16 Temmuz 2023 Pazar

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

TARİKATLAR VE CEMAATLER

 

Doğrusunu isterseniz tarikat, cemaat denilince insanın aklına ilk gelen şey bunların esas olarak Osmanlı döneminde tekke ve zaviyelerde faaliyet gösterip…

Vergi…

Askerlik gibi yükümlülüklerinin bulunmadığı…

Ancak bundan çok daha önemlisi bu tarikat ve cemaatler Birinci Dünya Savaşı sonucunda ülkemizin dört bir bucağı, zamanın emperyalistlerince işgal edilirken,  hiç tepki gösterip mücadele etmedikleri gibi…

Ne zaman ki halk; Atatürk önderliğinde Milli Mücadeleye başlıyor…

İşte o zaman milli kuvvetlere karşı saldırıya geçip ayaklanmalar çıkarmaya başlıyorlar. Öyle ki aralarında aylarca süreni bile var.

Yani anlayacağınız Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yılları içinde sadece dış işgalcilere karşı değil 30 civarında ayaklanma yapan İngiliz işbirlikçileriyle de savaşıldı.

Aslına bakarsanız bu türden örgütlerin bugünkü konumları da bundan çok farklı değil…

Günümüzde de ulus öncesi örgütlenmelerin tamamı; bir anlamda emperyalizmin ulus devletleri çökertme…

Yok etme…

Ülkeleri etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırma planlarının bir parçasıdırlar aynı zamanda...

Peki neden?

Ya da nasıl oluyor bu iş derseniz, öncelikle belirtmeliyim ki, ulus öncesi örgütlenmelerin tamamı ümmetçidir…

Yani genel bir İslam kardeşliğidir anladıkları…

Bundan dolayı da bu tür örgütlenmelerde; ulusçuluk gibi bir toprağı vatan ilan edip onu geliştirmek…

Üzerinde yaşayan halkı ulus haline getirmek için ulus esasına göre devlet kurmak, ortak bir kimlik,  tarih, dil, bayrak gibi ulusal kimliği pekiştiren kavramlar herhangi bir anlam taşımadığı gibi… 

Vatan.

Emperyalizm.

Bağımsızlık.

Sanayileşme.

Tarımı geliştirmek gibi kavramlar da hiç bir şey ifade etmemektedir.

Duyabileceğiniz belki sadece İslam’a yönelik saldırılarda biraz tepki olabilir, onun da ne kadar ciddi olduğunu İsveç’in NATO’ya kabul edilmesi konusundaki tutumlarda yaşadık…

Hazır konuya ulus devlet açısından giriş yapmışken öyle devam edelim ne dersiniz?

Çünkü bu tarikat ve cemaatler bugün; Atatürk tarafından kapatılıp mal varlıklarına el konulduğu hallerinden çok daha güçlüler…

Nedenine gelmeden, öncelikle konuya emperyalizmin bakış açısını anlamaya çalışarak bakmaya çalışalım ki konu biraz da olsa aydınlansın…

Bilinmeli ki emperyalizm, kendine yeterli…

Ekonomik ve siyasi sınırlarını koruyan, bağımsız, güçlü, ulusal birlikteliklerini sağlayan devletleri sevmez.

Bu tür ulus devletler, emperyalizmin karşısında her zaman çelik çekirdek gibidirler…

Kolay lokma değillerdir

Bu nedenle emperyalizm hedef aldığı ülkeyi her zaman olduğu gibi önce demokrasi karşıtı falan diye ilan eder…

Hedef ülkelerden oluşan listeler yayınlar…

Sonra da ilgili ülkelerde sözde demokrasi gerekçesiyle etnik ve dinsel kimlikleri canlandırmak yani ilgili ülkeyi parçalamak adına ne gerekiyorsa onu yapar…

Kısacası olayın emperyalizm açısından anlamı bu…

Peki, o zaman…

Bir ulus devlet, neden etnik ve dinsel kimliklerin örgütlenmesine, organize olmasına karşı çıkar?

Görmezden gelir, yok sayar…

Öncelikle bilinmeli ki ulus devlet; egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması anlamına gelmektedir…

Ulus’ta bu egemenliğini sağlamak için parlamento kurar, partiler oluşturur…

Yasa yapar…

Değiştirir…

Demek istediğim bugün kullandığımız kadın haklarından, sendika hatta düşünce özgürlüğüne kadar tüm yasal haklarımızı biz ulus devlete borçluyuz…

İşte bu; yani egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması

Parlamentonun oluşturulup, partilerin kurularak tartışılması…

Yasa yapılması…

Gerektiğinde yenilenmesi…

Değiştirilmesi…

Tarikat ve cemaatlere göre en büyük suç olup, tanrıya şirk koşmak olarak kabul edilmektedir.

