28 Haziran 2024 Cuma

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

TÜRK TEK KİMLİK, TÜRKİYELİLİK ÇOK KİMLİKLİLİKTİR.

 

 

Farkında mısınız bilmiyorum…

Bu başkanlık sistemiyle ilgili ne deniyordu…

“Federasyon olmadan başkanlık altı kaval üstü şişhanedir.” Bu nedenle ülkede gerçekleşen hemen her şeyi mümkün olduğu kadar bu yönden değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

İşte zaten uzunca bir süredir sıklıkla gündeme getirilmeye çalışılan Türk yerine Türkiyelilik kavramının sözde mantığı şuydu.

Türk yerine Türkiyelilik kullanılırsa…

Daha Kucaklayıcı olacağı, hemen herkesi kapsayacağı…

Türk gibi etnik kimlik vurgusu da yapmayacağından tüm etnik kimliklerin kendisini buraya ait hissedeceği varsayılıyordu.

Ancak bu tür bir söylem bilinmeli ki hiçbir şekilde doğruyu anlatmıyordu.

Her ne kadar sözde süslü cümlelerle piyasaya sürülse de işin başından söylemem gerekir ki…

Bu söz konusu Türkiyelilik kavramı tüm halkın parçalanmasıyla sonuçlanacak ve sonuçta çok kimliliğe kadar uzanabilecek bir sürecin de başlangıcıdır…

Daha açık söylemek gerekirse…

Bu kavram yani Türkiyelilik çok süslü lafların arasına saklanmış bir bombadır aynı zamanda…

Nasıl ki; çeşitli kişilere ve açık alanlara bırakılan bombalar bir bomba görüntüsü yerine, çanta.

Hediye paketi.

Çiçek olarak kullanılıyorsa.

Emin olun…

Türkiyelilik de Türk ulusu kavramının parçalanmasında aynı süslü hediye paketi görevi yapacaktır.

Bildiğiniz gibi ülkelerin isimleri vardır…

İstisnalar olsa da bu isimler daha çok o ülkeyi kuran kurucu unsurla tanımlanmaktadır ama...

Özellikle Irak ve Suriye’de o ülkeler ABD işgaliyle parçalandıktan sonra ortaya atılan Iraklı…

Suriyeli gibi kavramlar bilinmeli ki…

Emperyalizmin ulus yapısını parçalayıp çok kimlikli hale getirmek istediği ülkelerde kullanılmaktadır.

Çünkü emperyalizm kaynaklarını yağmaladığı ülkelerde halkın bağımsız…

Birleşik…

Aralarında çok güçlü bağ olan ulus olarak kalmalarını istemez.

Bu yüzden ulusu paramparça ederek küçük parçalara da ayırması gerekiyor ki…

Gelecekte de o ulusun birleşip, dayanışarak kendisi için tekrar kaynaklarına sahip çıkıp…

Millileştirilmek gibi bir sonucuyla karşılaşılmasın.

İşte bu yüzden Rusya’da yaşayanlara Rusyalı değil Rus…

Yunanistan’da yaşayanlara Yunanistanlı değil Yunan…

İtalya’da yaşayanlara İtalyalı değil İtalyan…

Japonya’da yaşayanlara Japonyalı değil Japon denilirken…

Neden uzunca bir süredir Türkiyelilik gibi bir kavram ısıtılıp ısıtılıp Türk yerine Türkiyelilik olarak önümüze konulmaya çalışılmaktadır?

Aslında nedeni basit…

Emperyalizm bizim gibi hedef ülkeleri ulus devlet olmaktan çıkararak…

Etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırmayı hedeflemektedir.

İşte Türkiyelilik de bu amaçla kullanılan ulus karşıtı kimlikçilerce de talep edilip destek gören bir söylem durumundadır.

Nasıl mı?

Aynen şöyle:

Nasıl ki emperyalizm Irak ve Suriye’ de ulus devleti parçalayıp ulusu; Iraklı Kürtler…

Iraklı Şiiler.

Iraklı Türkmenler.

Iraklı Araplar.

Veya Suriyeli Yezidiler.

Suriyeli Kürtler.

Suriyeli Şiiler.

Suriyeli Araplar şeklinde parçalara ayırdıysa…

Bizde de amaç Türk Ulusunu parçalayarak o ulustan…

Türkiyeli Türkler.

Türkiyeli Kürtler.

