerin ağızlarından değil de…
Genelde danışman ve çeşitli gazeteciler aracılığıyla duyurulması…
Yönetenlere…
Sanki konuyla ilgileri yokmuş gibi davranma…
Hem de hiç oralı olunmayarak toplumun tepkisi ölçmek gibi bir fırsatı da beraberinde sunmaktadır…
Yani bir süredir…
“Hilafet…”
“İkinci Osmanlı…”u
“Eyalet sistemi…”
Hatta “kendi devletlerini kuracaklarını” söyleyenlerin hepsi hiç lamı cimi yok gerçeği söylemektedirler…
Yani uzun sözün kısası…
Başkanlıkla ulus devleti yıkıp…
Yerine etnik ve dini eyaletlere ayrışmış Osmanlı benzeri çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta ulusal ekonomisi yerle bir edilen…
Çok borçlu bir ülke olmamız hedeflenmektedir.
Bu ulusal ekonominin tasfiyesi ve aşırı borçlanma, aslına bakarsanız işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir…
Çünkü herkes bilir ki…
Ulusal ekonomisi çok güçlü…
Halkının refah düzeyi yüksek…
Gelir dağılımı iyi olan, bir ülkede hiç bir güç, toplumu etnik ve dini kimlikçiklere ayıramaz…
Emperyalizm de bunu bildiğinden
Önce ulusal ekonominin elden çıkarılmasıyla işe başlanır…
Ülkenin gelirleri azalıp, aşırı borç altına sokulup, gelir dağılımı dengesiz hale getirilince de…
Halkın güveneceği, halkına sahip çıkan ulus devletin yerini adım adım özellikle tarikat ve cemaatlerin kurduğu sözde yardım kuruluşları almaya başlar…
Böyle olunca da Toplumda yavaş yavaş bu yönde parçalanma da başlamış olacaktır…
Şimdi siz sanıyor musunuz, başkanlıkta da bugüne kadar olduğu gibi sendikanız, partiniz, meclisiniz olacak…
Sizler de mecliste tartışarak yasa yapıp…
Hak aramak için mücadele falan yapacaksınız…
İnanın sistem tam olarak oturduğunda bunların hiç biri olmayacaktır…
Neden mi? Bakın yıllardır hep aynı anlayış;
Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir .” Sözüne karşı çıkıp, egemenliğin tanrıda olduğu bir düzen özlemi çektiklerini söylemiyorlar mı?
Peki, kim yönetecek ülkeyi? En güçlü, en etkili cemaat ve tarikat değil mi?
Peki de değişmez yasaların olduğu bir sistemde…
Meclis…
Muhalefet partisi…
Sendika…
Dernek falan olabilir mi?
Demek istediğim…
Şimdi siz…
Laikliği küçümseyip…
Daha yüksek idealler peşinde falan koşuyorsunuz ya…
Bence bilmenizde yarar var
Laiklik varsa egemenlik millete ait oluyor ve demokrasiyle yönetiliyorsunuz…
Ama yoksa
Sisteminize ne ad koyarsanız koyun diktatörlükle yönetileceksiniz demektir…