Çünkü onlara göre “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin” değildir.

Bu nedenle insan yasa yapamaz…

Değiştiremez…

Olsa olsa var olan ilahi yasalara uyar ki…

Hiçbir ulus devlet,  kendi varlığını sorgulayan…

Dahası, onu düşman, yani darül harp olarak kabul ederek, yok etmeye çalışan hiçbir anlayışa izin vermez…

Veremez…

Biz hariç!

İşin bir başka yönü de…

Ulus devlet insanı sadece birey olarak kabul ettiğinden, kendi otoritesini sorgulayacak…

Karşı çıkabilecek…

Tüm kurum ve kuruluşlarda, din adına ayrı, paralel bir otorite veya hiyerarşiye de izin vermez…

Veremez…

İşte bu yüzden Atatürk, bu tarikat ve cemaatleri kapatıp tüm mal ve mülklerine el koyarak ulus devleti pekiştirmek…

Her kesimden halkı, sadece ulus yani Türk kimliği etrafında birleştirmeyi hedeflemişti.

Zaten dikkatle baktığınızda tüm yapılan Devrimlerin ve İlkelerin amacının da bu olduğu anlaşılacaktır.

Ancak ne yazık ki aradan 100 yıl sonra birileri akıllarınca Atatürk’ü itibarsızlaştırıp…

Ulus kimliği yani Türk adını gözden düşürüp…

Toplumu yoksullaştırıp…

Ülkeyi tekrar Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmayı amaçlamaktadırlar…

Elbette bunu başarıp başaramamaları, toplumun ulus bilincine, Atatürk’e ne derece sahip çıkıp çıkamayacağına doğrudan bağlıdır…

Ama aslında mihenk taşıdır…

Her kim ulus aidiyetine yani Türk kimliğine sahip çıkıp…

Bağımsızlıktan, Cumhuriyetten…

Laiklikten…

Sanayileşmekten…

Ülkemizi kalkındırmaktan yanaysa…

Ulus devletten…

Ancak yine her kim ki…

Üretmeyi…

Sanayileşmeyi…

Tarımı geliştirmeyi ağzına almayıp.  

Ulus yerine, Ümmetten…

Türk kimliği yerine tarikat ve cemaatlerden…

Ulusal bağımsızlıktan değil de…

ABD ve batı ile karşılıklı çıkar ilişkilerinden söz ediyorsa…

Bilin ki onlar da… 

Emperyalizmden yanadırlar, başka bir şeyden değil.

 

16-07-2023

Nusret KEBAPÇI

7 Temmuz 2023 Cuma

BOP DEDİK…

 

BOP DEDİK…

 

Biz yıllardır ABD’nin emperyalist politikalarına karşı çıkan ülkelerde olup bitenleri…

Hatta son 20 yıldır Büyük Orta Doğu Projesiyle ilgili çeşitli ülkelerde yaşananları ilgiyle takip ediyoruz.

Genelde olan şu…

Hedef alınan ülkelerde ABD’nin sözde demokrasi adına o ülke yönetimine dayattığı koşullar kabul görmezse, önce kukla bir muhalefet örgütleniyor…

Onlar; tüm dünya emperyalist medyasında, insan hakları savunucuları olarak hemen her yerde boy gösteriyor.

Sonrasında eğer ülkeyi yöneten iktidar bunu ciddiye almayıp direnirse de yaklaşık 100 civarında ülkede tezgâhlanan senaryo orada da aynen uygulanıyor.

Ne mi oluyor?

Bu kukla muhalefet bir yandan silahlandırılırken, diğer yandan da ne kadar ajan, çapulcu, psikopat varsa etkisi altındaki ülkelerden buraya gönderiliyor…

Sonrası malum, iç savaş…

Ya dış destekli muhalefet bazı bölgeleri ele geçiriyor…

Veya bazılarında da uçuşa yasak bölge ilan edilerek korunuyor…

Sonucunda da…

O bir zamanların üniter devleti paramparça oluyor ve gördüğümüz kadarıyla da kolay kolay bir araya gelemiyor.

Şimdi burada biraz dikkat…

Bu söylediğim olaylar tamamen ABD muhalifi iktidarlara karşı yapılanları anlatmaktadır.

Ya bu BOP uygulayıcısı parti iktidardaysa…

İşte o zaman durum tamamen değişmektedir ve ne yazık ki bunun daha önce yaşanmış pek bir örneği de bulunmamaktadır.

Ancak belki yaşayarak öğrenmek mümkün o da bilinçli bakılabilirse.

Bir an için ülkemizde böyle bir durum olduğunu varsayalım işe nereden başlanır dersiniz…

Ya da başlanıldı.

