21 Haziran 2023 Çarşamba

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

DEĞİŞİM DEMİŞKEN…

 

 

Ana muhalefet partisinin seçimi kaybetmesinin ardından partide değişim rüzgârları da esmeye başladı.

Sanıyorum bu rüzgâr gitgide hızlanarak…

Belki de

Fırtınaya dönüşerek bir süre daha devam edecek gibi...

Ancak; şu anda görünen değişim talepleri ne ilginçtir ki kişisel değişimle sınırlı görünüyor.

Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’nun yanında olan, hemen her konuda destek verip de neredeyse hiç bir eleştiri getirmeyen bazı kişiler, yavaş yavaş aday olabileceklerini söylemeye başladılar ama…

Bu tür bir değişim kesinlikle partiye yarar getirmeyecektir.

Neden mi?

Çünkü…

Şu ana kadar yapılan açıklamaların hiç biri mevcut yönetime ideolojik bir eleştiri getirmiyor.

Yani sorunun kaynağına ilişkin hiç bir söz söylemeyip, sadece o gitsin ben geleyim…

Hiç bir şekilde çözüm değil.

Bu nedenle öncelikle 2000’lerin başından bu yana, yani Kemal Derviş’in partiye katılmasıyla beraber yürürlüğe giren neoliberal anlayışla; tüm taşra örgütlerinin de katılımıyla büyük bir kurultay düzenlenerek hesaplaşılmalı ve sonrasında…

Parti tekrar program ve yönetim olarak 6 okta ifadesini bulan 1920’lerin ulusalcı anlayışa geri dönmeli...

Sonra ardından kongre sürecine geçilerek, bunu yürütecek kadroları iş başına getirmelidir…

Değilse…

Bu değişimler gerçekleştirilmedikten sonra partinin başına her kim gelirse gelsin bir şey ifade etmeyecektir.

Ben bunu söyleyince bazıları hemen, sen Atatürk’ün partisini eleştiriyorsun gibisinden…

Sadece ambalaja bakarak maval okuyabilirler ama iş öyle değil…

Aslında parti programına biraz göz atmak bile tüm bunları anlamak için yeterli gelecek ama…

Bizde sorgulamadan…

Okumadan…

Araştırmadan körü körüne itaat etme anlayışı var ya, o hemen her yerde egemen olan...

İşte bu nedenle genel olarak taban; köprülerin altından çok suların geçtiğini ne yazık ki fark etmiyor.

Doğrusunu isterseniz sadece program da değil…

Seçim bildirgeleri…

Yapılan konuşmalar da gereken ipucunu veriyor ama bu konuda…

Eğitim sistemimizden mi?

Yoksa Osmanlıdan gelen; yönetene körü körüne itaat etme anlayışından mı bilmiyorum, bizde sorgulama, eleştiri yapma anlayışı her nedense çok zayıf.

Devam edelim ve isterseniz sözlerimi somut kanıtlar üzerinden sürdüreyim…

Aslında partinin ulusçu olmaktan çıkması Deniz Baykal’ın Derviş’le yaptığı uzun süren bir toplantının ardından yapılan açıklamalarda da var…

Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil…

Hani son seçim döneminde Cumhur ve Millet ittifakı içinde yer alan bazı partilerin Türk Milleti yerine Türkiyelilik gibi ucube bir kimlik tanımına biraz da olsa tepki göstermiştik ya…

Gerçeği söylemek gerekirse öncesi de var…

Yıl 2015 ve Ana muhalefet partisinin 7 Haziran seçim bildirgesinde şu satırlara yer verilmektedir…

”Devlet yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında

Ayrım yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”

Ne anladınız?

Aslında anlamı gayet açık…

Burada…

“Ülkede bulunan her dini ve etnik kimlik, kültür, inanç vs. anayasada yer alacak ülkede temsil edilecek.”