04–05–2017
Nusret KEBAPÇI




16 Nisan 2017 Pazar

YA EYALET DENİLMESEYDİ…

YA EYALET DENİLMESEYDİ…


Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının danışmanlarından birinin eyalet sistemine ilişkin sözleri gündeme oturdu…
Oturdu ama bu ilk değildi…
Daha önce de başka bir danışmanı özerklik olması ve ülkenin eyaletlere ayrılması konusunda benzer şeyler söylemesine karşın…
Her nedense hiç ilgi çekmemişti.
Hadi diyelim ki…
“Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.” (Çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söylermiş.) Misali bu kez gerçek amaçlarını söylediler diyelim…
Ya söylenmeseydi…
O zaman bizim bu siyasilerimiz ne yapardı bilemiyorum ama…
Bence doğru olan…
Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyet konusunda yeterli bilince sahip olup, hangi davranış ve yasaların ulusal birliği, bütünlüğü bozabileceği konusunda uyanık olup…
Bu konuda atılan adımları zamanında fark edip
Toplumun da uyanık kalması için çaba harcamaktır…
Bakın daha 2002 yılında “Her halk kendi kaderini tayin etmede özgürdür…”  Diyen “İkiz Yasalar” ülke gündemine getirildiğinde…
Amaç federasyon değil miydi?
Ya Kalkınma Ajanslarıyla merkezi devleti zayıflatıp bu ajansların doğrudan başka ülkelerle anlaşma yapıp…
Yardım bile alabilmesine olanak tanınması…
Sizce farklı bir şey miydi?
Peki ya
Büyükşehir Yasası’nı bunun dışında düşünmek mümkün mü?
TC.’nin başta valilikler olmak üzere kamu kuruluşlarından kaldırılması…
Açılım…
Çözüm süreci…
Veya
Yerleşim yerlerinin adlarının eski etnik dildeki haline geri getirilmesinin eyalet sistemine bir hazırlık olmadığını kim söyleyebilir…
Bakın beyler!
Yıllardır
Anayasanın ilk dört maddesi neden değiştirilmeye çalışılıyor zannediyorsunuz…
Fazla geldiği için mi?
Elbette değil ama görüldü ki böyle açık açık milletin tartışmasına açılarak bu iş yapılamıyor…
Bu kez başkanlık yetkisi altına gizleyerek yapmayı denemektedirler…
Hem zaten tüm dünyanın üzerinde titrediği…
Ulus devletlerin bölünmez bütünlüğünün en büyük güvencesi olan üst kimlik durumundaki Türk kimliği…
Neden yıllardır çeşitli operasyonlarla yıpratılıp…
Yok edilmeye…
Dahası yok sayılmaya çalışılıp
Etnik ve dini kimliklere kapıyı sonuna kadar açıyorlar sanıyorsunuz…
Eyaletlere bölmek için değil mi?
Ya ikide bir…
“Başkanlıkla eyalet sisteminin bütünleştiği” vurgulanarak…
Bu olmadığı takdirde…
“Altı kaval üstü şişhane olur “ Diyenin sahi hangi ülkenin yöneticisi olduğunu düşünüyorsunuz.
Peki ya…
Türk vatandaşlığı kavramını yok sayarak yerine…
Türkiyelilik…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi ucube kavramlar koymaya çalışılmasına ne demeli…
Demek istediğim
Türk ulus kimliğini yani birleştirici harcı yok ederek, toplumu alt kimlikler olan etnik ve dini kimliklere ayırarak bölgede çıkarlarına engel olamayacak devletçikler yaratmak…
Emperyalizmin yüz yıllık vazgeçmediği bir projedir ama…
Siz tüm bu olup biteni görmezden gelip de…
Sadece bir sözle tepki gösterip…
Yine bir sözle ikna olabiliyorsanız…
Siz olsa olsa bu projenin bir parçası olabilirsiniz…
Başka da bir şey değil…

