5 Ekim 2017 Perşembe

ASLINDA NE YAPILIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?

ASLINDA NE YAPILIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?


Hani yol…
Köprü…
Şehir hastaneleri falan yapılınca siz sanki çok gelişiyormuşuz gibi bir duyguya kapılıyorsunuz ya…
Aslında olup bitenin gelişmekle falan hiçbir ilgisi yok.
Tam tersine…
Tüm bu yapılanların…
Düpedüz…
Bağımlılığımızın artırılması için yapıldığını söylersem sakın ama sakın alınmayın çünkü gerçek bu.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bir zamanlar bunu 15–20 yıl gibi bir zaman öncesi için söylüyorum
Türkiye iyi kötü bir sosyal devletken…
Hemen tüm halk, vergisini verir…
Bu vergilerle de yol köprü…
Hava alanı…
Otoyol…
Fabrika yapıldığını görür, bu devletin bir ferdi olmakla gurur duyardı çünkü bilirdik ki…
O yolun…
Köprünün, havaalanının her karışında emeğimiz…
Paramız bulunur…
Hem zaten zamanın kamu spotlarında da bu durum…
Ödediğiniz vergilerle, yol, köprü yapılıyor gibisinden bize de anlatılırdı…
Tabi o dönemde devlet bugünkünden çok büyük olup yolu köprüyü kendi olanaklarıyla bile yapabilirdi.
Ancak neo liberal anlayışın 1980’lerde ülkeye hakim olmasıyla birlikte durum değişti…
Şimdi…
Hem o yol…
Köprü…
Otoyol yapmak için gelirlerimizden önemli oranda vergi alınırken…
Diğer yandan da tüm bu yapılanlardan yararlanırken neredeyse maliyetinin 10 katından fazla ödeme yapıyoruz…
Sahi neden?
Neden kendi olanaklarımızla bunu yapıp, daha ucuza mal edip, halkı ucuza yararlandırmak varken illa yabancı şirketlere 40- 50 yıl para kazandırmaya çalışıyoruz
Amaç nedir?
Aslında amaç bellidir…
Adamlar kitaplara bile koymuşlar…
Üstelik gizli, saklı falan değil, son derece açık…
Diyorlar ki : ”Eğer bir ülke bizim planlarımızın dışında, kendi olanaklarıyla bağımsız olarak sanayileşmeye falan kalkarsa…
Hemen baskı kurulur ve denilir ki…
Vazgeç.
Bakıldı ki vazgeçmedi…
O zaman ortak olmak için baskı yapılır…
O da mı yapılmadı, bu kez bize satılması için baskı yaparız…
Çok zorlarız sonuçta alırız ve...
O fabrikaları kapatır doğrudan kendi ülkemizden ithal yoluyla o ürünleri getirerek…
Kendi sanayimize, işçimize ve çiftçimize parayı aktarırız…”
İşte ekonominin liberalleştirilmesiyle beraber mal yanında paranın da giriş çıkışına serbesti getirilmesindeki asıl amaç ülkemizde elde edilen karın bile zerresini o ülkede bırakmadan kendi ülkelerine aktarıp ilgili ülkede sanayiye, yatırıma yönelebilecek bir birikim yarattırmamaktır…
İşte bire mal olanı on’a mal edip yabancı sermayeye aktarılan köprü ve yollar da bu dümenin bir parçasıdır…
Uzun sözün kısası eğer bugün çalışanımızı düşük asgari ücretle çalıştırıp, emeklimizi çok kötü koşullara mahkum edip, eğitimimiz, sağlığımız giderek bozuluyorsa, bir önceki yıldan daha kötü koşullarda yaşıyorsak nedeni işte budur…
Bilmem anlatabildim mi?

05–10–2017

Nusret KEBAPÇI

28 Eylül 2017 Perşembe

TEOG NEDEN KALDIRILDI?

TEOG NEDEN KALDIRILDI?


