1 Aralık 2016 Perşembe

AB’Cİ OLMAK…

AB’Cİ OLMAK…


Şimdi biz Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile olan müzakereleri durdurma yönünde tavsiye kararı almasının ardından Hükümet AB’ye tepki gösterip mültecileri AB’ye göndermekle tehdit etti ya…
Ne oldu sonuçta?
Olan şu…
Yazar, çizer, politikacı olan birileri de hemen AB’nin avukatlığına soyunup savunmaya giriştiler.
Tabi burada hükümetin tepkilerinin ne kadar gayri ciddi olduğuna girmiyorum…
Burada önemli olan şu…
Aslına bakarsanız bu konu bir yönüyle gerçek anlamda mihenk taşı bile sayılabilir…
Neyin mihenk taşı mı?
Elbette gerçek anlamda yurtseverliğin…
Ulusalcılığın…
Atatürkçülüğün…
Çünkü…
Bakın bu sözü çok net bir şekilde söylüyorum…
Hiç bir kişi…
Kurum…
Örgüt…
Hem Atatürkçü…
Hem de AB’ci olamaz…
Yani ya birinden yana olmak durumundasınız…
Ya da diğerinden…
Doğrusunu isterseniz durumumuz Kurtuluş Savaşı öncesinden hiç de farklı değil…
Bildiğiniz gibi…
O yıllarda da Avrupa devletlerinin himayesine girmek isteyenler bulunuyordu…
Ve ne yazık ki bu gün de…
Yani mandacılık yüz yıldır Türkiye’nin bir gerçeği…
Diyeceksiniz tamam da…
Neden hem AB’ci hem de Atatürkçü olunamaz…
Şunun niçin…
AB bizden ne istiyor?
Sakın biz bunu nereden bilelim, demeyin…
Çünkü…
AB müzakere belgeleri…
Uyum yasaları…
İlerleme raporları…
Ulusal programların tamamı AB’nin bizden neler istediğini, yeterince anlatmaktadır…
Bu nedenle çok açık olarak söylüyorum;
Bu güne kadar özelleştirme adı altında yapılan ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi tamamen bir AB dayatmasıdır…
İsteyen İlerleme raporlarında kendi gözleriyle görebilir…
Tabi aynı zamanda Ergenekon, Balyoz vs. gibi…
TSK’yı ulus devleti savunur konumdan uzaklaştırıp ulus devleti sahipsiz bırakma operasyonları da…
Aslına bakarsanız Atatürk resminin duvarlardan indirilmesi talimatının verilmesinden tutun…
Ermeni Soykırımı konusuna…
Hatta KKTC’deki Türk askerinin çekilmesi…
Kıbrıs’ın AB toprağı olduğu iddia edilerek garantörlüğün yok edilme çalışmalarına kadar tüm bu olup bitenler de birer AB dayatmasıdır.
Hani
Son yıllarda birileri kendilerini Atatürkçü, ulusalcı falan göstererek AB’den yana olmayı sanki demokratlıkmış, falan gibi sunuyorlar ya…
Aslında mihenk taşıdır…
Çünkü
AB’den yana olmak, gerçek anlamda Avrupa emperyalistlerinin Türkiye üzerindeki çıkarlarını savunmak olduğuna göre…
Ya ülkenizin çıkarlarını AB aynı zamanda ABD emperyalizmine karşı savunup Atatürkçü ve ulusalcı…
Ya da AB ve ABD emperyalizminin çıkarlarını ülkenize karşı savunup AB’ci ya da ABD’ci olmak durumundasınız…
İkisi birden olma şansınız yok…