Daha da açalım…

“Biz bunu yazarak tüm toplumu birleştiren ortak kimliğimiz olan ulus kimliği yani Türk kimliğini asla kabul etmiyoruz… “

“Biz hemen her türden inanç, kültür, dil ve yaşam tarzının kendini ifade edebileceği çok kimlikli, çok kültürlü bir düzen hedefliyoruz. Denilmektedir…

Hem zaten programda da sıklıkla piyasa ekonomisi vurgusunun yapılması…

Küreselliğe atıfta bulunulması ve bununla beraber ulus yani Türk kimliğine pek değinilmezken; sıklıkla dil, kültür, inanç ve yaşam tarzlarına özgürlük vurgusu yapılması, partide uzun süredir egemen olan neoliberal anlayışın da somut bir ifadesidir…

Peki, bu anlayışı partiye kim dayatıyor?

Veya

Bu konudaki akıl hocası kim, hangi örgüt? Diye aklınıza bir soru gelirse…  

İlk akla gelebileceklerden birisi TESEV’dir…

İşte bu SOROS’un Türkiye’deki örgütlerinden biri olan TESEV,  özellikle ortak ulus kimlik vurgusu olmayan, yani Türk kimliksiz anayasa önerisini sivil anayasa adı altında pek çok kez dillendirip yayınlamışlardır…

Şimdi diyebilirsiniz ki…

Tamam da; bunun partiyle ilgisi ne…

İlgisi şu…

Şuan da parti genel başkanı olan kişi, bu TESEV denilen örgütün 183 nolu kurucu üyesi…

Demek istediğim…  

Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, ekonomik bağımsızlığı öne alan, ulusal bütünlüğü sağlayan, ulusçu bir anlayışla mümkün olabilecektir.

Bunun da yolu öncelikle CHP’yi ulusculaştırmaktan…

6 Ok’a geri döndürmekten geçmektedir.

Gerisi hikâyedir…

 

21-06-2023

Nusret KEBAPÇI

9 Haziran 2023 Cuma

LAİKLİK OLMAZSA…

 

LAİKLİK OLMAZSA…

 

 

İsterseniz şöyle soru sorarak konuya başlayalım…

Laiklikle ülkede yaklaşık 20 küsur yıldır uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların ilgisi var mı?

Hani

Ülkede siyasal İslamcı bir parti 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetiyor ya…

Bazıları buna rağmen hala olup bitenin çok farkında olmayıp…

“Ne değişti bu 20 yılda” gibisinden maval okuyorlar ya, işte bu yüzden olup biteni onlar için çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakarsanız çok şey değişti

Hem de o kadar çok ki; ben sadece belli başlı, kendimce çok önemli gördüklerimi anlatsam yeterli.

Doğrusu

Ön yargısız bilinçli bir gözlemci de bunu pekala fark eder ama dedim ya yeter ki görülmek istensin.

Bunu bir anlamda toplumun sahip çıktığı değerleri göz önünde bulundurarak söylüyorum…

Ya da değişim sırasında sahip çıkmadıklarına…

Ben bu konuda hemen her zaman olduğu gibi ulus devlet…

Ulus kimlik falan yazınca bazıları bunu tam olarak anlayamıyor…

Benim kastettiğim Türk Kimliği.

İşte bu kimlik…

Adım adım ortadan kaldırılıp itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında…

Siz hiç…

Başta adında Türk olan sendika, dernek, meslek odası gibi örgütlerin çok ciddi bir tepki koyduklarını gördünüz mü?

Elbette hayır.

Görülmedi.

Bu tür ulusal örgütler zamanla değer kaybedip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken sahi ön plana çıkan örgüt ve liderler…

Yani her akşam televizyon ve sosyal medyada boy boy görünenler kimlerdi dersiniz?

Tarikat ve cemaat veya etnik kimlikçilik yapan bazı kişiler.

Peki neden?

