TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


Şimdi biz içinde bulunduğumuz ekonomik krizin tüm faturasını rahip denilen ABD görevlisinin geri verilmemesine bağlıyoruz ya…
Sahi gerçekten öyle mi?
Tamam, bir yere kadar bazı şeyler kabul edilebilir…
Hatta son zamanlarda ABD’den daha çok İran ve Rusya ile yakınlaşmamız, S 400 füzeleri almamız bunda çok önemli bir etken de olabilir…
Ancak 16 yıldır…
Tüm toplumun uyarısına rağmen…
Ülkeye döviz getirecek tüm işletmelerin, sanayinin, tarımın yok pahasına elden çıkarılıp…
Memleketi sadece dışarıdan gelen borç paralarla yönetip de…
Ülkemizde bir tane bile üretime yönelik bir adım atmayıp…
İşini sadece…
Yol…
Köprü…
Havaalanı yapmak olarak gören bir anlayışın varacağı yer neresi olabilirdi ki…
Kaldı ki…
Bu geçmediğimiz yollar, uçmadığımız havaalanları, gitmediğimiz hastanelerde de 40 kusur yıllık bir borçlanma söz konusu olup…
Ödemelerin dolarla yapıldığını da unutmamak gerekiyor.
Diyeceksiniz tamam da ama biz ABD ile ekonomik bir savaş yaşıyoruz bunun hiç mi etkisi yok?
Elbette çok az da olsa olabilir ama…
Şöyle bir düşünün…
Biz ABD ile ekonomik savaş adına ne yapıyoruz?
Bazı vatandaşların dolar yakıp…
Telefonlarını kırması dışında ne yapılabildi?
Doğrusunu isterseniz hiçbir şey…
Zaten birilerinin bir şeyler yapmak gibi bir düşüncesi de yok.
Bugün ülkemizin pek çok yerinde altın madenlerini kim çıkarıyor dersiniz, ABD değil mi?
Ya büyük Atatürk’ün mirası olan AOÇ’nin en güzel yeri elçilik için kime verildi sanıyorsunuz?
Bakın bunları söylerken…
İncirlik üssünden…
Kürecik’te kurulan radardan hiç bahsetmiyorum…
Hatta
Her şeye rağmen Suriye’ye karşı ABD ile işbirliğine devam edip ÖSO militanlarının maaşlarının Türkiye tarafından ödendiğinden de…
Ancak yaptırım demişken sadece ABD’nin devlet olarak yaptığı bir takım göstermelik şeyler aklınıza gelmesin…
Bugün
Ülkemizde yabancılara sattığınız her şirket o ülkelerin elinde bize karşı bir yaptırım üssü olabilir mi?
Pekala olabilir.
Örneğin bazı haberlerde de okuduğumuz gibi ülkemizde bulunan özelleştirmiş olduğunuz rafinerilerin sırf ABD istediği için yine yaptırım uygulanmak istenilen bir ülkeden petrol alımını çok çok azaltıp…
Ülkenin bırakın halkını…
TSK’yı bile akaryakıtsız bırakabilir mi?
Ya yabancılara sattığımız diğer enerji şirketleri yine kışın ortasında veya yazın ya da her an aldıkları bir talimatla ülkeyi elektriksiz…
Susuz…
Gıdasız…
Hatta samansız bile bırakabilirler mi?
Demem o ki…
İşin sırrı ekonomik bağımsızlıkta yatmaktadır.
O varsa siyasi tavır koyup mücadele edebilirsiniz…
Ama yoksa…
Üstelik haberleşmeden, enerjiye yer altı üstü her ne varsa hepsini de yabancılara satmışsanız…
Ekonomik savaşı falan boş verin…
Ciddi anlamda kınamanız bile mümkün olamaz…
Yani uzun sözün kısası…
Ekonomide ulusal bağımsızlığı savunmayan…
Siyasette bağımsız tavır alamaz…
Bilmem anlatabildim mi?

