fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2018 Cuma

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…


Aslına bakarsanız Atatürk’ün o ünlü sözünü tam olarak söylemek gerekirse sanırım meramım tam olarak anlaşılacaktır…
Ne demişti Atatürk?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”
Anlamı
Siz ekonomik olarak çeşitli ülkelere bağımlıysanız biliniz ki siyasi olarak da bağımlısınızdır…
Bu evrensel gerçek dünyanın hemen her yerinde aynıdır.
Bir anlamda hani iki kere iki, nasıl dünyanın her yerinde dört ediyorsa bunda da aynıdır.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Hani yerli bir otomobil konumuz var ya…
Ne yapılıyor bunun için?
Öyle arge falan gibi çalışmalar bekliyorsanız böyle bir şey yok…
Yapılan sadece milyon dolarlar verip modası geçmiş yabancı firmaların modellerini satın almaktan ibaret ancak…
Zaten hiçbir ülkede de “Hangi babayiğit bunu yapacak?” gibisinden bir teşvikle yapımına başlanılacak ve sonuçta o ülkenin milli markası olabilecek bir otomobil üretilemez…
Bunun nasıl olabileceği başlı başına bir yazı konusu ama sadece şu kadarını söyleyim…
Dolmakalem bile üretmeyen…
Tükettiği mercimeği, nohudu bile dışarıdan alan…
Samanda bile dışa bağımlı…
Hatta
Et konusunda bile
Bırakın Fransa ve Rusya’yı…
Kuruluşu 11 yıl öncesine dayanan bir ülkeye yani Sırbistan’a bile muhtaç hale gelmişsek…
Durumumuz gerçekten vahimdir.
Bu durumda da yerli otomobil konusu
“yapıyoruz…”
“Yaptık…”
“Ama fabrikanın yerini bilmiyoruz.” gibisinden reklam ettiğiniz uçak reklamından…
Daha farklı değildir…
Yani uzun sözün kısası…
Siyasi düşüncesi milli olmayan…
Yani toplumu ortak bir milli kimlikte” Türk Milleti” birleştirmek gibi anlayışı olmayan bir düşüncenin, bırakın otomobili…
Toplumun beslenmesini bile dışa bağımlılıktan kurtarması mümkün değildir…
Peki neden?
Nedeni şu…
Çünkü eğer milli olmazsanız…
Millet diye bir anlayışınız bulunmuyor…
Böyle olunca da haliyle üzerinde yaşadığınız toprak da vatan olmayıp sadece arsa özelliği taşıyor bu durumda da…
Ne doğayı korumak bir anlam taşımaktadır…
Ne de oranın sit olması…
Hatta deniz…
Orman…
Göller bile sadece paraya dönüşeceği zaman değer kazanmaktadır
O zaman da
Ne Uzungöl kalıyor elimizde…
Ne de Gölcük…
Yani demek istediğim siz olaya millet anlayışıyla bakmazsanız…
Kafanızda emperyalizm…
Ona karşı bağımsızlık falan gibi kavramlar da oluşmuyor…
Öyle olunca da bırak otomobili…
Saman bile dışarıdan alınır hale geliniyor…
Demem o ki
İşin sırrı milli olmaktan…
Tüm sorunlara ulusal çıkarlar açısından bakmaktan…
Ekonomik bağımsızlığı sağlamaktan geçmektedir…
Gerisi hikâyedir.

