22 Eylül 2023 Cuma

ATATÜRK NEDEN HEDEFTE?

 

ATATÜRK NEDEN HEDEFTE?

 

 

 

Bilindiği gibi ATATÜRK uzun bir süredir birilerinin hedefinde, bunu sadece son günlerde medyaya yansıyan bir öğrencinin Atatürk’e hakaret anlamına gelen çok çirkin davranışı…

Ya da çeşitli dinci kesimden bazılarının Atatürk’e yönelik sözleri anlamında söylemiyorum.

Ama bilinen bir gerçek var ki ölümünün üzerinden neredeyse 85 yıl geçmesine karşın Atatürk hala hedefte.

Ve sanıyorum ki çok uzun bir süre de hedefte olmaya devam edecek.

Peki neden?

Şöyle söyleyelim Atatürk’e yapılan saldırılarla ne yapılmak, elde edilmek isteniyor…

İşte bence asıl önemli olan o.

Bunu, yani emperyalizmin ülkemize yönelik hedeflerini anlamadan sadece sözlere takılıp kalmak zaten doğru sonuca çıkmaz…

Bu yüzden emperyalizmin…

Onun ülkedeki işbirlikçilerinin amaçlarını öğrenmek toplumu bu konuda uyarmak kanımca çok daha doğru olacaktır…

Ama

Önce Atatürk bunları kızdıracak ne yaptı?

Veya bunlar hangi konuya neden tepki koyuyorlar? İsterseniz önce onun üzerinde duralım…

Hani hep söylüyoruz ya, hemen her düşünce kendinden önce gelen bir akımın devamıdır diye…

Bu konu da öyle…

Birinci mecliste en çok tartışılan, birilerinin tepki gösterdiği en önemli konular nelerdi biliyor musunuz?

Ben söyleyim…

Bir tanesi Saltanat ve hilafetin kaldırılması.

Diğeri de Laiklik.

Bildiğiniz gibi Atatürk’ün ön gördüğü Cumhuriyetin olabilmesi için öncelikle saltanatın yani padişahlığın…

Ardından da halifelik gibi zaten dünyada hiç bir geçerliliği olmayan kurumun kaldırılması gerekiyordu…

Geçerliliği yoktu diyorum dünyada Osmanlının halifeliğini kabul eden hiçbir İslam ülkesi olmadığı gibi, kaldırıldığında da…

Çok ilginçtir sadece İngilizler tepki koymuştu.

Tabi daha ilginci…

Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman imparatoruyla birlikte Müslümanları, Osmanlının yanında cihada çağıran Cihadı Ekber’e hiç bir İslam ülkesi destek olmazken…

İşgalci orduların içinde çok sayıda Müslüman asker bulunabiliyordu…   Gelelim laikliğe…

Şimdi birileri laiklik denilince ne yazık ki fikir kısırlığından dolayı hemen türbanı, başörtüsünü anlıyor…

Peki, laiklik bu kadar basit mi?

Neden bu kadar saldırıya uğruyor hiç düşündünüz mü?

İsterseniz bu konuya biraz açıklık kazandıralım

Bunun için de biraz yaşamımızla, içinde bulunduğumuz rejimle birlikte değerlendirelim, ne dersiniz?

Önce Millet olmaktan başlayalım, hani bunlar “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözünden nefret edip, karşı çıkarak topluma sadece ümmet olmayı dayatıyorlar ya, bilinmeli ki...

Eğer bir toplum ancak laik olabilirse millet oluyor ve egemenliği eline alabiliyor…  

Ve Millet olduğunda Parlamento kurup, ülkeyi yönetecekleri seçebiliyor.

Yasa yapabilip…

Gerektiğinde değiştirebiliyor…

Millet olmakla beraber toplum tebaalıktan yurttaşlığa geçince de haklarını korumak, savunmak amacıyla…

Dernek.

Sendika.

Meslek kuruluşları kurabiliyor.

Neyse devam edelim…

Ve ancak millet haline gelince…

Üzerinde yaşadığımız toprak vatan haline gelebiliyor.

Ve toprak vatan olduğunda, emperyalizme karşı mücadele…

Ekonomik bağımsızlık, sanayileşme…

Tarımı geliştirmek falan, anlam kazanıyor.

İsterseniz olaya bir de tersinden bakalım ki…

Emperyalizmin bizim gibi ülkelerde ulus devleti, ulus bilincini yok ederken neden siyasal İslamcılığı sonuna kadar desteklediği…

Veya siyasal İslamcılığın neden ulus bilincine, ulus devlete Atatürk’e düşman olduğu tam olarak anlaşılabilsin…

Eğer bir toplumda laiklik yoksa siz zaten ümmetsiniz…

Ümmet olunca da…                            

Sizi din adına birisi yönetiyor.