Böyle birden bire…
Tartışılmadan…
Sorgulanmadan, öğretmenlerden, konunun uzmanı olan çeşitli akademisyenlerden görüş almadan TEOG neden kaldırıldı?
Haliyle insan merak ediyor…
Tabi bunun yanında…
Acaba bu Barzani’nin referandumu öncesinde geçmişte Barzani’ye çok fazla destek verildiği, üstelik bu desteğin çekildiğine yönelik herhangi bir belirtinin ortaya çıkmadığı koşullarda, hani gündemi değiştirmek ve milletin dikkatini başka yerlere çekmek amacıyla eğitim sistemi Barzani’ye kurban mı ediliyor diye insan düşünmeden edemiyor ama…
Öyle ya da böyle bildiğimiz tek şey TEOG’un kaldırıldığı.
Tabi bu durumda sormak gerekiyor…
Ya kardeşim…
Yaklaşık 15 yıldır…
Pek çok sınav sistemi ve aynı partinin iktidarı döneminde tam 6 tane bakan değişti…
Bugüne kadar eğitimde hangi başarı yakalanabildi?
Aslına bakarsanız hiç bir şey
Bırakın PİSA gibi uluslararası sınavları, daha hatasız ders kitabını bile beceremediğiz ortada değil mi?
Şimdi söyle bir fikir jimnastiği yaparak bu sınavın neden kaldırıldığının, yerine neden bazı yandaş gazetelerde dillendirilen adrese dayalı bir kayıt sisteminin getirilmek istendiğini isterseniz biraz tartışalım…
İsterseniz bunu biraz ekonomiyi de işin içine katarak anlatmaya çalısalım…
Bakın…
Eğer herhangi bir malla…
Hizmetle ilgili arz ve talep arasında dengesizlik varsa yani ürün az ve talep fazlaysa mutlaka bir eleme veya seçme yapılması gerekir değil mi?
Bu okul konusu da biraz öyle…
Ya da şöyle konuyu biraz tersten anlatalım…
Diyelim ki…
Ülkedeki okulların tamamı, gerek donatım…
Gerek eğitim ortamı veya bina…
Ve
Öğretmen açısından birbirinin neredeyse aynısı olsa,  öğrenci seçmek için herhangi bir sınava ihtiyaç olur muydu?
Elbette olmazdı
Zaten bu seçme işi de az sayıdaki olanaklı okula öğrencilerin yoğun talep göstermesinden kaynaklanmıyor mu?
Ama bilinmesi gereken bir şey var o da…
Bu sınavların her türden eşitsizliğe karşın yoksul semtlerdeki öğrencilerin önüne iyi okullarda okuyabilme fırsatı çıkarttığıdır.
Ama şimdi
Bu sınavlar kaldırılınca…
Yoksul bölgelerde okuyan öğrencilerimiz kendi semtlerindeki olanaksız, bakımsız
Öğretmensiz okullara…
Hatta İmam hatip türünden okullara mecbur bırakılacak deyim yerindeyse gelecekleri ellerinden resmen çalınacak…
Diğer taraftan zengin semtlerdeki çocuklar da hiç çalışmadan…
Çaba harcamadan, ülkenin en iyi okullarında okuyabilip...
En iyi mesleklerini seçebileceklerdir.
Aslında iş tamamen sınıfsaldır…
Çünkü bilinmeli ki bir toplumda gelir seviyesi açısından uçurum varsa Okulları arasında da uçurum vardır.
Ve ülkedeki okullar eşit hale getirilmeden yapılan her türden düzenleme yoksulların aleyhinedir. Ya da şöyle söyleyelim…
Ne demiş şair;
“İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları…”
Olay budur!