15–04–2017
Nusret KEBAPÇI







1 Şubat 2017 Çarşamba

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…


Şimdi siz iktidarın eğitim müfredatını değiştirmeye çalıştığını görünce belki içinizden…
Sırası mı?
Ya da neden müfredattan Atatürk…
Kurtuluş Savaşı…
İnönü…
Devrimler çıkartılıyor gibisinden düşünebilirsiniz de…
Bilinmesi gereken şey şudur.
Bir ülkenin ekonomisi…
Siyaseti nasılsa…
Ne tür bir rejim getirilmek isteniyorsa…
Eğitimi de bunun tıpa tıp aynısıdır.
Bu söylediğim de sadece Türkiye değil hemen her ülke için geçerlidir…
Nasıl mı?
Şöyle söyleyim…
Batı uzun bir süredir ulus devletin modasının geçtiğini…
Üniter devletten Atatürk’ten vazgeçilmesi gerektiğini bizim eskisi gibi eyaletlere ayrışmış yeni bir Osmanlı türünden federatif bir devlet olmamızı istemiyor muydu?
İşte bu başkanlık denilen…
Başkana merkezi devlette federatif değişiklikler yapma yetkisi veren sistem de…
Emperyalizmin federatif sistem dayatmasının eğitimde uygulamaya sokulmasından başka bir şey değildir.
Aslında konu ne biliyor musunuz?
Batı uzun süredir Atatürk’le kazandığımız…
Tarımı güçlü…
Sanayisi olabildiğince gelişmiş…
Hemen her konuda tam bağımsızlık ilkesine sonuna kadar bağlı…
Ordusu güçlü…
Sağlam bir millet yapısı olan Türkiye’den rahatsızdı…
Çünkü böyle bir Türkiye, emperyalizmin…
Hem askeri…
Hem de ekonomik planlarının önünde güçlü bir engel olarak görülmekteydi.
İşte bu nedenle 1980’lerden itibaren memleketin başına geçen emperyalist işbirlikçisi Neo liberal anlayış…
Bugüne kadar gelişen süreçte ekonomiyi…
Ekonomimizin kalelerini bir bir elden çıkarttı.
Böylece daha dünün kendi kendine yeten yedi ülkesinden biri olan biz, çok uzun olmayan bir süreçte emperyalizmin açık pazarı bile oluverdik…
Ama tüm bunlar onlar için, yani batılı emperyalistler için yeterli değildi…
Çünkü
Toplumda hala Milli bilinç…
Yani millet kimliği olduğu sürece onlarda biliyorlardı ki ellerindekileri kaybetmeleri her an mümkün.
İşte bu nedenle işi garantiye alıp…
Neredeyse sonsuza kadar ülkemizi sömürmek istiyorlar…
Bununda bilindiği gibi bir yolu bulunmaktadır…
Toplumdan ulus, yani milli bilinci…
Millet kimliğini silip…
Yerine…
Vatan…
Bağımsızlık…
Emperyalizm gibi kavramların olmadığı İslamcılığı koyarak çok kimlikli…
Çok kültürlü bir toplum yaratmak…
Hem düşünün…
Topluma eyaletlere dayanan bir başkanlık dayatılırken tekçi dedikleri tek millet esaslı bir eğitim devam edebilir miydi?
Elbette edemezdi…
İşte şimdi müfredat değişikliği adı altında yapılan da…
Eğitimin milli olmaktan çıkarılarak başkanlığa, federatif sisteme göre düzenlenmesinden başka bir şey değildir…

31–01–2017
Nusret KEBAPÇI



29 Ağustos 2015 Cumartesi

NELER OLUYOR?


NELER OLUYOR?


Bakın neredeyse Suruç olayından bu yana memleketin birçok yerinde terör olayları yaşanmakta ve…
Hemen her gün de şehit haberleri gelmeye devam etmektedir.
Peki, daha düne kadar…
İmralı’da görüşüp…
Oslo’da buluşup…
Dolmabahçe’de ortak mutabakat hazırlayanlar…
Neden birden bire ağızlarına savaş sözlerini dolamaya başladılar…
Hani birilerinin söylediği gibi…
Gerçekten PKK ile ciddi bir mücadele yapılıyor da…
Biz mi bilmiyoruz?
Yoksa işin içinde başka iş mi var?
Soruyu şöyle sormak da olası…
İktidar partisi…
Seçimde…
Son aldığının çok üstünde bir milletvekili çıkarmış olsaydı…
Yani 400 civarında…
Yine de çözüm denilen süreç bitirilir ve PKK ile mücadele edilir miydi?
Veya…
Anayasal değişiklik için yeterli sayıya ulaşılması nedeniyle
Gereken değişiklik yapılır…
Ortak milli kimlik ortadan kaldırılır…
Başkanlıkla birlikte özerk bölgelerin de bulunduğu…
Federatif bir sisteme geçilir miydi?
Yani bugün PKK’ya karşı ciddi mücadele edildiğini öne sürenlerin öncelikle bu soruya yanıt vermesi gerekiyor…
Şimdi bakın…
ABD tarafından bölgede büyük bir Kürdistan projesi adım uygulanmıyor mu?
Elbette uygulanıyor ve Irak’ın kuzeyinde bunun ilk aşaması gerçekleştirildi bile…
Sırada Suriye…
Türkiye…
Ardından da…
İran bulunuyor.
Şimdi bunları göz önünde bulundurarak şöyle bir düşünün…
Yıllardır bizi yönetenler…
Son on üç yılda İkiz Yasaların kabul edilmesinden başlayıp
Kalkınma ajanları…
Büyükşehir Yasası…
MEB görev tanımı değişikliği…
TSK iç Hizmetler Kanunu’nun 35.maddesinin değiştirilmesi dahil…
Hatta
Yerleşim yerlerine yerel dillerin verilmesinden tutun…
Kamu kurumlarından TC’nin kaldırılması ve…
Seçim bildirgesine bile koydukları Anayasadan Türk Milleti kavramının kaldırılmasına kadar…
Kısacası tüm adımlar…
Ulus devleti yıkarak, Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
İçinde başkanlığında bulunduğu, federatif bir devlet kurmak için yapılmadı mı?
Yapıldı.
Sözü tekrar son günlerde yaşanan terör olaylarına getirirsek…
Hani bazıları, hükümet ortağı oldukları halde bile, iktidarın PKK ile mücadele ettiğini falan düşünüyorlar ya…
Çok değil daha birkaç önce, hükümetin bir bakanı bu terör olaylarıyla ilgili açıklamasında:
“Bugün yaşanan kaos ve sıkıntıların sebebi bu ülkede başkanlık sistemi olmadığı içindir.”Demedi mi?
Anlamı neydi
“Başkanlığa çıkıncaya kadar kaos bitmeyecek…”
Yani terör bahane, başkanlık şahane ama her şeye rağmen 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm Türk Ulusuna kutlu olsun…