Türkiyeli Lazlar.

Türkiyeli Araplar ortaya çıkarmaktır.

Demek istediğim…

Türk kavramı tek ulus kimliğin…

Türkiyelilik ise çok kimlikliliğin ifadesidir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

28-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 


21 Haziran 2024 Cuma

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

EĞİTİM SİSTEMİN AYNASIDIR…

 

 

 

İşin doğrusunu söylemek gerekirse eğitimde yapılan değişikliklerle ülkede gerçekleştirilmek istenilen siyasi ve ekonomik düzen arasında doğrudan bir ilişki vardır…

Yoksa

Neden birileri sürekli küçük küçük değişikler yapmaya çalışsınlar öyle değil mi?

Şöyle bir düşünün…

Emperyalizmden bağımsız, kendi ayakları üzerinde durmak…

Bunun için de…

Sanayileşmek…

Tarımını…

Hayvancılığını geliştirmek isteyen bir ulus neler yapar?

İlk olarak, araştıran…

Sorgulayan…

Tartışan insan yetiştirmeyi hedefler…

Tüm bunları yapabilmek için de çok kaliteli ve tam donanımlı teknik okullar, mühendislik fakülteleri…

Hayvancılık konusunda uzman yetiştirmek için veterinerlik ve benzeri…

Ve bir zamanlar pek çok yerde olan ziraat okulları türünden okullar gerekli olan hemen her yerde açılır.

Bütün bunlar bir ülkenin bağımsız, ekonomik açıdan güçlü olabilmesi için işin olmazsa olmazıdır.

Peki,

Bir de işe tersinden bakalım…

Diyelim ki o ülke sanayileşmekten vazgeçip, başka ulusların küresel pazarı olmayı amaçlayıp…

Sanayileşmeyle beraber…

Tarımda ve hayvancılıkta da tam bir küresel pazar olmayı hedeflerse ne olur?

Eğitim sistemi de buna göre değişir mi?

Elbette değişir…

Zaten başka türlüsü mümkün değil.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik sistem böyle olduğunda da eğitim de öğrenim de buna göre ister istemez şekillenecektir…

Yani sorgulamayan…

Araştırmayan…

Tartışmayan…

Yukarıdan gelen hemen her şeye tamamen biat eden bir insan…

Diyebilirsiniz ki bu nasıl yapılabilir?

Ancak şöyle…

Eğitimin içeriğinden ulusal olan…

Bu ülkenin nasıl vatan haline getirildiğine ait mücadele çıkarılıp…

Ulus kimliğin eğitimin hemen her kademesinde esamisi bile okunmayıp…

Lise son öğrencisi bile vatan…

Bağımsızlık…

Ulus kavramlarına yabancılaştırılıp…

Üstüne üstlük bir de eğitimi tamamen dini hale getirip

Ümmetçileştirdiniz mi?

Ülke artık emperyalizm için dikensiz gül bahçesi olmuş demektir…

Demek istediğim her kim ki

Eğitimden ulusal kimliği oluşturan…

Atatürk…

Bağımsızlık…

Vatan…

Emperyalizm gibi kavramları çıkarırken…

Ulus kavramını yok sayan siyasal İslamcı bir eğitimi dayatır…

İşte onlar; farkında olsalar da, olmasalar da emperyalizmin hizmetindedirler ama asla Türkiye’nin değil…

 

 

21-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

7 Haziran 2024 Cuma

EĞİTİM DEMİŞKEN…

 

EĞİTİM DEMİŞKEN…

 

 

 

Konu eğitim olunca bu iş genelde işin uzmanları sanılan kişilere bırakılıyor ama gerçekte öyle değil…

Daha doğrusu, eğitim konusuna girmeden, isterseniz anlamı konusuna açıklık getirelim ki sonradan kafalarımız karışmasın…

Genelde eğitimin çoğunlukla öğretimle de karıştırıldığı düşünülürse…

Buna ilk baştan açıklık getirmek bir zorunluluk göstermektedir.

Öyleyse öğretimden başlayalım…

Öğretim denince genelde okul akla gelir ama kişi hemen her yerden, her şeyden öğrenebilir…

Dolayısıyla da…

Öğretim kısaca: “bilginin uygun ortam ve koşullarda kişiye sistematik bir şekilde aktarılmasıdır.” diye tanımlanabilir.