30–11–2016
Nusret KEBAPÇI




24 Kasım 2016 Perşembe

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…


Her ne kadar öğretmenlik mesleğinin tarihçesini mahalle mekteplerine kadar götürmüş olsak da öğretmenliğin asıl önemini…
Cumhuriyetle kazandığını bilmeni isterim.
Hem zaten, gerek ekonomik…
Gerekse sosyal olarak en iyi koşulda olduğumuz yıllar da sanıyorum yine Cumhuriyetin ilk yılları…
Çünkü Cumhuriyet kurulmuş…
Devrimler birbiri ardına yapılmakta, bunu köylerin en ücra köşesine kim taşıyacak…
Tabi ki sizin de mensubu olduğunuz öğretmenlik…
Biliyorsunuz o dönemde milletvekilinin maaşları belirlenirken bile öğretmen maaşları ölçü olarak alınmıştı…
Şimdi istersen bir bak!
Bir milletvekiliyle aranda kaç lira fark var?
Tabi biz sadece para için çalışmıyoruz devlete hizmet için çalışıyoruz da diyebilirsin…
Üstelik…
Cumhuriyetin erdemlerinden
Öğrencilere Atatürk’ü öğretmekten de bahsedebilirsin ama…
Eğer söylediklerinle içinde bulunduğun koşullar biri biriyle uyuşmuyorsa…
Ve sen de…
Bunu üzülerek söylüyorum…
Öğretmenlerin büyük çoğunluğu gibi…
Atatürk karşıtı…
Ulus devlet düşmanı olduğunu her fırsatta ilan eden bir sendika üyesiysen…
Öğretmenim bil ki benim için söylediklerinin hiç bir anlamı bulunmuyor.
Elbette şunu da itiraf etmem gerekiyor…
Öğrencinin ders çalışmak zorunda olmadığı…
Devamsızlığına bile sınır konulmadığı…
Ayrıca kurallara bile uymasının istenemediği koşullarda ne kadar büyük bir çaba içinde bulunduğunu…
Eğitimin yükünün anne- baba ve bakanlığın hiç bir desteği bulunmadan…
Sadece…
Evet, sadece senin omuzlarına yüklendiğini…
Ayrıca sırf özel okulları teşvik etmek amacıyla ödenek verilmediğinden çaresiz bırakılan çalıştığın devletin okuluna ekonomik katkı sağlayabilmek için yırtınırcasına çabaladığının da farkındayım…
Belki ben bunları söylediğimde…
Nerde o eski günler…
O “bir harf öğretenin kölesi” olan öğrenciler…
Öğretmene çocuğunu “eti senin, kemiği benim” diye gönül rahatlığıyla emanet eden veliler diye yakınabilirsin de…
Hiç düşündün mü öğretmenlik neden her geçen yıl giderek itibarsızlaştırılmakta…
Bana sakın ola ki devir değişti.
Yeni nesil, falan gibi sözler söyleme çünkü…
Karnım tok.
Aslına bakarsan öğretmenlik, Başöğretmenimiz Atatürk’ün de söylediği gibi öğrencilere Cumhuriyeti, aydınlanmayı…
Vatan sevgisini…
Kurtuluş savaşımızı…
Laikliği öğretecek, toplumun en ücra kösesine yayabilecek tek meslek.
Böyle olunca…
Cumhuriyetin yerine dini bir başkanlık kurup, laikliği ortadan kaldırmak isteyenler bunların öğretilmesini…
Asla ve asla istememektedirler.
Peki, nasıl engelleyeceklerdi öğretmenin bunları öğretmesini
Aslına bakarsanız kendilerince çözüm bile bulmuşlardı…
Öğretmeni ekonomik ve sosyal olarak çökertip, geçimden başka bir şey düşünemez hale getirip…
Sözlerini dinlenilir olmaktan çıkararak, itibarsızlaştırmak.
İşte yıllardır ekonomik ve sosyal yönden ezilmesinin…
En basit ders kitabını seçememesinin…
Roman bile önermesinin engellenmeye çalışılmasının asıl nedeni bu…
Ama tüm bu olumsuzluklar biliyorum ki Atatürk’ün öğretmenini asla yıldıramayacak…
Hiç bir olumsuz koşul onu durdurmaya yetmeyecektir.
Çünkü “Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”
Gününüz kutlu olsun…