29–08–2015
Nusret KEBAPÇI

15 Temmuz 2015 Çarşamba

ULUSALCILIĞA KİM KARŞI OLUR?


Geçtiğimiz günlerde başbakan kendilerinin mücadele ettiği siyasi akımları sayarken ulusalcılığı da ekleyiverdi. Gerçi bu tür bir söylem ilk defa kullanılmıyordu ama insan ister istemez merak ediyor…
Bir parti…
Dernek…
Sendika…
Meslek odası…
Veya kişi…
Ulusalcılığa neden karşı olur?
Ya da olmalı mı?
Bence isterseniz üzerinde biraz tartışalım…
Önce tanımdan başlayalım…
Nedir ulusalcılık;
Öncelikle belirtmeliyim ki…
Bu bir anlamda ulus devletten yana olmak anlamına da gelmektedir.
Yani
Tek bayrak.
Tek vatan.
Tek millet.
Tek dil.
Bu tür devletlerde ki dünyada ki oranları yüzde doksanların üzerindedir her ne kadar birçok etnik kimlikten insan bulunsa da…
Tüm halk tek bir millet kimliğinde birleşmişlerdir…
Bu durum o ülkelerin federatif olup, birçok eyaletinin bulunmasıyla falan da değişmez…
Örneğin ABD, her ne kadar birçok eyaletten oluşmuş olsa da…
Sonuçta…
Tümü tek Amerikan kimliği altında birleşmektedirler.
Kaldı ki
Dil birliği yasası ile İngilizce den başka her hangi bir dilin resmi dil olarak kullanılması falan da söz konusu değildir…
Almanya;
Federatif bir devlet midir?
Elbette.
Zaten biraz internetten sorgulama yapan hemen herkes bu sonuca çabucak ulaşır da…
Önemli olan şu…
Her ne kadar federatif de olsa…
Eyaletlerden de oluşsa…
Sonuçta tek bir kimlik olan “Alman Milleti” kavramı, bu kimliği anayasa da çok güzel ifade etmektedir…
Peki; ya bizdeki etnik kimliklere özgürlük konusunda ahkâm kesen Fransa…
Sahi onlarda durum ne merkezde bilen var mı?
Çok açık söyleyim…
Onlarda da öyle bizdeki tartışmalarda yaşandığı gibi Fransız demeyelim Fransalı diyelim gibisinden herhangi bir tartışma da yaşanmıyor…
Ne diyor anayasası…
“Fransız halkı.”
Anlayacağınız durum bu kadar net…
En özlü söylemle ulus devleti ve ulusal çıkarları kararlı bir şeklide ifade etmek anlamına gelen ulusalcılığa…
Kimler, neden karşı çıkar biliyor musunuz?
Zaten bir tane anlamı bulunuyor…
Küresel sermayenin taşeronu değilseniz hiç kimse…
Yani; ister İslamcı olun…
İster liberal…
Veya sosyalist, durum değişmez, önünüzde her zaman iki seçenek bulunacaktır…
Ya kendi ulusunuzun çıkarını savunacaksınız…
Ya da küresel sermayenin…
Ortası yok…

12–06–2015

Nusret kebapçı

11 Şubat 2011 Cuma

EMPERYALİZM NE İSTER?