Bunu anlamak için son 20 yılda ülkemizde olup bitene dikkatle bakılması gerekiyor.

Öncelikle de ilk olarak şuan da ülkemizi yöneten iktidar partisinin ideolojisine…

Neden mi?

Çünkü ülke olarak son 20 yılda gerek ekonomik, gerekse siyasi değişimler, hiç bir şekilde tesadüf değil.

Yapılanlar tamamen bilinçli, istenilerek, planlanarak yapılmaktadır.

Öncelikle bilinmeli ki her ne kadar bazıları, mevcut iktidar için adı olmayan, yerli ve milli gibi unvanlar kullansa da esas olarak siyasal İslamcı bir ideolojiye sahiptir.

Ve bu ideoloji gereği de ulus kavramına, ulusal egemenliğe karşıdırlar.

Bu yüzden anladıkları tek şey ticaret yani alım satım olduğu için, ülke kaynaklarını pazarlamayı, hiç koşulsuz satmayı, ülkenin hemen her yerini yabancılara açmayı başarı olarak nitelendirmektedirler…

bu anlayış ekonomide nasıl neoliberalse …

Siyasette de kimlikçilerdir.

Milleti de bizim çağdaş anlamda anladığımız Türk Ulusu, Alman Ulusu, İtalyan Ulusu gibi ulus kimlik üzerinden değil,  tamamen dini,  bir zamanların Osmanlısında olduğu gibi İslam Milleti, Yahudi Milleti gibi tanımlamaktadırlar…

Hem zaten daha başkanlık seçiminin çok öncesinde yapılan açıklamalarda bile “federasyon olmadan başkanlık; altı kaval, üstü şişhanedir.” denilmesi…

Sıklıkla söylenen “Tek devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan’ın “yanına tek dilin ısrarla konulmaması, varılmak istenen sonucu pekala göstermektedir.

Aslında amaç baştan beri, Osmanlı benzeri federatif çok kimlikli…

Çok kültürlü…

Hatta çok hukuklu bir devlet.

Bunun için öncelikle toplum sözde demokrasi adına gerçekleştirilen değişikliklerle adım adım bu işe hazırlandı ki ileride yapılacaklara tepki gösterilmesin…

Önce çeşitli uydurma suçlamalarla ordu, ulusal olmaktan çıkarılarak zayıflatıldı ve siyasi hale getirildi.

Ardından sıradaki hedef, ulus yapımızın ortadan kaldırılarak halkın tamamen etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırılmasıydı.

Bu nedenle Türk adı hiç bir yerde kullanılmayıp yerine “Benim Milletim, Tek Millet, hatta Türkiyelilik,” gibi kavramlar konulmaya başlandı…

Hatta o kadar ki pek çok kez komisyonlar kurularak Anayasa değişikliği de yapılmak istendi ama değişmeyen tek şey…

Yani hedefteki değişiklik, her nedense Anayasanın ilk dört maddesiydi.

Tüm bunlar olurken, yani Türk ulus kimliği ortadan kaldırılmaya çalışılırken, her nedense adında Türk adı olanlar da dahil olmak üzere, hiç bir kitle örgütünden, meslek örgütlerinden tepki gelmemesi…

Ve bu örgütlerin Ulus, yani ortak kimliğimiz ortadan kalktığında işin nerelere varacağını öngörememeleri de işin gerçek anlamda ne boyutta olduğunu…

Daha doğrusu, gaflet ve aymazlığın ne yazık ki nerelere vardığını da göstermektedir.

Tabi iş sadece ulus kimliğin adından ibaret değil…

Sosyal devletin ortadan kalkması…

Ulusal ekonominin…

Limanlara varıncaya kadar neredeyse hemen her şeyin, 100 yıl önceki millileştirmenin tam tersi olarak, yabancılara devredilerek, devleti vergi dışında ekonomik kaynaklardan mahrum etmek de, ne yazık ki yapılmak istenilen planların yol haritasında bulunmaktadır.

Diyeceksiniz ki nasıl?

Doğrusunu isterseniz ekonomik olarak güçlü…

Halkının gelir düzeyi çok iyi olan…

Onları çok rahatlıkla besleyebilen, gelir düzeyi yüksek hiçbir ülke parçalanmaz…

Çünkü orada ulus devlet ekonomisiyle, sosyal desteğiyle…

Kısacası her şeyiyle halkın tamamına destek olduğundan, hiç kimse bu olanaklardan mahrum olmak gibi bir düşünceye girmez.

