30 Ağustos 2016 Salı

CAMBAZA BAK…

CAMBAZA BAK…


Aslına bakarsanız bu “cambaza bak” deyimi, siz önünüzde sergilenen gösteriyi…
Birbirinden ilginç…
Dikkat çekici numaraları izlerken, cüzdanınızın çalınması…
Telefonunuzun bir anda el değiştirmesi gibi olaylarda kullanılır desek umarım “teşbihte hata yapmış” olmayız…
İsterseniz şöyle söyleyelim…
Biz toplumca 15 Temmuz’da bir darbe yaşadık.
Devlet içinde neredeyse 1974’lerden itibaren sızdığı bilinen bir örgütün sızmayı bırakıp devleti tamamen ele geçirmek gibi bir girişimine tanık olduk…
Tabi bu darbenin bu güne kadar cuntasının bilinmeyişi…
Güvenlik zaafı var…
İstihbarat zaafı var denilirken bu zaafı gösteren kişilerin hala görevlerinin başında bulunmaları…
Sıradan memur ve öğretmenler görevlerinden uzaklaştırılırken…
Bu örgütü devlet içine yerleştiren…
Koruyup, kollayanların her nedense görevlerinde durabildikleri hepimizin kafasını karıştırıyor ama…
Benim anlatmak istediğim konu biraz farklı…
Zaten “cambaza bak” dememin nedeni de o.
Hem biraz hatırlatmakta yarar var…
Bu tür darbeler…
Büyük sel felaketleri…
Depremler…
Ya da bir yerlerde patlatılan bombalar…
İktidara normalde yapamayacağı ya da çok tepki toplayacağından çıkarmaya cesaret edemeyeceği yasalar veya düzenlemeler…
Kanun hükmünde kararnameler düzenlemesi için fırsat verebilir…
Çünkü
Bu tür olaylarda hemen herkes sadece felakete odaklanırken birileri bu felaketin büyüklüğüne oranla toplumun dikkatinin dağılmasını fırsat olarak görebilir…
Ne mi anlatmak istiyorum?
Şunu…
Normal koşullarda orduyu parçalara ayırmak mümkün olabilir miydi?
Ya da YAŞ’ da iktidar partisinin çoğunluk olmasını sağlamak…
Veya Harp okullarını, askeri lise ve hastaneleri gözünün yaşına bakmadan kapatmak…
Peki ya BES yani Bireysel Emeklilik Sistemine ne demeli?
45 yaş altı tüm çalışanların katılmak zorunda olduğu bu sistem, bazı ülkelerdeki gibi adım adım SGK’yı ya da genel emekliliği kaldırmanın bir adımı değil mi?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan iş güvencesinin kaldırılmaya çalışılması da aynı kapıya çıkmıyor mu?
Anlatmak istediğim…
Normal zamanda sendikalar ya da muhalefet tepkisinden gerçekleşemeyecek işler böyle zamanlarda üstelik herhangi bir tepkiyle de karşılaşmadan kolayca yapılabilmektedir…
Bakın buna isterseniz sözleşmeli öğretmenliği ekleyin
İsterseniz de sonradan vazgeçilse bile devletin özellikle hizmet üreten 100’den fazla kurumunun torba yasaya konulan sadece bir maddeyle özelleştirilmesini…
Durum ortada…
Yani sevgili kardeşim…
Biz darbeye, verilen şehitlere bakarken…
Birileri de TSK’nın parçalanmasına…
Harp okullarının, askeri liselerin, hastanelerin kapatılmasına…
Emekliliğinizin…
Sosyal güvencenizin kaldırılmasına bakıyormuş…