EMPERYALİZM NE İSTER?


Emperyalizmin karakteristik özeliğidir. Hem dünyanın hammadde depolarına hakim olmak, hem de tüm ülkeleri kendi pazarı haline getirmek ister.
Bu özellik, ülkelerin yönetimlerine (a) ya da (b) yöneticilerinin gelmesiyle de değişmez.
Düşünebiliyor musunuz?
Devasa bir sanayi…
Muhteşem bir askeri güç ve bu gücün elinde biriken ihtiyaç fazlası aşırı üretim…
Ve bu üretimin gereksindiği hammadde ve pazarlar işte sistem tamamen bu minvalde hareket etmektedir.
Eğer bunlardan biri eksik olursa yani ilgili ülke gerekli hammaddeyi sağlayamaz ya da elindekileri satacak pazar bulamazsa sistem tıkanır.
Zaman zaman hani kriz falan deniyor ya, işte ana noktası bu.
Bu sistemin tam olarak çalışabilmesi için…
Hani ulus devletler yıkılmalıdır falan gibi söz ediyorlardı ya işte işin bam teli burası.
Ulus devletler kendi sanayi ve tarım ürünlerine sahip çıkmayacak, kendi tarım ürünlerini emperyalizmin çıkarı için gözden çıkaracak ki, emperyalizm o ulus devlete girsin, pazarını kullansın, hammaddesini yağmalayabilsin.
Aslında tüm tezgâh ulus devletlerin birikim yapmayıp kendi milli kapitalizmlerini geliştirmemeleri üzerine kurulmuştur.
Çünkü
O ulus devlet kendi birikimini yaratıp kendi adına üretebilirse ve ürettiğini de yabancı güçlü sermayeden koruyabilirse, kalkınır ve emperyalizmin egemenliğinden kurtulur.
İşte emperyalizmin tüm çabası bu birikimi engellemek üzerine kuruludur.
Ne yapıp, edip o ülkenin birikim yapması engellenmelidir ki ilgili ülke bağımlılığını sürdürsün.
Elbette bunu yapabilmelerinin birçok yolu bulunmaktadır.
Öncelikle çeşitli borç yineleme anlaşmalarına konulan çeşitli maddelerle o ülkenin sanayi ve tarımda bağımsız gelişmesi engellenir…
Emperyalisdt ülkeye sağlanacak gümrük muafiyeti ve çeşitli vergi kolaylıkları bunların basında gelir…
Yok, bunlar da yetmezse bu sefer o ülkedeki üretim kuruluşları satın alınarak durdurulur.
O da yeterli gelmezse satın alınan fabrikalar kapatılıp, ilgili ülke tamamen doğrudan emperyalizmin pazarı haline getirilir.
Tabi bu arada eğer birazcık birikim falan da sağlanmışsa onun da kısa sürede yok edilmesinin yolları bulunur.
Ülke içinde çıkarılabilecek bir terör ya da kışkırtılan komşular arası bir savaş, inanın o birikimi çok kısa sürede eritecektir.
Yani esas amaç, ulus devletlerin birikim yapmamaları, kendi milli sermayelerini oluşturmamalarıdır.
Tabi tüm bu süreç sadece ekonomik baskıyla yapılmaz. Hatta bunu çok kolaylıkla yapabilmek için de, her zaman olduğu gibi o ülkedeki ulus öncesi dinsel ve etnik kimlikler…
Sözde demokrasi adına canlandırılır.
Çünkü…
Emperyalizmin o ülkede ulus bilicinin yok edilmesine ve ülkenin ulus öncesi dini ve etnik kimliklere ayrılmasına ihtiyacı vardır.
Çünkü ulus bilincinin olmadığı bir ülkeyi ele geçirmek çok kolay olduğu gibi…
Ayrıca bilinmelidir ki
O ulus öncesi dinsel ve etnik kimlikler, emperyalizmin her zaman yedeğindedir.