Yani öyle parti kurup, parlamento oluşturmak, seçim yapmak yöneticileri seçmek, yasa yapmak falan yok…

Böyle bir durumda size baştan verilenden başka haklar istemek de bunun için örgütlenip sendika dernek falan kurmak da söz konusu olamıyor.

Ayrıca

Millet değil, ümmet olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak da haliyle vatan değil, olsa olsa ancak arsa olabiliyor…

Böyle olunca da korunması için çaba harcanmaması, yabancılara kolaylıkla satılabilmesi, gözden çıkarılması da doğal hale geliyor…

Bu durumda da emperyalizme karşı mücadele…

Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirmek falan da haliyle hikaye oluyor.

Yani uzun sözün kısası…

Emperyalizm…

Ulusal ekonomileri bizde olduğu gibi yok ederek ülkeleri küresel kendi pazarı yapmayı amaçlıyor…

Bunun için de ülkedeki ulus bilincini yok etmesi, toplumu etnik ve dinsel parçalara ayırması gerekmektedir ki, toplum tekrar bir araya gelerek ulus olup, emperyalizmi ülkeden kovamasın.

İşte siyasal İslam’ın emperyalizmin yedeğinde, ulus bilincine, ulus devlete, Türk kimliğine, Atatürk’e saldırmasının esbabı mucibesi bu…

Onlar da biliyorlar ki ancak Atatürk’ü itibarsızlaştırabilirlerse…

Türk kimliğini…

Ulus bilincini…

Ulus devleti yok edip toplumu etnik ve dinsel parçalara ayırabileceklerdir…

Demek istediğim her zaman olduğu gibi bunda da iki seçeneğimiz bulunmaktadır.

Ya Atatürk’e sahip çıkıp ulus kimliği ve ulusal birlikteliğimizi, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı koruyacağız…

Ya da siyasal İslam’ın aleti olarak emperyalizminin istediği etnik ve dinsel parçalara ayrılıp kolay lokma olacağız…

Ortası yok.

 

22-09-2023

Nusret KEBAPÇI

13 Eylül 2023 Çarşamba

12 EYLÜL...

 

12 EYLÜL…

 

 

 

Yaşı ellilerin biraz üzerinde olanlar hatırlar, değilse yani o yaşların altındakiler olsa olsa yazılan makalelerden, kitaplardan öğrenirler ki, o da ne kadarı veya hangi açıdan bakılmışsa o kadarını öğrenebilirler ki işte orası pek belli değil.

İsterseniz o yılları yaşamış olanların gördüklerine…

Yaşadıklarına…

Okuduklarına biraz baksak neler akla gelir, ne öğreniriz biraz göz atalım.

Daha doğrusu öncesinden başlayarak…

Herkes şu tür söylemi büyüklerinden duymuştur.

“O dönemde ülke çeşitli kamplara bölünmüştü.”

“Gençlik arasında çok şiddetli çatışmalar oluyordu ki neredeyse hemen her gün ölümler bile oluyordu.”

İller…

İlçeler…

Köyler bile siyasi düşünceye göre bir yerinden ayrılıp, hangi düşünce bir tarafa hakimse, diğerleri o tarafa mümkün değil geçemezdi.”

Bu konuda görevlerinden alınanları…

Sürgün edilenleri…

Olağan üstü sayıdaki tutuklamaları…

İşkenceleri…

Diyarbakır cezaevinde yaşananları yazmaya kalksak bu satırlar yetmeyeceği gibi bunların her bir konusu 3,5 ciltlik kitap bile olabilir.

Ama tüm bunları anlatsak 12 Eylül gerçeğini…

Gerçek amacını öğrenebilir miyiz?

Sanmıyorum.

Aslına bakarsanız sadece yaşananlarla ilgilenmek hiç bir şekilde olayın gerçeğiyle çok ilgili olmayabilir.

Ya da şöyle söyleyelim…

Dünyada bugün bile pek çok ülkede darbeler tezgâhlanmaktadır, bu darbelerin görünüşteki nedeni…

Ülkeyi şiddetten kurtarmak…

Yönetim boşluğunu gidermek…

Kötü yönetimi…

Yolsuzluğu engellemek gibisinden pekâlâ olabilir ama sadece şu kadarını söyleyim…

Tüm daha önce yapılan…

Ve günümüzde de gerçekleşen darbelerin ekonomik bir nedeni mutlaka vardır.

Daha doğrusu her zaman gerçek neden odur.

Ama

Bu hiçbir şekilde ifade edilmez.

Her zaman tüm dünyada ve ilgili ülkede, darbenin yapılması için koşulların olgunlaştırılması…

Bir anlamda darbeye haklılık kazandıracak senaryonun yürürlüğe girmesi gerekmektedir.