29–08–2016
Nusret KEBAPÇI


27 Ağustos 2016 Cumartesi

MİLLİ OLMAK…

MİLLİ OLMAK…


Ülkede son günlerde nelerin olup bittiğini özellikle muhalefetin durumunu bir öyküyle anlatalım.
“Adam otobüse biniyor ama o da ne, arka sıralarda bir kavga başlıyor.
Bizim ki yerinde durur mu?
Hemen katılıyor.
Sonuçta otobüste kavga edenleri polis yakalıyor ve savcının huzuruna çıkarıyor…
Tabi savcı da soruyor;
Oğlum bu arkadaki kişilerin birbirleriyle husumeti varmış birbirlerini görünce de dayanamayıp kavga etmişler de…
Sana ne oluyor?
Sen neden karıştın?
Yanıt oldukça ilginçtir…
Savcı bey: ben başladı sandım”
İşte bizim muhalefetin içinde bulunduğu ruh hali bu…
Kimi yaşanan gelişmeleri demokrasi gelecek olarak algılıyor…
Kimisi de iktidarın Kemalizm’e teslim olması olarak…
Tabi burada muhalefetin başladı sanıp balıklamaya daldığı şeyin adı demokrasi…
Yani sanıyorlar ki mitinglerde ne kadar yan yana durursak…
Beraber çokça poz verirsek…
Ne kadar çok översek…
O kadar demokrasi gelir.
Hayır, öyle bir şey yok.
Şöyle bir düşünün…
Yaklaşık 14 yıl boyunca iktidarın hedeflediği şey neydi?
2023 yılı sonuna kadar Cumhuriyeti yani ulus devleti yok ederek bir din devleti kurmak değil mi?
Bu amaçlarından bir gün olsun vazgeçtiler mi?
Hemen her fırsatta yapmaya çalıştıkları anayasa değişikliklerinin…
İmzalanan uluslararası anlaşmaların…
Yapılan özelleştirmelerin amacı bu değil mi?
Bunun için ulus kimliği anımsatan sembolleri…
Öğrenci Andı’nı…
TC amblemlerini yıllardır kaldırmaya çalışmıyorlar mı?
Ulusal Bayramlar uydurma gerekçelerle yıllardır yasaklanmıyor mu?
Yeni anayasa konusunun sıklıkla gündeme getirilmesinin nedeni bile Türk Milleti kavramını anayasadan kaldırmak için değil mi?
“Ermeni Soykırımı” konusundan tutun…
Ege adalarına sahip çıkılmamasından…
PKK’nın amacının hiç gündeme getirilmemesine kadar…
Türkiye’nin sorunlarına sahip çıkılmamasının altında; ulus kimliği canlandırmamak yatmıyor mu?
TSK’nın önce elinin, ayağının bağlanıp, sonra da toptan tasfiye edilmesinin nedeni bu değil mi?
Şimdi birileri son zamanlarda iktidarın giderek daha Milli bir çizgi izlediğini falan sanıyorlar ya…
Bilinmesinde yarar bulunuyor…
Milli olmak her şeyden önce…
Ulus kimliğe…
Ekonomiye…
Orduya…
Ulusal çıkarlara sahip çıkarak olur.
Ulus kimliği yok sayıp…
Ekonomiyi tasfiye edip…
Orduyu dağıtıp…
Ulusal sorunları görmezden gelerek değil…

26–08–2016
Nusret KEBAPÇI





20 Ağustos 2016 Cumartesi

ADI OLMAYAN MİLLET OLUR MU?

ADI OLMAYAN MİLLET OLUR MU?


