2 Ağustos 2015 Pazar

TESTİ KIRILMADAN…

TESTİ KIRILMADAN…


Bugünlerde koalisyon kurulmasıyla ilgili görüşmeler devam ediyor ya iste onun için testi kırılmadan önce önerilerde bulunayım ki…
Sonrasında milletçe üzülmeyelim…
Biliyorum…
Koalisyon zor iş…
Hükümet olmak daha da zor…
Hem hükümet olmanın kolay bir şey olduğunu kim söyleyebilir ki.
Hükümet olmak…
İktidar olmaktır…
Yani çözümün anahtarı öncelikle sizdedir…
Bunun için de daha işin başından uyarıyım ki eski hükümetlerin düştüğü hatalara sizler de düşmeyin…
Bakın ilk yapılması gereken şey ki buna tüm toplumun ihtiyacı bulunuyor…
Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayıp…
Kuvvetler ayrılığını kalıcı hale getirmek…
Bunun için hangi düzenlemeleri yaparsınız?
Neleri değiştirirsiniz bilmem ama bunu yapamazsanız bugünden herhangi bir farkınız kalmaz…
Biliyorum yeni bir araya geldiniz
O da tabi olabilirse…
Bilmeniz gereken bir şey var…
Bugüne kadar eski yönetimin, memleketin tüm kaynaklarını haraç mezat yabancılara satması nedeniyle kitlerin kazancından, vergisinden falan mahrumsunuz…
Bunun yanında işsizliğin vardığı boyutun da korkunç boyutlarda olduğunu asla unutmayın…
O nedenle de…
Tarımı…
Sanayiyi geliştirmek gibi bir hedefiniz mutlaka bulunmalı…
Hatta söz verdiğiniz gibi bu konuda gerekli destek ve sübvansiyon da mutlaka sağlanmalı da…
Bunu yaparken…
Karşınıza çıkarılacak AB engellerini…
Gümrük duvarlarını aklınızdan çıkarmayacaksınız…
Çünkü size biçilen rol, öyle üretmek, sanayileşmek, AB’ye rakip olmak falan değil, düpedüz Pazar olmaktır…
Hem zaten bu işlere soyunduğunuzda AB’nin ne menem bir şey olduğunu inanın çok daha iyi anlayacaksınız.
Bu arada ABD’den uzak durmakta da yarar bulunuyor…
Uzak durmazsanız ne olur biliyorsunuz?
Bırakın kendi silahınızı üretmeyi…
NATO dışından füze bile alamazsınız…
Ya da alırsınız, sonucuna katlanırsınız…
Hem hükümet ederken, büyük devletlerce verilen ve bölgede taşeronluk anlamına gelecek, BOP eş başkanlığı gibi görevlerin de ülkemiz ve bölgemiz için yıkım anlamı taşıdığını hiç mi hiç unutmayacaksınız…
Aslında bunun için çok fazla bir şey yapmanıza da gerek yok…
Sadece Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış.” ilkesini kılavuz edinip…
Suriye, İran ve Irak’la işbirliğine gitmeniz yeterli.
Bir de unutmadan…
Bu güne kadar yıpratılan ulus devletimizi, ulus kimliğimizi yani millet bilincini tekrar tüm değerleriyle yerine oturtursanız…
Bunu asla…
Laf olsun diye söylemiyorum…
Bizi kimse tutamaz…
Bunları yapmazsanız ne mi olur?
İktidar olursunuz olmasına ama...
Muktedir olamazsınız…

