7 Şubat 2018 Çarşamba

EMPERYALİZM

EMPERYALİZM


Farkında mısınız?
Son zamanlarda medyada bir takım tipler türedi.
Hangi kanalı açarsanız açın, karşınıza bu kişiler çıkmaktadır…
Bakınca…
Adamlar muhalif.
Hatta öyle ki, eleştirileri oldukça sert bile sayılabilir…
Belki birçok insan sadece iktidarı eleştirmesine bakarak bu kişileri demokrat…
İnsan haklarına saygılı…
Vatansever bile sayabilir ama…
İşte o konuşmaları sırasında ağızlarından çıkan bazı sözler var ki, onlar ilgili kişilerin gerçek amaçlarını ortaya koymaktadır…
Tabi bunu anlamanın dikkat, ulus bilinci…
Bağımsızlık ruhu…
Vatan sevgisi gerektirdiğini sanırım söylemeye hiç gerek yok…
Evet, bu kişiler…
Hemen her defasında iktidarın çok net olmasa bile Suriye,Irak,İran,Rusya gibi ülkelerle yakınlaşıp…
Batılı ülkelerle yaşadığımız gerginliği görünce veryansına başlıyorlar…
“Ne oluyor?”
“Çağdaşlıktan uzaklaşıyor muyuz?”FETÖ
“Batıdan kopup, Doğuya mı yaklaşıyoruz?”
“Batıdan kopmamız hata olur…”
Hatta öyle ki…
Dünyada batının neler yapıp yapmadığı ortadayken…
Batıyı hala demokrasinin…
İnsan haklarının, özgürlüğün temsilcisi gibi görme ve gösterme çabaları da tam gaz devam etmekte…
Ve doğu ülkeleriyle yakınlaşıldığında demokrasiden…
İnsan haklarından, özgürlükten de uzaklaşılacağı korkusunu tüm topluma aşılamaya çalışmaktadırlar…
Tabi bu beyler ya da bayanlar çok da fark etmiyor…
Çağdaşlığı sadece kılık kıyafet olarak algıladıklarından olsa gerek…
Bu kıyafetlerin arkasına saklanmış olan kanlı elleri yani batının gerçek emperyalist yönünü hiç görmemekte…
Toplumun da görmemesi için ellerinden ne gelirse yapmaktadırlar…
Dahası bunların sözlüğünde emperyalizm gibi bir kavram da bulunmamaktadır.
Şöyle bir düşünün…
Suriye’yi bölmek ve parçalamak isteyen Doğulu dedikleri bizim de komşumuz olan ülkeler miydi, yoksa batı mı?
Irak yine o batılı koalisyon saldırılarından nasibini almamış mıydı?
Peki, bizde durum çok mu farklı?
Beyler…
Daha dün denilen bir tarihte; Ergenekon ve balyoz gibi operasyonlarının arkasında “ordu sivil otoritenin emrinde olmalı…”
“Ordu ulus devleti koruma amacından uzaklaştırılmalı” Diyen batı yok muydu?
Ya FETÖ’ nün arkasında kim var dersiniz?
Memlekete özeleştirmeyi dayatarak…
Tüv’den tutun, bankalara, fabrikalara…
Haberleşme ve enerji dahil…
Memleketin nesi var, nesi yoksa hemen her şeyinin yabancılara teslim edilmesini isteyenler yine onlar değil mi?
Peki, hemen her türden bölücü ve gerici örgütlere ülkelerini açan, onları barındıran, örgütlenmelerini sağlayıp destek olan kim?
Veya
Kendileri her türden birliklerini sağlamak için çalışırlarken bizim gibi ülkelere “ulus devletlerin modası geçti” diyerek çok kimlikliliğe dayalı bir başkanlığı dayatanlar da yine onlar değil mi?
Demek istediğim hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da ülke olarak iki seçeneğimiz bulunmaktadır…
Ya komşularımızla birlikte batı emperyalizminin planlarına karşı çıkarak hem onların, hem de kendimizin toprak bütünlüğünü korumak…
Ya da küçük hesaplar peşinde koşarak, batının emperyalist politikalarına alet olup komşularla birlikte bölünmek…
Ortası yok!