27–09–2017
Nusret KEBAPÇI








25 Eylül 2017 Pazartesi

REFERANDUM DEMİŞKEN…

REFERANDUM DEMİŞKEN…


Şimdi biz Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı referandumu tartışıyoruz ya…
Hatta bunu engellemek üzere meclisten tezkere bile çıkarıldığını biliyoruz…
Sahi beyler! Bu referandum niçin yapılıyor?
Amacı nedir?
Yani sonuçta ne olacak biliyor musunuz? Gibisinden bir soru sormuş olsaydık…
“Tabi biliyoruz…”
“Barzani bağımsızlığını ilan edecek” dediğinizi duyar gibi oluyorum da…
Peki
Barzani’ye bugüne kadar…
ABD ve İsrail dışında en çok desteği hangi ülkenin verdiğini sormuş olsaydık yanıtı kim?
Hangi ülke olurdu dersiniz…
Şöyle bir düşünün daha yıllar önce
Bu kişi bizim kırmızı pasaportumuzu taşırken bile
Ülkemizin eski cumhurbaşkanlarından biri tarafından bugün Barzani bölgesi olan yere Kürdistan denmemiş miydi?
Demişti ve zaten iş onunla kalmamıştı…
Açık söylemek gerekirse biz oranın neredeyse tüm alt yapısını ülke olarak üstlenmiştik
Yol, köprü…
Devlet binaları, hepsini neredeyse biz yaptık…
Hatta
Bugün bile elektriğini kendi vatandaşımıza verdiğimizden çok daha ucuza veriyoruz…
Yetmedi…
Askerini biz eğittik.
O kadar ki…
Irak yönetiminin tüm tepkisine rağmen o bölgenin Petrolünü Yumurtalık’a getirip satılmasını bile sağladık…
Onunla da kalınmadı…
Parti olarak genel kurula çağırıp,  konuşma yaptırıp, alkışlatıp “Türkiye seninle gurur duyuyor…” diye slogan bile attırıldı…
Sadece meraktan soruyorum…
Bu duyulan gurur nasıl bir gururdur anlamak gerçekten zor.
Tabi o yıllarda BOP yeni başlamış ve birilerine göre Diyarbakır merkez olacak…
Sözde Kürdistan denilen yer bize bağlanacak…
Ve sözüm ona Türkiye parçalanmak ne kelime daha bile büyüyecekti…
Zaten bizim ülkede yapılan “Açılım” vs gibi isimlerle anılan projelerin ana temeli de buydu…
Tabi şöyle söyleyebilirsiniz…
“Tamam.”
“Hata yaptık…”
Hatta…
“Bizi Barzani kandırdı…” Bile diyebilirsiniz, çok kandırıldığınızdan buna da inanabiliriz de…
Ya bundan çok kısa bir süre önce Barzani’nin ülkemize gelip devlet protokolüyle karşılanmasına…
Bayrağının sanki bağımsız bir devlet gibi astırılmasına ne demeli…
Yoksa siz…
Bayrağın egemenlik anlamına geldiğini, bunun Barzani’yi referandum yapmadan bile tanımak anlamına geldiğini bilmiyor musunuz?
Diyelim ki…
Onda da aldandınız…
Ya kardeşim içeriğinde Türkiye’de yabancı askerin bulunmasını da içeren bir tezkereyi çıkardınız çıkarmasına da…
Barzani referandumla bağımsızlığını onaylatınca ne olacak biliyor musunuz? Olacak şu…
Sıra Türkiye ve Suriye’ye gelecek…
Peki, o durumda ne yapacaksınız
Biliyorum sizin çözümünüz yok, hatta belki çok kimlikli, federatif bir devletten de yanasınız ama bilmenizde yarar var…
Bunu önlemenin de sadece bizde değil, tüm ülkeler için bir tane çözümü vardır…
O da ulus kimlik dediğimiz Türk milleti kimliğini tekrar herkesi kucaklayacak şekilde Atatürk’ün belirttiği şekilde tanımlayıp topluma benimsetmek…
Gerisi hikâyedir…