15–07–2015
Nusret KEBAPÇI

25 Temmuz 2015 Cumartesi

SURUÇ…


Bilindiği gibi Suruç’ta meydana gelen canlı bomba eylemi sonucunda 32 gencimiz yaşamlarını yitirdi…
Her ne kadar terör örgütünün aleti durumuna düşmüş olsalar da gençlerimizin ölümü tüm ülke için çok üzücüydü.
Elbette böyle bir terör eylemine kayıtsız kalmak…
Sessizlikle geçiştirmek mümkün değil de…
Ama
Sadece teröre vurgu yapmanın…
Teröre lanetler okumanın…
Onlarca kez kahrolsun demenin de herhangi bir yararı bulunmamaktadır…
Doğrusunu isterseniz terör hiç bir zaman tek başına herhangi bir anlam ifade etmemektedir…
Çünkü
Terör kendi başına bir amaç değil…
Her zaman için emperyalistlerin ilgili ülkeleri herhangi bir konuda ikna etmek için kullandıkları araçlardan birisidir…
Öncelikle bunun unutulmaması gerekiyor.
Bu arada bombacının kimliğinin…
Yani
Etnik ya da dinsel yapısının…
İçinde bulunduğu örgütün de çok fazla bir anlamı bulunmamaktadır…
Bilinmeli ki büyük istihbarat güçlerinin hangi amaçla, kimi nerede kullanabileceği konusu,  sadece olayın sonucunda alınmak istenilen gelişmelere bağlıdır…
Bilmiyorum farkında mısınız?
PKK bir süredir güneydoğu dışında…
Kars…
Ardahan…
Kağızman…
Iğdır gibi yerleşim yerlerinde de eylemlere başladı…
Araçlar yakılıyor…
İnsanlar öldürülüyor…
Hatta bırakın ülkenin doğusunu
İstanbul’un göbeğinde bile bombayla ölenlerin cenazesini karşılamak adına…
Silahla tören düzenleyip eylem bile yapabiliyorlar.
Sonuçta yaşanan bomba olayını protesto etmek adına kaç gündür yollar kesiliyor…
Polislerimiz askerlerimiz öldürülüyor…
Sağlık çalışanları kaçırılıyor…
Araçlar ateşe veriliyor…
Ortalık yakılıp yıkılıyor…
Şimdi şöyle bir düşünün…
En küçük bir protestoya, işten çıkarılmaya karşı yapılan eylemlere…
Yakınları madende göçük altında kalan insanlara karşı bile, hoş görü gösterilmeyip analarından emdikleri süt burunlarından fitil fitil getirilirken…
Neden bu tür eylemlere karsı doğrudan müdahale yapılmaz…
Hatta meclis kürsüsünden bu tür eylemlere yapılan destekler gülümsenerek geçiştirilir…
Nedeni şu…
ABD Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturmak istiyor…
Koridor oluşturacak ki…
Suriye’nin kuzeyinde kurulmasına canla başla destek olduğu Kürdistan güvenlik altına alınabilsin.
Biliniyor ki…
Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan’ın denize bağlantısının sağlanması bu işin en olmazsa olmazı…
Buradan da; bize yıllardır anlatılan silah bırakma masalına gelirsek…
Şöyle bir düşünün…
ABD, AB, İsrail ve Türkiye’nin desteğiyle Hem Irak’ın, hem de Suriye’nin kuzeyinde bir Kürdistan kurulacak…
Üstelik Hükümetimiz…
Irak’ın kuzeyini mamur hale getirmek için neredeyse seferberlik ilan edip…
Elektriğini bile verecek…
Suriye’nin kuzeyinde başınız sıkıştığında kuzey Irak’tan peşmergelerin geçebilmesi için elinden gelen desteği gösterecek…
Sonuçta siz bu durumda, kendinizi onların yerine koyun ve şu soruyu sorun…
Size, komşu ülkelerde devlet olabilmeniz için bu kadar destek olan bir yönetim varken silah bırakır mısınız?
Haliyle onlar da bırakmadı…
Demem o ki…
Bu meydana gelen terör eylemlerinin tümü…
Türkiye’yi ABD’nin yanında Kürt koridoruna destek olunması konusunda ikna etmeyi amaçlamaktadır…
Başka da bir şeyi değil…