07–02–2018

Nusret KEBAPÇI

29 Ocak 2018 Pazartesi

SURİYE’DE NELER OLUYOR?

SURİYE’DE NELER OLUYOR?


İsterseniz asıl konuya geçmeden önce, genelde bilinen bir sözle başlayalım…
Denir ki;
“Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır.”
Nedir anlamı
Anlamı şu; siyasette neyin mücadelesini veriyorsanız, savaşta da aynısını yapıyorsunuz demektir…
Tek fark: Birinde fikir…
Düşünce, propaganda ön plana çıkar, diğerinde de…
Asker ve silah…
Ama amaç aynıdır.
Devam edelim…
Biz şimdi Afrin’e terör örgütü ülkemizin güneyinde devlet kuramasın diye girdik öyle değil mi?
Peki
Bu terör örgütü biz hangi politikaları yanlış yaptık da tamı tamına 900 km.lik sınırımıza yerleşti…
Yanlışımız şu…
Bizim ülkemizi yönetenler, özellikle söylüyorum ne ABD’nin emperyalist bir ülke olduğunun farkındadırlar…
Ne de onun bölgeye ilişkin projelerinden…
Örneğin siz hiç bugüne kadar, adamlar harita bile gösterdiği halde, bizim ülkemizi yönetenlerden bir gün bile olsun ABD’nin BOP ‘undan bahsedildiğini…
Hatta bizden de koparılacak parçayla beraber dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük bir Kürdistan kurmaya çalışıldığını…
Bunu yaptığında da bölgede petrol ve doğalgaz açısından çok önemli toprakları ABD’nin kendi denetimi altına alacağını, hiç duydunuz mu?
Elbette duymadınız.
Çünkü bizde kimsenin böyle bir derdi yok.
Bugün hala “ABD silah vermeyeceğine söz verdi…”
Yada “Sen binlerce kilometreden gelip nasıl dizayn yaparsın?”
Veya “işleri ABD ile birlikte yürütmek istiyoruz.” türünden ABD ile ilgili serzenişler duyuyorsunuz ya…
Sizce tüm bunları söyleyenler ABD’nin gerçekten bölgede ne yapmak istediğini anlamış olabilirler mi?
Elbette böyle bir şey mümkün görünmüyor…
Hatta tersine bu tür söylemlerin, verdiği sözü tutamamış bir müttefike duyulan bir tepki olduğunu söylemek bile mümkün…
Zaten 14 Kasım’da ABD Dış İşleri Bakanı’nın açıkladığı yeni Suriye siyaset belgesi değişikliğinin ardından başlayan “Esad teröristtir…”
“Mutlaka çekilmeli…”
Bunun yanında uçuşa yasak güvenli bölge oluşturmak adına dün tam tersi düşünülürken birden bire “3 milyon Suriyelinin geri gönderilmesi” benzeri söylemlerin de kaynağının bu açıklanan belgeden çok da kopuk olduğunu düşünmek söz konusu değil…
Çünkü
Bu açıklanan yeni belgede de ABD Suriye’den çekilmek için IŞİD hedefine bağlılığı reddedip tamamen olayı Esad’ın gönderilmesine bağlamış…
Hatta 3 milyon Suriyeliyi Suriye’ye göndermekten bile söz etmişti…
Bu nedenle bizdeki açıklamalarla da olay tamamen örtüşmektedir dersek asla yanlış olmaz.
Sahi biz Afrin’e neden girmiştik? ABD 30 bin kişilik bir ordu kuramasın ve orada ABD destekli PKK devleti kurulmasın diye değil mi?
O zaman adama sormazlar mı?
Bu 30 bin kişilik orduyu kuran, üstelik 5000 tır silahı oraya sokan ABD değil mi?
Peki, o zaman biz neden ABD’nin üslerinin de olduğu Fırat’ın doğusunda değil de Rusya’nın denetimindeki batısına girdik…
Üstelik adamlar bizdeki üslerinden PYD’ye desteğe de devam ettiği halde…
Yani demek istediğim hani siz ÖSO ile işbirliği yapıyorsunuz ya…
Bunda; ABD nasıl olsa Suriye’yi parçalayacak bu arada biz de Suriyeli cihatçı örgütlere fırsat varken hamilik yapıp bir bölge oluşturalım gibi bir düşünceniz de varsa ki, uzak bir ihtimal değil…
Siz hiç olup biteni, yani ABD’nin hala yürüttüğü BOP’u, Suriye’den sonra büyük Kürdistan’ın diğer kalan iki parçasının koparılması için sıranın Türkiye’ye ve İran’a geleceğini hiç mi hiç anlamamışsınız demektir…
Ancak bilmelisiniz ki bugün ülkemizi parçalanmaktan kurtarmanın tek yolu…
Ülke olarak Ulusal birliğimize ve ulus kimliğimize sonuna kadar sahip çıkmaktan ve Suriye’ de ABD planlarına karşı durmaktan geçmektedir…
Ama asla alet olmaktan değil…