Çünkü mevcut iktidar partisiyle değişen sadece bir hükümet değil…

Gerçeği söylemek gerekirse, rejim değişmektedir…

Demek istediğim 1980’lerden itibaren ülke ekonomisini yabancı sermayeye koşulsuzca açan neoliberal anlayış, bugün son hızıyla devam etmekte ve neo liberalizmin doğasında bulunan toplumdaki en büyük birliktelik olan ulus kimlik yok edilirken, yerine; siyasal İslamcılık aracılığıyla…

Emperyalizme hiçbir şekilde tepki göstermeyen…

Bağımsızlıktan bihaber, tarikat ve cemaatler ile ülkeyi etnik kimlik yönünden bölmeyi hedefleyen kimlikçi örgütlerler yer almaktadır…

Zaten ekonomiden anladıkları tek şey de ticaret olduğundan…

Ülkede değer taşıyan hemen her şeyin olabilecek en yüksek fiyata satılması ne yazık ki ekonomik başarı olarak tanımlanmaktadır.

İşte az önce saydığım sendika, dernek ve meslek odaları da ne yazık ki bu tür anlayıştan etkilenip…

Ulusal örgütler oldukları halde…

Ne yazık ki ulus kimliğe ve ulusal ekonomiye yapılan saldırılarda üzülerek söylüyorum sınıfta kalmışlardır.

Tabi bu arada bazıları, ulus kimliği ne yazık ki…

Sadece bizim ülkemizde var olup da, hiç bir batı ve diğer dünya ülkelerinde olmadığını varsayan…

Bu yok olduğunda yerini tarikat, cemaat ve etnik kimlikçilerin alacağından habersiz, araştırmayan bir kitle olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi bunu söyleyince bazıları hemen…

Yazının başında laiklik vardı ona hiç değinmediniz.

Ya da

Tüm bu ülkece yaşadıklarımızın laiklikle bir ilgisi var mı gibisinden bir soruda aklınıza gelebilir.

İşte şimdi sıra onda…

Bu konu açıklığa kavuşmalı ki laikliğin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiği anlaşılabilsin.

Çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım…

Eğer bir toplum laikse, kendisi hakkında kararları kendisi verebilen…

Yasa çıkaran…

Alınan kararları tartışan, yasa değiştirebilen…

Bunun için meclis kuran…

Hak aramak için örgütlenebilen…

Millet haline geliyor.

Devam edelim…

Millet olduğunuzda ancak üzerinde yaşadığınız toprak, vatan haline geliyor…

Vatan haline gelince de, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üzerinde yaşadığınız toprağı sahiplenmek…

Tarımı, sanayiyi, geliştirmek…

Ülkeyi kalkındırmak anlam kazanıyor…

Tersinden bakarsak…

Toplumda laiklik olmadığında siz zaten ümmetsiniz, sizi din adına birileri yönetir ve bırakın yasa yapıp örgütlenmeyi…

Yöneteni bile değiştiremezsiniz.

Ümmet olunca üzerinde yaşadığınız toprak da ister istemez vatan değil, arsa olmaktadır…

Haliyle öyle olunca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Ülkede sanayinin, tarımın gelişmesi falan da haliyle hikaye olmaktadır…

Demek istediğim…

Bir ülkenin gelişip kalkınması, bağımsız olması anlamında işin nirengi noktası laikliktir…

O varsa ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olabiliyorsunuz…

Değilse…

Bugün olduğu gibi yabancıların istediği gibi at oynattığı açık Pazar…

Tercih sizin…

 

09-06-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

26 Mayıs 2023 Cuma

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

SAHİ NEYİ SEÇİYORUZ…

 

 

Aslında her seçim dönemi, iktidarda bulunanlar açısından bir hesap verme…

Bir muhasebe dönemidir de aynı zamanda.

Böyle olunca son 20 yılı objektif bir şekilde değerlendirmekte haliyle bir anlamda zorunlu olmaktadır.