26–08–2018
Nusret KEBAPÇI




5 Eylül 2017 Salı

ULUSAL BAYRAMLAR DEYİNCE…

ULUSAL BAYRAMLAR DEYİNCE…


30 Ağustos Zafer Bayramı’nda hiç etrafınıza…
Çevre binalara…
Kamu kurumlarına dikkat ettiniz mi?
Sahi kaç tanesinde Türk bayrağı var?
Bakın; Atatürk posteri falan demiyorum o çoğu kurum da zaten yok da, eğer dikkatle bakıldığında göreceksiniz ki evlerin çok önemli bir kısmında Türk bayrağı bile yok.
Peki neden?
Nedeni şu…
Neredeyse uzunca bir süredir toplumda ulus bilinci…
Yani Kurtuluş Savaşı…
Atatürk ya da şöyle söyleyelim; bizi ulus yapan, bir araya getiren, bir anlamda bizi biz yapan sürecin dönüm noktaları önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bunu zaten pek çok gelişmeden anlayabileceğiniz gibi ulusal bayramların kutlanılmasındaki değişiklikten de pekala çıkarmak mümkün…
Nasıl mı?
Bakın çok yakın demiyorum ama bundan yaklaşık 15 yıl kadar öncesinde her ne kadar daha eskiden olduğu kadar değilse de…
Bayramlardan bir süre öncesinde…
Bandolarla…
Yürüyüş provalarıyla…
Halk oyunlarıyla…
Sportif gösteri gruplarıyla…
Hatta
TSK’sıyla hemen herkes, olanca gücüyle o büyük gün için hazırlanır bayram günü geldiğinde de halk stadyumlara giderek…
Halk oyunlarını…
Spor gösterilerini…
Konuya ilişkin konuşmaları izler, ilgili günün tarihsel önemiyle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olurdu…
Tabi bununla beraber bu bayramlarda ordumuz da büyük bir gövde gösterisi yaparak…
Bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi tehdit den düşmanlara karşı bir anlamda gözdağı bile verirdi…
Bunların yanında
Duvarlar…
Panolar konuya ilişkin olarak yazı ve fotoğraflarla süslenir…
Birçok yere taklar konulur ve en azından bir hafta boyunca…
O bayramla ilgili televizyon ve radyo programları…
Konuya ilişkin tartışmalar yer alır…
Böylece tüm topluma bu yurdun kolay kazanılmadığı…
Bunun için çok ağır bedeller ödendiği, bu nedenle bize bu vatanı bırakan atalarımıza layık olabilmek için çok çalışmak gerektiği düşüncesi aşılanır ve böylece toplum her bayramda bu konuda en azından daha da bilinçlendirilerek…
Büyük bir ulusun yurttaşı olduğu duygusu uyandırılmaya çalışılırdı…
Ama
Son 15 yıldır yaşadıklarımız ne yazık ki bunun tersi bir süreç izlemektedir…
Önce çeşitli operasyonlarla ulus bilincini, ulus kimliğini savunmak suç haline getirildi…
Sonrasında da…
Bayramlar yasaklanmaya, çelenkler engellenmeye çalışıldı
Hatta birilerini tahrik edebileceği gerekçesiyle Türk bayrağının yasaklandığı dönemleri bile yaşadık.
Ama bakıldı ki…
Ne kadar yasaklanırsa yasaklansın halk katılmaya çabalıyor…
Bu kez
Bayramları sadece devlet törenine indirgeyip halkın katılımını engelleyerek ulusal duyguların söneceğinin hesabını yaptılar ama…
Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sayısındaki patlamaya bakılınca bunun da tutmadığı ortaya çıktı, ancak…
Değişmez ölçüdür
Toplumu eşit, yurttaşlık temelinde din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın ulus kimlikte birleştirmek isteyenler…  
Ulusal bayramları sahiplenir…
Var olan ulus kimliği parçalayıp, toplumu tekrar tarikat, cemaat temelinde tebaa yapıp parçalamak isteyenler de karşı çıkar…
Olay budur.

04–09–2017
Nusret KEBAPÇI




22 Ağustos 2017 Salı

EĞİTİM MİLLİ OLMAZSA…

EĞİTİM MİLLİ OLMAZSA…


Doğrusunu isterseniz bugün toplumca yaşadığımız siyasi çatışmaya bir ad vermek gerekirse…
Bunu basit iki siyasi düşünce olarak adlandırmak inanın mümkün değil.
Aslında bu yaşadığımız çatışmanın sadece…
Evet, sadece bir anlamı bulunmaktadır, o da ulus devleti korumaya çalışanlarla…
Bunu yıkıp…
Yerine çok kimlikli,çok kültürlü…
Çok dilli…
İslamcı federatif bir devlet kurmak isteyenler arasındaki çatışmadır denilse sanırım doğru ifade etmiş olmaktayız.
Hem zaten eğitimden,dış politikaya…
TSK’nın yeniden yapılandırılmasından…
Ticarete…
Hatta Cumhuriyetle oluşturmaya başladığımız sanayinin yabancılara peşkeş çekilmesinden, rafinerilerin satılmasından tutun, haberleşmemizi bile onlara kolayca teslim etmeye varıncaya kadar bu çatışmayı hemen her alanda görmek mümkün…
İsterseniz konunun anlaşılması için biraz örneklendirelim ama hazır eğitimden de bahsetmişken ilk sıraya da onu alalım ne dersiniz?
Sahi eğitim politikası nasıl işliyor daha doğrusu nasıl bir kuşak yetiştirmek isteniyor hiç düşündünüz mü?
Hiç sakın ;“Biz öğrenciliği çok gerilerde bıraktık…”
“Okulları bitireli şu kadar sene oldu, bizi hiç ilgilendirmiyor…” türünden yorgun demokrat edebiyatı falan yapmayın…
Çünkü karnım tok…
Hem zaten konu Türkiye’de ortak değerlerle yetişecek gelecek kuşaklar olunca bununla ilgilenmek kanımca vatan görevi bile sayılmalıdır demiş olsak yanlış söylememiş oluruz.
Bakın ta Cumhuriyetin ilk yıllarında Tevhidi Tedrisat Yasası denilen bugünkü adıyla Eğitim birliği olarak adlandırılan yasanın amacı neydi?
Çeşitli kurumların…
Hatta özel çeşitli vakıfların elinden eğitimin alınıp ortak değerleri olan…
Aynı duyguları paylaşan…
Aynı dili konuşan…
Kısacası milli duygu ve düşüncelere sahip öğrenciler yetiştirmek değil miydi?
Peki ya şimdi…
Bırakın müfredatı…
Devlet kendi okulları için en küçük ekonomik destekte bile bulunmazken, nereden çıktığı belirsiz sayısız tarikat ve cemaate hatta yabancı sermayeli çeşitli kuruluşlara okul açması yönünde destek olup…
Öğrenci başına teşvik vermesi, sahi ne anlama gelmektedir?
Aslında anlamı çok zor değil, burada anlamanız gereken, bundan sonra artık eğitim birliğinin değil…
Eğitim çokluğunun öne çıkacağıdır…
Hem zaten bu süreç, siyasi yönelişimizle de doğrudan ilgilidir…
Çünkü millet olma yolundaki bir Türkiye, eğitimi tek ve milli yapmak…
Milli kimliği yok ederek, siyasi İslamcı federatif bir düzen getirmek isteyenler de eğitimi çoklaştırmak zorundadır.
İşin doğasında da o vardır…
Herkese fırsat eşitliği tanıyan ya da tanıması gereken devlet eğitimiyle, eşit yurttaşlık bilinci ve Millete aidiyet kazandırılırken…
Özel okullarda okuyanlara da o okullar hangi tarikat, cemaat ya da yabancı kuruluşa aitse ona aidiyet kazandırılacaktır…
Hem zaten böyle gittiği takdirde müfredat değişikliklerinin de katkısıyla öğrenciler bir süre sonra ne Atatürk’ü öğrenebileceklerdir, ne de bağımsızlığı…
Emperyalizm…
Sömürge olmak gibi kavramlar bile onları ilgilendirmeyecektir…
Zaten öyle olunmamış olsa yıllardır Türkiye’ye üretim yapan tek bir kuruluş açılmazken…
Atatürk heykellerine yapılan saldırılar bile sessizlikle geçiştirilirken…
PYD’ye silah veriyorlar diye halka şikayet ettikleri bir ülkenin büyükelçiliğine, koskoca AOÇ’nin bir parçası neden verilsin değil mi?

