batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2017 Salı

POLİTİKA DEYİNCE…

POLİTİKA DEYİNCE…


Doğrusunu isterseniz politika denilince özellikle de dış politika denilince akla ilk gelmesi gerekenin ülkenin ulusal çıkarlarının korunması olması gerekiyor ama
Eğer kafanızda ulus bilinci bulunmayıp olaylara sadece mezhep gözlüğüyle bakıyorsanız…
Haliyle doğru bir çizgi izlenmesi…
Ülkenin çıkarlarının korunması da mümkün olmuyor.
Sahi…
Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan kurulmasının hikâyesi neydi?
Yaşı ilerlemiş olanlar hatırlar…
O yıllarda da ülkemizi yönetenler, ABD’den Irak yönetimine uçuşa yasak bölge oluşturulması için baskı yapmaktaydılar…
Sonra ABD geldi ve 36 paralelin kuzeyini Irak güçlerine kapatıverdi.
İşte bu ortam içinde bugün bağımsızlık referandumu hazırlığında olan Barzani büyüdü…
Güçlendi…
Bizim de desteğimizle bir devlet için gereken tüm alt yapı ve kurumlarıyla
Hatta ordusuyla bile hazır hale getiriliverdi.
Bugün bile bu kişiyi…
Daha devlet olduğunu ilan bile etmeden…
Sanki bir devlet başkanıymış gibi karşılayıp, bayrağını en önemli yerlere asmadık mı?
Astık.
Şimdi şöyle bir düşünün…
ABD’nin en az 30 yıldır bölgede aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 4 ülkeden toprak koparılarak bir büyük Kürdistan kurmak istediğini sırf olaylara milli değil mezhep penceresinden bakmaktan dolayı fark etmeyip de birinci parçanın oluşmasına…
ABD ve İsrail’le beraber destek veren bir anlayış…
Suriye ‘de Kürdistan kurulmasına karşı çıkabilir mi?
Elbette çıkamaz hem zaten kimsenin çıktığı falan da yok…
Dikkat ettiyseniz iktidardan hiç kimsenin de bölgede kurulmak istenilen devlete ilişkin bir söylemi falan da bulunmuyor…
Zaman zaman söylenilen NATO ve ABD karşıtı sözler de sizi şaşırtmamalı çünkü onların tamamı da iç politikaya yönelik…
Aslına bakarsanız her iki ülke de aynı yöntemle parçalanmaktadır…
Önce bir muhalefet oluşturulur…
Ardından silahlanması sağlanır…
Sonrasında da bu muhalefetin ezilmesi gerekçe gösterilerek ilgili ülkeye ABD ve batılı emperyalist güçlerin müdahalesi için çağrı yapılır…
Sahi ABD’yi Irak’a kim çağırmıştı?
Herhalde Irak yönetimi değil.
İşte Suriye’de de aynısı yaşanmaktadır…
Bakın geçtiğimiz günlerde bir ABD’li diplomat bu referandumla ilgili olarak: “25 Eylül’de Kürdistan’da yapılacak olan ‘Bağımsızlık Referandumu’ Kürtlerin geleceğini tayin etmesi için yüzyıllık bir fırsat” Demedi mi?
Peki
Irak’ta bölünmeden yana olan ABD Suriye’de farklı olabilir mi?
Elbette olamaz…
Bu konuda da uluslararası koalisyon güçlerinin ABD temsilcisinin  "Suriye'de federal sistemi destekliyoruz"  açıklaması zaten Suriye için planlanan geleceğin ayrıntılarını hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ifade etmektedir…
Hani biz sık sık PYD’ye silah yardımı yapmasından dolayı ABD ve batılı devletlere arada veryansın ediyoruz ya…
Bu silahlar nereden gönderiliyor biliyor musunuz?
Ülkemizdeki ABD üssü olan İncirlik’ten…
O halde neden İncirlik’i ABD ve koalisyon güçlerine kapatmak dururken veryansınla yetiniyoruz dersiniz?
Aslına bakarsanız çok fazla bir seçeneğimiz yok…
Ya Rusya, İran ve Irak’la birlikte bölge devletlerinin toprak bütünlüğünden yana olacaksınız…
Ya da bugüne kadar olduğu gibi…
“Hem ağlarım, hem giderim” mantığıyla İsrail ve ABD ile birlikte bölge devletlerini parçalamaktan yana…
Ortası yok!

