30 Eylül 2016 Cuma

IŞİD’İN UÇAKLARI…

IŞİD’İN UÇAKLARI…


Şimdi isterseniz önce darbeden başlayalım çünkü birçok olayın başlangıcı ona dayanıyor…
Ne oldu?
15 Temmuz gecesi Yurtta Sulh adında bir Konsey iktidara el koymaya kalktı ve başarısız oldu…
Sonrası biraz da olsa herkesin malumu ama…
Dahası var.
Tamam, darbe başarısız oldu olmasına da…
Sahi aradan iki buçuk ay geçmesine rağmen bu Yurtta Sulh Konseyi nerede?
Kimlerden oluşuyor?
Bilen var mı?
Peki ya bu başarısız darbe girişiminin ardından yaşananlar onlar da mı hiçbir şey öğretmiyor…
İsterseniz hafızaları tazelemek adına biraz hatırlatalım…
Öncelikle askeri okullar tasfiye edilip, askeri hastaneler kamuya aktarılıp komuta kademesi Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanıp…
Kamunun 100’den fazla şirketi hemen özelleştirmeye çıkarılmadı mı?
Bireysel emeklilik ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan memur güvencesi konusunun çıkarılmaya çalışılmasını saymıyorum bile…
Ya darbeyle ilgili ABD’yi suçlayan söylem ona ne oldu?
Daha darbenin ilk saatlerinden itibaren bu darbenin arkasında Amerika’nın olduğu söylenmiyor muydu?
Hatta bu konuda sert, kafa tutan açıklamalar bile yapılmadı mı?
Peki, ne oldu da darbede ABD’yi suçlayan söylem çok kısa bir süre içinde ABD ’ nin darbeyle ilişkisinin olmadığını…
Hatta darbe gecesi bile destek verdiklerini söyler hale geldi, ne değişti?
Ya da tüm bunlarla Suriye’de olup bitenler arasında ne ilişki var?
İlişkisi şu;
O dönemde iktidar,  kendisini ABD tarafından darbe yapılmak istenen bir durumda gösterdiğinden…   
İran ve Rusya tarafından sahiplenildi…
Rusya’dan özür dilenmesiyle de ilişkiler düzelmeye başladı…
Daha önce Rusya’nın tepkisinden çekinen Türkiye, bu gelişmeler üzerine IŞİD’i yok etmek adına Fırat Kalkanı Harekâtıyla Suriye’nin Cereblus kentine giriverdi…
Girilirken de asıl hedeflerden biri Suriye’nin toprak bütünlüğüydü öyle açıklanmıştı…
 Ancak gelinen noktada iş bizim desteğimizle giren ÖSO ve benzeri örgütlerden bir milli ordu kurmaya doğru varınca işin rengi değişti…
Tabi bunu düşünürken, sürekli gündeme getirilen “Uçuşa yasaklı bölge” talebini…
“Katil ESED” söylemini…
Ve son ABD gezisinde ABD’nin üst aklıyla toplantı yapıp ABD başkanı ve eşiyle aile pozu verecek kadar yakınlaşılmasını da gözden uzak tutmamak gerekiyor...
Şimdi soralım
Hemen her fırsatta gündeme getirilen “Uçuşa yasaklı bölge” kimin için isteniyor?
Sakın IŞİD ya da PYD için demeyin, çünkü bu örgütlerin her ikisinin de uçakları yok.
Böyle olunca da bu taleplerin Suriye uçaklarına yönelik olduğunu hemen anlıyorsunuz…
İsterseniz tam bu noktada yazıyı tarihten bir örnekle bitirelim…
Eski Cumhurbaşkanlarından Özal’da Irak’a karşı ABD ‘nin “Uçuşa yasaklı bölge” oluşturmasını istemiyor muydu?
Ne olmuştu sonuçta...
36 paralelin kuzeyi Irak’a yasaklandı ve ABD’nin korumasında nur topu gibi bir Kürdistan doğuverdi…
Şimdi tekrar ABD’ye Suriye’de “Uçuşa yasaklı bölge” oluşturma çağrısı yapılınca aklıma geldi…
Suriye Kürdistan’ı da sakın böyle oluşturulmasın…