Giremez…

Halk için, o ulus devletin bir yurttaşı olmak, gurur kaynağı da olmaktadır aynı zamanda…

Parçalanan ülkelere bakın, neredeyse tamamının ekonominin çok az elde toplanıp halkının çok yoksullaşan ülkeler olduğu rahatlıkla görülecektir.

Yani ülke fakirleşecek…

Halk geçim kaygısına düşecek…

Ve tüm halkı birleştiren ortak ulusal bir kimlik de olmayıp ortalık etnik ve dinsel kimliklere kalınca varılacak sonuç kaçınılmaz gibi geliyor…

Ancak

Birileri yine de işi asla şansa bırakmak istemiyor…

Bu nedenle dilimize, kültürümüze yabancı olup, tamamen ABD ve batı ile çeşitli anlaşmalar yapılarak önemli bir kısmı asker olup ABDnin taşeronluğunu yapan 13 milyona yakın yabancı, ülkemize koşulsuz dolduruluyor…

Diyebilirsiniz ki çözüm yok mu? Ülke olarak siyasal İslamcı bu politikalara mahkûm muyuz?

Elbette değiliz.

Ama bunun için önce siyasette ulusçuluğu etkin kılacak bir siyasi yapılaşmaya ihtiyaç bulunmaktadır…

Şunda olduğu gibi birbirine seçenek gibi görünen iki neoliberal parti arasında tercih yapmak değil, benim kastettiğim…

Ortaya çıkacak siyaset, program olarak öncelikle…

Siyasette ulusçuluğu egemen kılıp...

Toplumu ayrıştırmak değil, bütünleştirmek, ulus kimliğimizi tekrar öne çıkarmak için gereken adımları atıp…

Sonra limanlar, fabrikalar, bankalar dahil elden çıkarılan tüm kamu mallarını, madenleri geri alıp…

Hasta garantili hastaneleri…

Uçuş garantili hava alanlarını…

Geçiş garantili yol ve köprüleri kamulaştırıp…

Hayvancılığı ve tarımı geliştirerek halkımızın doğru ve kaliteli beslenebilmesini toplumun önüne hedef olarak koymak zorundadır…  

Değilse

Biri siyasal İslamcı, diğeri sol görünen iki neoliberal parti arasında tercih yapmak,  ülkeyi emperyalizmin isteğiyle etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırıp, emperyalizme pazar yapmaktır…

Benden söylemesi.

 

07-07-2023

Nusret KEBAPÇI

 


21 Haziran 2023 Çarşamba

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

 

Ana muhalefet partisinin seçimi kaybetmesinin ardından partide değişim rüzgârları da esmeye başladı.

Sanıyorum bu rüzgâr gitgide hızlanarak…

Belki de

Fırtınaya dönüşerek bir süre daha devam edecek gibi...

Ancak; şu anda görünen değişim talepleri ne ilginçtir ki kişisel değişimle sınırlı görünüyor.

Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’nun yanında olan, hemen her konuda destek verip de neredeyse hiç bir eleştiri getirmeyen bazı kişiler, yavaş yavaş aday olabileceklerini söylemeye başladılar ama…

Bu tür bir değişim kesinlikle partiye yarar getirmeyecektir.

Neden mi?

Çünkü…

Şu ana kadar yapılan açıklamaların hiç biri mevcut yönetime ideolojik bir eleştiri getirmiyor.

Yani sorunun kaynağına ilişkin hiç bir söz söylemeyip, sadece o gitsin ben geleyim…

Hiç bir şekilde çözüm değil.

Bu nedenle öncelikle 2000’lerin başından bu yana, yani Kemal Derviş’in partiye katılmasıyla beraber yürürlüğe giren neoliberal anlayışla; tüm taşra örgütlerinin de katılımıyla büyük bir kurultay düzenlenerek hesaplaşılmalı ve sonrasında…

Parti tekrar program ve yönetim olarak 6 okta ifadesini bulan 1920’lerin ulusalcı anlayışa geri dönmeli...

Sonra ardından kongre sürecine geçilerek, bunu yürütecek kadroları iş başına getirmelidir…

Değilse…

Bu değişimler gerçekleştirilmedikten sonra partinin başına her kim gelirse gelsin bir şey ifade etmeyecektir.

Ben bunu söyleyince bazıları hemen, sen Atatürk’ün partisini eleştiriyorsun gibisinden…

Sadece ambalaja bakarak maval okuyabilirler ama iş öyle değil…

Aslında parti programına biraz göz atmak bile tüm bunları anlamak için yeterli gelecek ama…

Bizde sorgulamadan…

Okumadan…

Araştırmadan körü körüne itaat etme anlayışı var ya, o hemen her yerde egemen olan...

İşte bu nedenle genel olarak taban; köprülerin altından çok suların geçtiğini ne yazık ki fark etmiyor.