21–08–2017
Nusret KEBAPÇI





15 Temmuz 2017 Cumartesi

AFİŞLERİN ANLATTIKLARI…

AFİŞLERİN ANLATTIKLARI…


Aslına bakarsanız konu oldukça ilginç…
Çünkü
Birileri çıkıyor son birkaç gündür televizyonlarda yayınlanan…
Hemen tüm kentlerdeki bilbordlara asılan 15 Temmuz afişlerini görünce feryadı basıyor…
Diyorlar ki:
“Madem bu başarı FETÖ’ ye karşı idi, hazırladığınız pankartlarda neden FETÖ’cülerle değil de…
Suçlu sanki göz bebeğimiz askerimiz miş gibi…
Halkımız askerimizle karşı karşıya getirilmiş. Görünüyor...”
“Neden hiç bir afişte FETÖ yok?”
Tabi bunlar söylenirken…
Talepte de bulunuluyor…
“Bu 15 Temmuz’a yakışmıyor.”
“Değiştirilmeli.”
Doğrusunu isterseniz bu yakınma bence hiçbir gerçeği yansıtmıyor
Üstelik tam tersine…
Bu afişler, oradaki resimler tamamen 15 Temmuz’un mantığını sergilemektedir.
Nasıl mı?
Tabi işin burasında bu tepkiyi gösterenlerin afişi hazırlayanların nasıl bir Türkiye istedikleri…
Toplumu ve devleti nasıl şekillendirmek istediklerine yönelik herhangi bir öngörüleri bulunmuyor.
En azından söylemlerinden öyle anlaşılmaktadır.
Söylemek gerekirse…
Neredeyse 2007 yılında başlayan Ergenekon…
Balyoz…
Ve bugün de FETÖ operasyonlarıyla devam eden süreç birbirinden kopuk
İlgisiz değil…
Aksine
Birbirlerini oldukça sistemli bir şekilde takip eden ve birbirini tamamlayan hamlelerdir dersek…
Kanımca yanlış söylememiş oluruz…
Diyeceksiniz ki tamam da, nasıl?
Yani ne amaçlanıyor da bunlar belirli bir düzen içinde gerçekleşmektedir? Bence asıl sorulması gereken soru budur…
Aslında 2007 yılında başlayan birbiri ardına yapılan operasyonların amacı
AB’nin de desteğini alarak…
Askeri vesayeti kaldırıyoruz söylemi altında ordunun ulus devlete…
Yani Cumhuriyete…
Türk milli kimliğine sahip çıkmasını engellemekti…
Biliniyordu ki…
Ordunun ulus devlet…
Cumhuriyet konusundaki duyarlılığı yok edilmeden…
Yani bu konuda ordu etkisiz hale getirilmeden, Cumhuriyeti yıkıp yerine çok kimlikli bir dini düzenin getirilmesi mümkün olamayacaktı…
İşte Ergenekon…
Balyoz gibi operasyonlarla bu esas olarak yapıldı ama…
TSK…
Hala toplum içinde saygındı ve bu durum da onu tüm yıpratmalara karşın dokunulmaz halde tutuyordu…
Bir düşünün türlü Ergenekon ve Balyoz gibi tertiplerle yıpratma çabalarına karşın toplumda hiç kimse, herhangi bir subaya, bir ere…
Saldırıda bulunmaya…
Onu tokatlamaya…
Kemerle dövmeye cesaret edebilir miydi?
Demek istediğim…
İstedikleri düzenin gerçekleştirilebilmesi için ordunun gözden düşürülmesi, sonrasında da KHK’lerle tasfiyesi yapılıp, orduda kendi istedikleri gibi bir yapılanma yapabilmeleri gerekiyordu…
15 Temmuz’la o yapıldı.
Buradan afişlere tekrar dönersek
O afişlerin tamamı; biz ordudan güçlüyüz, askeri vesayeti kırdık...
Ordu artık bizden korkuyor düşüncesinin resim ve fotoğraflarla ifadesinden başka bir şey değildir…
Ama unutulmamalı ki
“Askere düşmanlık, düşmana askerliktir.”
                                    M.Kemal ATATÜRK