25–07–2015
Nusret KEBAPÇI


17 Temmuz 2015 Cuma

MİLLİYETÇİLİK…

Hani iki de bir, birileri kendilerinin çok milliyetçi olduklarını vurguluyorlar ya…
İnsan sormadan edemiyor.
Milliyetçilik; sadece kendilerinin milliyetçi olduklarını söylemek kadar çok mu kolay…
Yoksa her zaman olduğu gibi…
Lafa değil…
İşe mi bakmak gerekiyor.
İsterseniz bu konuda biraz tarihin şahitliğinden yardım isteyelim ne dersiniz…
Yıl iki binlerin başı…
Ana -Sol -M iktidarda.
Ve o dönemde de…
Kemal Derviş, ekonomiyle ilgili hemen her konuda kelimenin tam anlamıyla en yetkili konumda…
Öyle bir durum var ki…
Kimse olup bitenin farkında değil…
Ama herkes her şeye boyun eğiyor.
Hatta öyle ki…
Derviş istediği için çok fazla tartışma konusu bile yapılmaksızın…
15 günde 15 yasa bile çıkarılabiliyor…
Ve onun gibi birçok yasa…
Sonuçta o günlerde ülkenin rafinerileri ve birçok sanayi kuruluşuyla birlikte Telekom da satılıyor…
O da ne?
Hükümetin üstelik Milliyetçi ortağının bakanı bu konuda direniyor…
Çünkü satın alan şirket…
Genel müdürün de yabancı olmasını şart koşuyor.
Neyse işte o günlerde…
Bu konuda direnen bakan hemen görevden alınıyor ve Telekom’a yabancı müdür atanmasının yolu böylece aşılıveriyor.
Hükümetin bakanının bile başına böyle bir durum gelince sonraki Türk Milletinin dişinden tırnağından artırarak kurduğu yüzlerce kuruluş hiçbir engelle karşılaşmadan yabancılara satılıveriyor.
Sonra seçim…
Daha doğrusu erken seçim dönemini söylemiyorum bile…
Neydi bu partimizi seçime zorlayıp da…
Bugünkü iktidar partisinin önünü açan koşullar, hiç öğrenemedik…
Hatta son on üç yıl içinde iktidarın sıkıştığı birçok konuda elinden gelen hemen her türlü desteği göstermesini de…
Ama insan merak ediyor…
Şimdi siz milliyetçi olduğunuzu söylüyorsunuz ya…
Milliyetçilik en basit tanımda bile milli devlete…
Onun değerlerine…
Ekonomisine…
Kimliğine sahip çıkmak değil midir?
O halde…
Memleketin tüm kaynakları bir bir yabancılara peşkeş çekilirken neden en küçük bir tepki bile verilemedi…
Yabancılara toprak satışı çok büyük ölçülere vardığı halde kayıtsız kalmanızın gerekçesi ne olabilir?
Sahi; Ergenekon balyoz ve benzeri operasyonlarla Türk ulus devlet yapısı ortadan kaldırılırken neden sesinizi bir kez olsun duyamadık…
Bitmedi
Askerin elini kolunu bağlayan protokollerin ve İç Hizmetler Kanunu’nun 35 maddenin değiştirilmesine karşı suskun kalmanızın gerekçesini nasıl açıklayacaksınız…
Elbette sadece bunlarla sizi yargılamak hiç kimsenin haddine değil de…
Kıbrıs sorunu…
Ege deki adaların işgali…
Ermeni soykırımıyla suçlanmamız karşısında bile etkili bir muhalefet etmeyişinize ne demeli…
Yani demek istediğim…
Milliyetçilik sadece lafla değil…
İcraatla olur bilmem anlatabildim mi?