29–09–2016
Nusret KEBAPÇI



22 Eylül 2016 Perşembe

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…

TEK DİL TEK DEVLET, ÇOK DİL ÇOK DEVLET…


İçişleri Bakanı’nın kayyum atanan belediyelerde indirilen birkaç dildeki tabelaları yeniden astırması her nedense kimsenin ilgisini çekmedi…
Çekmesi gerekir miydi?
Elbette.
Neden?
Şunun için…
Bir ulus devlette…
Yani ulus esasına dayanan bir devlette ulusu oluşturan öğelerin en başında dil gelmektedir.
Çünkü dil, birliğin en önemli harcıdır.
İsterseniz önce tanımdan başlayalım…
Ulus: Ortak bir dili, tarihi, kültürü…
Ekonomisi bulunan bir topluluk değil mi?
Diyeceksiniz tamam da…
Ya ülkede birden fazla kimlik yaşıyorsa bu durumda ne olacak diğer kimlikler kendi dillerinde eğitim göremeyecekler mi?
Görmeyecekler…
Veya göremezler dediğinizde belki sanki demokratik davranmıyor muşsunuz gibi gelebilir ama işin doğası bu…
Olamaz…
İsterseniz ülkelerden örnek verelim…
Sizce Almanya’da sadece Almanlar mı yaşamaktadır?
Değil ama…
Anayasalarına göre tek bir resmi dilleri bulunmaktadır o da Almanca…
O kadar ki Türk öğrencilere teneffüste bile Türkçe konuşma hakkı verilmemektedir…
Ya Fransa; sizce çok mu farklıdır?
İnanın değil…
Orada da Franklar dışında birçok etnik kimlik yaşamasına karşın sadece bir dil kullanılmaktadır…
Fransızca.
Tabi tek tek örnek vermeye kalkmak değil amacım ama bilinmesinde yarar var…
Sadece yukarıda örnek verdiğim ülkeler değil…
Yunanistan’dan…
Bulgaristan’a…
İtalya’dan, İngiltere’ye kadar hemen hemen tüm ülkelerde tek bir dil kullanılmaktadır…
Peki ya ABD orada durum nasıl? Merak ediyor musunuz?
380 civarında dilin konuşulduğu, üstelik de eyaletlerden oluşan ABD’de sadece bir resmi dil kullanılmaktadır…
O da İngilizce.
Bunun için yasa bile çıkarmışlar adı da “Dil Birliği Yasası.”
Neden biliyor musunuz?
Çünkü geçmişte bugün sanki bizde demokratlaşmanın gereğiymiş gibi süslenerek sunulan çok dilliliği ve anadilde kamu hizmetini adamlar denemişler…
Sonuçta ne görmüşler biliyor musunuz?
Her etnik kimlik, her yerde hatta kamuda bile kendi dilini kullanır hale gelince kimse ortak dili öğrenmeye ihtiyaç duymamış…
Sonra aradan bir kuşak geçip de ortak dil unutulunca…
Toplum birbiriyle ancak tercüman aracılığıyla iletişim kurar hale gelip, dil temelinde ikiye bölünüvermiş.
Yani lafı çok fazla uzatmaya gerek yok…
Sen ülkede birden fazla dil kullanılınca ülkede çoğulculuk artıyor demokrasi falan geliyor sanıyorsun ya…
Böyle bir şey yok.
Dil birliği; bir ulus devletin en önemli bileşeni, bir anlamda olmazsa olmazı olduğundan dili ayırdığınız zaman farkında olmadan toplumu da ayırmış oluyorsunuz…
Bunu şöyle de söylemek mümkün…
Tek dil, tek devlet…
Çok dil de çok devlettir.