15–07–2017
Nusret KEBAPÇI




4 Temmuz 2017 Salı

POLİTİKA DEYİNCE…

POLİTİKA DEYİNCE…


Doğrusunu isterseniz politika denilince özellikle de dış politika denilince akla ilk gelmesi gerekenin ülkenin ulusal çıkarlarının korunması olması gerekiyor ama
Eğer kafanızda ulus bilinci bulunmayıp olaylara sadece mezhep gözlüğüyle bakıyorsanız…
Haliyle doğru bir çizgi izlenmesi…
Ülkenin çıkarlarının korunması da mümkün olmuyor.
Sahi…
Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan kurulmasının hikâyesi neydi?
Yaşı ilerlemiş olanlar hatırlar…
O yıllarda da ülkemizi yönetenler, ABD’den Irak yönetimine uçuşa yasak bölge oluşturulması için baskı yapmaktaydılar…
Sonra ABD geldi ve 36 paralelin kuzeyini Irak güçlerine kapatıverdi.
İşte bu ortam içinde bugün bağımsızlık referandumu hazırlığında olan Barzani büyüdü…
Güçlendi…
Bizim de desteğimizle bir devlet için gereken tüm alt yapı ve kurumlarıyla
Hatta ordusuyla bile hazır hale getiriliverdi.
Bugün bile bu kişiyi…
Daha devlet olduğunu ilan bile etmeden…
Sanki bir devlet başkanıymış gibi karşılayıp, bayrağını en önemli yerlere asmadık mı?
Astık.
Şimdi şöyle bir düşünün…
ABD’nin en az 30 yıldır bölgede aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 4 ülkeden toprak koparılarak bir büyük Kürdistan kurmak istediğini sırf olaylara milli değil mezhep penceresinden bakmaktan dolayı fark etmeyip de birinci parçanın oluşmasına…
ABD ve İsrail’le beraber destek veren bir anlayış…
Suriye ‘de Kürdistan kurulmasına karşı çıkabilir mi?
Elbette çıkamaz hem zaten kimsenin çıktığı falan da yok…
Dikkat ettiyseniz iktidardan hiç kimsenin de bölgede kurulmak istenilen devlete ilişkin bir söylemi falan da bulunmuyor…
Zaman zaman söylenilen NATO ve ABD karşıtı sözler de sizi şaşırtmamalı çünkü onların tamamı da iç politikaya yönelik…
Aslına bakarsanız her iki ülke de aynı yöntemle parçalanmaktadır…
Önce bir muhalefet oluşturulur…
Ardından silahlanması sağlanır…
Sonrasında da bu muhalefetin ezilmesi gerekçe gösterilerek ilgili ülkeye ABD ve batılı emperyalist güçlerin müdahalesi için çağrı yapılır…
Sahi ABD’yi Irak’a kim çağırmıştı?
Herhalde Irak yönetimi değil.
İşte Suriye’de de aynısı yaşanmaktadır…
Bakın geçtiğimiz günlerde bir ABD’li diplomat bu referandumla ilgili olarak: “25 Eylül’de Kürdistan’da yapılacak olan ‘Bağımsızlık Referandumu’ Kürtlerin geleceğini tayin etmesi için yüzyıllık bir fırsat” Demedi mi?
Peki
Irak’ta bölünmeden yana olan ABD Suriye’de farklı olabilir mi?
Elbette olamaz…
Bu konuda da uluslararası koalisyon güçlerinin ABD temsilcisinin  "Suriye'de federal sistemi destekliyoruz"  açıklaması zaten Suriye için planlanan geleceğin ayrıntılarını hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ifade etmektedir…
Hani biz sık sık PYD’ye silah yardımı yapmasından dolayı ABD ve batılı devletlere arada veryansın ediyoruz ya…
Bu silahlar nereden gönderiliyor biliyor musunuz?
Ülkemizdeki ABD üssü olan İncirlik’ten…
O halde neden İncirlik’i ABD ve koalisyon güçlerine kapatmak dururken veryansınla yetiniyoruz dersiniz?
Aslına bakarsanız çok fazla bir seçeneğimiz yok…
Ya Rusya, İran ve Irak’la birlikte bölge devletlerinin toprak bütünlüğünden yana olacaksınız…
Ya da bugüne kadar olduğu gibi…
“Hem ağlarım, hem giderim” mantığıyla İsrail ve ABD ile birlikte bölge devletlerini parçalamaktan yana…
Ortası yok!

04–07–2017

Nusret KEBAPÇI

21 Haziran 2017 Çarşamba

ASKERİ KİM ZEHİRLİYOR?

ASKERİ KİM ZEHİRLİYOR?