23–11–2016
Nusret KEBAPÇI




23 Kasım 2016 Çarşamba

TECAVÜZCÜYLE EVLENDİRMEK…

TECAVÜZCÜYLE EVLENDİRMEK…


Doğrusunu isterseniz işin nirengi noktası laiklik…
Belki…
Ya kardeşim…
İktidar 15 yaş altı çocuğu istismar eden kişilerle ilgili evlendiğinde onun ceza almayacağını belirten bir yasa teklifi hazırlıyor…
Bunun laiklikle ilgisi nedir diye bir soruyu aklınızdan geçirebilirsiniz ancak…
Ben yine de söyleyim.
Aslında konu baştan sona laiklikle ilgili…
Nasıl mı?
Şimdi biz son 10 yılda adım adım laiklikten uzaklaşılarak tek adam yönetimine doğru koşar adım giderken…
Sahi…
Yandaş din adamlarının…
Yazarların…
Politikacıların…
Kadına bakışı nasıldı?
Sizce bugün tartışılan yasa taslağından çok mu farklıydı?
İsterseniz söylenenleri şöyle bir gözünüzün önüne getirin sonra konuyu yeniden değerlendirebilirsiniz…
Bu memlekette hamile kadınların sokaklarda dolaşmaları eleştiri konusu yapıldı mı?
Yapıldı.
Yetmedi
“Kendi annelerinin diz kapağından tahrik olunduğu” bile söylendi mi?
Şaşırmayın söylendi ve üstelik hiç bir etkili yetkili makamdan da “Analarımız bizim baş tacımız…”
“Kendi annesine bunun düşünen sapıktır.” türünden herhangi bir yanıt bile gelmedi…
Gelemedi
Bununla kalınmadı
“Kendi kız çocuğunu şehvetle öpüp tahrik olma” bile gündeme geldi de ne yazık ki…
Hiç kimse yine oralı olmadı.
Hatta
Çeşitli tarikat yurtlarında ve okullarda yaşanan üstelik erkek öğrencilere yapılan tecavüz bile yayın yasağı gerekçesiyle yine gözlerden gizlenmedi mi?
İşte şimdi…
Bu kadar önemli olaylara bile tepki gösterilmemesinin sonucunda kendilerinde daha ileri adımlar atma cesareti bulan bir takım vekiller meydanı boş bulduklarından olsa gerek…
Bir kanun teklifi hazırlıyorlar.
Bu kanun teklifine göre 15 yaş altı kız çocuğunu zor, tehdit, baskı yapmadan istismar eden…
Kişi…
Ya da…
Kişilerden herhangi birinin…
İlgili kız çocuğuyla evlenmeyi kabul etmesi durumunda ceza ortadan kalkıyor…
Sonrası malum…
Baskı, eziyet…
İşkence…
Dayakla geçen bir ömür…
Üstelik biz bu yasayı hangi ülkede tartışıyoruz?
Çocukların devlet güvencesinin olmayıp…
Binlercesinin sokaklarda barınmak zorunda olduğu…
Üstelik…
Ailelerin büyük bir çoğunluğunun yoksulluk sınırının altında yaşam sürdüğü Türkiye ‘de…
Tabi şunu sormak da mümkün…
Tamam, kız çocuğunu istismarcısıyla evlendireceksiniz de…
İstismara uğrayan erkek çocukları ne yapacaksınız?
Yani uzun sözün kısası…  
Laik bir devletin en önemli görevi çocukları güvence altına alıp, istismarcıyı cezalandırmak olmalıdır…
Yoksa
İstismarcıya peşkeş çekmek değil…