Zaten yapılan darbelere birazcık bakmak bile bunu görmeye yeterlidir ama görünürdeki nedenden dikkatimizi alabilirsek.

İsterseniz konuyu açıklamak için bir soruyla başlayalım…

Sahi…

Bu darbelerin gerçekteki amacı nedir?

Hani gerçek neden ekonomik falan diyoruz ya…

Ne alaka ya da ekonomi bu işin neresinde gibi soru da akla gelebilir o yüzden söylüyorum.

Tüm darbelerin amacı…

Ulusal ekonomileri yıkıma uğratıp, tamamen uluslararası sermayenin talanına açmaktır. Elbette bunu yapabilmek için de öncelikle buna tepki koyabilecek, muhalefet edebilecek siyasi partilerin…

Sendikaların, demokratik kitler örgütlerinin baskı altına alınması,pasifize edilmesi gerekmektedir.

İşte görünürdeki neden bunu yapmayı sağlamaktadır.

Neyse devam edelim…

Yıl 1963.

Osmanlı’dan bu yana devam eden Avrupa hayranlığı ki…

Ülkemiz üzerinde çeşitli amaçları olduğu bilinmesine ve Kurtuluş Savaşı süresinde onlara karşı mücadele etmemize karşın ne yazık ki bu mandacılık hiç bitmedi.

Günümüzde de halen devam etmektedir.

İşte o 1963 yılında biz Avrupalı devletlerle bir anlaşma imzalıyoruz.

Adı da Ankara anlaşması.

İşte o anlaşmaya göre Türkiye 20 yıllık bir süre içinde kendisine uzmanlaşacağı sektörleri belirleyip kendisini geliştirecek…

Ve 20 yılın bitiminde yani 1983’te ülkeyi yabancı şirketlere açacaktı.

İşte bunu yapabilmek için de...

Ulusal bağımsızlıktan yana ne kadar parti, sendika, dernek, meslek odası, kısacası her türden demokratik kitle örgütünün de baskı altına alınıp susturulması gerekiyordu.

12 Eylül’le o yapıldı.

Şöyle bir bakın ilk özeleştirmeler, yabancı şirketlerin ülkemize gelmesi ilk ne zaman ve kimle başladı?

Aslında bu tek örnek değil emperyalizm o ülkede darbe tezgâhlamadan önce mutlaka kılıfını hazırlar ki dünya kamuoyu önünde haklılık kazanıp diğer ülkelerin desteğini alabilsin.

Hep aynıdır

Örneğin koskoca Irak sadece uydurma bir kitle imha silahları senaryosuyla ne hale geldi?

Ya Afganistan Usame Bin Ladin’ i arama amacıyla talan edilmedi mi?

Sizce Libya çok mu farklı oldu?

Neyse devam edelim…

 

Ülke hızla talana açılıp, ulusal ekonominin kaleleri bir bir elden çıkarılırken Ulusçu düşüncenin varlığını sürdürmesi beklenemezdi.

Çünkü ulusal bir uyanış her zaman için talanın sonunu getirebilirdi…

Bu yüzden, ekonomik ve siyasal bağımsızlıktan bihaber ulus karşıtı, siyasal İslamcılık ortaya atılarak desteklenecekti ki bu talan sonsuza kadar sürebilsin…

Demek istediğim olayları değerlendirirken cambaza değil, ekonomiye bakmak gerekiyor…

 Başka bir yere değil…

 

13-09-2023

Nusret KEBAPÇI

5 Eylül 2023 Salı

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

ULUS KİMLİK OLMAZSA…

 

                     Bugün ülkemize baktığımızda özelikle insan ilişkilerini esas aldığımızda, birbirimize sevgi, saygı, gibi kavramların genelde yok olduğunu ya da edildiğini.

Zaten görünürde bizi birbirimize bağlayan hani şu millet dediğimiz toplumda birliğe, dayanışmaya yarayan kavramın bir süredir çok uzaklarda kaldığını…

Yerini tarikat ve cemaat kimliklerinin aldığını pek çok olayda hepimiz yaşamaktayız.

Aslına bakarsanız; bunu sadece bir kaç gün önce Sırbistan’la maç yapan Voleybol Milli Takımımıza yaklaşımlarda bile görebilmek mümkün…

Halkımızın çoğunluğu Milli takımımızı, içinde kim, hangi cinsel tercihi var gibisinden bel altına inmeden büyük bir coşkuyla desteklerken…

Millî bilinç yoksunu birileri olaylara siyasal İslamcı pencereden bakarak daha önce “keşke Yunan kazansaydı”nın benzeri bir şekilde işi Sırbistan kazansına kadar götürebildiler.

Aslına bu, toplumda ulus bilinci yok edilirken yerine adım adım ümmet bilincinin konulmasıyla doğrudan alakalıdır.