İsterseniz önce tüm halkı bir arada tutan ulusal kimliğimizden başlayalım…

Sizce bizi tüm etnik ve dinsel kimlikten halkı bir arada tutan…

Bir anlamda üst kimlik olarak da adlandırılan bir kimliğimiz var mı?

Zaten öyle olmuş olsaydı Türk kimliği itibarsızlaştırılmaya çalışılıp yerine etnik ve dinsel kimlikler konulmaya çalışılmaz…

Türk adını söylememek için bin dereden su getirerek…

Yerli ve milli gibi içeriği boş kavramlar ortaya atılmazdı.

Ve ayrıca…

Anayasadan kaldırılmaya uğraşılmaz…

Tam tersine değiştirmek isteyenlere karşı tepki konulurdu ama…

Ne yazık ki öyle değil.

Hem zaten bugün fiyat artışlarında bile sendikalar konuşamayıp…

Bu konu bile tarikat ve cemaatlere havale edilmişse ve üstelik…

Sıklıkla bu kesimin temsilcilerini medyada çokça görür olmuşsak bence üzerinde düşünmeye başlamamız gerekiyor…

Doğrusunu isterseniz…

Bu ulus kimlik ve ulus bilinci konusu sadece kendi başına ayrı bir konu değil.

Ülkemizi ilgilendiren hemen her konuyla doğrudan ilgilidir.

İsterseniz ekonomiden başlayalım.

Önce bir tespit yaparak konuya açıklık getirelim, sonra üzerinde zaten konuşacağız…

Eğer bir toplumda ulus bilinci yoksa şunu net olarak söyleyebiliriz…

O topluluğun üzerinde yaşadığı toprak parçası asla vatan değildir…

Ne midir? Ekonomik değeri olan arsa, başka hiçbir şey değil.

Böyle olunca ülkedeki hemen her türden sanayiyi…

Tarımı…

Bankaları…

Toprakları…

Yeraltı ve üstü kaynakları çok kolay elden çıkarabilirsiniz.

Tüm bunlara sahip çıkmak, ulus bilinciyle doğrudan bağlantılıdır.

Çünkü

Siyasal İslam ulus karşıtı olduğu için aynı zamanda da kimlikçidir de…

Hemen her zaman çok kimlikli…

Tüm etnik ve dini kimliklerin sözde kendini ifade ettiği bir düzenden yanadırlar.

Ve aynı zamanda çok hukuklu bir sistem de özlemleri arasındadır…

Bir anlamda toplumun parçalanarak asla emperyalizme karşı bir güç oluşturamayacağı bir düzendir istedikleri aynı zamanda…

Bunun yanı sıra, siyasal İslamcıların asla ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Yer üstü ve altı kaynakların millîleştirilmesi

Denizlerimize…

Adalarımıza…

Sahip çıkmak gibi bir düşünceleri de olamamaktadır.

Ekonomiden anladıkları…

Tamamen ticaret ve pazarlamadır…

Yani ülkenin tüm ekonomisini

Kaynaklarını…

Bankaları…

Yani kısacası…

Hemen her şeyini kendilerine göre en iyi fiyata vermek onlar için yeterlidir.

Gelelim dış politikaya…

Olaylara ulusun tümü açısından onların çıkarları açısından bakılmayıp sadece bir tarikat penceresinden bakılınca tüm dış politikada buna göre belirlenmektedir.

Önce diplomatların seçiminden başlayalım bu bile başına konu hakkında bir fikir verebilir düşüncesindeyim.

Siz hiç diplomasi ile ilgili bir fikre sahip olmayıp sadece tarikat ya da mezhep penceresinden olaylara bakıyorsanız…

İlişkileriniz de…

Seçtiğiniz diplomatlar da aynı olacaktır…

Yani yönetimi Müslüman olsa da mezhebinizle uyuşmayan ülkeler düşman…

Ama diğer dinler baş tacı.