22–09–2016

Nusret KEBAPÇI

16 Eylül 2016 Cuma

KAMUDA TÜRBAN…

KAMUDA TÜRBAN…


Önce okullarda başlayan…
Sonra adliyelerde hakim ve savcıların türban takmasıyla devam eden süreç…
Sonunda polise kadar geldi…
Bundan sonra öğretmen ve memurlarımız gibi hakim ve savcılarımızla birlikte kadın polislerimiz de türban takabilecek.
Peki, nereden çıktı bu türban konusu…
Şundan…
İktidar yıllardan beri Türk Milleti kavramını ortadan kaldırıp çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu dini federatif bir devlet kurmak istemiyor mu?
Bunun için bölgede Eş başkanlık üstlenilip…
Yeni anayasa adı altında ortak milli kimliği yok sayan bir anayasa hazırladıklarını da sıklıkla kendileri de ifade etmiyorlar mı?
Neredeyse 14 yıldır hedeflerinde ulus kimliğimiz…
Dilimiz…
Ulusal ekonomimiz yok mu?
İşte tüm bu yaşanılanları…
Ya da aşama aşama gerçekleştirmek istedikleri tüm plan ve projeleri bu doğrultuda değerlendirmek gerekmektedir.
Çünkü biliyorlar ki;
Ulus devlet; toplumdaki etnik ve dini farklılıkları görmez…
Bunun ön plana çıkarılmasının toplumda ayrışmaya yol açacağını bilir.
Bu yüzden toplum sadece üst yani ulus kimlik temelinde birleştirilir…
Bunun dışında…
Ayrı bir otorite oluşturan, devlet hiyerarşisine paralel tarikat cemaat türünden hiçbir oluşuma izin vermez…
Onların kendilerini…
Kılık, kıyafet ve çeşitli sembollerle ifade etmelerini de kabul etmez.
Çünkü artık kişi…
Tarikat ve cemaatin bir adamı veya kadını değil…
Cumhuriyetin herkesle eşit yurttaşıdır…
Hem zaten toplumda bu eşitlik duygusunu yok eden, halk arasında kerameti kendinden menkul, sözde üstün özelikler taşıyan ama gerçekte hiç bir vasfa sahip olmayan oluşumların da ulus devlette hayat hakkı yoktur…
Şuraya gelmek istiyorum…şapka
Cumhuriyet;
Kılık Kıyafet ve Şapka Devrimi’ni neden yaptı biliyor musunuz?
Çünkü biliyorlardı ki hemen herkesin mensup oldukları tarikat ve cemaat kıyafetlerini giydiği…
Herkesin kendisini doğru kabul ettiği bir ortamda toplumun bir araya gelip millet olması mümkün görünmüyordu.
Bu yüzden dini, mezhebi, tarikatı ifade eden giysilerin sokakta giyilmesi, yasaklanıp, görünürdeki farklılıklar ortadan kaldırılarak bir araya gelerek millet olmuştuk ya…
Şimdi tam tersi, yani;
Tarikat ve cemaat kıyafetlerini tekrar serbest edip görünürdeki farklılıklar artırılarak millet olmaktan çıkarılıyoruz…
Olay budur…

16–09–2016
Nusret KEBAPÇI




9 Eylül 2016 Cuma

SİYASİ VE İDEOLOJİK MÜCADELE NEDEN YOK?

SİYASİ VE İDEOLOJİK MÜCADELE NEDEN YOK?


Tamam, 15 Temmuzda FETÖ bir darbe girişiminde bulundu ve sonucunda devletin hemen her hücresinden temizlenmeye başlandı…
TBMM hariç…
Ama daha şimdiden sadece kamuda 100 bin’e yakın insanın görevden alındığı dikkate alınırsa, bu sayının çok daha yukarılara çıkacağı anlaşılıyor.
Bakın şu konuda hiç bir itirazım yok.
Eğer gerçekten suç işlemişse…
Darbeye bulaşmışsa, mutlaka hesap sorulmalı…
Yargı önüne çıkarılmalı da…
Şimdiye kadar yapılan sadece polisiye bir mücadele…
Operasyonun siyasi ve ideolojik ayağı yok…
Yani hangi siyasi partilerde…
Dernek…
Vakıf ve sendikalarda…
Kimlerin…
Nasıl…
Hangi yöntemlerle örgütlendikleri, insanların nasıl ikna edildiği veya ne gibi şantajlar yapılarak FETÖ’ nün bu gibi örgütlere ve devlet içine sızdığı açıklanmadığı gibi…
İşin ideolojik boyutu…
Yani tarikat ve cemaatlerin devlet içinde nasıl örgütlenip, otorite kurduklarına ilişkin de herhangi bir şey yok.
Hem zaten iktidarın “diğer cemaatlerin kaygı duymaması gerektiğini”  açıklaması…
Aynı zamanda basında bu yönde çıkan haberler, bir tarikatın yerinin başka bir tarikat tarafından doldurulacağının da ipuçlarını vermektedir.
Bu nedenle çok açık bir şekilde de ortaya çıkmaktadır ki laik ve çağdaş olmayan, ulus bilinciyle donanmamış hiç bir örgüt ki buna devlet de dahildir, tarikat ve cemaatlere karşı ideolojik mücadele veremez.
Diyeceksiniz ki vermesi gerekli mi?
Tarikat ve cemaatler devlet içinde olursa ne olur?
Bakın ne olur biliyor musunuz?
Hani zaman zaman basında…
“Falan devlet yetkilisi tarikat şeyhini ziyaret etti…”
“Bir profesör falan şeyhin elini öptü.”
“General erden emir aldı…”
“Falan kurumda hizmetli genel müdüre bile emrediyordu.” türünden haberler çıkıyor ya…
İşte bu durum, sadece FETÖ ‘ye ait olmayıp neredeyse tüm tarikat ve cemaatlerde benzer tutumlar söz konusudur…
Çünkü hiç bir tarikatta şeyh seçimle falan yönetime gelmez…
Nasıl seçilir biliyor musunuz? Kendisinden önce o mevkide bulunan şeyhin önermesiyle, onun ölümünden sonra.
Şimdi söyleyin; herhangi bir tarikat mensubu, hizmetinin karşılığında öldükten sonra cenneti vaat eden şeyhinin mi söylediklerini yerine getirir?
Yoksa hiç bir dini vasfı olmayan yöneticisinin mi?
Bu durum devlette devamlılığı, liyakati bozucu bir durum ortaya çıkarmaz mı?
Ayrıca bu tür örgütlenmelerde millet bilinci olmadığından, millet, ülke çıkarları, bağımsızlık, vatan, emperyalizm gibi kavramlarla tanışmayan tarikat ve cemaat mensuplarının her zaman için emperyalistlerce kullanılması olasılığı ne olacak…
Demek istediğim sadece devlet kurumlarında liyakat ve hiyerarşiyi sağlamanın değil…
Bağımsızlığın, ulusal egemenliğin, hatta sanayileşmenin, çağdaşlaşmanın, ulusal çıkarları korumanın bile sadece bir tek yolu bulunmaktadır…
Laik bir ulus devlet…
Değilse bir cemaati ortadan kaldırmaya çalışırken kendinizi başka bir dış destekli cemaatin kollarında pekala bulmanız mümkün…