22–11–2016
Nusret KEBAPÇI


16 Kasım 2016 Çarşamba

ATATÜRK DEYİNCE…

ATATÜRK DEYİNCE…


Atatürk deyince önce ne anlaşılmalı?
Laiklik mi?
Cumhuriyet mi?
Ya da Atatürk’ün şimdi saymadığım diğer ilkeleri mi?
Evet hangisi?
Doğrusunu isterseniz hiç biri değil…
Çünkü tüm bu İlkelerin…
Hatta Devrimlerin bile tamamı sadece bir amacı gerçekleştirmek için yapılmıştır…
O da ulus devlet.
Diyeceksiniz tamam da ulus devlet nedir?
Ulus devlet:
Ortak bir tarihi bulunan
Aynı toprak üzerinde yaşayan
Dil ve ekonomi birlikteliği olan insanların oluşturduğu…
Günümüzde tek bayrak, tek dil, tek vatan olarak ifadesini bulan bir topluluktur.
Ne gerekiyordu bunun olabilmesi için,
Önce bir ortak dil çünkü…
Osmanlı bir millet olmayıp çok milletli bir imparatorluk olduğu için ortak bir dili bulunmuyordu…
İşte Latin harfleriyle hazırlanan alfabenin amacı dil birliğini sağlamak yanında Arapçaya göre öğrenilmesi çok daha kolay olduğu için kısa sürede toplumun genelince öğrenilmesini sağlamaktı.
Tabi ortak dille de iş bitmiyordu eğitim de uluslaşmadan payını almalı ve tekleşmeli MİLLİ bir eğitim oluşturulması konusunda çalışılması gerekiyordu.
Aslına bakarsanız Kılık Kıyafet Devrimi’ni de ulus kimlik dışında düşünemezsiniz…
Çünkü dini kıyafetlerin sokakta giyilmesinin yasaklanmasının nedeni de görünürdeki farklıklıların yok edilerek toplumun bir araya gelmesinin önündeki engellerin kaldırılıp ulus olmasını sağlamaktı.
Hem zaten…
Günümüzdeki Atatürk düşmanlarının sözlerine…
Taleplerine bakılınca durum kendiliğinden de anlaşılacaktır.
Atatürk düşmanları ne istiyor?
Yeni Osmanlıcılık adı altında çok bayraklı…
Çok dilli…
Çok dinli…
Çok milletli bir devlet değil mi?
Bunun için laik ve bilimsel eğitimi yadsıyıp eski medrese eğitimini tekrar canlandırmaya çalışmıyorlar mı?
Laikliğe saldırmalarının nedeni hemen her türden tarikat ve cemaate özgürlük tanıyıp Türkiye’yi dini ve etnik kimlikçiklere ayırmak değil mi?
Yıllardır Türk kimliğini hemen her yerden kaldırmaya çalışmalarının…
Türkiye Milleti diye ucube kavramlar ortaya atmalarının amacı sanki çok mu farklı?
Ya ekonomi anlayışlarına ne demeli…
Aynı Osmanlı’daki gibi memleketi yabancıların açık pazarı yapmaktan daha önemli bir ekonomi politikası var mı?
Milli bir üretim…
Tarımı geliştirmek…
Sanayi kurmak gibi bir düşünce bu güne kadar gündeme getirildi mi?
Hani bunlar Kurtuluş Savaşı’na bile Atatürk’ü sözde Vahdettin’in gönderdiğini falan iddia ediyorlar ya…
Şimdi bir an için bırakalım padişahın ne yapıp yapmadığını…
Eylemden vazgeçtim, sizin bu güne kadar ABD ve AB emperyalizmine karşı çıkan tek bir sözünüz…
Bölgedeki politikalarını eleştiren herhangi bir görüşünüz…
Türkiye’nin tarımını…
Sanayisini geliştirmek yönünde tek bir düşünceniz oldu mu?
Bu güne kadar üretime yönelik yaptığınız tek bir yatırım var mı?
Memleketin enerjisini, haberleşmesini bile babalar gibi elin emperyalistlerine peşkeş çekmediniz mi?
Demek istediğim siz kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz verin seçiminiz sonuçta şu iki seçeneğin arasından olacaktır…
Yani Atatürk’ten yana olup bağımsızlığa, ulusal ekonomiye, ulus kimliğe sahip çıkacaksınız…
Ya da emperyalizmle birlik olup Atatürk’e, ulus kimliğe, ulusal ekonomiye, bağımsızlığa düşman olup yeni Osmanlıcılık yapacaksınız…
Karar sizin…