Çünkü milli bilinç olmazsa…

Ülkenizin ekonomik durumunu…

Nasıl yönetildiğini…

Ülkeye milyonlarca yabancının doldurtularak demografik yapının neden değiştirilmeye çalışıldığını…

Toprakların…

Fabrikaların yabancılara satılmasının anlamını…

Neden tarımda dışa bağımlı hale getirildiğimizi asla anlayamazsınız.

Hem zaten siyasal İslamcı bir anlayışın sözlüğünde emperyalizm…

Bağımsızlık…

Sanayileşme…

Tarımı geliştirip ülkeyi kalkındırmak gibi kavramlar da bulunmamaktadır.

Aslında bu millet olmak veya ortak kimlik konusu o kadar önemlidir ki millet bilinci olmadığında toplumda ortak duygu ve düşünce olamayacağı gibi, ülkeniz için nelerin tehdit ve tehlike oluşturduğunu asla bilemiyorsunuz…

Durum böyle olunca biraz geçmişe gitmekte yarar var…

Osmanlı’nın son dönemlerine diyelim.

Hani bunlar kendilerine Osmanlı falan diyorlar ya, oralarda bu durum nasıl olmuş biraz göz atmakta yarar bulunuyor…

Bilindiği gibi Osmanlı zaten çok kültürlü, çok kimlikli, hatta çok milletli bir imparatorluk…

Bu nedenle ortak bir millet kavramı bulunmuyor.

 

O dönemi biraz araştırırsak Osmanlı’nın son zamanlarında çeşitli emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla ülke içinde çeşitli etnik ve dini pek çok ayaklanma çıktığını öğrenmek mümkün.

Zaten daha öncesinde de bu çeşitli dini ve etnik kimlikler ülke içinde bir anlamda bağımsız bile sayılabiliyordular.

Bunlar doğru dürüst vergi vermez…

Askerlik yapmazdı ama…

Zamanın ticareti…

Sanayisi…

El sanatları tamamen onlardaydı.

Neden bizimkiler bu işle ilgilenmediler? Gibisinden aklınıza soru gelirse diye söylüyorum…

Bizimkiler o yıllarda çok uzun sürelerle hem de o zamanki topraklar çok büyük olduğu için dünyanın öbür ucunda, diğer milletleri korumak adına askerlik yapıyorlardı.

Durum o kadar acıydı ki…

Oralarda şehit düşüp kalanlar olduğu gibi…

Esir düşenlerden de kimsenin haberi olmadı.

İşte o Osmanlı’nın son günlerinde…

Ayaklanmaların ortasında dönemin aydınları, ülkeyi bir arada tutabilmenin çarelerini araştırıyor…

Kendilerince bir çözüm bulmaya çalışıyorlardı.

Bunların içinde her bölgeye bir anlamda özerklik anlamına da gelebilecek ademi merkeziyetçilik yanında…

Kendisini Osmanlı kabul eden herkesi kucaklayacak din, dil, ırk farkı gözetmeden bir araya getirmeyi amaçlayan Osmanlıcılık da öneriler arasındaydı.

Bunun yanında…

Tüm dünyada Türkleri bir araya getirmeyi hedefleyen Turancılık ve...

Özellikle Abdülhamit döneminde de öne çıkan İslamcılık da bulunuyordu.

Bu birbirinden değişik, ülkeyi dağılmadan bir arada tutma önerileri pek çok kez tartışıldı, sonuçta bu önerilerin hepsinin çeşitli sakıncaları olması nedeniyle hiç biri başarı sağlayamadı…

Bu arada zaten emperyalist devletlerin desteğiyle diğer milletler başlarının çaresine bakarak bir biri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar ve hemen hepsi kendi devletlerini kurarlarken, sadece bir milletin devleti bulunmuyordu…

Zaten bu nedenle Büyük Önder Atatürk çok büyük bir öngörüyle elindeki, önemli kısmı tasfiye edilmiş askerle, diğer milletlerin kurtulmalarının sağlanamayacağını biliyordu…

Bu nedenle Türklerin çoğunlukta olduğu yerler dışında başka bir seçenek de görünmüyordu…

Hem işgalden kurtulmak adına kurdukları Kuvayı milliye türünden örgütlerle kurtuluş mücadelesi de zaten öncesinde de oralardan başlamamış mıydı?

Sonuçta mücadele merkezi hale gelip, o satıh tüm vatan olunca3,5 yıl süren bir mücadeleyle ülke tekrar düşmandan kurtarılıp bağımsız hale gelince sıra geldi…

Ülkede nasıl bir rejimin kurulması gerektiğine.

Geceler boyu tartışmalar yaşandı…

Hatta o kadar ki, birlikte mücadeleye girdiği silah arkadaşlarından ayrı düşüp tek başına kaldığı bile oldu.

Ama kararlıydı.