09–09–2016
Nusret KEBAPÇI

  

5 Eylül 2016 Pazartesi

BU POLİTİKALARDAN KİM SORUMLU?

BU POLİTİKALARDAN KİM SORUMLU?


Sadece son yirmi dört saatte bile 24 şehit…
Farkında mısınız zaten bir süredir hemen her gün şehit haberleri gelmiyor mu?
Askeri birliklere saldırılıyor…
Karakollar bombalanıyor…
Hatta bırakın silahla saldırılmasını…
Bomba yüklü kamyonlar, traktörler Cizre’de olduğu gibi Çevik Kuvvet binasının önünde bile patlatılmıyor mu?
Biliyorum, zor, olağanüstü koşullarda mücadele ediliyor ama insan yine de sormadan edemiyor…
Bizim devlette istihbarat denilen bir şey var mı?
Bakın yaklaşık bir yıldan fazladır terörle mücadele ediliyor ve bombalı eylemlerle karşı karşıya bulunuluyor…
Ve üstelik bunun önemli bir kısmı da kamyon ya da traktörle saldırı şeklinde oluyor…
Tamam, istihbarat yok.
Anladık o il ya da ilçelerde kamera sistemi de bulunmuyor…
Ama gelip geçen kamyon veya traktörleri kontrol etmekte mi olanaksız…
Yani hep böyle elimiz kolumuz bağlı teröre teslim olup, nerede ne zaman bombalı kamyon veya traktör gelecek diye beklemek mi zorundayız…
Hep böyle savunmada mı olunacak…
Tabi sorun sadece Cizre değil, benzer durum ülkemizin hemen her yeri için geçerli.
Biz son zamanlarda PKK terör örgütüyle, FETÖ ve IŞİD’le mücadele ediyoruz ya …
Peki, PKK’yı yıllarca görmezden gelen “Açılım… “
“Çözüm süreci” adı altında, dağlardan, şehir merkezlerine yerleşme fırsatı tanıyan politikaların sorumlusu kim?
Benimki de soru, hiç kimse.
Ya FETÖ’yü 1974’lerden beri devletin içine yerleştiren…
Kök saldıran…
Hemen her yerde etkili olmalarını sağlayan…
“Ne istedilerse verdik diyen” kim?
Gelelim IŞİD’e…
Hani biz Celebrus’a bu nedenle müdahalede bulunduk ya onun için söylüyorum…
Sahi; IŞİD’e, gerek Türkiye…
Gerekse çeşitli Avrupa ülkelerinden katılan kişiler, nereden ve hangi ülkenin sınırlarından geçtiler dersiniz?
Ya oradan gelen Petrolu pazarlayan kimdi?
Hangi ülkeye ait tankerlerin görüntüleri çeşitli yabancı televizyon ve internet sayfalarında yayınlandı…
Hadi diyelim ki…
Bunun da sahibi yok.
Biz Celebrus’a Suriye’nin kuzeyine Kürt koridoru kurulmasın diye girdik…
Peki
Irak’ın kuzeyinde kukla bir devlet kurulmasına rıza gösteren, tüm tepkilere karşın Barzani’den petrol alarak onun bağımsızlığa giden yolunu açmaya destek olan kim…
Hangi ülke?
Suriye’nin Kuzeyiyle Irak’ın kuzeyi arasında herhangi bir fark var mı?
Madem güneyimizde bir Kürt Devleti’ne karşıydınız daha başından yani Irak’ın kuzeyinde kurulmadan önce engellenmesi gerekmez miydi?
Hadi diyelim ki Irak’ta geç kaldık ve bu gün Suriye’de Kürt devleti kurulmasını engellemek için müdahale etmemiz gerekiyor…
Peki…
Suriye’de o kantonların nasıl oluştuğunu biliyor musunuz?
Batının ve bizim desteklediğimiz sözde ılımlı muhalefet denilen ÖSO gibi örgütlerin Suriye’nin kent merkezlerinde bombalar patlatması üzerine, Suriye’nin gücünü merkeze toplayıp…
Sınır bölgelerinin kontrolsüz kalmasıyla değil mi?
Yani demek istediğim…
Bugün mücadele etmek durumunda olduğumuz Türk Milletine düşman bu üç örgütün de güçlenmesinin asıl nedeni…
Son on yılda izlediğiniz…
Ulus kimliği yadsıyan, yeni Osmanlıcı…
Ulusal değil, dini ve mezhepsel çıkarları gözeten politikalarınızdır…
Ama ne yazık ki bedelini Türkiye ödemektedir...