Geçtiğimiz günlerde başta Manisa olmak üzere pek çok askeri birlikte askerlerimiz yedikleri yemekten zehirlendiler.
Tabi yemeği veren şirket, hükümetin yandaşı olunca…
Akan sular durdu ve…
Konunun üzerine gidilmedi.
Gidilmediği gibi olay sadece şirket çalışanlarının üzerine yıkıldı ve her zaman olduğu gibi “zevahir kurtarılarak” şirket sahipleriyle ilgili hiç bir işlem yapılmadı.
Yapılmalı mıydı?
Elbette.
Hem zaten gerek bu tür zehirlenme olayı olsun…
Gerekse
Maden ve benzeri iş cinayetleri olsun…
Hemen hemen tümünde ilgili patronlar korunup olayın üstü alttakilere yıkılarak…
Bir anlamda…
“Eşeğini dövemeyen semerini döver.” misali olay gündemden düşürülmeye çalışılmaktadır…
Tabi burada…
İhaleyi fiyat kırarak alan şirketin kalitesiz yemek vererek kar etmeye çalışması olayın bir yönü…
Asla olmaması gereken bir durum da…
Peki, neden askerin yemek işi yüzyıllardır...
Karavana usulüyle hiç bir sorun olmadan ilgili komutanların denetiminde yapılırken…
Çeşitli şirketlere ihalelerle verilmeye başlandı dersiniz…
Aslına bakarsanız bilmeyecek bir şey yok, nasıl memlekette…
Deniz…
Orman, dağ…
Sit falan denilmeden hemen her şey neoliberal bir anlayışla sadece para kazanma hırsıyla piyasaya açılıyorsa…
Burada da yapılan…
Bu tür kuruluşların yemek vs. gibi alanlarının boş olarak görülüp rant elde etme amacıyla piyasaya açılıp özelleştirilmesidir…
Hem zaten…
Bunu yaparken de ne ulusal güvenlik akıllarına gelmektedir…
Ne de konunun stratejik bir öneminin bulunabileceği…
Şöyle bir düşünün…
Ordu operasyona çıkacak…
Tam o sırada yemekten zehirleniyor.
Veya savasın tam orta yerinde bir bakıyorsunuz binlerce asker perişan…
İnsanın ister istemez aklına geliyor
Peki, bu yemek yoluyla yabancı servisler
Ya da
Devletler…
Bu tür zehirlenme ve benzeri olaylarla çok kolay bir şekilde birlikleri etkisiz hale getirebilirler mi?
Getirebilirler.
Komutan ve benzeri yetkilileri zehirleyebilirler mi?
Oraya kadar gelebildiklerine göre neden olmasın…
Ya da ilgili şirket…
Tam kritik bir operasyonun orta yerinde alacağını alamadığından dolayı…
Hizmeti geciktirirse…
Veya durdurursa…
Demem o ki;
Askerin yemek işi sadece askerin doyurulmasıyla değil…
Ulusal güvenlikle de doğrudan ilgilidir…
Benden söylemesi…


21–06–2017

Nusret KEBAPÇI

12 Haziran 2017 Pazartesi

BÜYÜK RESME BAKMAK

BÜYÜK RESME BAKMAK


Aslına bakarsanız ülkemizde yaşananları anlamak için olayları en ince ayrıntısıyla inceleyerek açıklamaya çalışmak…
Sizi ayrıntıya boğmaktan başka hiç bir işe yaramaz.
Bu nedenle asıl büyük resmi anlamaya çalışmak…
Kanımca gidişatın yönü hakkında çok daha doğru bilgiye ulaşmanızı sağlayabilecektir.
Peki, büyük resim nedir?
Ya da nasıl bakılmalı ki olay tam olarak anlaşılabilsin?
Emperyalizm…
Daha açık olarak söyleyim ABD ve diğer Avrupa devletleri…
Yıllardan beri Türkiye’nin küçülmesi…
Federatif devletçiklere ayrılması gerektiği konusunda hem fikir değiller miydi?
Nasıl yapacaklarını düşünüyordunuz…
Herhalde işgal edip silah zoruyla değil.
Hem zaten o zaman, Nato’nun 4. büyük ordusu, ulus devletini Cumhuriyeti savunmakta kararlı olan güçlü bir TSK varken bunun mümkün olamayacağını bizim kadar en az onlar da biliyorlardı…
Bu nedenle…
Önce ordunun zayıflatılması, sonrada bırak dışarıya korku salmasını, içeride bile söz geçemeyecek hale getirilmesi gerekiyordu ki…
İstedikleri yapılabilsin.
İşte TSK İç Hizmetler Kanunu 35 maddede değişiklik yaparak ordunun içerideki ayaklanmalara bile müdahale edememe yasası bunun için çıkarıldı…
Hatta
Vali ve kaymakamlardan izin almadan müdahale etme yetkileri de…
Elbette tüm bunlar yetmiyordu…
Çünkü
Ordu hala Atatürk’e bağlıydı ve…
Kendisini, ulusun ve Cumhuriyetin yegâne koruyucusu olarak görüyordu…
Tabi böyle bir anlayış olduğu sürece de kimse bırak bölünmeyi…
Federalizmin f’sini bile ağzına alamazdı…
Bu konuda AB’nin desteğini de unutmamak gerekiyor.
Sıklıkla yaptıkları…
“Ordu sivil otoritenin emri altına girmeli” vurgusu, ordunun Ergenekon ve Balyoz türünden operasyonlara kolay uyum sağlamasına yetti de arttı bile…
Şimdi de…
Orduda pek çok komutan ve subay…
Sözde Fetö gerekçesiyle kendilerini savunmalarına bile fırsat tanınmadan sorgusuz sualsiz mesleklerinden uzaklaştırılmaktadır…
Artık o duruma gelindi ki…
Yanı başımızdaki adaların işgali…
Yunan komutanların tacizleri bile sessizlikle geçiştirilir hala gelindi…
Yani uzun sözün kısası…
Federatif…
Çok kimlikli
Çok kültürlü…
Dini bir başkanlık düzeni…
Ancak ordu teslim alınıp…
Ulus devletten uzaklaştırılarak…
Toplumda hemen herkeste korku yaratılarak yapılabilirdi…
Değilse…
Fetö ile işbirliği yapan siyasilere hiç dokunulamazken…
Birilerinin damadı olmak bile salıverilme nedeni olurken
Parasını verenler çabucak tahliye olabilirlerken…
Ne demeye…
Öğretmen, polis, memur, doktor peşinde koşulsun, öyle değil mi?