Peki ya eğitim denilince…

Bu konuda da pek çok tanım olmasına karşın kanımca en güzel ifade edileni…

“Kişide istendik davranışlar meydana getirme sürecidir.” denilebilir…

Daha da açarsak…

Öğrenilenlerin davranışa dönüştürülmesi, kanımca yeterli kabul edilebilir.

İşte bu tanımlarla konuya biraz giriş yaptıktan sonra sadede gelelim yani asıl konumuza…

Burada kesin olarak bilinmesi gereken bir şey var.

Her yeni rejim…

Kendi tarihini yarattığı gibi…

Kendi eğitimini de yaratır.

Çünkü amaç değişen sistemin ihtiyaçlarına uygun vatandaş yetiştirmektir…

Mevcut sistem nedir?

Ülkemin tüm ekonomisinin tamamen yabancılara devredildiği…

Etten, yumurtaya kadar…

Hatta samana kadar, hiçbir şey üretmeyip ekonomisini tamamen ithalata bağladığı…

Vergi toplayıp…

Ülke kaynakları yabancılara satıldığı halde ülkeyi korkunç bir borç içine sokarak halkın yoksullaştırıldığı…

Yap işlet devret mantığıyla maliyetinin en az 10 katına mal olacak ve işleyişi tamamen dışarıya kaynak aktarımından ibaret olan bir sistem…

Sizce böyle bir sistem…

Nasıl bir eğitim ister?

İşte bunu anlamak, son derece önemli.

Çünkü eğitim; yönetici iradenin nasıl bir vatandaş istemiyle doğrudan orantılıdır.

Hem zaten MEB Teşkilat Yasası’nın ve Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değişiklikleriyle…

Eğitim tamamen küresel sermayenin istemlerine bırakılmış durumdadır…

Peki, ne isteniyor?

Ulusal kimlikten uzak…

Vatan bilinci olmayan…

Bağımsızlık…

Cumhuriyet gibi kavramların öneminden habersiz olan bir nesil…

Bunun nasıl olabileceği gibi aklınıza bir soru gelirse ki kesinlikle gelmeli…

Onu da kısaca söyleyim…

Müfredattan Atatürk’ü, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyete karşı yapılan saldırıları…

Emperyalist destekli isyanları çıkartıp ümmetçi hale getirirken…

Devleti de eğitimden adım adım çekerek…

Oluşan boşluğu…

Yabancı devlet…

Tarikat ve cemaat okulları ile doldurursanız…

Zaten çok fazla bir şey yapılmasına gerek kalmaz…

Bilmem anlatabildim mi?

 

07-06-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

27 Mayıs 2024 Pazartesi

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

SÖZ MÜFREDATTAN AÇILMIŞKEN…

 

 

 

Bir ülke düşünün: Tüm ekonomik dayanaklarını yani sanayisini…

Tarımını…

Haberleşmesini…

Enerji kaynaklarını…

Madenlerini…

Hatta topraklarını bile yabancı küresel sermayeye terk ederken

Eğitimi terk etmez mi?

Ya da şöyle soralım…

Küresel sermaye, ekonomisini teslim aldığı ülkede nasıl bir eğitim ister?

Kimliksiz…

Kişiliksiz…

Vatansız…

Milletsiz bir toplum yetiştirilmesini değil mi?

Bu yüzden de eğitimden…

Atatürk…

Kurtuluş Savaşı…

Padişahın ihaneti…

Emperyalist destekli isyanlar…

Bağımsızlık…

Vatan gibi kavramlar günden güne azaltılarak yetiştirilecek nesillerde bu kavramlara dayalı ulusal bir bilinç oluşturmayıp...

 Ülke ekonomisine, siyasetine egemen olan küresel sermayeye karşı çıkamayan bir toplum istenmiyor mu?

Elbette isteniyor.

İşte bu nedenle de eğitim, küresel sermayenin isteği doğrultusunda adım adım ulusal olmaktan çıkarılarak, onların istediği hale getirilmektedir.

Gerek 2011 yılında MEB Teşkilat Kanunu’nda yapılan değişiklik, gerekse 2017’de Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nden bir maddenin çıkarılması, yapılacak müfredat değişiklikleri için de aynı zamanda bir temel teşkil etmektedir.