Doğrusunu isterseniz sadece program da değil…

Seçim bildirgeleri…

Yapılan konuşmalar da gereken ipucunu veriyor ama bu konuda…

Eğitim sistemimizden mi?

Yoksa Osmanlıdan gelen; yönetene körü körüne itaat etme anlayışından mı bilmiyorum, bizde sorgulama, eleştiri yapma anlayışı her nedense çok zayıf.

Devam edelim ve isterseniz sözlerimi somut kanıtlar üzerinden sürdüreyim…

Aslında partinin ulusçu olmaktan çıkması Deniz Baykal’ın Derviş’le yaptığı uzun süren bir toplantının ardından yapılan açıklamalarda da var…

Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil…

Hani son seçim döneminde Cumhur ve Millet ittifakı içinde yer alan bazı partilerin Türk Milleti yerine Türkiyelilik gibi ucube bir kimlik tanımına biraz da olsa tepki göstermiştik ya…

Gerçeği söylemek gerekirse öncesi de var…

Yıl 2015 ve Ana muhalefet partisinin 7 Haziran seçim bildirgesinde şu satırlara yer verilmektedir…

”Devlet yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında

Ayrım yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”

Ne anladınız?

Aslında anlamı gayet açık…

Burada…

“Ülkede bulunan her dini ve etnik kimlik, kültür, inanç vs. anayasada yer alacak ülkede temsil edilecek.”

Daha da açalım…

“Biz bunu yazarak tüm toplumu birleştiren ortak kimliğimiz olan ulus kimliği yani Türk kimliğini asla kabul etmiyoruz… “

“Biz hemen her türden inanç, kültür, dil ve yaşam tarzının kendini ifade edebileceği çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hedefliyoruz. Denilmektedir…

Hem zaten programda da sıklıkla piyasa ekonomisi vurgusunun yapılması…

Küreselliğe atıfta bulunulması ve bununla beraber ulus yani Türk kimliğine pek değinilmezken; sıklıkla dil, kültür, inanç ve yaşam tarzlarına özgürlük vurgusu yapılması, partide uzun süredir egemen olan neoliberal anlayışın da somut bir ifadesidir…

Peki, bu anlayışı partiye kim dayatıyor?

Veya

Bu konudaki akıl hocası kim, hangi örgüt? Diye aklınıza bir soru gelirse…  

İlk akla gelebileceklerden birisi TESEV’dir…

İşte bu SOROS’un Türkiye’deki örgütlerinden biri olan TESEV,  özellikle ortak ulus kimlik vurgusu olmayan, yani Türk kimliksiz anayasa önerisini sivil anayasa adı altında pek çok kez dillendirip yayınlamışlardır…

Şimdi diyebilirsiniz ki…

Tamam da; bunun partiyle ilgisi ne…

İlgisi şu…

Şuan da parti genel başkanı olan kişi, bu TESEV denilen örgütün 183 nolu kurucu üyesi…

Demek istediğim…  

Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, ekonomik bağımsızlığı öne alan, ulusal bütünlüğü sağlayan, ulusçu bir anlayışla mümkün olabilecektir.

Bunun da yolu öncelikle CHP’yi ulusculaştırmaktan…

6 Ok’a geri döndürmekten geçmektedir.

Gerisi hikâyedir…

 

21-06-2023

Nusret KEBAPÇI

9 Haziran 2023 Cuma

LAİKLİK OLMAZSA…

 

LAİKLİK OLMAZSA…

 

 

İsterseniz şöyle soru sorarak konuya başlayalım…

Laiklikle ülkede yaklaşık 20 küsur yıldır uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların ilgisi var mı?

Hani

Ülkede siyasal İslamcı bir parti 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetiyor ya…

Bazıları buna rağmen hala olup bitenin çok farkında olmayıp…

“Ne değişti bu 20 yılda” gibisinden maval okuyorlar ya, işte bu yüzden olup biteni onlar için çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakarsanız çok şey değişti

Hem de o kadar çok ki; ben sadece belli başlı, kendimce çok önemli gördüklerimi anlatsam yeterli.

Doğrusu

Ön yargısız bilinçli bir gözlemci de bunu pekala fark eder ama dedim ya yeter ki görülmek istensin.

Bunu bir anlamda toplumun sahip çıktığı değerleri göz önünde bulundurarak söylüyorum…

Ya da değişim sırasında sahip çıkmadıklarına…

Ben bu konuda hemen her zaman olduğu gibi ulus devlet…

Ulus kimlik falan yazınca bazıları bunu tam olarak anlayamıyor…

Benim kastettiğim Türk Kimliği.