Bu ülkede Cumhuriyet kurularak, yaşayan tüm halk, yabancılarla aynı haklara sahip olacak…

Daha düne kadar nüfus sayımında bile yeri olmayan kadınlar da erkeklerle eşit hale gelecekti.

Ve ardından ekonomide bağımsız için de yabancıların elinde olan her ne varsa ki buna, liman, tren işletmeleri ve elektrik idaresinden tutun, bankalara kadar hepsi Türklerin eline geçecekti…

Sonuçta geçti de…

Ama bunun için öncelikle halkı ortak bir kimlik etrafında toplamak, bir ulus kimliği kazandırmak, ülkede yaşayan halkın ortak dil, kültür ve tarih etrafında birleştirilerek laik bir ulus devlet oluşturulması gerekiyordu.

Çünkü dünyada ülke halklarını ortak ideallerde birleştirebilen tek devlet sistemi ulus devlet modeliydi…

Bunun için ne gerekiyorsa o yapılarak ülkede herkesin sadece kadın, erkek değil, hemen her türden etnik ve dini kimlikteki insanların daha düne kadar hiçbir hakkı olmayan tebaa konumundan herkesin birbiriyle eşit olan yurttaş olması da sağlandı…

Yani bugün  

Hani birileri bu kadar emek ve mücadeleden sonra akıllarınca Ulus kimliği yok sayıp…

Yerine dini ve etnik kimlikçikleri koymaya çalışıp…

Memleketi milyonlarca yabancıyla doldurmaya çalışıyorlar ya…

Bilinmeli ki; ulus kimlik bir ülkenin tutkalıdır…

Çimentosudur…

Eğer onu yok sayıp toplumu etnik ve dinsel alt kimliklere ayırmaya kalkarsanız…

Sadece BOP’a hizmet edersiniz, başka hiç bir şeye değil…

 

05-09-2023

Nusret KEBAPÇI

27 Ağustos 2023 Pazar

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

EKONOMİDE DEVLETİ KÜÇÜLTÜRSEK…

 

 

 

Doğrusunu isterseniz ülkemiz genelinde yapılan tüm seçimlerde veya herhangi bir partinin taraftarı olurken, sanıyorum sözel bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir, ilgilendiğimiz partinin programını okumak, araştırmak, sorgulamak gibi bir alışkanlığımız olmayınca…

Sadece vaatlere, seçim döneminde verilen sözlere inanarak bu konudaki kararımızı vermekteyiz.

Böyle olup o sözlerin tam tersi bir uygulamayla karşılaşınca da haliyle toplum olarak örgütlü bir tepki koymak değil de, çareyi feryat etmede, elim kırılsaydı gibi sözlerle geçiştirmede buluyoruz ya…

Bu durumda genel bir bakış açısıyla çok fazla bir ayrıntıya girmeden partilere, onların ideolojilerine bakmak da haliyle zorunlu oluyor.

Birileri ideoloji falan deyince de hemen kendince, bizim parti Müslümanları temsil ediyor…

Ya da biz Atatürk’ün partisiyiz gibi söylemlerde bulunabilir ama bu bir siyasi partinin ideolojisi değil…

Öncelikle bunda net olmamız gerekiyor.

Çünkü bu tür söylemler tamamen görüntüdür.

Bir partinin gerçekten ideolojisini ülkeyi nasıl yöneteceğini anlamak istiyorsanız ilk yapılması gereken şey, parti programını okumak, araştırmak ve sorgulamaktan geçmektedir.

Ancak bu şekilde o partinin seçildiği dönem boyunca neler yapıp neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğini anlayabilirsiniz.

Diğeri; yani söylemle karar vermek, sizi her seferinde yanılgıya, ülkeyi belki de uçuruma götürebilir ama ne yazık ki, siz hiçbir zaman bunun farkında olmazsınız…

Buradan yola çıkarsak…

Partiler hangi tür söylemde bulunurlarsa bulunsunlar, hangi düşünceyi savunduklarını söylerlerse söylesinler gerçekte bunlar hiç bir şey ifade etmemektedir.

Asıl bu konuda bizi ilgilendiren şey partinin söylemleri veya oy almak için bazı kesimlere şirin gözükmesi değil…

Ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak nasıl yöneteceği…

Bunlar aslında gizli, saklı falan da değil, tüm partilerin programlarında üstelik çok açıkça da yazılmaktadır…

Bizi burada asıl ilgilendiren şey siyasi olarak o partinin ülkeyi ulusçu bir anlayışla mı?

Yoksa neoliberal bir şekilde mi yönetmek isteyip istemediğidir…

Biliyorum kafanız karıştı şu kadarını söyleyim, bugün ülkemizdeki tüm siyasi partiler bir anlamda Osmanlının son dönemlerinde kurulan partilerin devamıdırlar.