12–01–2018
Nusret KEBAPÇI




11 Nisan 2017 Salı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞI

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞI


Yazımın başlığı biraz resmi yazı gibi oldu ama konuyu anlatabilmem için inanın başka çarem yoktu.
Şimdi…
Yapılacak olan referandumla…
İstenirse Türkiye’nin federasyonlara ayrılabileceği tartışılıyor ya…
Sahi nasıl olabilir bu iş?
Tabi kendi kendine olması mümkün değil…
Birçok alt yapı çalışmalarıyla ulus kimliğin oldukça yıpratılması gerekir ki zamanı geldiğinde…
Ulus kimliği istedikleri gibi yıkabilsinler.
Değilse birileri…
Fransa Cumhuriyeti değil, Fransız Vatandaşı…
Almanya Cumhuriyeti değil, Alman Vatandaşı…
İtalyan Cumhuriyeti değil, İtalyan Vatandaşı…
Yunanistan Cumhuriyeti değil, Yunan Vatandaşı olurken…
Biz neden Türk Vatandaşı değil de…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı oluyoruz öyle değil mi?
Şimdi aklınızdan…
Ha Türk Vatandaşı…
Ha Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı…
Ne fark eder ki?
Hem kulağa daha demokratik geliyor diye de geçirebilirsiniz de
Ama…
Kazın ayağı öyle değil.
Hem aralarında çok ciddi bir fark da var…
İsterseniz biraz örneklendirelim…
Diyelim ki yurt dışındasınız ve bir yabancı size sordu?
Dedi ki:
— Kimsin?
Yanıt verdiniz:
— Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım…
— Peki, Türk’ müsün?
— Hayır!
    Ben Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Türk’üm…
Ya da
— Ben Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Kürt’üm…
— Laz’ım…
— Çerkez’im…
— Arap’ım…
Bu kavrama göre istediğiniz etnik kimliği söyleyebilirsiniz de…
Tüm bunlardan ortak bir kimlik ifadesi çıkıyor mu?
Elbette hayır…
Hem zaten amaç da çok kimlikli bir federasyon değil mi?
İşte Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kavramı da bu çok kimlikliliğin görünürdeki ifadesidir…
Ama
Aynı soruya Türk Vatandaşıyım yanıtı verdiğinizde…
Durum değişmektedir.
Aldığı yanıtla karşınızdaki…
Hemen sizin dilinizin Türkçe…
Başkentinizin Ankara…
Devletimizin Atatürk tarafından kurulduğunu…
Hatta
Yaşar Kemal…
Nazım Hikmet gibi yazar ve şairlerinizin olduğunu da eğer edebiyatla ilgileniyorsa bilebilecektir de…
Olay şudur;
Türk Vatandaşlığı;
Millete aidiyeti ifade eder…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı ise…
Çok kimlikliliği kabul eden devlete…
Değilse…
Mevcut Anayasa’nın 66 maddesindeki
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” İfadesi neden değiştirilmeye çalışılsın…
Öyle değil mi?