04–09–2016

Nusret KEBAPÇI

30 Ağustos 2016 Salı

CAMBAZA BAK…

CAMBAZA BAK…


Aslına bakarsanız bu “cambaza bak” deyimi, siz önünüzde sergilenen gösteriyi…
Birbirinden ilginç…
Dikkat çekici numaraları izlerken, cüzdanınızın çalınması…
Telefonunuzun bir anda el değiştirmesi gibi olaylarda kullanılır desek umarım “teşbihte hata yapmış” olmayız…
İsterseniz şöyle söyleyelim…
Biz toplumca 15 Temmuz’da bir darbe yaşadık.
Devlet içinde neredeyse 1974’lerden itibaren sızdığı bilinen bir örgütün sızmayı bırakıp devleti tamamen ele geçirmek gibi bir girişimine tanık olduk…
Tabi bu darbenin bu güne kadar cuntasının bilinmeyişi…
Güvenlik zaafı var…
İstihbarat zaafı var denilirken bu zaafı gösteren kişilerin hala görevlerinin başında bulunmaları…
Sıradan memur ve öğretmenler görevlerinden uzaklaştırılırken…
Bu örgütü devlet içine yerleştiren…
Koruyup, kollayanların her nedense görevlerinde durabildikleri hepimizin kafasını karıştırıyor ama…
Benim anlatmak istediğim konu biraz farklı…
Zaten “cambaza bak” dememin nedeni de o.
Hem biraz hatırlatmakta yarar var…
Bu tür darbeler…
Büyük sel felaketleri…
Depremler…
Ya da bir yerlerde patlatılan bombalar…
İktidara normalde yapamayacağı ya da çok tepki toplayacağından çıkarmaya cesaret edemeyeceği yasalar veya düzenlemeler…
Kanun hükmünde kararnameler düzenlemesi için fırsat verebilir…
Çünkü
Bu tür olaylarda hemen herkes sadece felakete odaklanırken birileri bu felaketin büyüklüğüne oranla toplumun dikkatinin dağılmasını fırsat olarak görebilir…
Ne mi anlatmak istiyorum?
Şunu…
Normal koşullarda orduyu parçalara ayırmak mümkün olabilir miydi?
Ya da YAŞ’ da iktidar partisinin çoğunluk olmasını sağlamak…
Veya Harp okullarını, askeri lise ve hastaneleri gözünün yaşına bakmadan kapatmak…
Peki ya BES yani Bireysel Emeklilik Sistemine ne demeli?
45 yaş altı tüm çalışanların katılmak zorunda olduğu bu sistem, bazı ülkelerdeki gibi adım adım SGK’yı ya da genel emekliliği kaldırmanın bir adımı değil mi?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan iş güvencesinin kaldırılmaya çalışılması da aynı kapıya çıkmıyor mu?
Anlatmak istediğim…
Normal zamanda sendikalar ya da muhalefet tepkisinden gerçekleşemeyecek işler böyle zamanlarda üstelik herhangi bir tepkiyle de karşılaşmadan kolayca yapılabilmektedir…
Bakın buna isterseniz sözleşmeli öğretmenliği ekleyin
İsterseniz de sonradan vazgeçilse bile devletin özellikle hizmet üreten 100’den fazla kurumunun torba yasaya konulan sadece bir maddeyle özelleştirilmesini…
Durum ortada…
Yani sevgili kardeşim…
Biz darbeye, verilen şehitlere bakarken…
Birileri de TSK’nın parçalanmasına…
Harp okullarının, askeri liselerin, hastanelerin kapatılmasına…
Emekliliğinizin…
Sosyal güvencenizin kaldırılmasına bakıyormuş…