24–09–2017
Nusret KEBAPÇI





19 Eylül 2017 Salı

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…


Uzun bir süredir adım adım Atatürk ve ulus kimlikle ilgili konular müfredattan çıkarılmaya çalışılmaktadır…
Çünkü
Birileri uzun süredir rahatsız oldukları ulus devlet yapısını ve ulus kimliği yıkmak…
İslami çok kimlikli, çok milliyetli bir devlet kurmak için fırsat yakaladıklarını düşünmektedirler…
Aslına bakarsanız bunun sadece son değişiklikle ilgili olduğunu düşünüyorsanız biliniz ki fena halde yanılıyorsunuz.
Hem bu süreç o kadar yeni falan değil neredeyse 40 yıllık bir geçmişe sahip.
Yani basit bir hesap yapmak gerekirse 1980‘lere kadar uzandığı bile söylenebilir…
Ancak son 15 yılda bu değişimin daha hızlı yaşandığını da söylemek mümkün
Doğrusunu isterseniz gerek dünyada…
Gerekse ülkemizde uygulanabilecek 2 türden eğitim vardır…
Bunlardan biri milli bir eğitimdir…
Diğeri de gayri milli bir eğitim.
Peki, nedir bu milli eğitim, isterseniz önce ondan başlayalım…
Bu eğitimde…
Millet ön plandadır
Yani öğrenciler öncelikle yaşadıkları ülkenin tarihini, coğrafyasını diğer ülkelerle geçmişten bu yana yaşanan sorunları…
Ve milletin refahı ve kalkınması için gerekli olan…
Bilimi…
Felsefeyi…
Edebiyatı…
Teknolojiyi öğrenirler…
Tek bir amaç vardır
Milletin çıkarları refahı ve mutluluğu…
Bu nedenle milli eğitim sistemi…
Hem öğrencilere çağın gerektirdiği bilimi, sanatı, felsefeyi öğretmek, hem de toplumun gelecekte de birlik ve beraberliğini koruyup…
Kendilerini açık Pazar yapmak isteyen emperyalizmin oyununa düşüp parçalanmamak için de…
Her türden etnik ve dini ayrımcılığı dışlayarak mutlaka laik olmak zorundadır…
Çünkü hemen her türden etnik ve dini kimlikten insanı bir araya getirerek millet yapan düşünce bunu gerektirmektedir.

Dolayısıyla Ülkenin birlik, yani tek millet esasını bozmaya yönelik olan her türden…
Etnik bölücülük…
Mezhepçilik…
Tarikatçılık türünden ayrımcılık, tehdit kabul edilir ve gelişmelerine izin verilmez ayrıca bu tür kimliklerin kendi farklılıklarını kıyafetleriyle ifade ederek toplumda farklılaşma yaratılması da engellenir.
Hem zaten izin verildiğinde; nasıl bir paralel hiyerarşiye yol açıldığını daha çok yakın bir süreçte, ülke olarak hep birlikte yaşamadık mı?
Bu nedenle tekrar; gelecekte er’den emir alan general…
Hizmetlisinin emir verdiği genel müdürle karşılaşmak istemiyorsak başta eğitim olmak üzere devletin her kademesini her türden etnik ve dini etkilerden uzak tutmak zorunludur…
Yani uzun sözün kısası milli eğitimle; milletin çıkarlarını korumayı, milleti kalkındırmayı, refaha ulaştırmayı; yani sanayileşmeyi…
Tarımı geliştirmeyi, yer altı, üstü tüm kaynaklarına sahip çıkmayı her şeyin üstünde tutacak, bilimde ve sanatta da ülkede yeni ufuklar açacak öğrenci yetiştirilmesi hedeflenirken…
Gayrı milli eğitim yani dini eğitimle’de…
Aslında biliyorsunuz ama yine de söyleyim…
Milletin anlamını bırak, adını bile söylemekten korkan…
Emperyalizmin ne olduğundan haberi bile olmayan…
Ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve sorunlardan bi haber…
Bilim, sanat ve felsefeden uzak…
Tamamen kendi dini ya da mezhebinin çıkarlarını gözeten, bunun için de yabancılarla işbirliği yapılmasında hiçbir sakınca görmeyen kimliksiz, kişiliksiz sadece küresel sermayeye elaman olabilecek öğrenci yetiştirilebilecektir…
Yapılan budur…