İşte bu kimlik…

Adım adım ortadan kaldırılıp itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında…

Siz hiç…

Başta adında Türk olan sendika, dernek, meslek odası gibi örgütlerin çok ciddi bir tepki koyduklarını gördünüz mü?

Elbette hayır.

Görülmedi.

Bu tür ulusal örgütler zamanla değer kaybedip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken sahi ön plana çıkan örgüt ve liderler…

Yani her akşam televizyon ve sosyal medyada boy boy görünenler kimlerdi dersiniz?

Tarikat ve cemaat veya etnik kimlikçilik yapan bazı kişiler.

Peki neden?

Çünkü mevcut iktidar partisiyle değişen sadece bir hükümet değil…

Gerçeği söylemek gerekirse, rejim değişmektedir…

Demek istediğim 1980’lerden itibaren ülke ekonomisini yabancı sermayeye koşulsuzca açan neoliberal anlayış, bugün son hızıyla devam etmekte ve neo liberalizmin doğasında bulunan toplumdaki en büyük birliktelik olan ulus kimlik yok edilirken, yerine; siyasal İslamcılık aracılığıyla…

Emperyalizme hiçbir şekilde tepki göstermeyen…

Bağımsızlıktan bihaber, tarikat ve cemaatler ile ülkeyi etnik kimlik yönünden bölmeyi hedefleyen kimlikçi örgütlerler yer almaktadır…

Zaten ekonomiden anladıkları tek şey de ticaret olduğundan…

Ülkede değer taşıyan hemen her şeyin olabilecek en yüksek fiyata satılması ne yazık ki ekonomik başarı olarak tanımlanmaktadır.

İşte az önce saydığım sendika, dernek ve meslek odaları da ne yazık ki bu tür anlayıştan etkilenip…

Ulusal örgütler oldukları halde…

Ne yazık ki ulus kimliğe ve ulusal ekonomiye yapılan saldırılarda üzülerek söylüyorum sınıfta kalmışlardır.

Tabi bu arada bazıları, ulus kimliği ne yazık ki…

Sadece bizim ülkemizde var olup da, hiç bir batı ve diğer dünya ülkelerinde olmadığını varsayan…

Bu yok olduğunda yerini tarikat, cemaat ve etnik kimlikçilerin alacağından habersiz, araştırmayan bir kitle olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi bunu söyleyince bazıları hemen…

Yazının başında laiklik vardı ona hiç değinmediniz.

Ya da

Tüm bu ülkece yaşadıklarımızın laiklikle bir ilgisi var mı gibisinden bir soruda aklınıza gelebilir.

İşte şimdi sıra onda…

Bu konu açıklığa kavuşmalı ki laikliğin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiği anlaşılabilsin.

Çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım…

Eğer bir toplum laikse, kendisi hakkında kararları kendisi verebilen…

Yasa çıkaran…

Alınan kararları tartışan, yasa değiştirebilen…

Bunun için meclis kuran…

Hak aramak için örgütlenebilen…

Millet haline geliyor.

Devam edelim…

Millet olduğunuzda ancak üzerinde yaşadığınız toprak, vatan haline geliyor…

Vatan haline gelince de, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üzerinde yaşadığınız toprağı sahiplenmek…

Tarımı, sanayiyi, geliştirmek…

Ülkeyi kalkındırmak anlam kazanıyor…

Tersinden bakarsak…

Toplumda laiklik olmadığında siz zaten ümmetsiniz, sizi din adına birileri yönetir ve bırakın yasa yapıp örgütlenmeyi…

Yöneteni bile değiştiremezsiniz.

Ümmet olunca üzerinde yaşadığınız toprak da ister istemez vatan değil, arsa olmaktadır…

Haliyle öyle olunca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Ülkede sanayinin, tarımın gelişmesi falan da haliyle hikaye olmaktadır…

Demek istediğim…

Bir ülkenin gelişip kalkınması, bağımsız olması anlamında işin nirengi noktası laikliktir…

O varsa ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olabiliyorsunuz…

Değilse…

Bugün olduğu gibi yabancıların istediği gibi at oynattığı açık Pazar…

Tercih sizin…

 

09-06-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

26 Mayıs 2023 Cuma

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

 

Aslında her seçim dönemi, iktidarda bulunanlar açısından bir hesap verme…

Bir muhasebe dönemidir de aynı zamanda.

Böyle olunca son 20 yılı objektif bir şekilde değerlendirmekte haliyle bir anlamda zorunlu olmaktadır.

İsterseniz önce tüm halkı bir arada tutan ulusal kimliğimizden başlayalım…

Sizce bizi tüm etnik ve dinsel kimlikten halkı bir arada tutan…

Bir anlamda üst kimlik olarak da adlandırılan bir kimliğimiz var mı?