05–07–2015
Nusret KEBAPÇI



15 Temmuz 2015 Çarşamba

TÜRKİYE’Yİ ATEŞE ATMAK…

TÜRKİYE’Yİ ATEŞE ATMAK…


Medyadan öğrendiğimize göre hükümet TSK’ ya Suriye’ye girmesi için sözlü emir veriyor…
Ama asker…
Emrin sözlü değil de yazılı verilmesini talep edince emir yazılı hale getiriliyor da…
Konu o değil…
Ne demişti Cumhurbaşkanı…
“Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına izin vermeyeceğiz…”
Ve ardından da 18 bin askerle savaş hazırlığı…
Şimdi isterseniz olayları şöyle bir mantık süzgecinden geçirelim…
Öncelikle böyle bir savaş kararını meclisin vermesi gerekmiyor mu?
Gerekiyor ama meclisi takan kim…
Hadi diyelim ki konu acil…
Meclisin toplanmasını falan bekleyemez.
Peki…
Ya istifa etmiş hükümetle savaşa girmek ne kadar akılcı…
Ve üstelik ağustos ayı yaklaşmış ve yüksek askeri şura ile belki TSK yönetimi önemli ölçüde değişebilecek…
O halde değişecek TSK yönetimiyle savaşa girmek için bu acele niçin…
Doğrusunu isterseniz bu işin bir tarafı…
Diğer tarafına gelince…
Sahi
Siz Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasına karsı mısınız?
Eğer öyleyse ki bu konudaki düşünceniz sanıyorum bir haftadır falan böyle…
Çünkü öncesinde böyle bir eğiliminiz asla yok…
Ya ırak’ın kuzeyindeki devleti destekleyen kim?
Ağırlayan…
Genel kurullarına davet eden…
Irak merkezi yönetimi yasakladığı halde onun petrolunu uluslararası pazarlara sunma konusunda aracılık yapan kim?
Hangi ülkenin yöneticileri?
Sanıyorum Patagonya’nın değil…
Ve üstelik devletin en üst makamlarınca da “Kürdistan” kavramı kullanılarak Barzanistana meşruiyet kazandıranlar kimler?
Ya çok kısa süre öncesinde Suriye yönetimiyle can ciğer kuzu sarmasıyken ABD talimatıyla düşman kardeşleri oynayanlar…
Evet onlar…
Neyin nesi…
Çeşitli ülkelerden gelen teröristleri destekleyip…
Sınırları onlara açarak
Hatta sınırımızın dibinde bile onlara kamp olanağı sağlayıp, sınırlarımızı yol gecen hanına çevirmek…
Sahi ne anlama geliyor…
Ve bütün bunlar dururken…
Barzani’nin peşmergelerine, Ayn el Arab’a yani Kobani’ye geçip PYD ile birlikte koridor oluşturma fırsatı verilmesinin açıklamasını yapabilecek babayiğit bulunur mu?
Bence bu konuda yapılacaklar bellidir…
Önce
Eğit donatı tasfiye ederek iki ülkenin işbirliği için gerekli zemini oluşturmak ardından da…
İran…
Irak ve Suriye ile dostluk anlaşmaları yaparak kendi sınırımızdan terörist geçişine izin vermemek…
Ve sonrasında ortak bir mücadele…
Ama siz bu konuda hiçbir adım atmayıp kendinizi tek yetkili görüp, ilgili devletin egemenlik haklarını yok sayarak herhangi bir müdahalede bulunursanız ki bunun tek anlamı…
Türkiye’nin Ortadoğu yangınının içine atıldığıdır ki sonu karanlıktır…
Değilse…
Yapacağınız ilk adım, Suriye ve İran ve Irak’la yakınlaşmak olmalıdır ki, gerisi hikâyedir…

29–06–2015
Nusret KEBAPÇI


ULUSALCILIĞA KİM KARŞI OLUR?


Geçtiğimiz günlerde başbakan kendilerinin mücadele ettiği siyasi akımları sayarken ulusalcılığı da ekleyiverdi. Gerçi bu tür bir söylem ilk defa kullanılmıyordu ama insan ister istemez merak ediyor…
Bir parti…
Dernek…
Sendika…
Meslek odası…
Veya kişi…
Ulusalcılığa neden karşı olur?
Ya da olmalı mı?
Bence isterseniz üzerinde biraz tartışalım…
Önce tanımdan başlayalım…
Nedir ulusalcılık;
Öncelikle belirtmeliyim ki…
Bu bir anlamda ulus devletten yana olmak anlamına da gelmektedir.
Yani
Tek bayrak.
Tek vatan.
Tek millet.
Tek dil.
Bu tür devletlerde ki dünyada ki oranları yüzde doksanların üzerindedir her ne kadar birçok etnik kimlikten insan bulunsa da…
Tüm halk tek bir millet kimliğinde birleşmişlerdir…
Bu durum o ülkelerin federatif olup, birçok eyaletinin bulunmasıyla falan da değişmez…
Örneğin ABD, her ne kadar birçok eyaletten oluşmuş olsa da…
Sonuçta…
Tümü tek Amerikan kimliği altında birleşmektedirler.
Kaldı ki
Dil birliği yasası ile İngilizce den başka her hangi bir dilin resmi dil olarak kullanılması falan da söz konusu değildir…
Almanya;
Federatif bir devlet midir?
Elbette.
Zaten biraz internetten sorgulama yapan hemen herkes bu sonuca çabucak ulaşır da…
Önemli olan şu…
Her ne kadar federatif de olsa…
Eyaletlerden de oluşsa…
Sonuçta tek bir kimlik olan “Alman Milleti” kavramı, bu kimliği anayasa da çok güzel ifade etmektedir…
Peki; ya bizdeki etnik kimliklere özgürlük konusunda ahkâm kesen Fransa…
Sahi onlarda durum ne merkezde bilen var mı?
Çok açık söyleyim…
Onlarda da öyle bizdeki tartışmalarda yaşandığı gibi Fransız demeyelim Fransalı diyelim gibisinden herhangi bir tartışma da yaşanmıyor…
Ne diyor anayasası…
“Fransız halkı.”
Anlayacağınız durum bu kadar net…
En özlü söylemle ulus devleti ve ulusal çıkarları kararlı bir şeklide ifade etmek anlamına gelen ulusalcılığa…
Kimler, neden karşı çıkar biliyor musunuz?
Zaten bir tane anlamı bulunuyor…
Küresel sermayenin taşeronu değilseniz hiç kimse…
Yani; ister İslamcı olun…
İster liberal…
Veya sosyalist, durum değişmez, önünüzde her zaman iki seçenek bulunacaktır…
Ya kendi ulusunuzun çıkarını savunacaksınız…
Ya da küresel sermayenin…
Ortası yok…