18–09–2017
Nusret KEBAPÇI



11 Eylül 2017 Pazartesi

MÜFREDAT

MÜFREDAT


Tahmin ettiğiniz gibi müfredat Türkçe bir sözcük değil Türkçesi öğretim programı anlamına gelmektedir
Şimdi diyeceksiniz ki…
Tamam da…
Neden değiştiriliyor?
Amaç ne?
Aslına bakarsanız bir ülkede ekonomi…
Siyaset…
Dahası
Rejim değişirken…
Eğitimin bunun dışında yer alması düşünülebilir miydi?
Elbette düşünülemezdi.
Ki zaten içinde bulunduğumuz ekonomik…
Siyasi ve…
Bir süredir TBMM’nin devre dışı bırakılarak yaşanmaya başlanılan ve gelecekte giderek dini ve federatif bir başkanlığa dönüşeceğinin işaretlerini şimdiden veren bir başkanlık sisteminin…
Elbette ulus devleti güçlendiren bir eğitime destek vermesi…
Güçlendirmesi…
Ulus kimliği yani Türk kimliğini tekrar olması gereken yere yükseltmesi…
TC’yi tekrar eski yerine koyması…
Ulusal bayramların tekrar halkla birlikte kutlanması gibi değerlere destek vermesi düşünülemezdi…
Zaten uygulamalar da bu öngörümüzün doğruluğunu hemen her geçen gün yapılmaya çalışılan uygulamalarla müfredat değişiklikleriyle ne yazık ki kanıtlamaktadır.
Zaten böyle bir şey, eşyanın doğasına da aykırıdır…
Şöyle bir düşünün…
Sahi ülkede ekonomi adına ne yapılmaktadır?
Ülkeyi emperyalist talana açıp…
Memleketin nesi var, nesi yok her şeyini…
Sit…
Orman…
Deniz…
Demeyip yağmalatmaktan başka bugüne kadar ne yapıldı?
Hangi alanda emperyalizme karşı çıkıp o alanda bağımsızlığımızı sağladık?
Üretim adına…
Tarım da dahil olmak üzere…
En küçük bir adımın atıldığını kim söyleyebilir?
Hiç kimse.
Böyle olunca da…
Bir üst yapı kurumu olan eğitimin bu tür bir anlayıştan bağımsız olacağını düşünmek mümkün olamayacağına göre…
Geriye kalıyor…
Ülkemize biçilen elbiseye göre eğitimin şekillendirilmesine…
Onu da zaten görüyorsunuz…
Neydi amaç?
Çok kimlikli, çok kültürlü federatif bir başkanlık değil mi?
Nasıl yapılabilirdi…
Aslında yapılacaklar da belliydi…
Önce dini eğitimle, ulus kimlik adım adım silinecek, sonra da pıtrak gibi açılan tarikat ve cemaat okulları yoluyla toplum birbirinden farklı tarikat ve cemaatlere ayrışmış oluverecekti…
Hem zaten dini federatif bir devlet başka türlü nasıl olabilirdi ki…
Tabi konuyu şöyle özetlemek de mümkün
Tek milleti yani Türk milletini yaşatmak ve korumaksa amacınız eğitimi tek ve milli yapmak…
Yok değil de çok kimlikli bir devletse amacınız eğitimi de çok kimlikli çok kültürlü yapmak durumundasınız…
Olay budur.