03–02–2011
Nusret KEBAPÇI

30 Ocak 2011 Pazar

İKİ DİL, İKİ MİLLET

İKİ DİL, İKİ MİLLET


Son günlerde yaşanan iki dillilik ve demokratik özerklik tartışmalarını izlerken toplumca bazı noktaları gözden kaçırıyoruz diye düşünüyorum.
Kürt partisi iki dillilik ve demokratik özerklik konularını gündeme getirince
Birden bire iktidar cephesinde bir panik yaşandı ve hemen iki dilliliğe ve demokratik özerkliğe karşı bir yaylım ateşi başladı.
Hatta hızlarını da alamayıp daha düne kadar ağızlarına alamadıkları tek bayrak, tek millet, tek dil edebiyatına bile sarıldılar.
Aslında ilginç!
Yıllardır açılım adı altında ülkemizde etnik kimlikler uyandırılırken, dillerini öğrenmeleri için televizyonlar, radyolar kurulurken hatta federasyon tartışmalarına bile sessiz kalınırken…
Neden birden bire böyle sert bir tepki ortaya konuldu?
Aslında nedeni gayet basit…
Ve kurnazca.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi için İstanbul’a gelen Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin söyledikleri zaten bunun açıklamasını yapar durumdadır.
Kendisine sorulan “Türk Hükümetinden önümüzdeki 6 aylık zaman zarfında, yani genel seçimlere kadar önemli adımlar atılmasını bekliyor musunuz?” Sorusuna verdiği cevap zaten bu gün yaşanan kargaşayı çok net biçimde ortaya koymaktadır.
Talabani bu soruya verdiği cevabında aynen şöyle demektedir.: ”Bence bunu beklemek ne mantıklı ne de makul .Seçimlere kadar beklemeniz gerekiyor.İnşallah seçim sonuçları çok iyi olacak.”
Yani daha önce hükümet açıklamalarında da belirtildiği üzere asıl final seçimlerden sonra…
Onun için iktidar partisinin kazasız belasız seçimleri alması gerekiyor.
İşte hele bir seçimler alınsın…
Hem zaten anayasa değişikliği referandumu sırasında da Başbakan birçok kez, “Asıl değişikliğin seçimlerden sonra yapılacağını” söylemedi mi?
Dolayısıyla seçimlere kadar bu konuyla ilgili önemli herhangi bir adım atılmayacağı görülmektedir.
Tabi bu arada…
Meclisteki Kürtçü partinin de acelesi bulunmaktadır.
Çünkü kendi tabanına seçimlerden önce kazanılmış bazı haklarla gitmek istemektedirler ki seçimlerde daha başarılı olabilsinler.
Ama görünen odur ki
Böyle bir acele aynı zamanda toplumda önemli bir tedirginliğe de neden olabileceğinden.
İktidar acısından son derece olumsuz olabilecektir.
İşte bu nedenle zaten daha önce de çeşitli kereler vurgulandığı gibi
Esas önemli adımlar seçimlerin arkasından yapılacaktır.
Aslına bakarsanız “ortak dil” milleti oluşturan öğelerin en başında gelmektedir.
Dili ayırdığınızda biliniz ki ülkeyi de bölersiniz.
Hani çok kültürlülük çok dillilik falan deniyor ya örneği var mı?
ABD bile ülkesinde yasayan çok sayıda azınlık olmasın karşın daha önce bir dönem uyguladığı iki dilli sistemi sürdürüyor mu?
50 kadar eyaletinden hangisi etnik dili öne sürebiliyor?
Bırakın onu, 1830’da bu günkü haliyle kurulan Belçika bile bu nedenle kopma noktasına kadar gelip 200 günü hükümetsiz geçirmiyor mu?
Yani kısacası dilin tekliği: milletin, bayrağın, vatanın tekliğini ifade eder.
Ama iki dil…?

30–12–2010
Nusret KEBAPÇI