Yapılan değişikliklere bakıldığında da ulus bilincine yani Millet, Bayrak, Vatan sevgisine sahip öğrenci değil, bu değerleri yadsıyarak kendini hiç bir çekince duymadan küresel sermayenin emrine verebilecek insan istendiği herkes tarafından da görülecektir…

Ne deniyor 2011 değişikliğinden önceki MEB Teşkilat Kanunu’ndaki Bakanlığın Görevleri başlıklı 2.maddede:

“Madde 2 – Milli Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:  a) Atatürk İnkılap ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin milli, ahlaki, manevi, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş vatandaş olarak yetiştirmek üzere, Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait bütün eğitim ve öğretim hizmetlerini planlamak, programlamak, yürütmek, takip ve denetim altında bulundurmak,” 

Peki ya 2011 değişikliği sonrası:

MADDE 2 – (1) Millî Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:Okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek.”

Yani böylece Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı, vatanını, milletini seven öğrenci yerine küreselleşmenin ihtiyacı olan öğrenci yetiştirmek anlam kazanıyor…

Tabi değişiklik sadece Teşkilat Yasası’yla sınırlı kalmıyor…

Benzer bir değişiklik 2017 yılında Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde de yapılıyor…

Evet, orada da değişiklik gerekçesiyle aşağıda belirttiğim madde olduğu gibi yönetmelikten çıkarılıveriyor…

Madde 5- Sosyal etkinliklerin amacı, Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak; öğrencilerin Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Anayasanın başlangıcında ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmelerine, yeteneklerini geliştirerek gerekli donanımı kazanmalarına katkıda bulunmaktır.

Hani birileri

Şu ana kadar yapılan temel değişiklikleri görmeyip hala müfredat değişikliğiyle ilgili olarak paragraf paragraf incelenmesi gerekmez mi? gibisinden şeyler söylüyorlar ya…

İşte bu yapılan müfredat değişikliği…

Müfredatın Teşkilat Yasasına uydurulmasından başka bir şey değildir.

Demek istediğim…

Ekonominizi küresel sermayeye teslim ederseniz…

Eğitiminizi de teslim etmek durumundasınız…

 

27-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

15 Mayıs 2024 Çarşamba

MÜFREDAT…

 

MÜFREDAT…

 

 

Son günlerde bir müfredat tartışmasıdır gidiyor…

Neden mi?

Çünkü İktidar müfredatı değiştirmek istiyor.

Nedenlerine gelmeden önce…

İsterseniz konuyu daha iyi anlamak açısından bu ve benzer kavramları Türkçe olarak açıklayalım ki sonrasında kafalarda soru işareti falan kalmasın.

İşte bu nedenle ilk olarak müfredatın ne anlama geldiğinden başlayalım:

Sanki Arapça söyleyince çok ilginç gibi gelen bu sözcüğü Türkçeye çevirirsek konuyu son derece basit olarak anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Evet, müfredat anlam olarak “eğitim ve öğretim programı”…

Yani buradan anlaşılması gereken şey…

İlkokul, ortaokul ve liselerde eğitim ve öğretim programları önemli ölçüde değişecek…

Hani bazen eğitim, siyasetten…

Ekonomiden bağımsızmış…

Kendi başına çok önemliymiş…

Hemen her ülkede benzer eğitim yapılıyormuş gibi bir düşünce olup “eğitim şart” türünden sözler söylenebiliyor ya…

İş öyle değil.

Doğrusunu isterseniz genel anlamıyla söylemek gerekirse iki tür eğitim var…

Bunlardan biri…

Ulusal eğitim.

Diğeri de dini eğitim.

Daha basit söylemek gerekirse ulusal eğitimle; herkesin eşit haklara sahip, ortak değerleri olan, ülkesinin sorunlarına, ulusal bütünlüğe Cumhuriyete, onun karşılaşacağı tehlikelere duyarlı yurttaşlar yetişirken…

Diğer, yani dini eğitimle egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmadığını düşünen, ülkesinin içinde bulunduğu sorunlardan bihaber, emperyalizm, bağımsızlık gibi kavramlardan habersiz ulus karşıtı tarikat ve cemaatlere ayrışmış insan yetiştirilebilir.