04–07–2017

Nusret KEBAPÇI

22 Kasım 2015 Pazar

TÜRKİYE MİLLETİ


Geçtiğimiz günlerde bir milletvekilinin milletvekili yemin metninde bulunan Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kavramını kullanması birçok insanda şaşkınlık yarattı…
Ama bu ilk değildi.
Bundan birkaç ay önce bir iktidar partisi milletvekili de iktidara gelinmesiyle “Türk Milletini bitirdiklerini…”
“Artık Türkiye Milleti’ni oluşturmaya çalıştıklarını” söylememiş miydi?
Söylemişti ama…
Büyük medya da dahil kimse oralı olmamıştı.
Belki bu kavramları ortaya atınca, aklınıza bu iki kavram yani Türk ve Türkiye Milleti arasında ne gibi bir fark olduğu türünden bir soru gelebilir…
İşte bu nedenle konuyu birazcık da olsa açıklayım istedim…
Doğrusunu isterseniz ister federatif…
İsterse üniter olsun…
Bugün dünyada bulunan devletlerin neredeyse çok çok azı hariç, gerisi tamamen ulus devletlerden oluşmaktadır.
Bu nedenle ulus devleti herkesin anlayabileceği basit bir şekilde anlatmak istersek şunu söylemek mümkün…
Tek vatan.
Tek dil.
Tek bayrak.
Ve üstelik bu tür bir ifade asla o ülkede yaşayan etnik ve dini kimliklerin yok sayıldığı anlamına da gelmiyor…
Hani bizde bazıları, toplumu saf yerine koyarak dünyada diğer ülkelerde böyle etnik bir kimliğe dayalı millet tanımı yok gibisinden laflar ediyorlar ya…
Tamamen hikâyedir…
Bugün batılı ülkelerin anayasalarına bakıldığında…
Nasıl ki; bu ülkelerde yaşayan onca etnik kimliğe karşın…
Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…
Fransa’da yaşayanlara yine Fransalı falan değil Fransız…
İtalya’da yaşayanlara ise İtalyalı falan değil İtalyan deniliyorsa…
Türkiye’de yaşayanlara da Türkiyeli falan değil, Türk denilmesi gerekiyor…
İsterseniz konuya bir de başka açıdan yaklaşalım…
Bundan yaklaşık 2 ay kadar önce televizyonlarda çokça yayınlanan yabancı bir otomobil reklamı vardı.
Reklamın sonunda, kendisi de Alman olan reklam yıldızı ne diyordu…
“O bir Alman…”
Yani sanatçı o otomobil için hiç bir şekilde Almanyalı…
Veya
Üretildiği kent olabilecek Bavyeralı…
Berlinli…
Münihli gibi kavramları kullanmazken…
Sizce neden Alman kavramını kullandı dersiniz…
Şunun için…
“O bir Alman…” Denildiğinde…
 “Bu otomobilin; o ulusun ortak özelliklerini taşıdığı ...”
Yani
“Üstün Alman teknolojisinin…
İşçiliğinin…
Bilgisinin…
Titizliğinin…
Ve çalışkanlığının “ ürünü olduğu anlaşılmaktadır…
Ama aynı otomobile…
Bavyeralı…
Münihli…
Berlinli denildiğinde ise ortaya çıkan anlam…
Sadece üretildiği kenttir…
İşte Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kullanıldığında da aynısı olmaktadır…