15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin ardından hem hükümet hem de belediyeler hemen her yerde çok büyük bir afiş asma kampanyası başlattılar…
Duvarlar onlarla süslendi.
Birileri de sadece buna dayanarak hükümetin milliyetçiliğe başladığını falan sandı ama…
Ne yazık ki böyle bir şey olmadı…
Olmasını…
Gerçekten Atatürk ilkelerini benimsemesini…
Ulusal çıkarların farkında olan bir hükümet tarafından yönetilmeyi elbette isterdim ama…
 “Kırk yıllık kani olur mu yani…” Dercesine hep o bildiğimiz Türk sözünden kaçma…
Milletin adını söyleyememe bile ne yazık ki hala devam etmektedir…
Diyeceksiniz ki…
Tamam da ne yazıyor afişlerde…
Yazan şu;
Her zaman ki gibi…
“Tek vatan…”
“Tek bayrak…”
“Tek millet…”
“Tek devlet…”
Peki
Tüm bu sözlere baktığınızda hiç aklınıza gelmiyor mu?
Sahi bu hangi millet?
Tabi iş bu kadar değil dahası var…
Bu sloganlar TRT radyolarında müzikle de süslenerek söyleniyor ama yine yanlış olarak…
Neymiş “tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devletiz, biz Türkiye’ymişiz…”
Tamam, Türkiye üzerinde yaşadığımız vatanımızın adı ama kimliğimiz Türkiye değil ki…
Türk.
Normalde doğrusunun şu olması gerekir…
“Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devletiz, biz Türk milletiyiz.”
Ama hazretler kendilerini hiçbir zaman Türk olarak kabul etmediklerinden olsa gerek dilleri bir türlü ona varmıyor…
Burada soralım…
Hiç adı olmayan millet olur mu?
Elbette olmaz.
Doğrusunu isterseniz tüm dünyadaki devletler…
Millet esasına göre oluşmuşlardır…
Hani sık sık kullanılan “milli irade” sözü var ya o bile laik bir ulus anlayışıyla doğrudan ilgilidir…
Çünkü bilinmeli ki laiklik olmadan millet yani ulus falan olamazsınız…
Bakın bundan 100 yıl önce, milli irade diye herhangi bir kavram var mıydı?
Millet olmayınca haliyle iradesi falan da olamazdı…
Herkesin padişahın kulu olduğu dönemde irade sadece bir kişiye ait olabilirdi…
O da padişaha…
İşte o yıllarda, Padişahın emperyalistlere teslim olduğunu, halkı kendi kaderine terk ettiğini gören, aralarında Büyük Önder Atatürk ve silah arkadaşlarının da bulunduğu bir grup insan harekete geçerek önce Samsun, ardından Amasya…
Derken Erzurum…
Sivas…
Sonrasında Ankara’ya gelerek…
Arkasına memleketin her köşesinden seçilen temsilcileri de alarak iradeyi ellerine aldılar ve millet olduk…
Eğer bugün aradan 90 yılı aşkın bir zaman geçmesine karşın hala yöneticilerimizi seçebiliyorsak…
Partiler kurup, meclis oluşturarak, yasalar yapıp günün koşullarına göre dilediğimizde değiştirebiliyor, beğenmediğimizde örgütler kurup, tepki gösterip, değişmesi yönünde baskı yapabiliyorsak…
Bunu 96 yıl önce egemenliği elimize almamızı sağlayan başta Atatürk ve silah arkadaşlarına borçluyuz…
Bu arada unutmadan…
Son yıllarda birileri, sözde demokrasi adına Türk Milleti kavramını yok sayarak Türkiyeliliği dayatmaya çalışıyorlar ya…
Bilinmesinde yarar var…
Türk Milleti; ortak kültür, tarih ve dilden oluşan ulus devleti…
Türkiyelilik ise; çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli federatif devleti ifade etmektedir…