Böyle olunca çok kolay bir şekilde ABD emperyalizminin bölgede büyük İsrail yaratıp onun karşısındaki diğer devletleri küçültme projesinin kolayca aleti durumuna da düşebiliyorsunuz…

Demek istediğim

Hani denilir ki

Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, diğer düğmeleri de yanlış iliklenecektir

İşte o ilk düğme

Laiklik ve ulus bilincidir.

Bilmem anlatabildim mi?

 

26-05-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


11 Mayıs 2023 Perşembe

SEÇİM DEMİŞKEN…

 

SEÇİM DEMİŞKEN…

 

 

Şunun şurasında seçime çok kısa bir zaman kaldı.

Sahi…

Oyunuzu hangi değerlere göre veriyorsunuz?

Sadece merak ettiğim için soruyorum…

Eğer siz bu soruya…

Yılların getirdiği bir alışkanlıkla…

Başka kişi ya da parti yok ki gibisinden bir yanıt veriyorsanız…

Yani bir anlamda her ne olursa olsun ben o partiden vazgeçmem gibisinden bir düşüncenin içindeyseniz…

Çok açık olarak söylemek zorundayım ki…

Kimse bu konuda kusura da bakmasın.

Siz…

Soran…

Sorgulayan…

Araştıran…

Yeri geldiğinde hesap soran bir cumhuriyet yurttaşı değil…

İlgili partinin müridisinizdir.

Çünkü

Cumhuriyetle, padişahlığı…

Padişah tebalığından Cumhuriyet yurttaşını ayırt eden en önemli şey birinde sadece itaat edip yapılan her türden olumsuzluğa katlanmak esas olurken…

Yurttaşlıkta…

Sormak, sorgulamak…

Gerektiğinde hesap sormak anlam kazanmaktadır.

Durum böyle olunca, biraz sorgulamak, yapılanları değerlendirmek çok fazla önem taşımaktadır.

Konuya biraz farklı yaklaşalım isterseniz…

Sizce emperyalizm…

Bunu ayırt etmeden ABD ve AB için söylüyorum hedef aldığı bir ülkede neler yapmak ister hiç düşündünüz mü?

Ben söyleyim…

Öncelikle ordusunu küçültmek, zayıflatmak ve ulus devletini savunur konumdan uzaklaştırmak ister ki…

O ülkede yapmayı planladığı şeyler için ayak bağı olmasın.

Bu konuda söylenecek pek çok şey var ama şu kadarını söyleyim bugün askeri hastanesi olmayan dünyadaki tek orduyuz.

Neyse devam edelim…

Emperyalizm bilir ki ulusal ekonomisi güçlü bir ulus devlet üzerinde herhangi bir şekilde başarılı olma şansı bulunamaz…

Bu nedenle ilgili ülke yönetimlerine özellikle siyasal İslamcı partileri getirir ki…

Böylece Orduyu, Ulus devleti, Ulus kimliği etkisiz hale getirebilsin…

Biliyorlar ki bu partiler ulus devlet yapısına ve ulus kimliğe düşman oldukları için emperyalizmin hedeflerini gerçekleştirmek için tam biçilmiş kaftandırlar. Zaten daha iyisi de bulunamaz.

Böylece bu siyasi partiler aracılığıyla ulusal ekonomi tarumar edilir.

Devletin elinde ekonomik anlamda hiç bir şey bırakılmadığı gibi neredeyse yabancıların eline geçmeyen şirket bile bulunmaz.

Ama emperyalizm bununla yetinemez…

Çünkü

Gelecekte iktidara gelebilecek ulusçu bir parti, emperyalizmin uzun vadeli planlarını sekteye uğratabilir…

Bunun için eğitimden başlayarak hemen her alanda ulus kimlik yani Türk kimliği itibarsızlaştırılarak ortadan kaldırılır ki yerine din adına ümmet kimliği konulabilsin…  

Zaten bu konu ulus kimliğin yerine ümmet yani tarikat ve cemaat kimliğinin konulması, emperyalizmin en önemli hedeflerinden biridir…