Zaten öyle olmuş olsaydı Türk kimliği itibarsızlaştırılmaya çalışılıp yerine etnik ve dinsel kimlikler konulmaya çalışılmaz…

Türk adını söylememek için bin dereden su getirerek…

Yerli ve milli gibi içeriği boş kavramlar ortaya atılmazdı.

Ve ayrıca…

Anayasadan kaldırılmaya uğraşılmaz…

Tam tersine değiştirmek isteyenlere karşı tepki konulurdu ama…

Ne yazık ki öyle değil.

Hem zaten bugün fiyat artışlarında bile sendikalar konuşamayıp…

Bu konu bile tarikat ve cemaatlere havale edilmişse ve üstelik…

Sıklıkla bu kesimin temsilcilerini medyada çokça görür olmuşsak bence üzerinde düşünmeye başlamamız gerekiyor…

Doğrusunu isterseniz…

Bu ulus kimlik ve ulus bilinci konusu sadece kendi başına ayrı bir konu değil.

Ülkemizi ilgilendiren hemen her konuyla doğrudan ilgilidir.

İsterseniz ekonomiden başlayalım.

Önce bir tespit yaparak konuya açıklık getirelim, sonra üzerinde zaten konuşacağız…

Eğer bir toplumda ulus bilinci yoksa şunu net olarak söyleyebiliriz…

O topluluğun üzerinde yaşadığı toprak parçası asla vatan değildir…

Ne midir? Ekonomik değeri olan arsa, başka hiçbir şey değil.

Böyle olunca ülkedeki hemen her türden sanayiyi…

Tarımı…

Bankaları…

Toprakları…

Yeraltı ve üstü kaynakları çok kolay elden çıkarabilirsiniz.

Tüm bunlara sahip çıkmak, ulus bilinciyle doğrudan bağlantılıdır.

Çünkü

Siyasal İslam ulus karşıtı olduğu için aynı zamanda da kimlikçidir de…

Hemen her zaman çok kimlikli…

Tüm etnik ve dini kimliklerin sözde kendini ifade ettiği bir düzenden yanadırlar.

Ve aynı zamanda çok hukuklu bir sistem de özlemleri arasındadır…

Bir anlamda toplumun parçalanarak asla emperyalizme karşı bir güç oluşturamayacağı bir düzendir istedikleri aynı zamanda…

Bunun yanı sıra, siyasal İslamcıların asla ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Yer üstü ve altı kaynakların millîleştirilmesi

Denizlerimize…

Adalarımıza…

Sahip çıkmak gibi bir düşünceleri de olamamaktadır.

Ekonomiden anladıkları…

Tamamen ticaret ve pazarlamadır…

Yani ülkenin tüm ekonomisini

Kaynaklarını…

Bankaları…

Yani kısacası…

Hemen her şeyini kendilerine göre en iyi fiyata vermek onlar için yeterlidir.

Gelelim dış politikaya…

Olaylara ulusun tümü açısından onların çıkarları açısından bakılmayıp sadece bir tarikat penceresinden bakılınca tüm dış politikada buna göre belirlenmektedir.

Önce diplomatların seçiminden başlayalım bu bile başına konu hakkında bir fikir verebilir düşüncesindeyim.

Siz hiç diplomasi ile ilgili bir fikre sahip olmayıp sadece tarikat ya da mezhep penceresinden olaylara bakıyorsanız…

İlişkileriniz de…

Seçtiğiniz diplomatlar da aynı olacaktır…

Yani yönetimi Müslüman olsa da mezhebinizle uyuşmayan ülkeler düşman…

Ama diğer dinler baş tacı.

Böyle olunca çok kolay bir şekilde ABD emperyalizminin bölgede büyük İsrail yaratıp onun karşısındaki diğer devletleri küçültme projesinin kolayca aleti durumuna da düşebiliyorsunuz…

Demek istediğim

Hani denilir ki

Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, diğer düğmeleri de yanlış iliklenecektir

İşte o ilk düğme

Laiklik ve ulus bilincidir.

Bilmem anlatabildim mi?

 

26-05-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


11 Mayıs 2023 Perşembe

SEÇİM DEMİŞKEN…

 

SEÇİM DEMİŞKEN…

 

 

Şunun şurasında seçime çok kısa bir zaman kaldı.

Sahi…

Oyunuzu hangi değerlere göre veriyorsunuz?

Sadece merak ettiğim için soruyorum…

Eğer siz bu soruya…

Yılların getirdiği bir alışkanlıkla…

Başka kişi ya da parti yok ki gibisinden bir yanıt veriyorsanız…

Yani bir anlamda her ne olursa olsun ben o partiden vazgeçmem gibisinden bir düşüncenin içindeyseniz…

Çok açık olarak söylemek zorundayım ki…

Kimse bu konuda kusura da bakmasın.