29–08–2016
Nusret KEBAPÇI


27 Ağustos 2016 Cumartesi

MİLLİ OLMAK…

MİLLİ OLMAK…


Ülkede son günlerde nelerin olup bittiğini özellikle muhalefetin durumunu bir öyküyle anlatalım.
“Adam otobüse biniyor ama o da ne, arka sıralarda bir kavga başlıyor.
Bizim ki yerinde durur mu?
Hemen katılıyor.
Sonuçta otobüste kavga edenleri polis yakalıyor ve savcının huzuruna çıkarıyor…
Tabi savcı da soruyor;
Oğlum bu arkadaki kişilerin birbirleriyle husumeti varmış birbirlerini görünce de dayanamayıp kavga etmişler de…
Sana ne oluyor?
Sen neden karıştın?
Yanıt oldukça ilginçtir…
Savcı bey: ben başladı sandım”
İşte bizim muhalefetin içinde bulunduğu ruh hali bu…
Kimi yaşanan gelişmeleri demokrasi gelecek olarak algılıyor…
Kimisi de iktidarın Kemalizm’e teslim olması olarak…
Tabi burada muhalefetin başladı sanıp balıklamaya daldığı şeyin adı demokrasi…
Yani sanıyorlar ki mitinglerde ne kadar yan yana durursak…
Beraber çokça poz verirsek…
Ne kadar çok översek…
O kadar demokrasi gelir.
Hayır, öyle bir şey yok.
Şöyle bir düşünün…
Yaklaşık 14 yıl boyunca iktidarın hedeflediği şey neydi?
2023 yılı sonuna kadar Cumhuriyeti yani ulus devleti yok ederek bir din devleti kurmak değil mi?
Bu amaçlarından bir gün olsun vazgeçtiler mi?
Hemen her fırsatta yapmaya çalıştıkları anayasa değişikliklerinin…
İmzalanan uluslararası anlaşmaların…
Yapılan özelleştirmelerin amacı bu değil mi?
Bunun için ulus kimliği anımsatan sembolleri…
Öğrenci Andı’nı…
TC amblemlerini yıllardır kaldırmaya çalışmıyorlar mı?
Ulusal Bayramlar uydurma gerekçelerle yıllardır yasaklanmıyor mu?
Yeni anayasa konusunun sıklıkla gündeme getirilmesinin nedeni bile Türk Milleti kavramını anayasadan kaldırmak için değil mi?
“Ermeni Soykırımı” konusundan tutun…
Ege adalarına sahip çıkılmamasından…
PKK’nın amacının hiç gündeme getirilmemesine kadar…
Türkiye’nin sorunlarına sahip çıkılmamasının altında; ulus kimliği canlandırmamak yatmıyor mu?
TSK’nın önce elinin, ayağının bağlanıp, sonra da toptan tasfiye edilmesinin nedeni bu değil mi?
Şimdi birileri son zamanlarda iktidarın giderek daha Milli bir çizgi izlediğini falan sanıyorlar ya…
Bilinmesinde yarar bulunuyor…
Milli olmak her şeyden önce…
Ulus kimliğe…
Ekonomiye…
Orduya…
Ulusal çıkarlara sahip çıkarak olur.
Ulus kimliği yok sayıp…
Ekonomiyi tasfiye edip…
Orduyu dağıtıp…
Ulusal sorunları görmezden gelerek değil…

26–08–2016
Nusret KEBAPÇI