Bu sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada da böyledir.

Çünkü toplumda çeşitli sınıflar vardır ve mevcut partiler onların herhangi birinin çıkarını savunmaktadırlar. Bunu söylerken ilgili partilerin dini veya laik ya da milliyetçi söylemleri sizi asla yanıltmasın. aslolan ekonomik ve siyasi program olup buna göre toplumda hangi sınıfın, kimlerin çıkarını savunup, desteklediğidir.

Zaten bunları görüp fark etmeye başladığınız zaman çok yol kat etmişsiniz demektir yoksa inanın oy kullandığınız her seçim sizin için sadece zaman kaybı olacaktır.

Aslında bu iki farklı yönetim anlayışına sahip olan partileri ülkemizde ve dünyanın tüm ülkelerinde görmek mümkün

Bunları pek çok söylemlerinden de tanıyabilirsiniz

İsterseniz kısa bir tanımla, öncelikle de ulus esaslı yönetim anlayışından başlayalım…

Ulusçu anlayışa göre “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” Bu söz o tür bir yönetim anlayışında sadece meclis duvarında olan bir yazı olmayıp…

Siyasette…

Ticarette…

Tarımda…

Sanayide…

Hatta karada…

Havada, denizde Türk ulus devleti egemenliği anlamına gelir ve hiç bir şekilde bu egemenlik parçalanıp bölünüp başka bir ülkeye özel bir şirkete…

Veya devlete devredilemez…

Yani bu anlayışla limanlarınızı, havaalanlarınızı, madenlerinizi kısacası hiçbir şeyinizi tamamen yabancılara devredemezsiniz. Sizden önce devredilen varsa da tekrar millîleştirirsiniz.

Neoliberal anlayış ise aslında tam da bunun zıddıdır, buna göre devlet mutlaka küçültülmeli ve sözde devletin asli görevi olan güvenlik ve adalet dışındaki her türlü yükümlülük eğitim de dahil olmak üzere başka devletlere, kurumlara, kişilere devredilmelidir.

Bu anlayışa göre devlet sadece denetler…

Tabi insan düşünmeden edemiyor…

Her türlü ekonomik varlığını yabancılara teslim eden bir devletin, sahi bağımsızlığı ne olacak?

Nasıl bağımsız karar alacak?

Ya da alabiliyor mu?

Yabancı şirketlerin, devletin aldığı herhangi bir karar karşı tepki gösterip çekilmeleri tehdidine karşı denetim nasıl olacak?

Elbette olamaz, zaten bu tür bir anlayışa sahip partiler Türk üst yani ulus kimliğine karşı olup hemen her şeyi meta olarak gördüklerinden olsa gerek, vatan diye bir kavramın tanınmayıp, üzerinde yaşadığımız toprakların sadece arsa olarak görülmesi ve dileyene sınırsızca satılabilmesi de bu anlayışın çok bilinen bir özelliğidir.

Ayrıca toplumda ulus bilinci, ulusal değerler adım adım yok edilirken tarikat ve cemaatlere serbestlik kazandırılıp, ümmetçiliğin yaygınlaştırılıp…

Halktaki ulus kimlik ve vatan bilincinin unutturulması da bunun bir parçasıdır.

Yani uzun sözün kısası…

Hani bugün aslında pek çok zenginliğin bulunduğu topraklarda halk olarak korkunç bir enflasyonla, hayat pahalılığıyla birlikte yaşamaya çalışıyoruz ya…

İşte bu; devleti stratejik olan- olmayan ayrımı yapmadan hemen her şeyi sermayeye terk edip, devleti ekonomide küçülterek, bırakın denetlemeyi, seyirci duruma düşürmenin sonucudur…

Bilmem anlatabildim mi?

 

27-08-2023

Nusret KEBAPÇI

14 Ağustos 2023 Pazartesi

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

 

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

 

 

Zaman zaman çeşitli metinlerde, konuşmalarda geçen bu sözcük anlam olarak…

Çeşitli olayları anlamak açısından yakından parça parça analiz ederek değil de biraz geriden yani resmin tamamına bakılarak aralarındaki bağlantıların anlaşılabileceğini ifade etmek anlamında kullanılmaktadır.

Böyle olunca…

Ne sadece akaryakıt fiyatlarının arttırılması tek başına bir konu olabilir…

Ne ülkeye kaçak getirilen 17 milyon civarındaki yabancılar…

Ne de Avrupa’daki bazı ülkelerin büyüklüğündeki toprağın yabancılara satışı kendi başına bir anlam ifade etmektedir.

Aslına bakarsanız bunların tümü topyekûn bir anlam ifade etmektedir…

Eğer bunu göremezseniz sadece ve sadece kendinizi oyalarsınız ve hiç bir şekilde sonuca gidemezsiniz.