Bilirler ki ancak böylece bizimki gibi ulus devletler bölünüp, parçalanıp çok zayıf ve etkisiz hale getirilebilir…

Ümmet kimliğinde millet ve vatan kavramı da olmadığından…

Hiç bir siyasal İslamcı, ülkesi üzerinde oynanan emperyalist politikaları fark etmez…

Görmez…

Göremez…

Zaten Siyasal İslamcıların yıllardır…

ABD emperyalizminin İslam ülkelerini bölüp parçalamak adına geliştirdiği BOP’a destek verip sadece Hazreti Muhammed karikatürlerine ve çeşitli ülkelerde Kur’an yakılmasına tepki gösterip…  

Ülkemiz üzerinde oynan politikalardan bihaber olmaları bunun göstergesi değil mi?

Ama emperyalizmin hedeflerine ulaşabilmesi için bu da yeterli gelmiyor…

İstiyorlar ki Ülke bir an önce ulus devlet olmaktan çıkarılarak etnik ve dinsel kimliklerle federatif hale getirilsin…

Hem zaten  “federasyon olmadan başkanlık, altı kaval, üstü şişhanedir.” demiyorlar mıydı?

İşte sınırların açılarak Arap nüfusun ülkeye doldurulmasının da…

Bir süredir birilerinin dilinden düşmeyen “sivil anayasa” kavramının da asıl amacı da bu.

Türk ulus devletine yasal olarak son vermek.

Diyeceğim…

Bu seçim eksiğiyle, gediğiyle son Türk devletinin…

Yani ulus devletimizin var ya da yok olma seçimidir de aynı zamanda…

Bilmem anlatabildim mi?

 

11-05-2023

Nusret KEBAPÇI

 

28 Nisan 2023 Cuma

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

TÜRKİYE BAYRAĞI

 

 

Son günlerde özellikle bir partinin Türk bayrağı ile ilgili açıklaması sosyal medyada gündeme oturdu.

Doğrusunu isterseniz bayrak ve Türk milleti ile ilgili bu türden düşünceler sadece o partiye ait değil, bugün neredeyse iktidar partisi içinden de olmak üzere pek çok partinin benzer yönde açıklamaları bulunmaktadır.

Ne denmişti bayrakla ilgili…

“Bizim bayrağın kendisiyle bir sorunumuz yok, adıyla ilgili sorunumuz var.”

“Niçin buna Türk bayrağı diyorsunuz? Türk bayrağı denince diğer etnik kimlikler de kendi bayraklarının da olması gerektiğini düşünebilirler…”

“Bu devletin adının Türkiye Cumhuriyeti olduğu ve Türk devleti tanımının kullanılmaması gerektiği.”

“Türkiye bayrağı da denilebileceği “ gibi çeşitli sözler, yapılan açıklamalarda yer aldı

Belki bu tür bir söylem bazılarına, sanki daha demokratikmiş…

Irkçılıktan uzak, daha insaniymiş gibi gelebilir ama iş o kadar basit değil…

Üstelik bu tür bir söylem ülkemizin geleceği açından son derece de tehlikelidir.

Peki neden?

Nedeni şu: Bu anlayış daha baştan itibaren ulus kimlik ve ulus devlet karşıtlığını ilan etmektedir…

Çünkü ulus devlete göre…

Ülkede bulunan tüm etnik ve dinsel kimlikler ulus kimlik potasında eriyerek farklı bir nitelik kazanır…

O kimlik artık, o ulusun ortak kimliğidir…

Yani kısacası bu kimlik ulusun kurucu unsuruyla birlikte anılan üst kimliktir.

Geriye kalan etnik kökeniniz…

Dini kimliğiniz…

Aileniz…

Soyunuz…

Bunların tamamı alt kimlik haline gelir.

Bu neredeyse tüm ulus devletlerde aynıdır.

Hani zaman zaman açıklamaya çalıştığımız…

Tek devlet.

Tek vatan.

Tek bayrak.

Tek dil.