10–04–2017
Nusret KEBAPÇI



9 Ekim 2016 Pazar

YOLGEÇEN HANI

YOLGEÇEN HANI


Farkında mısınız son yıllarda giderek tam bir yolgeçen hanına benzemekteyiz…
Neden mi?
Şunun için…
Bakın ister İngiliz…
Amerikan…
Alman…
Fransız…
İster o ülkelerin elçisi…
İsterse gazetecisi olsun…
Hiç fark etmiyor…
Memleketimizin istedikleri yerine, hiç kimseye sormadan…
Danışmadan…
Hatta haber bile vermeden gidebiliyorlar…
İstedikleri…
Vali…
Kaymakam…
Belediye başkanı…
Ya da herhangi bir örgüt lideriyle görüşebiliyorlar hatta deyim yerindeyse emperyalist ülkelerin müfettişleri gibi davranıp…
Çok ukalaca hatta utanmazca açıklamalar yapıyorlar ya...
Böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Bu insanlar nasıl böyle kimseden habersiz memleketin her tarafını izinsiz olarak gezebilir Türkiye’yi aşağılayıcı konuşmalar yapabilir?
Bunlara ülkede ne aradıklarını sorabilecek bir yetkili, etkili kimse çıkmaz mı?
Doğrusunu isterseniz çıkması gerekiyor,bizi yönetenler bunun için iktidar oluyorlar ama olmuyor…
Bir emekli albay son günlerde yaptığı açıklamalarda bile diyor ki “Yabancılar Güneydoğu’da diledikleri gibi geziyor, aşiretlerle görüşüyor…”
“borçları kapatılıyor “şeklinde açıklama yapıyor ama inanır mısınız bizimkiler yine oralı değil…
Tabi olup biteni dikkate almaları için ne yapılması gerekir? Bilemiyorum ama insan ister istemez düşünüyor…
Örneğin bizim elçilerimiz…
Politikacılarımız…
Devletimizi yönetenler…
İstedikleri devletin…
İstedikleri bölgesini…
Veya gittikleri ülkelerin o ülke yönetimlerince de sakıncalı bulunan bölgelerini…
Kişilerini ziyaret edebilirler mi?
Babalarının çiftliği gibi hemen her tarafını dolaşabilirler mi?
Veya şöyle soralım…
Bizim yetkililer Yunanistan’da…
Bulgaristan’da…
Çin’de…
Rusya’da
Almanya’da…
Fransa’da…
İspanya’da…
Diledikleri gibi gezip…
İstedikleri kişilerle görüşebilirler mi?
Mümkün mü?
Dünyanın hiç bir ülkesinde bu türden bir davranışa izin verilemez…
Bilinir ki hangi ülkeye gidecekseniz ilgili ülkeye önceden neresini ve kimle görüşeceğinizi bildirmek zorundasınız…
Ama bildirmezseniz buna rağmen gitmekte, görüşmekte ısrar ederseniz bilinir ki…
Casuslukla suçlanabilir…
İstenmeyen adam ilan edilebilir…
Veya sınır dışı edilip apar topar ülkenize geri yollanabilirsiniz…
Eğer biz; tüm bunların hiç birini yapmayıp, üstelik terörle mücadele ettiğimizi düşündüğümüz ülkemizin Güneydoğu’sunda yabancı elçi, devlet adamı ve gazetecilerin cirit atmasına seyirci kalıyorsak, bunun adı artık misafir severlik değil, aymazlıktır…
Hal böyle olunca da sormak zorundayız…
Türkiye yolgeçen hanı mı?

08–10–2016

Nusret KEBAPÇI

22 Eylül 2016 Perşembe

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…


İçişleri Bakanı’nın kayyum atanan belediyelerde indirilen birkaç dildeki tabelaları yeniden astırması her nedense kimsenin ilgisini çekmedi…
Çekmesi gerekir miydi?
Elbette.
Neden?
Şunun için…
Bir ulus devlette…
Yani ulus esasına dayanan bir devlette ulusu oluşturan öğelerin en başında dil gelmektedir.
Çünkü dil, birliğin en önemli harcıdır.
İsterseniz önce tanımdan başlayalım…
Ulus: Ortak bir dili, tarihi, kültürü…
Ekonomisi bulunan bir topluluk değil mi?
Diyeceksiniz tamam da…
Ya ülkede birden fazla kimlik yaşıyorsa bu durumda ne olacak diğer kimlikler kendi dillerinde eğitim göremeyecekler mi?
Görmeyecekler…
Veya göremezler dediğinizde belki sanki demokratik davranmıyor muşsunuz gibi gelebilir ama işin doğası bu…
Olamaz…
İsterseniz ülkelerden örnek verelim…
Sizce Almanya’da sadece Almanlar mı yaşamaktadır?
Değil ama…
Anayasalarına göre tek bir resmi dilleri bulunmaktadır o da Almanca…
O kadar ki Türk öğrencilere teneffüste bile Türkçe konuşma hakkı verilmemektedir…
Ya Fransa; sizce çok mu farklıdır?
İnanın değil…
Orada da Franklar dışında birçok etnik kimlik yaşamasına karşın sadece bir dil kullanılmaktadır…
Fransızca.
Tabi tek tek örnek vermeye kalkmak değil amacım ama bilinmesinde yarar var…
Sadece yukarıda örnek verdiğim ülkeler değil…
Yunanistan’dan…
Bulgaristan’a…
İtalya’dan, İngiltere’ye kadar hemen hemen tüm ülkelerde tek bir dil kullanılmaktadır…
Peki ya ABD orada durum nasıl? Merak ediyor musunuz?
380 civarında dilin konuşulduğu, üstelik de eyaletlerden oluşan ABD’de sadece bir resmi dil kullanılmaktadır…
O da İngilizce.
Bunun için yasa bile çıkarmışlar adı da “Dil Birliği Yasası.”
Neden biliyor musunuz?
Çünkü geçmişte bugün sanki bizde demokratlaşmanın gereğiymiş gibi süslenerek sunulan çok dilliliği ve anadilde kamu hizmetini adamlar denemişler…
Sonuçta ne görmüşler biliyor musunuz?
Her etnik kimlik, her yerde hatta kamuda bile kendi dilini kullanır hale gelince kimse ortak dili öğrenmeye ihtiyaç duymamış…
Sonra aradan bir kuşak geçip de ortak dil unutulunca…
Toplum birbiriyle ancak tercüman aracılığıyla iletişim kurar hale gelip, dil temelinde ikiye bölünüvermiş.
Yani lafı çok fazla uzatmaya gerek yok…
Sen ülkede birden fazla dil kullanılınca ülkede çoğulculuk artıyor demokrasi falan geliyor sanıyorsun ya…
Böyle bir şey yok.
Dil birliği; bir ulus devletin en önemli bileşeni, bir anlamda olmazsa olmazı olduğundan dili ayırdığınız zaman farkında olmadan toplumu da ayırmış oluyorsunuz…
Bunu şöyle de söylemek mümkün…
Tek dil, tek devlet…
Çok dil de çok devlettir.