19–08–2016

Nusret KEBAPÇI

11 Ağustos 2016 Perşembe

YENİ TÜRKİYE…

YENİ TÜRKİYE…


Emperyalizm bir ülkeden ne ister? Diye bir soru sorsak ne gibi yanıtlar alırız dersiniz…
Sanırım en çok karşılaşılabilecek olanı ülkeyi bölmek isteyebilirler olurken bir diğeri de bizi zayıf düşürmek istiyorlar olabilir…
Bu durumda ister istemez ikinci bir soruyu sormak da farz oluyor…
Tamam, da neden?
Yani emperyalist bir ülke bizi neden bölmek veya zayıflatmak istesin ki?
İşte bu sorular…
Gerçekten bir ülke için yaşamsal önem taşımaktadır.
Açıklamaya başlayalım…
Emperyalizm sürekli yeni pazarlar yeni hammadde ve enerji kaynakları bulmak zorundadır bu işin doğasında vardır…
Bu nedenle hemen her ülkeyi kendisinin sınırsız pazarı yapmak ister ki bu hem fazla ürünlerini o ülkeye koşulsuzca satmak hem de istediği hammadde ve enerjiyi o ülkeden çıkarabilmek için son derece gereklidir…
Tabi bunu da pek çok yolla yapabilirler…
En bilindik olanı
Ülkelerin istedikleri borçlarla birlikte kendisine dayatılan bankalarımızın…
Fabrikalarımızın…
Tarımımızın özelleştirmeye açılmasıdır ki bunun anlamı…
O ülke devletine ya da o ülke sermayesine ait kendi pazarını kısıtlayacak her türlü engelin ortadan kaldırılmasıdır.
Bunlar yapılacak ki…
Emperyalizm için ülke ekonomik olarak dikensiz gül bahçesine dönebilsin…
Tabi bu tek başına hiç bir zaman yeterli olmaz…
Hani olur ya…
Gelecekte herhangi bir iktidar…
Ülkede milli duyguları uyandırıp, askeri de arkasına alarak yitirdiği kaynakları geri almaya kalkarsa…
İşte emperyalizmin en çok korktuğu şeylerin başında, toplumda milli bir rüzgârın esmesi ve millileştirmenin yaşanması yer almaktadır…
Engellenemez mi?
Elbette ama bunun için öncelikle ulus bilincinin kesinlikle yok edilmesi gerekmektedir…
Bunu yapabilmek için de milli kimliği yok sayıp, sık sık etnik ve dini kimlik vurgusu yapılması…
Ulus devlet anlayışını canlandıracak…
Hatta güçlenmesini sağlayacak hemen her türden sembol, tören, gösteri, bayram gibi etkinliklerin yasaklanması etkili olacaktır.
Bu arada sık sık tekçi devlet denilen ulus devlet anlayışını suçlayıp demokrasi, özgürlük adına…
İnsanların kendilerini dini tarikat, cemaat ve etnik kimlikleriyle ifade etmelerinin yollarını da açtınız mı işin önemli bir kısmını tamamladınız demektir…
Artık bu kadarını gerçekleştirdikten sonra sıraya eğitimi rahatlıkla alabilirsiniz…
Biraz parasal destek, biraz isteklendirme…
Ardından baskı…
Eğitimin dinsel olmasına yeterli gelecektir…
Dini eğitimde millilik değil, ümmet bilinci esas olduğuna göre
Bir süre sonra emperyalizm…
Vatan…
Bağımsızlık…
Bayrak…
Ulus gibi kavramlar, yetişecek öğrencilerimizin kafasında hiç bir anlam ifade etmeyecektir…
Elbette Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’ da…
Şimdi tüm bunlar yapılır da ordu unutulabilir mi?
Elbette olmaz…
Çünkü biliyorlar ki ulus devleti koruma anlayışıyla yetişmiş, ulus bilinciyle donanmış bir ordu emperyalistler ve ülkede ulus devleti yıkmak isteyenler için büyük bir tehlikedir…
Bu nedenle herhangi bir gerekçeyle orduyu baskı altına alarak tasfiye edip yerine size sonuna kadar bağlı profesyonel bir ordu da kurdunuz mu?
Artık ülkenin ulusal çıkarlarına karşı hareket ettiğinizde bile herhangi bir endişe taşımayacaksınız demektir…
Yani uzun sözün kısası sevgili kardeşim
Diline, tarihine, kültürüne, ordusuna, ekonomisine, kimliğine sahip çıkan devlete ulus devlet…
Çıkmayıp hepsini tasfiye edene ise  “Yeni Türkiye” denir…