Tek ekonomi.

Duygu ve düşünce birliği olarak da ifade ettiğimiz şey, ulus tanımının bilinen en yalın ifadesidir.

Ulus devletlerde bu özelliklerden herhangi birini çoğaltmaya kalkışmak, iki veya daha fazlaya artırmaya çalışmak, ulus devlete düşmanlık anlamına gelir ve tüm devletlerde en sert şekilde mutlaka cezalandırılır.

Buradan yola çıkarsak…

Hani nasıl ki uluslararası yarışmalarda, olimpiyatlarda ya da çeşitli spor dallarında yapılan karşılaşmalarda…

Türk sporcu…

Yunan sporcu…

Alman sporcu…

Rus sporcu tanımları kullanılıyorsa…

Yine aynı şekilde Almanya’da yaşayanlara, Almanyalı falan değil Alman…

İtalya’da yaşayanlara, İtalyalı değil İtalyan…

Rusya’da yaşayanlara, Rusyalı değil Rus…

İngiltere’de yaşayanlara İngiltereli değil İngiliz…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil yunan deniyorsa…

Türkiye’de de buna Türkiyeli falan değil Türk denilir.

İsterseniz konuyu biraz daha açmak adına örneklendirmeye çalışalım…

Hani diyelim ki…

Yurt dışındasınız ve bir yabancıyla tanıştınız.

Diyelim ki size soruldu…

Kimsiniz?

Sizin buna vereceğiniz yanıt, tam da bu işin mihenk taşıdır.

Türküm dediğinizde…

Karşınızdaki kişi; eğer diğer ülkelerle ilgili biraz bilgiye sahipse, hemen…

Türkçe diye bir dilinizin olup…

Başkentinizin Ankara olması yanında…

Bu ülkenin Atatürk tarafından kurulduğu gibi düşünceler kafasında belirecektir…

Ama

Türkiyeliyim dediğinizde sizce ne olur biliyor musunuz?

Ben söyleyim, hemen ardından ikinci soru gelecektir…

Kimlerdensin?

Yani sizden kim olduğunuz sorusuna bugün Suriye’de ve Irak’ta ABD’nin yapmaya çalıştığı…

Hani nasıl ki Suriye milleti değil de, Suriyeli Şiiler…

Suriyeli Kürtler…

Suriyeli Yezidiler falan deniliyorsa…

Ben Türkiyeli Kürdüm…

Türkiyeli Lazım…

Türkiyeli Çerkezim…

Türkiyeli Arabım demeniz beklenir.

Yani; uzun sözün kısası…

Ulus kimliği yani Türk kimliğini yadsıyarak her kim ki…

Türkiye Bayrağı…

Türkiyelilik gibi sözler söylemeye başlamışsa

Bilmelisiniz ki onlar kendilerine ne ad ve unvan takarlarsa taksınlar…

Emperyalizmin ülkemizdeki işbirlikçileridir…

Başka bir şey değil…

 

28-04-2023

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

 

 

11 Nisan 2023 Salı

SECCADE

 

SECCADE

 

Bildiğiniz üzere son günlerde yaşanan en ateşli tartışma seccade üzerine yapıldı.

Çünkü ülkemiz siyaseti özellikle ülkeyi 20 küsur yıldır yöneten iktidar açısından uzun süredir din sömürüsü üzerinden yürütülmektedir.

Şöyle bir geçmişe birazcık bakmak bile bunu görmek için yeterli.

Neydi bir zamanların en önemli gündem maddeleri…

“Başörtülü bacıma… “

Ve

“Camide içki içilmesi” de denilen konular.

  Bu iki konunun tamamen uydurma olduğu anlaşılsa da gereğinden uzun bir süre toplum gündemini meşgul edebildi.

Hem zaten sokak röportajlarına falan bakıldığında da benzer manzarayı hemen her yerde görmek mümkün.

Röportajı yapan soruyor…

“Pahalılığı kim yaptı?”