22–09–2016

Nusret KEBAPÇI

31 Ocak 2016 Pazar

BİRİSİ ANADİLDE EĞİTİM Mİ DEDİ?


Zaman zaman gerek iktidar partisince…
Gerekse muhalefet partilerince sözde daha demokratik olmak adına ana dilde eğitim uygulanması gerektiği vurgulanır…
Hatta bunu anadilde kamu hizmetine kadar vardıran da bulunuyor ama bunu söyleyenler topluma verdikleri mesajlarda hep özellikle batı demokrasilerinde bunun böyle olduğunu ve bizim de geç kalmadan bu tür adımları atmamız gerektiğini anlatırlar…
Bu tür söylem aslında bir algı operasyonudur…
Çünkü…
Bu tür bir ifadeyi okuyan ya da duyan herkes genellikle mademki oralarda uygulanıyor…
Geride kalmayalım endişesine düşürülür.
Bu sadece bu konu için değil pek çok konu için geçerlidir ve toplumu atacakları adımlar konusunda etkilemeyi amaçlamaktadır…
Şimdi isterseniz şöyle bir soru sormak mümkün…
Gerçekten batı…
Yani Avrupa ülkeleri…
Böyle bir adımı atmış mıdır?
Yoksa bizi ikna etmek amacıyla toplumun bunları öğrenmeyeceği düşüncesiyle yalan mı söylenmektedir…
Bence asıl önemli olan odur.
Bakın size bu işlerin AB ülkelerinde nasıl uygulandığı konusunda 3 ülkeden örnekler vermek istiyorum ki halk oralarda da anadilde eğitimin bırakın uygulanmasını…
Çok kültürlülüğün toplumun parçalanmasına yol açabilecek bir adım olarak kabul edildiğini görsün…
Örneğin AB’nin en önemli ülkesi olan Almanya’dan başlayalım…
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Partisi Hıristiyan Demokrat Birliğinin (CDU) Karlsruhe'deki kongresinde mülteci sorunuyla ilgili konuşurken ne demişti : ”Bize sığınanlar, yasalarımıza ve geleneklerimize saygı duymalı ayrıca Almanca öğrenmeli. Çok kültürlülük paralel toplumlara yol açar. Bu nedenle çok kültürlülük büyük bir yalandır”
Evet, aynen böyle, yani anadilde eğitim falan yok…
Ya Fransa…
Hani bizdeki etnik kimlikçileri çokça destekliyorlar ya o yüzen söylüyorum…
Orada da durum bundan çok farklı değil…
Geçtiğimiz günlerde Fransız Yeşiller Partisi tarafından, bölgesel ve azınlık dillerinin öğretiminin yoğunlaştırılması ve kamusal alan ve radyo ve televizyonlarda kullanılmalarının teşvik edilmesi amacıyla sunulan yasa teklifi 13’e karşı 14 oyla genel kurulda reddediliverdi.
Evet, olay budur ve orada da anadilde eğitim falan uygulanmıyor…
İngiltere farklı olabilir mi dediniz…
İsterseniz son olarak Bir de oradaki uygulamaya bakalım…
Bakalım ne göreceğiz…
Geçtiğimiz günlerde de İngiltere ‘de Başbakan David Cameron: “Müslüman kadınlara dil eğitimi için 30 milyonluk bütçe ayırdıklarını, göçmenlerin İngilizceyi iyi konuşamamaları durumunda ülkeden atılabileceklerini…” söylemedi mi?
O halde üzerinde çok fazla yorum yapmaya falan gerek yok, zaten her şey açık…
Orada da anadilde eğitim yok.
Aslında işin özü şudur…
Avrupa’nın gelişmiş 28 ülkesi, tek bayrak, tek vatan, dek dil, hatta tek ekonomi olma yönünde ilerlemeye çalışırlarken…
Bizimki gibi sömürmek, kaynaklarına el koymak istedikleri ülkelere de demokrasi adına anadilde eğitim adı altında çok kimlikliliği dayatmaktadırlar…
Yani ne derler
“Ele verir talkını kendi yutar salkımı…
Durum budur…