12–06–2015

Nusret kebapçı

5 Ağustos 2011 Cuma

ÖZERKLİK

ÖZERKLİK


Meclisteki yemin polemiği biter bitmez gözler bu kez ilan edilen özerkliğe çevrildi.
Gerçi medyada yemin konusu kadar yer almadı ya olsun, ama burada önemli olan işin özerkliğe kadar gelmesi…
Bundan sonra sırada hangi gelişmelerin yer alabileceği sanıyorum alınan bu kadar mesafeden sonra, çok kolayca tahmin edilebilecektir.
Zaten başlangıcından bu güne kadar alınan yol…
Ya da geçirilen aşamalar dikkate alındığında hani derler ya “perşembenin gelişi…”
İşte aynen öyle…
Bu iş ilk olarak ikiz yasaların mecliste kabul edilmesiyle başladı desek sanıyorum yanlış olmaz.
Bu güne kadar hiçbir cumhuriyet hükümetinin imzalamaya cesaret edemediği anlaşma 2003 yılında birden bire imzalanıverdi.
Sonra onu ABD ile imzalanan hani 2 sayfa 9 madde olarak kamuoyunca tanımlanan anlaşma izledi.
Ardından toplumu tanımlarken 36 ayrı kimlik vurgusu gündeme damgasını vurdu…
Artık millet olduğumuzu söylemekten ısrarla kaçınıldı…
Hatta yöneticilerimiz, milletle beraber Türk sözünü de söylemekten uzak durdular…
Belki hatırlarsınız Türk sözünden o kadar korkuldu ki…
Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü bile dağlardan taşlardan silinmeye çalışıldı.
Gerçi her ne kadar dağlardan taşlardan silinmeye çalışılsa da beyinlerden silinebildi mi?
Hala milli kimliğimiz üzerine oyunlar oynandığına bakılırsa, hayır…
Yoksa ne demeye bu kadar uğraşılsın ki…
Sonrasında Kürt milleti yaratmak gibi bir misyon vardı ve TRT 6 bu görevi yerine getirmek üzere kurulmuştu.
Bu arada…
Özellikle ulus devlet konusunda duyarlı, üniter yapının savunucusu olan kişiler, asker, sivil ayrımı gözetilmeksizin içeri atıldı.
Zaten amaç birçok kez açılımı geçekleştirenlerce de ifade edildiği gibi özerkliğe daha doğrusu bağımsız devlete giden yolun taşlardan temizlenmesiydi…
Ve onun gereği yapıldı…
Bu gün, özerklik konusunun gündemde olduğu koşullarda bile sahi; konu yeterince tartışılıyor mu?
Aslında diğer önemli konularda olduğu gibi özellikle büyük medya tarafından bu konu da gözlerden ustalıkla gizlenmektedir.
Şimdi bu arada kısaca hatırlatmakta yarar var özellikle süreci anlama bakımından, biliyorsunuz seçim döneminde iki konu ön plana çıkmıştı biri…
YSK tarafından Kürtçe propagandaya izin…
Bir diğeri de…
RTÜK tarafından yine o dönemde çeşitli tartışma programlarında kullanılan özerklik ve Kürdistan kelimeleriyle ilgi açıklama…
Yani gündeme geldikçe gerekli adımlar atılmaktadır.
İşte bu nedenle sırada özerklik bulunmaktadır. Elbette bunun gündeme getirilmesinin zamanlaması da ilginç…
13 askerimizin şehit olduğu ve üstelik ABD Dışişleri Bakanı’nın ülkemizde bulunduğu sırada gerçekleşiyor.
Ne diyorlardı özerkliği açıklarken, uluslararası güçlerden tanınma bekliyoruz…
Peki, tanındı diyelim sonuç…
Sonucu şu, hani basında da çıktı Irak’ta bir bayrak grubu toplanıyor.4 parçalı bir Kürdistan bayrağı…
Yani böyle devam ederse güneydoğu gitti gider…
Benden söylemesi…