16–11–2016
Nusret KEBAPÇI


10 Kasım 2016 Perşembe

ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK…

ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK…


Belki daha yazının başında “Ben zaten doğru anladım, başkasının düşüncesine ihtiyacım yok.” diyorsanız, yazıyı okumaktan hemen vazgeçmelisiniz…
Ama
Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” sözüne rağmen…
Türk Milleti demekten inatla yan çiziyorsanız…
Anayasadan etnik kimlik özelliğini kaldıracağız deyip de Türk kimliğini hedef alıyorsanız…
Seçim bildirgelerinizde bile…
Türk değil…
Türkiye Milleti kavramına vurgu yapıyorsanız…
Bence Atatürk’ü hiç mi hiç anlamamışsınız demektir.
Ya “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz…” ve  “Her fabrika bir kaledir.” demesine karşın…
Memleketin tüm ekonomisinin…
Topraklarının…
Sanayisinin…
Bankalarının, yabancılara satılmasına sesiniz çıkmıyorsa ve bunların sizi ilgilendirmediği gibi bir düşünceye sahipseniz…
Yani kafanızda ekonomik bağımsızlık gibi herhangi bir kavram bulunmuyorsa…
Bence…
Kendinizi Atatürkçü falan da saymayın…
Aslında bir şey saymanıza da gerek yok.
Hani ne derler; yerinizde saymayın o bile yeter…
Peki; ya laiklikle ilgili olarak…
Büyük Atatürk’ün…
“Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz…” demesine karşın…
Hala laiklikten ödünler verip…
Tarikatlar cemaatler girdabına sürüklenmiş cahil halkımızı aydınlatmak için parmağınızı bile oynatmıyor…
Dahası tarikat ve cemaatleri neredeyse birer sivil toplum örgütü gibi kabul ederek… 
Seçim kampanyalarında özellikle…
Tevhidi Tedrisatı yok etmek anlamına gelen tüm okulların imam hatipleştirilmesini görmezden gelip…
Atatürk’ün yaptığı Kılık ve Kıyafet Devrimi’nin yok edilmesi anlamına gelecek şekilde türbanı özgürlük olarak niteleyip savunuculuğuna soyunuyorsanız…
Hemen her türden dini kıyafetin kamunun hemen her yerine yerleşmesine…
Kamuda çalışanların mezhep ve tarikat kimliklerini kıyafetleriyle yansıtmalarına seyirci kalarak…
Ulus devletin etnik ve dinsel temelde parçalanmasını demokrasi olarak algılıyorsanız…
Kat etmeniz gereken çok yol var demektir…
Tabi bunun yanında…
Askeri bakımdan NATO’ya bağımlı kalmaya hiç sesiniz çıkmayıp…
Ekonomik ve siyasi olarak da AB’yi ulaşılacak hedef olarak görüp…
Onun ulus devleti tasfiye etme planlarına kayıtsız kalıp…
Özelleştirme dayatmalarını sessizce kabul edip…
Başta Ermeni Soykırımı konusu olmak üzere…
Kıbrıs…
Ege adaları…
Ülkemizin tamamıyla dışa bağımlılığı konusunda gıkınız bile çıkmıyorsa…
Bence…
Hiç kendinizi yormayın kardeşim…
Anlaşılıyor ki ; siz Atatürk’ü hiç mi hiç anlamamışsınız…

09–11–2016

Nusret KEBAPÇI

3 Kasım 2016 Perşembe

BAŞKANLIK GELİNCE…

BAŞKANLIK GELİNCE…


Bildiğiniz gibi bir süredir iktidar tarafından topluma başkanlık dayatmasında bulunulmakta…
Tüm sorunların sadece başkanlıkla çözüleceği söylenmekte…
Hatta başkanlık gerçekleşmediğinde…
Türkiye’nin bölüneceği yönünde tehditler bile yapılmaktadır…
Yani öyle bir algı yaratılıyor ki duyan da sanır ki başkanlığın gelmesiyle tüm sorunlar çözülecek…
İnsan ister istemez merak ediyor…
Sahi…
Başkanlık gerçekleştiğinde…
Biz bu güne göre çok daha sanayileşmiş
Tarıma önem veren…
Üreticinin desteklendiği, 1980 öncesinde olduğu gibi kendi kendine yeten ülkeler arasına mı gireceğiz?
Veya
Yabancılara peşkeş çekilen kamu kuruluşları…
Bankalarımız…
Haberleşmemiz…
Hatta enerjimiz, yabancı sermayeden geri alınıp ülke çıkarları ön plana çıkarılarak tekrar ekonomik kalelerimiz haline mi getirilecek…
Mümkün mü?
Ya da eğitimde…
Tekrar laikliğin ön planda tutulduğu…
Bilimin tek ölçü olduğu bir dönemin başlayacağını ve…
Memleketin…
Laboratuarlarla…
Araştırma merkezleriyle mi donatılacağını söylesem ne kadar inandırıcı olacağını düşünürsünüz…
Sizce böyle bir düşüncenin en küçük bir kırıntısını bile bugün memleketi yönetenlerden duymak mümkün mü?
Ya memleketin dört bir bucağının…
Tiyatro…
Opera…
Bale ve…
Konser salonlarıyla dolacağını söylesem…
Sizce kaç kişi ikna olur?
Eğer tüm bunların gerçekleşmeyeceğini düşünüyorsanız…
Söyler misiniz başkanlık neyi çözecek?
Çözeceği şu;
Yıllardır birileri…  
Laik ulus devleti yıkarak…
Federatif bir İslam devleti kurmak istemiyorlar mı?
Bunun için yıllardır Türk adını hemen her yerden kaldırıp…
Milletin adını bile Türkiye Milleti olarak değiştirmeye çalışmıyorlar mı?
2023 hedefi de bunun bir parçası değil mi?
Ne gerekiyordu bunun için?
Öncelikle ordunun ulus devletin ordusu olmaktan çıkarılarak…
Tamamıyla iktidarın ordusu durumuna gelmesi…
Yapılmadı mı?
Eğitimde gerçekleştirilmek istenen hedef sanki çok mu farklı…
Laikliğin yok edilerek, milli eğitim yerine toplumun ulusal çıkarlardan bihaber olacağı dini eğitim uygulanmasının nedeni yine bu değil mi?
İşte tüm bunlar yapılıp toplumu da tarikat ve cemaatlere bölüp…
Yasama yürütme ve yargıyı da tek kişinin emrine verdiniz mi?
Gelsin başkanlık…
Yani işin aslı nedir biliyor musunuz?
1920’de padişahtan aldığımız egemenliği, aradan 96 yıl sonra tekrar başkana veriyoruz…
Olay budur!