Bazılarında yanıt hazır

“Muhalefet.”

Hatta o kadar ki…

Kişi geçinememekten şikâyetçi olduğu halde “ölsem de, aç da kalsam oyum iktidar partisine” demekte bile hiç bir sakınca görmeyebiliyor…

Peki neden?

Nedeni şu…

Bu yaşadığımız süreçte toplumdaki ulus bilinci ve dahası sınıfsal bilinç çok azalıp…

Toplum cemaatleşince…

Doğrusu yaşadığımız olaylar garipsenemiyor.

Şimdi gelelim esas konuya…

Yani Ulus bilincine…

Sahi nedir bu ulus gerçekten biliyor muyuz?

Ya da şöyle söyleyelim…

İçinde bulunduğumuz toplumun, bu ulusun ne olduğu konusunda ne kadar bilgisi var?

Ya da herhangi bir topluluk, ulus olarak adlandırılabilir mi?

İşte tüm bunları anladığımız zaman kanımca çok yol kat etmişiz demektir.

O zaman en bilinen ya da bilinmesi gereken tanımla başlayalım…

Ulus neydi? Aynı toprak üzerinde yaşayan…

Ortak bir geçmişi, yani tarihi olan…

Aynı ekonomik sistemin içinde yer alan…

Ortak kültüre sahip…

Aynı dili konuşan insan topluluğudur.

Ve tüm bunları bize sağlayan şey de eğitimdir.

Yani ortak dili…

Kültürü…

Tarihi…

Sanatı…

Müziği…

Ulusumuza düşman olanların kimler olduğunu…

Ulusu nelerin tehdit ettiğini, içi ve dış tehlikeleri…

Bunlarla nasıl mücadele etmek gerektiğini…

Hemen her şeyi eğitimle öğrenir, sonraki kuşaklara eğitimle aktarırız ama bunun için ülkenin tamamında eğitimin aynı…

Yani ulusal olması ilk koşuldur.

Değilse hemen her yabancı ülke…

Her tarikat, her sermaye grubu…

Kendi okulunu açıp, kendilerine mürit yetiştiriyorsa…

Oradan ulusal birliğimiz yaralanmaya başlamış demektir…

Çünkü…

Bilinmeli ki devletin ulusal eğitimi devlete aidiyet…

Millete bağlılık ve herkese eşit yurttaşlık duygusu kazandırırken…

Kurulan tarikat, cemaat ve yabancı devlet veya sermeyenin okulları da…

Bu kurumlar her kime, hangi düşünce veya misyona aitse onlara aidiyet ve bağlılık duygusu kazandırmaktadır…

Her ne kadar ulus olarak tarihten ders almayı çok öğrenemesek de…

Ne yazık ki yakın tarihimiz bu türden örneklerle yeterince doludur.

Daha basit anlatmak gerekirse; ulus bilinci olmazsa, ülkeniz üzerine oynan emperyalist politikaları…

Sınıf bilinci olmazsa da nasıl sömürüldüğünü asla anlayamazsınız…

Şimdi diyeceksiniz ki…

Tamam, bunları anladık da yazının başlığında yer alan seccade konusuna hiç değinmediniz…

Zaten anlatmak istediğim de bu…

Eğer bir toplumda ulus bilinci olmazsa…

Ne Atatürk adının adım adım her yerden silinmesinin ne anlama geldiğinden haberiniz olur…

Ne Türk kimliğinin hemen her yerden kaldırılmasının ulus devleti parçalamak anlamına geldiğini fark edersiniz…

Ne de ülkemize on binlerce Afganlının doldurulmasından huzursuz olursunuz…

Hatta öyle ki…

Ekonominin tamamen milli olmaktan çıkarılıp yabancı pazarı olmamız bile size bir şey ifade etmez…

Çünkü seccade o kadar önemli ve büyüktür ki…

Tüm bunları kolayca örtebilir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

11-04-2023

Nusret KEBAPÇI