21–07–2011
Nusret KEBAPÇI

ETKİ AJANLIĞI

ETKİ AJANLIĞI


Aslında bu kavram, belki birçok yazar tarafından gündeme getirilmiş olmasına karşın esas olarak öldürülen, araştırmacı yazar Necip HABLEMİTOĞLU tarafından kullanılmıştır.
Tanımlamaya göre bu kişiler esas olarak toplumu emperyalizmin istediği yöne kanalıze etmekle yükümlüdürler, yani yönlendirmekle…
Bunlar hani öyle Ceymis Bond filmlerinde gördüğünüz süper yetenekli ajanlara hiç mi hiç benzememektedirler.
Bunların olağanüstü yetenekleri de yoktur ama eğer yapılan işe, ya da gerçekleştirilen amaçlar açısından bakarsanız olağanüstüdür.
Bunlara her yerde rastlayabilmek mümkündür.
Bunların bir kısmı gazeteci kılığındadır…
Aralarında akademisyen…
Hukukçu…
Bürokrat olanlarına bile rastlanılabilir.
Özellikle bizim gibi ülkelerde medya da emperyalizme bağımlı olunca bunlar bulunmaz Hint kuması gibi televizyon programlarının da vazgeçilmezleri oluyorlar.
Özellikle de gazeteci, akademisyen ya da bürokrat olup adlarının önünde bir çok kelime de bulunursa…
İşte o zaman daha bir inandırıcı oluyorlar.
Yani adın önünde ne kadar çok kelime o kadar inandırıcılık…
Zaten gazeteci olanların haliyle toplumda çok satan gazetelerde köşeleri de bulunmakta…
Dolayısıyla en geniş kitleye bu yolla ulaşma olanağı da bulmaktadırlar.
Baktığınızda…
Her yerde bunlar…
Konu terör mü onlar ön planda
Laiklik mi, yine aynı kişiler ekranlarda boy gösteriyor…
Aslında konu çok da fark etmiyor…
İsterse uluslararası konu olan Suriye, Irak, Libya olsun, fark etmez…
Dedim ya bu etki ajanları hemen programlara başlar ve kamuoyunu istenilen yönde yönlendirirler.
Son olarak geçtiğimiz günlerde şehit düşen 13 askerimiz konusunda da aynı senaryoyu izledik…
Daha olay duyulur duyulmaz bunlar hemen her zaman olduğu gibi askeri hedef alan suçlamalara başladılar.
“El bombasıyla …” diye başlayan açıklamalarıyla orduyu, TSK’yi suçlu ilan ettiler.
Yani bu adamlar sadece eğitim gördükleri alanların uzmanı değil, zaten bakıldığında bu adamlar her derde deva gibi…
Tüm konuların uzmanıdırlar…
İşte bunlar bu güne kadar yıllar öncesinde gümrük birliğinden tutun da…
Devletin ekonomiden elini çekmesi gerektiğine kadar…
Etnik ve dinsel kimliklere özgürlükten…
Ulus devleti ve üniter yapıyı ilgilendiren hemen her konuya kadar gerçekten çok etkili olarak görev yaptılar.
Bunların önemli bir kısmı Soros vakıflarından ya da AB fonlarından beslenmektedirler…
Son uzmanlıkları ise ABD olmazsa Terörün bitemeyeceği üzerinedir…
Aslında o her konunun uzmanlarına sormak gerekiyor
Sahi
Türkiye’de terör ne zaman arttı?
Irak’ın kuzeyinde uçuşa yasak bölge oluşturulunca değil mi?
Peki, ABD ve AB’den bu konuda yardım istemenin kuzunun kurttan yardım istemesinden farkı var mı?

21–07–2011
Nusret KEBAPÇI