03–11–2016

Nusret KEBAPÇI

26 Ekim 2016 Çarşamba

EĞİTİM MİLLİ OLMAZSA…

EĞİTİM MİLLİ OLMAZSA…


Son yıllarda eğitimimizde hızla bir şeyler değiştirilmekte ve günden güne eğitimde dinin ağırlığı artırılmaktadır.
Bunu sadece ilkokula Arapça dersi konulması anlamında söylemiyorum…
Seçmeli derslerin bile önemli bir kısmı dini derslerden oluşmaktadır…
Peki neden?
Hangi düşünce…
Öğrencilere bilim…
Fen…
Spor…
Teknoloji yerine dini bir eğitim sistemi dayatmaktadır…
Bunların yapılmasında amaç nedir?
Bence işin püf noktası orası…
Bakın şimdi her ne kadar yetişkinleri eğitiyor da olsak amaç öğrencileri daha doğrusu Türkiye’nin geleceğini yetiştirmek değil mi?
O halde şöyle söylesek sanırım yanlış olmaz…
Dini bir eğitimle nasıl bir Türkiye olacağımızı hiç düşündünüz mü?
Tabi düşünmemeleri mümkün değil ama ben yine de söyleyim…
Öncelikle olacak şey eğitimin milli olmaktan çıkmasıdır ki…
Böyle olduğunda ne bağımsızlık bir anlam taşıyacaktır…
Ne de emperyalizm.
Hatta…
Toplumu bir arada tutan…
Ortak kimliğimiz Türk Milleti kavramı bile bir süre sonra yok olup gidecektir…
Böyle olunca da…
Sanayileşme…
Tarımın geliştirilmesi…
Bilimde ileri gitmek falan da hikâye olacaktır.
Ayrıca…
Ortak kimlik olan Türk Milleti gibi bir çimento ortadan kalkınca toplum bu günden temelleri atılan tarikat ve cemaatlere yönelecek…
Hatta bir süre sonra ortak dil bile ortadan kalkacaktır.
Bu durumda Türk kimliğini çağrıştırdığı için Türkiye adı kalır mı? Bunu düşünmek bile acı ama kalması oldukça zor görünmektedir.
Dini bir eğitimle İslam ülkesi olduğumuzda yaşamımızdaki değişiklikler sadece bunlarla sınırlı kalmayacaktır…
Aslında komşu ülkelere bakmak bile bunun ipuçlarını verecektir ama…
Böyle bir sistemde, egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olamayacağından en son oy kullandığınız seçim pekala son seçiminiz olabilecektir.
Tabi bu durumda yasa değişikliği…
Kanun yapma…
Meclis…
Muhalefet falan da olmayacaktır…
Hem kime karşı muhalefet yapabileceksiniz ki?
Adam din adına yönettiğini söylediğine göre dine mi?
Olamayacağından kaderinize razı olacaksınız…
Böyle bir ülkede yine sendika falan da olamayacak…
Hakkınız aramak için en basit bir dernek bile kuramayacaksınız
Demek istediğim bir toplumu emperyalizmin kölesi mi yapmak istiyorsunuz?
Eğitimi dinselleştirmeniz yetecektir…
Toplum bu eğitimden sonra ne emperyalizmi tanıyacaktır…
Ne de bağımsızlığı…
Hatta bir süre sonra milli kimliğini bile unutacaktır…
İşte Atatürk bu yüzden eğitimin milli olmasının önemini şu sözlerle açıklıyor:
“Bugün yeryüzünde 300 milyondan fazla İslam vardır. Ne yazık ki, tamamı şunun bunun kölelik zincirleri altındadır. Aldıkları manevî terbiye onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini vermemiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin amacı millî değildir.”
Olay budur…


25–10–2016
Nusret KEBAPÇI