Siz…

Soran…

Sorgulayan…

Araştıran…

Yeri geldiğinde hesap soran bir cumhuriyet yurttaşı değil…

İlgili partinin müridisinizdir.

Çünkü

Cumhuriyetle, padişahlığı…

Padişah tebalığından Cumhuriyet yurttaşını ayırt eden en önemli şey birinde sadece itaat edip yapılan her türden olumsuzluğa katlanmak esas olurken…

Yurttaşlıkta…

Sormak, sorgulamak…

Gerektiğinde hesap sormak anlam kazanmaktadır.

Durum böyle olunca, biraz sorgulamak, yapılanları değerlendirmek çok fazla önem taşımaktadır.

Konuya biraz farklı yaklaşalım isterseniz…

Sizce emperyalizm…

Bunu ayırt etmeden ABD ve AB için söylüyorum hedef aldığı bir ülkede neler yapmak ister hiç düşündünüz mü?

Ben söyleyim…

Öncelikle ordusunu küçültmek, zayıflatmak ve ulus devletini savunur konumdan uzaklaştırmak ister ki…

O ülkede yapmayı planladığı şeyler için ayak bağı olmasın.

Bu konuda söylenecek pek çok şey var ama şu kadarını söyleyim bugün askeri hastanesi olmayan dünyadaki tek orduyuz.

Neyse devam edelim…

Emperyalizm bilir ki ulusal ekonomisi güçlü bir ulus devlet üzerinde herhangi bir şekilde başarılı olma şansı bulunamaz…

Bu nedenle ilgili ülke yönetimlerine özellikle siyasal İslamcı partileri getirir ki…

Böylece Orduyu, Ulus devleti, Ulus kimliği etkisiz hale getirebilsin…

Biliyorlar ki bu partiler ulus devlet yapısına ve ulus kimliğe düşman oldukları için emperyalizmin hedeflerini gerçekleştirmek için tam biçilmiş kaftandırlar. Zaten daha iyisi de bulunamaz.

Böylece bu siyasi partiler aracılığıyla ulusal ekonomi tarumar edilir.

Devletin elinde ekonomik anlamda hiç bir şey bırakılmadığı gibi neredeyse yabancıların eline geçmeyen şirket bile bulunmaz.

Ama emperyalizm bununla yetinemez…

Çünkü

Gelecekte iktidara gelebilecek ulusçu bir parti, emperyalizmin uzun vadeli planlarını sekteye uğratabilir…

Bunun için eğitimden başlayarak hemen her alanda ulus kimlik yani Türk kimliği itibarsızlaştırılarak ortadan kaldırılır ki yerine din adına ümmet kimliği konulabilsin…  

Zaten bu konu ulus kimliğin yerine ümmet yani tarikat ve cemaat kimliğinin konulması, emperyalizmin en önemli hedeflerinden biridir…

Bilirler ki ancak böylece bizimki gibi ulus devletler bölünüp, parçalanıp çok zayıf ve etkisiz hale getirilebilir…

Ümmet kimliğinde millet ve vatan kavramı da olmadığından…

Hiç bir siyasal İslamcı, ülkesi üzerinde oynanan emperyalist politikaları fark etmez…

Görmez…

Göremez…

Zaten Siyasal İslamcıların yıllardır…

ABD emperyalizminin İslam ülkelerini bölüp parçalamak adına geliştirdiği BOP’a destek verip sadece Hazreti Muhammed karikatürlerine ve çeşitli ülkelerde Kur’an yakılmasına tepki gösterip…  

Ülkemiz üzerinde oynan politikalardan bihaber olmaları bunun göstergesi değil mi?

Ama emperyalizmin hedeflerine ulaşabilmesi için bu da yeterli gelmiyor…

İstiyorlar ki Ülke bir an önce ulus devlet olmaktan çıkarılarak etnik ve dinsel kimliklerle federatif hale getirilsin…

Hem zaten  “federasyon olmadan başkanlık, altı kaval, üstü şişhanedir.” demiyorlar mıydı?

İşte sınırların açılarak Arap nüfusun ülkeye doldurulmasının da…

Bir süredir birilerinin dilinden düşmeyen “sivil anayasa” kavramının da asıl amacı da bu.

Türk ulus devletine yasal olarak son vermek.

Diyeceğim…

Bu seçim eksiğiyle, gediğiyle son Türk devletinin…

Yani ulus devletimizin var ya da yok olma seçimidir de aynı zamanda…

Bilmem anlatabildim mi?

 

11-05-2023

Nusret KEBAPÇI