29–01–2018
Nusret KEBAPÇI




19 Ocak 2018 Cuma

AFRİN

AFRİN


Şimdi biz Afrin’e girmeye hazırlanıyoruz ya…
Ne için?
Nedeni şu…
ABD bizim Suriye sınırımızda PYD’den oluşacak 30 bin kişilik bir ordu kuruyormuş…
Tamam.
Bu çok önemli bir gerekçemiz olabilir, ancak…
Ya ABD’nin bölgede gerçekleştirmek istediği hiçbir projeyi anlamayıp da
Tepkiler üzerine sözde geri adım atar gibi yapmasını kabul ederek ABD karşısında sürekli aldatılan ülke olmayı nasıl değerlendirmek gerekir?
Anlaşılmadı mı?
Bakın biraz basitleştirerek anlatmaya çalışayım…
ABD yaklaşık 15 yıldır BOP olarak adlandırdığı 22 ülkenin sınırlarını değiştireceği bir projeyi uygulamaya çalışmıyor mu?
Çalışıyor.
Peki, adamlar bunun için fiilen de müdahale edip terör örgütlerini her yönden de desteklemiyorlar mı?
Tam 4900 tır silahın o bölgede PYD’ye teslim edilmesi bile bunun çok acık göstergesi değil mi?
Üstelik tüm bu silahlar bir gecede falan da taşınmıyor…
Ama her nedense…
Bizim ülkemizi yönetenlerden bir gün bile ABD’nin BOP’ una karşı en küçük bir söz duymadık neden dersiniz?
Devam edelim…
Geçtiğimiz günlerde eski bir ABD Büyük Elçisi:
“PYD’ye giden silahlar Türkiye’den gidiyor ve bunu da Türk devleti biliyor.” Dedi mi?
Peki, nereden gidiyor bu silahlar…
İncirlik ve diğer ABD üslerinden değil mi?
Normalde bir ülke yöneticisinin yapması gereken de…
İlk olarak hamasi söylemler yerine…
Hemen o üslere el koyup bu silah gönderilmesini engellemek olmalı ancak ne yazık ki öyle olmuyor…
Kaldı ki…
Bu aymazlığımız yeni bir şey de değil, oldukça eskilere dayanıyor…
Şöyle bir düşünün…
Uğur MUMCU bu yüzden öldürülmedi mi?
Ya eski jandarma Genel Komutanı Eşref BİTLİS?
Peki, bugün hala Suriye’yle işbirliği yapmayıp da yabancı bir ülkede ve onların karşı çıkmasına rağmen ÖSO denilen başıbozuk çeteyle iş tutmaya çalışmanın mantığı nedir?
Şöyle bir düşünün…
Biz 2011 yılında ABD ile birlikte Esad Düşmanlığı yapıp çeşitli cihatçı örgütlerle işbirliği yapmamış olsaydık…
Yani Esad komşumuz olarak kalmış olsaydı…
Bölgede IŞİD diye bir örgüt olabilir miydi?
Olamayacağı gibi PYD…
ÖSO falan da olamazdı…
Yani demem o ki…
Bölgede yaşadığımız tüm bu sorunlar…
ABD’nin desteklediği siyasal İslamcı bakış açısı ve onun getirdiği mezhep düşmanlığından kaynaklanmaktadır…
Düzelir mi?
Elbette ama bunun yolu da;
Önce kendi birliğinizi ulus kimlik temelinde sağlayıp…
Başka uluslara da yönetiminde kim olursa olsun, saygı ile yaklaşmaktan geçmektedir…
İsterseniz Atatürk’ün o ünlü sözüyle daha açık söyleyim…
“Yurtta sulh, cihanda sulh…”