11–06–2017
Nusret KEBAPÇI





27 Şubat 2017 Pazartesi

ASKERE TÜRBAN TAKILIRSA…

ASKERE TÜRBAN TAKILIRSA…


Milli Savunma Bakanlığı yayınladığı bir talimatla TSK’da görev yapan bayan subay ve astsubaylarda türbanı serbest bırakıverdi…
Yani bundan sonra
Bayan subay ve astsubaylara baktığımızda…
Hangisinin Nurcu…
Nakşibendî…
Aczmendi…
Kadiri…
Veya milli görüşçü olup olmadığını anlamak mümkün olacak.
Tabi sonrasında da…
Tüm dünya ordularında geçerli olan silah arkadaşlığı kavramı da sona erecektir.
Çünkü üzerinde siyasi, etnik ve dini herhangi bir sembol taşımayan
Sadece emir komuta zincirinin gereği olan işaret ve sembollerin bulunduğu ortak kıyafet…
Hiçbir ayrım yapmaksızın Türk Ulusuna aidiyeti ifade etmektedir…
Ama
Etnik ve dini işaret ve semboller ise
Hangi etnik ve dini kimliğin işaretini taşıyorsa onu ama asla tüm ulusu değil.
Tüm dünya devletlerinde de bu iş böyledir…
Eğer siz çıkarlarınız için orduyu da…
Üstelik kıyafetleriyle dışarıdan belli olacak şekilde tarikat ve cemaatlerin çiftliği yapmaya kalkarsanız…
Bir süre sonra toplumda…
Türk ordusu imacı yavaş yavaş silinip…
Tarikat veya cemaat subayı ya da astsubayı kavramları kullanılmaya başlanır ki bu durum ordunun parçalanmasından başka bir şey değildir.
Tabi böyle olduğunda orduda…
Şeyhlerin, imamların, abla ve abilerin cirit atıp emir komuta birliğinin aynen Fetö’de olduğu gibi yok olacağını söylemeye bile gerek yok ama…
Unutulmaması gereken bir şey var…
Atatürk Kılık Kıyafet ve Şapka Devrimlerini neden yaptı biliyor musunuz?
Ben söyleyim…
Osmanlı bilindiği gibi çok kültürlü, çok kimlikli bir imparatorluktu öyle milli bir eğitim sistemi falan da yoktu.
Hemen her tarikat…
Cemaat…
Tekkelerde…
Zaviyelerde…
Kendi eğitimlerini kendileri verirlerdi…
Ve tabi her birinin kıyafeti de bir anlamda günümüzdeki okul formaları gibi dışarı’dan hangi tarikat ve cemaatin mensubu olduğu anlaşılsın diye de birbirinden oldukça da farklıydı…
İşte Atatürk…
Birbirinden gerek düşünce, gerekse kılık kıyafetleriyle de ayrı olan bu tarikat ve cemaatlere ayrışmış topluluklardan bir millet yaratmak istiyordu…
Biliyordu ki…
Toplumun bu tarikatlara, cemaatlere…
Tekkelere falan ayrılması…
Kılık kıyafetleriyle bu ayrımın hemen her tarafta belirgin halde bulunması…
Millet olmanın önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.
İşte bu yüzden bu ülkede yaşayan hemen herkesi…
Tek millet…
Yani Türk ulus kimliğinde birleştirmek için…
Toplumu parçalayan etnik ve dini kimliklerin kıyafetleriyle birlikte yasaklanması gerekiyordu.
İşte bu nedenle tekke ve zaviyeler kapatılırken, tarikat ve cemaatlerin kılık kıyafetleriyle sokaklarda gezmesi de yasaklanıverdi…
Ve biz…
Görünürdeki farklılıklarımız ortadan kaldırılınca bir araya gelerek Türk Milletini oluşturduk.
İşte şimdi tekrar görünürdeki farklılıklarımız artırılarak
Tarikat ve cemaat kıyafetlerini her yere sokarak Millet olmaktan çıkarılıyoruz
Çünkü
Çok dinli, çok kimlikli bir başkanlık için buna ihtiyaçları var…