31–01–2016
Nusret KEBAPÇI




22 Kasım 2015 Pazar

TÜRKİYE MİLLETİ


Geçtiğimiz günlerde bir milletvekilinin milletvekili yemin metninde bulunan Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kavramını kullanması birçok insanda şaşkınlık yarattı…
Ama bu ilk değildi.
Bundan birkaç ay önce bir iktidar partisi milletvekili de iktidara gelinmesiyle “Türk Milletini bitirdiklerini…”
“Artık Türkiye Milleti’ni oluşturmaya çalıştıklarını” söylememiş miydi?
Söylemişti ama…
Büyük medya da dahil kimse oralı olmamıştı.
Belki bu kavramları ortaya atınca, aklınıza bu iki kavram yani Türk ve Türkiye Milleti arasında ne gibi bir fark olduğu türünden bir soru gelebilir…
İşte bu nedenle konuyu birazcık da olsa açıklayım istedim…
Doğrusunu isterseniz ister federatif…
İsterse üniter olsun…
Bugün dünyada bulunan devletlerin neredeyse çok çok azı hariç, gerisi tamamen ulus devletlerden oluşmaktadır.
Bu nedenle ulus devleti herkesin anlayabileceği basit bir şekilde anlatmak istersek şunu söylemek mümkün…
Tek vatan.
Tek dil.
Tek bayrak.
Ve üstelik bu tür bir ifade asla o ülkede yaşayan etnik ve dini kimliklerin yok sayıldığı anlamına da gelmiyor…
Hani bizde bazıları, toplumu saf yerine koyarak dünyada diğer ülkelerde böyle etnik bir kimliğe dayalı millet tanımı yok gibisinden laflar ediyorlar ya…
Tamamen hikâyedir…
Bugün batılı ülkelerin anayasalarına bakıldığında…
Nasıl ki; bu ülkelerde yaşayan onca etnik kimliğe karşın…
Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…
Fransa’da yaşayanlara yine Fransalı falan değil Fransız…
İtalya’da yaşayanlara ise İtalyalı falan değil İtalyan deniliyorsa…
Türkiye’de yaşayanlara da Türkiyeli falan değil, Türk denilmesi gerekiyor…
İsterseniz konuya bir de başka açıdan yaklaşalım…
Bundan yaklaşık 2 ay kadar önce televizyonlarda çokça yayınlanan yabancı bir otomobil reklamı vardı.
Reklamın sonunda, kendisi de Alman olan reklam yıldızı ne diyordu…
“O bir Alman…”
Yani sanatçı o otomobil için hiç bir şekilde Almanyalı…
Veya
Üretildiği kent olabilecek Bavyeralı…
Berlinli…
Münihli gibi kavramları kullanmazken…
Sizce neden Alman kavramını kullandı dersiniz…
Şunun için…
“O bir Alman…” Denildiğinde…
 “Bu otomobilin; o ulusun ortak özelliklerini taşıdığı ...”
Yani
“Üstün Alman teknolojisinin…
İşçiliğinin…
Bilgisinin…
Titizliğinin…
Ve çalışkanlığının “ ürünü olduğu anlaşılmaktadır…
Ama aynı otomobile…
Bavyeralı…
Münihli…
Berlinli denildiğinde ise ortaya çıkan anlam…
Sadece üretildiği kenttir…
İşte Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kullanıldığında da aynısı olmaktadır…