Bu nedenle olayları büyük resmi göstererek açıklarsak konu ya da ülkemizi bekleyen tehlikeyi çok daha iyi anlayabiliriz kanısındayım.

Şimdi şöyle bir düşünün:

Ülkemizde kurgulanan senaryonun uygulanması ne zaman başladı?

Ya da

Miladı ne zaman? Türünden diye aklınıza bir soru gelirse söyleyim…

Hani birileri ülkemize BOP eş başkanlığı görevi verip…

Bizi ulus devlet modelinden vazgeçirip…

Ilımlı İslam olarak İslam ülkelerine bir model olarak gösterildiğimiz tarih var ya işte bu işin başlangıcı o zamana dayanıyor.

Peki, böyle bir siyasetin karşısında durabilecek ülkemizdeki hangi güç vardı?

Elbette ordu.

Uydurma suçlamalarla ordu hem sayıca küçültüldü…

Hem de ulusun çıkarlarının savunmaktan alıkonularak, işleyişi ve yapısı değiştirilmekle beraber tamamen siyasileştirildi.

Şu kadarını söyleyim dünyanın diğer uluslarındaki gibi Genelkurmay başkanı ordu komutanlarının başı değil.

Ama bu tek başına ülkede siyasal İslam’ın egemen olması için yeterli değildi…

Ulusal olan demokratik kitle örgütleri sendikalar, derneklerin de teslim alınıp ele geçirilmesi gerekiyordu ki…

O da yapıldı.

Elbette bu kadarla kalınmadı siyasal İslam ulus kimliğin…

Ulus kavramının düşmanı olduğu için bu kavramı gözden düşürmek…

İtibarsızlaştırmak da gerekiyordu

Bu nedenle ulus devletin temel dayanağı ulusal ekonomi, AB ve ABD’ye teslim olunan neoliberal politikalarla tasfiye edilirken…

Halk da yoksullaştırıldı.

Tabi bu arada…

Kendi üreticimize kota konularak akaryakıt dahil hiçbir destek verilmeyerek yabancı sermaye karşısında çok daha pahalıya üretir hale getirildi sonuçta da üretici…

Hayvan yetiştirmekten…

Tarım yapmaktan çekilince piyasa tamamen yabancı ürünlerle dol duruluverdi…

Bununla da kalınmadı ülkenin tarikatlar cemaatler konfederasyonu gibi olabilmesi için…

Mutlaka ulusal birlikteliğin, onun sembolü Türk adının da giderek yok edilmesi gerekiyordu ki…

Ortalık tarikat ve cemaatlere bırakılabilsin…

İşte anayasaya göre yasak olmasına karşın her akşam ekranlarda boy gösterebilmelerinin nedeni bu olduğu gibi.

17 milyona yakın Arap nüfusun ülkeye doldurulmasının da amacı da budur…

Demek istediğim…

Ülkemizin tekrar bağımsız bir ulus devlet olarak ayağa kalkabilmesinin

Ekonomimizin tekrar ulusal hale gelmesinin…

Demografik yapımızın tekrar ulusal kimliği öne almasının…

Demokrasinin ülkemizde yeniden hayat bulmasının sadece bir yolu bulunmaktadır.

Ulusal bakış açısına sahip olmak…

Ancak ulus olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak vatan haline geliyor…

Vatan olunca da ülkenin bağımsızlığı, emperyalizme karşı ülkeyi korumak, sanayileşmek, tarımı geliştirmek, tehlikelere karşı uyanık olmak anlam kazanıyor…

Değilse zaten Ümmet’siniz böyle olunca da bu toprak sizin için ancak arsa olabiliyor öyle olunca da emperyalizme karşı, bağımsızlık, ülkenin sınırlarını, varlığını korumak, sanayileşmek, tarımı geliştirmek de haliyle hikâye oluyor

Yani ulus varsa, vatan var…

Ulus yoksa vatan da yok...

Ne demişti MEHMET AKİF : “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”

Aynen öyledir…

 

14-08-2023

Nusret KEBAPÇI


7 Ağustos 2023 Pazartesi

DİSNEY

 

DİSNEY

 

Son günlerde bir Atatürkçülük furyasıdır gidiyor. Bakıyorsunuz hemen herkes sosyal medyada konu ile ilgili paylaşımlarda bulunuyor.

İçlerinde kınayanlar mı dersiniz…

Hakaret edenler mi?

Herkes bir şekilde tepki de bulunuyor da…

Konuyu anlayınca insan şaşırmadan kendini alamıyor…

Nedenini söyleyim…

Daha doğrusu işin gerçeğini…

Bildiğiniz gibi siyasal İslam’ın yönettiği ülkemizde Türk kültürünü anlatan…

Topluma benimseten, okullarda öğreten, bir kültür politikamız ne yazık ki yok.