11–08–2016

Nusret KEBAPÇI

4 Ağustos 2016 Perşembe

ZAFİYET…

ZAFİYET…


15 Temmuz başarısız darbe girişimin ardından yaşananlar, ülkede sanıyorum hemen herkesi kaygılandırıyordur diye düşünüyorum.
Neden mi?
Bakın şimdi bu darbeyi kim yaptı?
FETÖ ve ona destek çıkan ABD değil mi?
Söylenenlere bakılırsa öyle görünüyor.
Diyelim ki ABD destekledi tamam da bu güne kadar yapılan tüm darbelerin arkasında da zaten ABD yok mu?
Var ama şöyle bir şey de var…
Bu güne kadar ABD tarafından darbeyle iş başından uzaklaştırılan hükümetlerin tamamı ABD çıkarları aleyhine faaliyette bulundukları için darbeyle uzaklaştırılmışlardır…
Peki…
Bizde durum öyle mi?
Hiç de değil.
Son zamanlarda bir kısım değişiklikler yapılıyor görünse de…
Biz sonuçta Suriye’ de…
İran’da…
Irak konusunda…
Hatta PYD konusunda bile ABD ile birlikte adım atmıyor muyuz?
Değil mi dediniz…
Suriye’de Esat yönetimine hala barış eli uzatılmayıp DEAŞ militanlarının sınırın ötesine geçiren bu konuda hala daha destek olmaya çalışan…
Onların petrollerini pazarlayan kim?
Gelelim Irak’a…
Sahi…
Daha geçtiğimiz günlerde Barzani Türkiye’ de bir temsilcilik açacağını konuyla ilgili görüşmelerin sürdüğünü söylemedi mi? buna izin verilmesinin Irak’ın bölünmesini desteklemek anlamına geldiğini yoksa bilmiyor musunuz?
Tamam
Rusya ve Suriye ile bir takım görüşmeler yapılmış olabilir ama icraata bakılırsa ortada siyaset gereği yapılan küçük manevralardan başka somut hiçbir şey yok…
Anlayacağınız ABD’den uzaklaşma falan söz konusu değil…
Hem öyle olmuş olsa, darbeye yakıt ihmalinin sağlandığı…
Bırakın onu…
PYD ‘ye…
Hatta PKK’ya en önemli desteğin sağlandığı yerler ABD üsleri…
Ve başta İncirlik değil mi?
Ne yapıldı bu güne kadar?
Sadece bir gün kapatıldı, daha ötesi yok…
Üstelik daha birkaç gün önce ABD Genelkurmay Başkanı’nı
Darbecilerin bombaladığı mecliste gezdirmedik mi?
Üstelik onların desteğiyle bombalandığını düşündüğümüz haldemecliste…
Peki, bu memlekette güvenlik zafiyeti var mıydı?
Ki öyle deniliyordu…
Ya istihbarat zafiyeti…
Onun da enişteden alındığı göz ününde bulundurulursa insan haklı olarak düşünmeden edemiyor…
Bu zafiyeti gösterenlerin hemen hepsi hala iş başında durabiliyorlarsa…
Ellerindeki her türden istihbarata rağmen…
FETÖ’cülere yıllardır kol kanat geren…
Onları devletin en derinlerine yerleştiren…
Koruyan, kollayan…
Başta devleti yönetenler olmak üzere…
Parti yöneticileri…
Milletvekilleri…
Hesap vermeyip işi aldatılmayla, ahmaklıkla geçiştirebiliyorlarsa…
İşe önce Milli bir anlayışla güvenlik ve istihbarat zafiyetini gidermekle başlamak gerekiyor…
TSK’yı tasfiyeyle değil!

03–08–2016
Nusret KEBAPÇI






29 Temmuz 2016 Cuma

NEREDEN BAŞLAMALI?

NEREDEN BAŞLAMALI?