21–11–2015

Nusret KEBAPÇI

9 Ocak 2011 Pazar

TİMSAH GÖZYAŞLARI

TİMSAH GÖZYAŞLARI


“Timsah gözyaşları” Aslında bir deyim yoksa timsahlar bazı insanlar gibi vara yoğa ağlayan canlılar değildir.
Onun için Timsah gözyaşı denen olay da üzüntüyle falan ilgili olmayıp timsahların avını yerken gözlerinden yaş gelmesini ifade eder.
Ülkemizde yaşanan son gelişmeler, özellikle anadili ve özerk Kürdistan konularının öne çıkması karşısında iktidarın içinde bulunduğu durum ve gösterdikleri tepkiler tam anlamıyla timsah göz yaslarıdır.
Yoksa ülkemizin içinde bulunduğu koşullara karsı yapılan bir isyan değil.
Onun için bu gün özellikle söylenen sözlere değil yapılanlara…
Uygulamaya konulanlara dikkat etmek içinde bulunduğumuz durumu daha net ortaya koyacaktır.
Bu süreç ülkemiz başbakanının Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığını itiraf etmesiyle başladı denilse sanırım hata olmaz.
Aslına bakarsanız BOP itirafı bu gün olacakların habercisiydi ama üzerimize atılan ölü toprağından olsa gerek bir türlü uyanamadık.
Çünkü BOP’a göre özellikle bölgede bulunan 24 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi gerekiyordu.
Peki, nasıl değişecekti bu sınırlar.
Kaldı ki ülkelerin sınırlarını çizmek, yeni imara açılan yerleşim yerleri gibi kadastroyu gönderip arsa sınırları çizmeye hiç benzemez.
Ülkelerin sınırları ancak savaşla ve kanla çizilir.
Gerçi birisi bunun taslağını kalemle önceden belirler ya olsun.
Aslolan burada ülke sınırlarının savaş olmadan çizilemeyeceğidir.
Bu arada elbette bu savasın iç mi?
Yoksa bir komsuyla mı olacağını sadece o günün ihtiyacı ve içinde bulunulan koşullar belirler.
Peki, bir ülkenin sınırları içeriden nasıl değişebilir…
Aslında durum ortada ülke içindeki etnik kimliklerden birine açık destek verirsiniz, onun güçlenip sesini yeterince duyurması için gereken koşulları yaratırsınız…
Sonra da…
Kenara çekilip izlersiniz.
İşte ülkemizde yaşanan da aynen budur.
Önce BOP’ un itirafı ama onu izleyen, ülkede 36 etnik kimliğin bulunduğu açıklamaları, sonradan açılım olarak da adlandırılan ülkeyi parçalama projesinin nirengi noktasıdır.
Çünkü…
Bu sayılan 36 etnik kimlikten biri bizim ulus devlet yapımızı oluşturan ve toplumsal bir şemsiye görevini de gören Türk kimliğiydi.
İşte onun için söylüyorum Siz ulus kimliğini de etnik kimlik düzeyine indirirseniz bu konuda varılabilecek sonucu asla tahmin edemezsiniz.
Bunu Atatürk’ün Türk milleti anlayışının etnik kimliğe göre dayanmadığının en açık ifadesi olan “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözünün kaldırılması çalışmaları aldı.
Tabi bununla beraber ulus değerlerinin tamamına karşı bir saldırı başladı.
Hatta…
Öğrenci Andı ve istiklal Marşı da bu tartışmalardan nasibini aldı.
Sonuçta bu etnik kimliklere bir biri ardına devlet eliyle televizyonlar, radyolar kurulmaya başlandı.
Mart 2009 yerel yönetim seçimlerinden sonra Kürtçü parti adına ne söylenmişti
“Kürdistan’ın sınırlarını çizdik” peki ne oldu böyle bir açıklama yapıldığında…
Her zaman ki gibi hiçbir şey…
Onun için bakmayın birilerinin sahte feveranlarına tüm bu yapılanlar bir plan dahilinde adım adım yapılmakta ve akıtılan göz yaşları da tamamen timsah göz yaşlarıdır…