Olmuyor…

Böyle olunca iş ne yazık ki Emperyalizmin kültür politikasına bırakılıveriyor.

Çünkü öbür türlü uğraşmak, halka…

Öğrencilere bunu benimsetmek…

Epeyce emek…

Bir o kadar, hatta çok daha fazla para ve zaman da gerektiriyor.

Hem zaten amaç Türk kültürünü adım adım yok ederek, ülkenin dört bir yanını tarikat ve cemaatlerle, emperyalist kültür politikalarına terk etmek değil mi?

Hal böyle olunca neden bir şeyler yapılsın ki

Aslına bakarsanız bu iş, yani kültür konusu da…

Eğitim konusu da, ülkede uygulanan ekonomik modelle doğrudan bağlantılıdır.

Anlamı:

Nasıl ki ekonomi tamamen ulusal olmaktan çıkarılıp hemen tüm sanayimiz…

Tarımımız…

Hayvancılığımız…

Ticaretimiz, küresel çok uluslu şirketlere bırakılmışsa, inanın kültür de aynı.

O da ne yazık ki tarikat ve cemaatlere ,yabancı çok uluslu şirketlere, onların kültür politikalarına tamamen terk edilmiş durumda…

Neyse şimdi sadede gelelim…

Yani asıl konumuza…

Küresel bir yayın platformu olan DİSNEY; Atatürk’le ilgili bir dizi hazırlıyor ama Ermeni lobisinin baskı ve tepkisi yüzünden yayından kaldırılıyor.

Bu nedenle, Atatürkçü olan da…

Olmayan da kendince bir tepki gösteriyor da…

Asıl benim merak ettiğim…

O dizide Atatürk’ün nasıl yer aldığı?

Hangi özelliklerine yer verildiği

Tüm dünya uluslarına…

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anılan, yenilmez kabul edilen…

Zamanın, aynı zamanda günümüzün de en büyük emperyalistleri olan devletlerin, Atatürk’ün önderlik ettiği Kurtuluş savaşıyla nasıl yenilip, yurdumuzdan kovulduklarına yer verilip verilmediği…

Bunun yanı sıra…

Büyük Önderin bir ulus devlet kurmak adına yaptığı tüm Devrimlerin…

Getirdiği İlkelerin nasıl yer aldığı da çok önemli de…

Bence…

Kendimize sormamız gereken soru asla bu değil…

Olmamalı da.

Neden mi?

Bakın şimdi…

Bu ülkede…

Osmanlı’yla Selçuklu’yla ilgili film ve diziler pek çok kanalda yer alıyor mu?

Alıyor.

Alıyor ama iş yakın tarihe, Türkiye’nin son yüzyılına gelince, orada akan sular duruluyor.

Neden olabilir?

Çünkü çok önemli…

Öyle ki…

Birinci dünya Savaşı yılları ve Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet…

Bu uğurda verilen mücadeleler ortaya çıktığında…

Öncelikle Birinci dünya savası sonucunda imzalanan Mondros ve Sevr’in taraftarlarının kimler olduğunu…

ABD ve İngiliz mandacılarını…

Hatta

Kimin ya da kimlerin…

Fetvalarla halkı, emperyalizmin desteğiyle Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı yapanlara karşı ayaklandırdığı ortaya çıkacak…

O kadar ki madenler, fabrikalar yabancılara peşkeş çekilirken…

Cahil halkı kandırmak için uydurulan Lozan’ın gizli maddeleri saçmalığı da son bulacak ama…

Her ne kadar mızrak çuvala sığmasa da şimdilik bu konuyu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar…

Biliyorlar ki

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Atatürk İlke ve Devrimlerinin öğrenilmesi demek, iktidarın yıllardır silmeye çalıştığı Türk Ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkması, Cumhuriyetin yeniden hayat bulması, ulus bilincinin ve vatan sevgisinin tekrar canlanması anlamına da gelmektedir aynı zamanda…

Ama asıl konu, bu da değil…

Bu ülkede Atatürkçü olduğunu iddia eden partiler var mı?

Ya da Atatürk’ten yana olduğunu söyleyen dernekler…

Spor kulüpleri…

Atatürk’ü çok güzel anlatan, yazan, yazarlar var mı?

Var.

Hatta Atatürkçü pek çok iş adamının olduğu da bilinmektedir.

Peki, durum böyle olunca, güçlerimizi birleştirerek, Atatürk İlke ve Devrimlerini halka anlatan…

Atatürk’e yapılan saldırılara yanıt veren…

Diziler ve filmler yapmak çok mu zor?

Biz bu ülkede…

Cumhuriyetten 100 yıl sonra bile, hala; Atatürk’ü, emperyalizmin film platformlarından mı öğrenmek durumundayız?

 

07-08-2023

Nusret KEBAPÇI