Doğrusunu isterseniz bu işin başlangıcı olarak 1970’li yılların sonunu kabul edebiliriz çünkü…
Adı bile amacını ifade eden o malum dergi işte o 1970’li yılların sonunda yayına başladı. (1979)
Önce ortaokul öğrencileri yandaş öğretmenler eliyle Sızıntı’yla tanıştırıldı...
Sonra da bu öğrencilere barınacak yurtlar yapıldı…
Ardından da tarikatın okulları memleketin dört bir yanını sonra da dünyanın her yanını sardı.
Erbil’de bile okulları vardı…
Tabi okulları yapmakla iş bitmedi oradan yetişen öğrencilerin özellikle kamuda…
Hakim, savcı…
Polis…
Öğretmen olması gerekiyordu ki toplumda çok daha fazla etkili olunabilsin…
Başarılı olundukça da hedefler yükseltildi.
En önemli hedefleri de askeri lise ve harp okullarına öğrenci sokmaktı
Biliyorlardı ki orduyu ele geçirebilirlerse ülkeyi de ele geçirebilirlerdi…
Aslına bakarsanız bu hiç de kolay olmadı…
Gerçi dershanelerde bu konuda gereken yapılıyordu ama devam eden öğrencilerin fişlenmesi olasılığı hepsini tedirgin ediyordu…
Doğrusunu isterseniz çözüm de buldular…
Öğrencileri sahte isimle kaydetmek her kimin aklına gelmişse tam da bu iş için biçilmiş kaftandı…
Elbette tüm bunlar yapılır hemen her yerde örgütlenilirken bundan rahatsız olan dönemin Emniyet Müdürü, olan biten her şeyi dönemin yöneticilerine kanıtlarıyla açıkladı ama o dönemde herkes cemaatten yana olunca hiç bir şey yapılmadı…
Hatta dönemin Emniyet Müdürünce Fetö’cülerin Haşhaşi şeklinde örgütlendikleri bile ilgili makamlara bildirildi ancak…
Kimse oralı olmadı…
Açıkça söylemek gerekirse herkes uyuyordu…
Yurtsever bilim adamı Necip HABLEMİTOĞLU bu örgütün yaptıklarını kanıtlarıyla anlattığı kitabı KÖSTEBEK’i çıkardıktan birkaç ay sonra katledildi…
Dönemin hiç bir yetkilisi de, bunu kim yaptı?
Neden yapıldı? Diye sorma gereğini bile duymadı.
Şimdi 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimden sonra bazıları birilerini, darbecilikle suçluyor…
Birileri de işi ahmaklığa vurarak geçiştirmeye çalışıyor ya…
İnanın
1980’den beri bu örgütün kamuda önünü açmayan…
Destek olmayan, ona meşruluk kazandırmayan ne bir milli eğitim bakanı bulunuyor…
Ne başbakan…
Ne de cumhurbaşkanı…
1980 darbesinin lideri Kenan Evren’den tutun…
Demirel…
Ecevit…
Deniz Baykal…
Tansu Çiller’…
Mesut Yılmaz…
Bülent Arınç…
Tayyip Erdoğan dahil hemen hepsi, geçmişte bu örgütün memleket içinde istediği gibi at koşturmasına destek oldular.
Geçtiğimiz yıllarda Cemaatçe düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları bugün en çok Fetö karşıtlığına soyunanların bile ziyaret yeriydi denilebilir…
Tabi bu arada Abant Platformu’nu da unutmamak gerekiyor…
Çünkü biliniyor ki orası da yakın geçmişte…
Yetmez ama evet’cilerin en önemli fikirsel beslenme yerlerinden biriydi…
Gelelim operasyon ve tasfiyelere…
Darbecilere, yani bilerek isteyerek işin içine girenlerle ilgili yapılanlara hiçbir sözüm yok ama…
Devlet içine çöreklenmiş bu ABD, İsrail destekli yapıyı gerçekten bitirmek istiyorsanız…
Önce Fetö‘yü halkın gözünde meşru hale getirmek için yıllardır destek veren…
Arsa sağlayan…
Kanat gerenden başlanması gerekiyor…
Öğretmen ve memurdan değil…