23–12–2010
Nusret KEBAPÇI

12 Aralık 2010 Pazar

BATI YAKASI HİKÂYESİ…

BATI YAKASI HİKÂYESİ…


“Batı Yakası Hikâyesi” çok eskiden kalmış bir film yani 1961 yapımı, üstelik müzikal ama amacım bu filmi konu edip tartışmak değil.
Aslına bakarsanız batı yakasında çevrilen filmler sadece bununla da sınırlı değil batıda bu gün öyle filmler çevriliyor ki inanın senaryolarını okusanız dudaklarınız uçuklar.
Öyle filmler ki ve bu filmlerin tamamı neredeyse bizim gibi ülkelerde geçiyor. Bunlar genelde BOP ve insan hakları senaryoları olup tamamıyla ülkemiz üzerinde bir kargaşa çıkarmayı amaçlamaktadırlar.
Yıllardır Türkiye düşmanı her türlü bölücü ve dinci örgüte ev sahipliği yapan bu AB demokrasileri, bu gün giderek dozunu artırarak bu tutumlarını tam anlamıyla saldırganlığa dönüştürmüşlerdir.
O kadar ki bugün için istedikleri bile tamamen ülkemizde yaşayan azınlıklar üstünedir.
Çünkü onlar da bilmektedirler ki bizim gibi ülkelerde ulus devletleri parçalayabilmenin tek ve her zaman geçerli yolu azınlıkları kışkırtmaktan geçmektedir ve hatta o kadar ki ülkemizde azınlıkları kışkırtacak onları canlandıracak her türlü çabaya…
Sadece siyasi olarak değil ekonomik olarak da çok ciddi katkıda bulunmaktadırlar.
Örnek mi istiyorsunuz
Birinden başlayalım örneğin İSVEÇ; bir yanıyla baktığınızda dünyanın insan hakları şampiyonu…
O kadar ki kendi ülkelerinde her türlü faaliyette bulunup ihanet edenlere(siyasi sığınmacılara) bile kapıları sonuna kadar açık.
Ama diğer yanıyla baktığınızda ise dünyanın en büyük silah üreticilerinden biri…
Bu ülke de diğer çoğu AB Ülkesi gibi kendi azınlıklarını görmezden gelirken hedef ülkelerdeki azınlıklar için varını yoğunu seferber eden ülkelerden biri.
İsveç geçtiğimiz haziran ayında bir yıl önce yapılan bir eylemde polise taş attığı için 9 ay hapis cezası alan Berivan’a İnsan Hakları Ödülü veriyor.
Taş atmanın insan haklarıyla ne ilgisi varsa…
Aslında şaşırmamak gerekiyor bundan bir süre önce yine İsveç kendi ülkesine hakaret eden Orhan PAMUK’U Nobel’le ödüllendirmemiş miydi?
Devam edelim şimdi yine bu ülke Türkiye’yi AB’ne hazırlama amacıyla özellikle Kopenhag Kriterleri kapsamında demokrasi, insan hakları ve eşitlik alanlarında ilerleme sağlanması için Türkiye’ye yardım edecekmiş.
Bilmem farkında mısınız geçmişte emperyalizm medeniyet götürdüğünü iddia ederdi bu gün de demokrasi, insan hakları, özgürlük…
Yani geçmişten bu yana emperyalizm açısından değişen hiçbir şey yok değişen sadece ve sadece kavramların adları. O kadar…
işte bu ülke yani İsveç bunun için bir yardım programı düzenliyor ve öğreniyoruz ki bu yardım planı beş yıldır uygulanmaktaymış.
İşte bu yardım yıllık olarak bu güne kadar 45 milyon kron’muş (8,5 milyon Euro) ve artık yeterli gelmediği için artırma kararı almışlar.
Ve bu miktarı kaça yükseltmişler biliyor musunuz? Tamı tamına 87 milyon Kron’a, Türk parası olarak ne kadar tutacağını siz hesap edin.
Bu para esas olarak kadınlarla, ülkemizde azınlık olarak kabul ettikleri Asurî, Süryani, Kürt, Roman ve Alevilerin konumlarında ilerleme yapılması için harcanacakmış.
Ve açık açık da belirtiyorlar ki bu paranın 14 milyon Kron’luk bölümü İstanbul konsolosluğunun belirlediği projelerde kullanılacakmış. Geri kalan 73 milyon kron’luk bölümü ise ülkedeki sivil toplum örgütlerinin işbirliği yaparak yürütecekleri projelere tahsis edilecekmiş.
Şimdi anladınız mı üyesi az, sesi fazla çıkan azınlıkperver örgütlerinin nerelerden beslendiğini…
Ama burada daha ilginç olan başka bir şey daha var emperyalizm ülkede azınlık yaratmak için onca para harcayıp örgütler kurarken, bir ülke neden buna müdahale edip tepki göstermez, neden sessiz kalır…
Neden engelleme yoluna gitmez?
Neden?

18–11–2010
Nusret KEBAPÇI