11–09–2017
Nusret KEBAPÇI


5 Eylül 2017 Salı

ULUSAL BAYRAMLAR DEYİNCE…

ULUSAL BAYRAMLAR DEYİNCE…


30 Ağustos Zafer Bayramı’nda hiç etrafınıza…
Çevre binalara…
Kamu kurumlarına dikkat ettiniz mi?
Sahi kaç tanesinde Türk bayrağı var?
Bakın; Atatürk posteri falan demiyorum o çoğu kurum da zaten yok da, eğer dikkatle bakıldığında göreceksiniz ki evlerin çok önemli bir kısmında Türk bayrağı bile yok.
Peki neden?
Nedeni şu…
Neredeyse uzunca bir süredir toplumda ulus bilinci…
Yani Kurtuluş Savaşı…
Atatürk ya da şöyle söyleyelim; bizi ulus yapan, bir araya getiren, bir anlamda bizi biz yapan sürecin dönüm noktaları önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bunu zaten pek çok gelişmeden anlayabileceğiniz gibi ulusal bayramların kutlanılmasındaki değişiklikten de pekala çıkarmak mümkün…
Nasıl mı?
Bakın çok yakın demiyorum ama bundan yaklaşık 15 yıl kadar öncesinde her ne kadar daha eskiden olduğu kadar değilse de…
Bayramlardan bir süre öncesinde…
Bandolarla…
Yürüyüş provalarıyla…
Halk oyunlarıyla…
Sportif gösteri gruplarıyla…
Hatta
TSK’sıyla hemen herkes, olanca gücüyle o büyük gün için hazırlanır bayram günü geldiğinde de halk stadyumlara giderek…
Halk oyunlarını…
Spor gösterilerini…
Konuya ilişkin konuşmaları izler, ilgili günün tarihsel önemiyle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olurdu…
Tabi bununla beraber bu bayramlarda ordumuz da büyük bir gövde gösterisi yaparak…
Bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi tehdit den düşmanlara karşı bir anlamda gözdağı bile verirdi…
Bunların yanında
Duvarlar…
Panolar konuya ilişkin olarak yazı ve fotoğraflarla süslenir…
Birçok yere taklar konulur ve en azından bir hafta boyunca…
O bayramla ilgili televizyon ve radyo programları…
Konuya ilişkin tartışmalar yer alır…
Böylece tüm topluma bu yurdun kolay kazanılmadığı…
Bunun için çok ağır bedeller ödendiği, bu nedenle bize bu vatanı bırakan atalarımıza layık olabilmek için çok çalışmak gerektiği düşüncesi aşılanır ve böylece toplum her bayramda bu konuda en azından daha da bilinçlendirilerek…
Büyük bir ulusun yurttaşı olduğu duygusu uyandırılmaya çalışılırdı…
Ama
Son 15 yıldır yaşadıklarımız ne yazık ki bunun tersi bir süreç izlemektedir…
Önce çeşitli operasyonlarla ulus bilincini, ulus kimliğini savunmak suç haline getirildi…
Sonrasında da…
Bayramlar yasaklanmaya, çelenkler engellenmeye çalışıldı
Hatta birilerini tahrik edebileceği gerekçesiyle Türk bayrağının yasaklandığı dönemleri bile yaşadık.
Ama bakıldı ki…
Ne kadar yasaklanırsa yasaklansın halk katılmaya çabalıyor…
Bu kez
Bayramları sadece devlet törenine indirgeyip halkın katılımını engelleyerek ulusal duyguların söneceğinin hesabını yaptılar ama…
Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sayısındaki patlamaya bakılınca bunun da tutmadığı ortaya çıktı, ancak…
Değişmez ölçüdür
Toplumu eşit, yurttaşlık temelinde din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın ulus kimlikte birleştirmek isteyenler…  
Ulusal bayramları sahiplenir…
Var olan ulus kimliği parçalayıp, toplumu tekrar tarikat, cemaat temelinde tebaa yapıp parçalamak isteyenler de karşı çıkar…
Olay budur.