Demek istediğim;

Ortak değerleri ve kimliği olan bir ulus…

Emperyalizmden bağımsız…

Sanayileşmiş…

Tarımını…

Hayvancılığını geliştirmiş…

Ekonomisi güçlü bir ülke ise hedefiniz…

Öncelikle halkı; ortak düşünce, duygu ve kimlikte birleştirerek… Sorgulamaya…

Tartışmaya…

Araştırmaya dayalı laik ve ulusal bir eğitim vermek zorundasınız…

Ama değil de…

Sanayinizi yok ederek ülkenizi yabancılara açık pazar yapmak…

Tarımı…

Hayvancılığı bitirip tamamen ithalata dayanmak…

Toprakları vatan olmaktan çıkarıp, arsa gibi kolayca alınıp satılabilen bir ülke yaratmaksa amacınız…

İşte o zaman;

Ulus, ulusal bağımsızlık gibi kavramlardan habersiz

Ülkesinin dostunu…

Düşmanını tanımayan…

Emperyalizm ve onun ülkemiz üzerindeki amaçlarını asla anlayamayacak dini eğitim vermek zorundasınız…

Demek istediğim müfredat değişimi…

Sadece eğitimle değil, ulus olmak ve ulusal bağımsızlıkla da doğrudan ilgilidir…

Bilmem anlatabildim mi?

 

15-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

2 Mayıs 2024 Perşembe

YEREL HALK…

 

YEREL HALK…

 

 

Doğrusunu isterseniz bu kavram pek çoğumuza yabancı değil.

Eskiden

Amerikan kovboy filmlerinde Kızılderililer için kullanılıyordu.

Günümüzde de henüz uluslaşmamış…

“Kabileden” öteye gidememiş topluluklar için sömürgeci emperyalistlerin temsilcileri tarafından kullanılmaktadır.

Ama

Burada işin en ilginç yanı…

Kendilerini bu ulusun bir parçası veya temsilcisi olarak değil de, küresel bir emperyalistin temsilcisi olarak görebilenlerin çokluğu insanı bir hayli şaşırtmaktadır.

Elbette bu kavramı ilk duyduğumuz kişi bir ulusu temsil eden bir bakan ama onunla sınırlı kalmadı…

Sonrasında ortaya çıkıyor ki…

Aralarında muhalefetten kişilerin de…

Hatta belediye başkanlarının da olduğu pek çok kişi bu kavramı gittikleri çeşitli ortamlarda da kullanmışlar.

Elbette bu hiç bir şekilde tesadüfle…

Kişinin ağzından çıkan bir anlık dalgınlıkla söylenegelmiş bir söz değil.

Aslında kendilerini Türk ulusunun değil de…

Küresel sermayenin temsilcisi olarak gören şahısların kendilerini bazı kavramlarla ifade etmeleri…

Tamamen bir yerlere mesaj vermeyi içermektedir ki bu anlamda tarihe not düşmekte fayda var.

Aslında tüm bu söylenen sözcükleri…

Ülkece yaşadıklarımızı…

Küresel sermayenin taleplerinden bağımsız olduğunu düşünmek…

Olayları birbirinden habersiz…

Sanki bağımsızmış gibi değerlendirmek…

En basit tabirle sadece ve sadece saf dillik olarak adlandırılabilir ama inanın bu tanımlama yeterli gelmeyecektir.

Şimdi asıl konumuza gelelim…

Küresel sermaye…

Veya emperyalizm bir ülkeden ne ister…

Aslında gayet açık ama yine de söyleyim…

Emperyalizm girdiği ülkede özellikle sanayinin…

Tarımın…

Hayvancılığın bitirilmesini…

Ve o ülkenin para politikalarını kontrol edebilmek adına bankalarını satın almayı…

Enerjisini…

Hatta iletişimine kadar kontrol edebilmeyi ister.

Ama iş bununla bitmiyor…

Çünkü gelecekte de o ülkede ulusal bir canlanma…

Cumhuriyet dönemindeki gibi emperyalizmin, onun şirketlerinin ülkeden kovulup…

Tekrardan millileştirmelerin yaşanamaması için…

Toplumdaki ulus bilincinin giderek yok edilmesi…

Meydanın ulus öncesi etnik ve dini kimlikçiklere bırakılması, küresel şirketlerin o ülkedeki gelecek hedefleri için hayati önem taşımaktadır...

Demek istediğim ”yerel halk”…

Toplumların uluslaşmadan önceki varlığının adıdır…

Hem zaten uzunca bir süredir…

Ülkemizde satılan yabancı ürünlerin üzerinde Made in Germany…

Made in USA…

Portekiz…

Macaristan yazarken…

Bizde kimliksizlik adına yerli ve milli denilmiyor muydu?