26–02–2017
Nusret KEBAPÇI





30 Ağustos 2016 Salı

CAMBAZA BAK…

CAMBAZA BAK…


Aslına bakarsanız bu “cambaza bak” deyimi, siz önünüzde sergilenen gösteriyi…
Birbirinden ilginç…
Dikkat çekici numaraları izlerken, cüzdanınızın çalınması…
Telefonunuzun bir anda el değiştirmesi gibi olaylarda kullanılır desek umarım “teşbihte hata yapmış” olmayız…
İsterseniz şöyle söyleyelim…
Biz toplumca 15 Temmuz’da bir darbe yaşadık.
Devlet içinde neredeyse 1974’lerden itibaren sızdığı bilinen bir örgütün sızmayı bırakıp devleti tamamen ele geçirmek gibi bir girişimine tanık olduk…
Tabi bu darbenin bu güne kadar cuntasının bilinmeyişi…
Güvenlik zaafı var…
İstihbarat zaafı var denilirken bu zaafı gösteren kişilerin hala görevlerinin başında bulunmaları…
Sıradan memur ve öğretmenler görevlerinden uzaklaştırılırken…
Bu örgütü devlet içine yerleştiren…
Koruyup, kollayanların her nedense görevlerinde durabildikleri hepimizin kafasını karıştırıyor ama…
Benim anlatmak istediğim konu biraz farklı…
Zaten “cambaza bak” dememin nedeni de o.
Hem biraz hatırlatmakta yarar var…
Bu tür darbeler…
Büyük sel felaketleri…
Depremler…
Ya da bir yerlerde patlatılan bombalar…
İktidara normalde yapamayacağı ya da çok tepki toplayacağından çıkarmaya cesaret edemeyeceği yasalar veya düzenlemeler…
Kanun hükmünde kararnameler düzenlemesi için fırsat verebilir…
Çünkü
Bu tür olaylarda hemen herkes sadece felakete odaklanırken birileri bu felaketin büyüklüğüne oranla toplumun dikkatinin dağılmasını fırsat olarak görebilir…
Ne mi anlatmak istiyorum?
Şunu…
Normal koşullarda orduyu parçalara ayırmak mümkün olabilir miydi?
Ya da YAŞ’ da iktidar partisinin çoğunluk olmasını sağlamak…
Veya Harp okullarını, askeri lise ve hastaneleri gözünün yaşına bakmadan kapatmak…
Peki ya BES yani Bireysel Emeklilik Sistemine ne demeli?
45 yaş altı tüm çalışanların katılmak zorunda olduğu bu sistem, bazı ülkelerdeki gibi adım adım SGK’yı ya da genel emekliliği kaldırmanın bir adımı değil mi?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan iş güvencesinin kaldırılmaya çalışılması da aynı kapıya çıkmıyor mu?
Anlatmak istediğim…
Normal zamanda sendikalar ya da muhalefet tepkisinden gerçekleşemeyecek işler böyle zamanlarda üstelik herhangi bir tepkiyle de karşılaşmadan kolayca yapılabilmektedir…
Bakın buna isterseniz sözleşmeli öğretmenliği ekleyin
İsterseniz de sonradan vazgeçilse bile devletin özellikle hizmet üreten 100’den fazla kurumunun torba yasaya konulan sadece bir maddeyle özelleştirilmesini…
Durum ortada…
Yani sevgili kardeşim…
Biz darbeye, verilen şehitlere bakarken…
Birileri de TSK’nın parçalanmasına…
Harp okullarının, askeri liselerin, hastanelerin kapatılmasına…
Emekliliğinizin…
Sosyal güvencenizin kaldırılmasına bakıyormuş…

29–08–2016
Nusret KEBAPÇI


4 Ağustos 2016 Perşembe

ZAFİYET…

ZAFİYET…


15 Temmuz başarısız darbe girişimin ardından yaşananlar, ülkede sanıyorum hemen herkesi kaygılandırıyordur diye düşünüyorum.
Neden mi?
Bakın şimdi bu darbeyi kim yaptı?
FETÖ ve ona destek çıkan ABD değil mi?
Söylenenlere bakılırsa öyle görünüyor.
Diyelim ki ABD destekledi tamam da bu güne kadar yapılan tüm darbelerin arkasında da zaten ABD yok mu?
Var ama şöyle bir şey de var…
Bu güne kadar ABD tarafından darbeyle iş başından uzaklaştırılan hükümetlerin tamamı ABD çıkarları aleyhine faaliyette bulundukları için darbeyle uzaklaştırılmışlardır…
Peki…
Bizde durum öyle mi?
Hiç de değil.
Son zamanlarda bir kısım değişiklikler yapılıyor görünse de…
Biz sonuçta Suriye’ de…
İran’da…
Irak konusunda…
Hatta PYD konusunda bile ABD ile birlikte adım atmıyor muyuz?
Değil mi dediniz…
Suriye’de Esat yönetimine hala barış eli uzatılmayıp DEAŞ militanlarının sınırın ötesine geçiren bu konuda hala daha destek olmaya çalışan…
Onların petrollerini pazarlayan kim?
Gelelim Irak’a…
Sahi…
Daha geçtiğimiz günlerde Barzani Türkiye’ de bir temsilcilik açacağını konuyla ilgili görüşmelerin sürdüğünü söylemedi mi? buna izin verilmesinin Irak’ın bölünmesini desteklemek anlamına geldiğini yoksa bilmiyor musunuz?
Tamam
Rusya ve Suriye ile bir takım görüşmeler yapılmış olabilir ama icraata bakılırsa ortada siyaset gereği yapılan küçük manevralardan başka somut hiçbir şey yok…
Anlayacağınız ABD’den uzaklaşma falan söz konusu değil…
Hem öyle olmuş olsa, darbeye yakıt ihmalinin sağlandığı…
Bırakın onu…
PYD ‘ye…
Hatta PKK’ya en önemli desteğin sağlandığı yerler ABD üsleri…
Ve başta İncirlik değil mi?
Ne yapıldı bu güne kadar?
Sadece bir gün kapatıldı, daha ötesi yok…
Üstelik daha birkaç gün önce ABD Genelkurmay Başkanı’nı
Darbecilerin bombaladığı mecliste gezdirmedik mi?
Üstelik onların desteğiyle bombalandığını düşündüğümüz haldemecliste…
Peki, bu memlekette güvenlik zafiyeti var mıydı?
Ki öyle deniliyordu…
Ya istihbarat zafiyeti…
Onun da enişteden alındığı göz ününde bulundurulursa insan haklı olarak düşünmeden edemiyor…
Bu zafiyeti gösterenlerin hemen hepsi hala iş başında durabiliyorlarsa…
Ellerindeki her türden istihbarata rağmen…
FETÖ’cülere yıllardır kol kanat geren…
Onları devletin en derinlerine yerleştiren…
Koruyan, kollayan…
Başta devleti yönetenler olmak üzere…
Parti yöneticileri…
Milletvekilleri…
Hesap vermeyip işi aldatılmayla, ahmaklıkla geçiştirebiliyorlarsa…
İşe önce Milli bir anlayışla güvenlik ve istihbarat zafiyetini gidermekle başlamak gerekiyor…
TSK’yı tasfiyeyle değil!