04–09–2017
Nusret KEBAPÇI




26 Ağustos 2017 Cumartesi

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ

HER ŞEYİN BAŞI EKONOMİ


Zaman zaman hemen herkesin diline pelesenk ettiği bir kavramla karsılaşmaktayız…
Neymiş? “Her şeyin başı eğitim”miş…
Tabi doğru değil…
Aslına bakarsanız her şeyin başı ekonomidir dersek kanımca daha doğru bir tespit yapmış oluruz.
Pekli neden?
Bunu anlatırken sakın bunun yumurta tavuk ilişkisi gibi sonu belirsiz bir tanımlama olduğunu falan da düşünmeyin, iş başka…
Nasıl mı?
Şöyle…
Eğer siz emperyalist ülke ya da ülkelerden bağımsızlığınızı yeni kazanmış veya işgalcilerden kurtulmuş bir ülke iseniz…
Yapacağınız ilk şeyin ekonomik bağımsızlığınızı kazanmak olacağı açıktır…
Tabi bunun yolu da…
Öncelikle İçinde yaşadığınız toplumu, bu bağımsızlığı kazanmak için nasıl bir çaba harcandığı…
Uğruna toplumca nelerin feda edildiği…
Ne gibi çilelerin çekildiği konusunda eğitmektir.
Değilse… 
İçinde vatan sevgisi, bağımsızlık duygusu olmadan…
Ne eğitimde bilimsellik ve sorgulama olabilir…
Ne de
Sanayileşme ve tarımda ciddi bir gelişme yaşanır.
Zaten birbirine bağlıdır…
Eğer siz; siyasi bağımsızlığınızı yeni kazanmışsanız, hemen her konuda bağımsız olmak…
Eğitimde…
Sanatta…
Tarımda, sanayide kendinizi geliştirmek, bağımsızlığınızı sağlamak için bilime yer vermek araştırmayı desteklemek…
Tüm toplumu, kızı ve erkeğiyle en teknik bilgileri öğrenecek şekilde donatmak…
Soran, sorgulayan öğrenciler yetiştirmek için öğrencilerinizi laik, bilimsel ve ulusal bir eğitimle yetiştirmeniz gerekmektedir.
Ama öyle yapmayıp da…
Siz kendinize, ülkenizin tamamen yabancı emperyalistlere açılması gibi bir görev yüklemişseniz…
O zaman az önce söylediklerimin tam tersini yapmanız yeterli olacaktır
Nasıl mı?
Anlatayım…
Asıl amaç Türkiye’ye ürettirmeyip tüm sanayi ve tarımı yok etmek olunca olabilecekleri de iyi kötü tahmin edersiniz...
Hani ne derler biraz da olsa ülke olarak deneyim sahibi bile sayılırız…
Tabi hal böyle olunca yapılacaklar da bellidir…
Önce sanayi ve tarım adına ülkede her ne varsa hepsi yabancılara yok pahasına üstelik kasalarındaki paralarla satılır…
Zaten bu yapıldıktan sonra geriye çok şey kalmaz ama amaç o ülkeye birikim yaptırmayıp gelişmesini engellemek olunca…
Bu kez yabancı müteahhitlik şirketleri devreye girer…
Siz kendinize yol, köprü falan yapıldığını sanırken bir de bakmışsınız ki
On yıllarca sürecek…
Üstelik neredeyse maliyetinin 10 katından fazla parayı kazanacak yabancı şirketler çoktan işini bitirmiştir.
Şimdi şöyle bir düşünün fabrikaları kapanmış…
Tarım alanları daraltılmış, üretmeyen, üstelik ekonomik olarak küçültülen bir ülkede, nasıl bir eğitim sistemi istenir…
İstenecek sistem oldukça açık; bol sayıda işsize yol açacak, sorgulatmayan araştırtmayan…
Toplumun yarısını da daralan istihdama yeterli gelmesi için evine kapatan…
Emperyalizm miş…
Bağımsızlık mış…
Bu memleketin hangi mücadelelerle kazanıldığından haberi olmayan…
Milli kimliği yok edip toplumu tarikat ve cemaatlere bölecek olan bir eğitim…
Demek istediğim…
Ekonominizle, eğitiminiz arasında doğrudan bir ilişki vardır…
Ekonominiz bağımsızsa eğitiminiz laik…
Ekonominiz bağımlıysa ve üstelik küresel pazar olma yolundaysanız siyasal İslamcı olacaktır…
Çünkü
Millet bilincini ve vatan sevgisini yok etmenin başka bir yolu bulunmuyor…

25–08–2017

Nusret KEBAPÇI