21–11–2015

Nusret KEBAPÇI

11 Kasım 2015 Çarşamba

ATATÜRK

ATATÜRK


Ölümünün üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen hala birilerini korkutabiliyorsa…
Ağızlarından salyalar akan bazılarının saldırılarına hedef oluyorsa
Biliniz ki…
Atatürk henüz ölmemiştir.
Aslında saldırılarının nedenini merak eden var mı bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyim…
Örneğin Atatürk’e en çok saldıran gericilerin…
ABD ve onun koalisyon ortaklarınca…
Sadece etrafımızdaki ülkelerde bile milyonlarca Müslümanı katletmesi karşısında herhangi bir tepkilerini gören oldu mu?
Elbette olmadı.
Aslına bakarsanız sadece Irak ve Suriye örneğine bakmak bile onların kimlerin safında olduklarını gösterir ama yine de açıkça söyleyim…
ABD ve AB’nin…
Peki, bu söylediğim ülkeler Müslüman mı?
Değil ama…
Bunlar onlarca yıldır seccadelerini emperyalizme çevirdikleri için  bu gün içinde bulundukları konum hiç birimize yabancı değil…
Yani geçmişten bu yana emperyalizme karşı tutumlarında herhangi bir değişiklik yok…
Belki Atatürk’e sıkça saldırılarından dolayı bunların Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı mücadele ettiklerini, büyük yaralılıklarda bulunduklarını falan da düşünebilirsiniz ama ne yazık ki bu da doğru değil…
Bunlar…
Hiçbir şekilde…
Ülkemizi işgal eden…
Ne İngiliz’e…
Ne Fransız’a…
Ne İtalyan’a
Ne de…
Yunan’a karşı mücadele etmişlerdir…
Tüm bu yaklaşık 3,5 yıl süren savaş boyunca tek yaptıkları şey Emperyalistlerle birlikte kurtuluş savasına karsı mücadele etmektir…
Elbette sonrasında da Cumhuriyete…
Gelelim bu güne…
Siz hiç bu güne kadar ülkenin kalkınmasını isteyen…
Yani sanayileşmesini…
Bilimin gelişmesini…
Tarımın büyümesini…
Memleketin yabancılardan bağımsız olması yönünde en küçük bir çaba içinde olanını gördünüz mü?
Doğrusu göremezsiniz de…
Bunları göremediğiniz gibi…
Ne Ülkenin Güneydoğu’sunda bölücü terörün olması onları ilgilendirir…
Ne de Ülkemizin Ermenilere soykırımı yapmakla suçlanması…
Ege’deki adalarımızın işgal edilmesi bile onları ilgilendirmez
Yani
Uzun sözün kısası…
Ülkenin sanayileşmesinden tutun…
Eğitimin bilimin gelişmesine…
Hatta…
Ülkemizin hemen her alanda bağımsızlığının tam anlamıyla korunmasına kadar…
Tüm bunlar…
O toplumda ulus bilincinin yaratılmasıyla hayat bulabilir.
Değilse…
Hiç bir İslam ülkesinin kalkınmamasını, üstelik emperyalistlerin kuklası olmalarını neye bağlıyorsunuz…
Yalnızca tesadüfe mi?

11–11–2015
Nusret KEBAPÇI