03–08–2016
Nusret KEBAPÇI






20 Temmuz 2016 Çarşamba

DARBE

DARBE

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe ve sonrasında yaşananlar…
Hatta yazılarlar…
Konunun biraz daha anlaşılamaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Diyeceksiniz ki her şey açık…
Fetö darbe yapmaya kalktı ve başarısız oldu.
Şimdi bu konuda hiç bir şey söylemeden, önce yaşananlardan bazı olguları alt alta sıralayalım sonra asıl konuya tekrar geçelim…
Darbe değerlendirilirken…
TSK’ da öğleden sonra bir hareketliliğin olduğu söylendi mi?
Evet söylendi.
Sabaha karşı bile değil üstelik akşamın erken saatlerinde, Türkiye’de ilk defa çok önemli noktalar da değil tanklarla boğaz köprüsünü halka kapatanlara ne demeli…
Ya Marmaris’teki otele Cumhurbaşkanının ayrılmasından yarım saat sonra ulaşılması…
Diyelim ki yetişemediler…
Havada F16’lar tarafından vurulmaması da tesadüf…
Aslına bakarsanız bu tür olaylar değerlendirilirken hep atlanan bir gerçek var…
Denilir ki…
Bu tür olaylar değerlendirilirken…
Hiçbir şekilde olayın ayrıntılarına bakılmaz…
Yani...
Nasıl başladığı…
Nerenin bombalandığı…
Kimlerin tezgâhladığından çok daha önemlisi…
Bu olaydan kimin kazançlı çıktığı?
Kimin çıkarının olduğudur…
Eğer buna odaklanmazsanız, inanın konuyu tartışırken çok uzak, ilgisiz yerlere kadar gidebilirsiniz…
Şöyle de demek mümkün…
Darbeler…
Bunun içine ister bizde yaşanan 15 Temmuz ve öncesinde yapılmış tüm darbeleri alın…
İsterse de dünyada yapıla gelenleri…
Hemen hepsi ilgili ülkede yapısal değişiklik yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir…
Bu kadar net…
Tabi yapısal değişikliğin yapılabilmesi için de önce toplumun bir şok yaşatılarak sersemletilmesi…
Ardından da bu değişikliğe muhalefet yapabilecek her türden örgütün etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir…
Zaten yaşanılan şok yani felaket, muhalefet yapmaya falan da meydan vermeyecektir…
Diyeceksiniz ki ne yapılır bunun için…
Başka ülkelerden başlayarak söylersek…
Örneğin normal zamanda çok dikkat çekecek bir Afganistan işgali, ikiz kulelerin ardından size haklılık bile kazandırabilir…
Yine
Kitle imha silahı türünden bir suçlama da Irak’ın işgaline pekala zemin hazırlayabilir…
Gelelim ülkemize…
12 Eylül’ün gerçekte amacı Türk ekonomisini çok uluslu tekellerin işgaline sınırsızca açmak değil miydi?
Ama bu amaçla kimse ülke yönetimine gelemezdi…
Haklı gerekçeleri olması gerekiyordu…
İşte terörü durdurmak bunu sağlamıştı.
Ordudan, ABD’nin Irak ve Suriye’de oluşturacağı Kürdistan projesine karsı çıkan komutanlar, sahi hangi gerekçeyle tasfiye edilmişti…
Ergenekon ve Balyoz’la değil mi?
Gelelim son konuya…
Nihai hedef başkanlık olduğuna göre…
TSK’nin etkisiz hale getirilmesi, ya da bu kadar büyük çapta bir tasfiye…
YAŞ kararlarıyla yapılabilir miydi?
Demem o ki…
Bu çapta bir tasfiye ancak YAŞ’ ı da ortadan kaldıracak toplumsal bir şok operasyonuyla yapılabilirdi…
İşte 15 Temmuz’da o yapıldı…
Tekrar soralım; sahi darbe başarısız mı oldu?

20–07–2016
Nusret KEBAPÇI