Sahi…

Kimliksiz milli olunabilir mi?

Biz kabile miyiz?

 

 

 

02-05-2024

Nusret KEBAPÇI

 

 

 

25 Nisan 2024 Perşembe

23 NİSAN

23 NİSAN

 

 

23 Nisan, ülkemizin geçmişi daha doğrusu geleceği açısından da çok önemli bir tarih.

Ve zaten bu nedenle bayram.

Ancak; çok uzunca bir süredir bilinçli olarak ulus egemenliği kavramı önemsiz hale getirilirken…

Israrla Bayram çocuk şenliğine dönüştürülmüş ve ne yazık ki başarılı da olunmuştur.

Bu nedenle…

Günün önemi açısından birazcık tarihe giriş yapalım ki konu yeterince anlaşılabilsin.

Bilindiği gibi 23 Nisan’dan…

Yani TBMM Ankara’da açılmadan önce, ülkemizin pek çok yeri işgal altındayken

Memleketi yönetenler bu konuda bırakın mücadeleyi, halkın işgalleri anlamaması için konuyu geçiştirmeye çalışıp…

İşgalcilere karşı neredeyse hiç bir ferman veya fetva falan bile yayınlamamışlarken…

İşgallere karşı mücadele edenler için, onları hedef alan pek çok fetva yayınlanması sizce de çok ilginç değil mi?

Düşünebiliyor musunuz?

Ülke işgal altına girmiş, Dolmabahçe sarayının karşısına bile düşman donanmaları yerleşmiş ama ülkeyi yönetenler oralı değil…

İşte bu durumdan rahatsız olan Büyük Önder Mustafa Kemal; işgale karşı mücadele etmek adına Anadolu’ya geçmek…

Halkı örgütleyerek ve bu mücadeleyi sonuçta düzenli ordu ve merkezi bir yönetimle bütünleştirerek işgalcileri ülkeden kovmanın planlarını yapıyordu.

Bu nedenle…

Önce Samsun’a geçildi ardından Erzurum ve Sivas kongreleri...

Sonrasında da

Oralardan seçilmiş delegelerle Ankara’ da Büyük Millet Meclisini toplamayı başararak zaten fiiliyatta yok olan İstanbul hükümeti yerine Anadolu’da fiilen bir hükümet kurdu…

Kurdu ve…

Bu hükümet kendi kurallarını koyup…

Yöneticisini seçip…

Yasalarını çıkarıp ki buna vergi koymak da dahil, Anadolu’da etkili olmayı başardı…

Ama tüm bunlar burada yazıldığı gibi çok kolay olmadı.

Çünkü bu mücadele sadece yabancı emperyalistlerle değil…

İçeride de emperyalist destekli…

İstanbul hükümetince de yönlendirilen isyancılarla da yapılmasını gerektiriyordu.

Sonuçta, yaklaşık 4 yıla yakın bir savaş sonunda başarılı olundu ve ulus temelli bir Cumhuriyet kuruldu ama…

Bugün gelinen noktada Türkiye’nin ulus temelli bir devlet olabilmesinde en büyük payı olan TBMM’nin kurtuluşa ve kuruluşa öncülük etmesinin ilk adımı olan günün yıl dönümünde, bu Bayramın hak ettiği şekilde kutlandığını söylemek çok zor…

Çünkü yıllardır…

Ulus bilinci yerine ümmet bilinci aşılanarak toplum, ekonomik ve sosyal işgallere karşı duyarsız hale getirilmeye çalışıldığından…

Toplumun emperyalizme karşı duyarlılığını pekiştiren bu bayramların da önemsizleştirilmesi…

Resmi tören ve çelenk koymaktan ibaret hale getirilmesi gerekiyordu…

Böyle olunca da halktaki ulus bilincinin giderek zayıflayacağı toplumun Türk Ulus kimliğine, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e karşı yapılacak saldırı ve itibarsızlaştırma çabalarına da kayıtsız kalacağı varsayılıyordu.

Ve ne yazık ki bu Bayramda da görüldüğü üzere Başkent’in en önemli caddelerinde bile 100 evden en fazla 10 evde Bırakın Atatürk’ü, bayrak bile asılmadığı göz önünde bulundurulursa…

İnsan kaygılanmadan edemiyor.

Ne dersiniz, yoksa başardılar mı?

 

 

25-04-2024

Nusret KEBAPÇI