29–07–2016
Nusret KEBAPÇI



20 Temmuz 2016 Çarşamba

DARBE

DARBE

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe ve sonrasında yaşananlar…
Hatta yazılarlar…
Konunun biraz daha anlaşılamaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Diyeceksiniz ki her şey açık…
Fetö darbe yapmaya kalktı ve başarısız oldu.
Şimdi bu konuda hiç bir şey söylemeden, önce yaşananlardan bazı olguları alt alta sıralayalım sonra asıl konuya tekrar geçelim…
Darbe değerlendirilirken…
TSK’ da öğleden sonra bir hareketliliğin olduğu söylendi mi?
Evet söylendi.
Sabaha karşı bile değil üstelik akşamın erken saatlerinde, Türkiye’de ilk defa çok önemli noktalar da değil tanklarla boğaz köprüsünü halka kapatanlara ne demeli…
Ya Marmaris’teki otele Cumhurbaşkanının ayrılmasından yarım saat sonra ulaşılması…
Diyelim ki yetişemediler…
Havada F16’lar tarafından vurulmaması da tesadüf…
Aslına bakarsanız bu tür olaylar değerlendirilirken hep atlanan bir gerçek var…
Denilir ki…
Bu tür olaylar değerlendirilirken…
Hiçbir şekilde olayın ayrıntılarına bakılmaz…
Yani...
Nasıl başladığı…
Nerenin bombalandığı…
Kimlerin tezgâhladığından çok daha önemlisi…
Bu olaydan kimin kazançlı çıktığı?
Kimin çıkarının olduğudur…
Eğer buna odaklanmazsanız, inanın konuyu tartışırken çok uzak, ilgisiz yerlere kadar gidebilirsiniz…
Şöyle de demek mümkün…
Darbeler…
Bunun içine ister bizde yaşanan 15 Temmuz ve öncesinde yapılmış tüm darbeleri alın…
İsterse de dünyada yapıla gelenleri…
Hemen hepsi ilgili ülkede yapısal değişiklik yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir…
Bu kadar net…
Tabi yapısal değişikliğin yapılabilmesi için de önce toplumun bir şok yaşatılarak sersemletilmesi…
Ardından da bu değişikliğe muhalefet yapabilecek her türden örgütün etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir…
Zaten yaşanılan şok yani felaket, muhalefet yapmaya falan da meydan vermeyecektir…
Diyeceksiniz ki ne yapılır bunun için…
Başka ülkelerden başlayarak söylersek…
Örneğin normal zamanda çok dikkat çekecek bir Afganistan işgali, ikiz kulelerin ardından size haklılık bile kazandırabilir…
Yine
Kitle imha silahı türünden bir suçlama da Irak’ın işgaline pekala zemin hazırlayabilir…
Gelelim ülkemize…
12 Eylül’ün gerçekte amacı Türk ekonomisini çok uluslu tekellerin işgaline sınırsızca açmak değil miydi?
Ama bu amaçla kimse ülke yönetimine gelemezdi…
Haklı gerekçeleri olması gerekiyordu…
İşte terörü durdurmak bunu sağlamıştı.
Ordudan, ABD’nin Irak ve Suriye’de oluşturacağı Kürdistan projesine karsı çıkan komutanlar, sahi hangi gerekçeyle tasfiye edilmişti…
Ergenekon ve Balyoz’la değil mi?
Gelelim son konuya…
Nihai hedef başkanlık olduğuna göre…
TSK’nin etkisiz hale getirilmesi, ya da bu kadar büyük çapta bir tasfiye…
YAŞ kararlarıyla yapılabilir miydi?
Demem o ki…
Bu çapta bir tasfiye ancak YAŞ’ ı da ortadan kaldıracak toplumsal bir şok operasyonuyla yapılabilirdi…
İşte 15 Temmuz’da o yapıldı…
Tekrar soralım; sahi darbe başarısız mı oldu?

20–07–2016
Nusret KEBAPÇI