19–01–2018
Nusret KEBAPÇI


12 Ocak 2018 Cuma

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN…


Aslına bakarsanız Atatürk’ün o ünlü sözünü tam olarak söylemek gerekirse sanırım meramım tam olarak anlaşılacaktır…
Ne demişti Atatürk?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz.”
Anlamı
Siz ekonomik olarak çeşitli ülkelere bağımlıysanız biliniz ki siyasi olarak da bağımlısınızdır…
Bu evrensel gerçek dünyanın hemen her yerinde aynıdır.
Bir anlamda hani iki kere iki, nasıl dünyanın her yerinde dört ediyorsa bunda da aynıdır.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Hani yerli bir otomobil konumuz var ya…
Ne yapılıyor bunun için?
Öyle arge falan gibi çalışmalar bekliyorsanız böyle bir şey yok…
Yapılan sadece milyon dolarlar verip modası geçmiş yabancı firmaların modellerini satın almaktan ibaret ancak…
Zaten hiçbir ülkede de “Hangi babayiğit bunu yapacak?” gibisinden bir teşvikle yapımına başlanılacak ve sonuçta o ülkenin milli markası olabilecek bir otomobil üretilemez…
Bunun nasıl olabileceği başlı başına bir yazı konusu ama sadece şu kadarını söyleyim…
Dolmakalem bile üretmeyen…
Tükettiği mercimeği, nohudu bile dışarıdan alan…
Samanda bile dışa bağımlı…
Hatta
Et konusunda bile
Bırakın Fransa ve Rusya’yı…
Kuruluşu 11 yıl öncesine dayanan bir ülkeye yani Sırbistan’a bile muhtaç hale gelmişsek…
Durumumuz gerçekten vahimdir.
Bu durumda da yerli otomobil konusu
“yapıyoruz…”
“Yaptık…”
“Ama fabrikanın yerini bilmiyoruz.” gibisinden reklam ettiğiniz uçak reklamından…
Daha farklı değildir…
Yani uzun sözün kısası…
Siyasi düşüncesi milli olmayan…
Yani toplumu ortak bir milli kimlikte” Türk Milleti” birleştirmek gibi anlayışı olmayan bir düşüncenin, bırakın otomobili…
Toplumun beslenmesini bile dışa bağımlılıktan kurtarması mümkün değildir…
Peki neden?
Nedeni şu…
Çünkü eğer milli olmazsanız…
Millet diye bir anlayışınız bulunmuyor…
Böyle olunca da haliyle üzerinde yaşadığınız toprak da vatan olmayıp sadece arsa özelliği taşıyor bu durumda da…
Ne doğayı korumak bir anlam taşımaktadır…
Ne de oranın sit olması…
Hatta deniz…
Orman…
Göller bile sadece paraya dönüşeceği zaman değer kazanmaktadır
O zaman da
Ne Uzungöl kalıyor elimizde…
Ne de Gölcük…
Yani demek istediğim siz olaya millet anlayışıyla bakmazsanız…
Kafanızda emperyalizm…
Ona karşı bağımsızlık falan gibi kavramlar da oluşmuyor…
Öyle olunca da bırak otomobili…
Saman bile dışarıdan alınır hale geliniyor…
Demem o ki
İşin sırrı milli olmaktan…
Tüm sorunlara ulusal çıkarlar açısından bakmaktan…
Ekonomik bağımsızlığı sağlamaktan geçmektedir…
Gerisi hikâyedir.

12–01–2018
Nusret KEBAPÇI




7 Ocak 2018 Pazar

İRAN’I SAVUNMAK…

İRAN’I SAVUNMAK…


Son yıllarda ülkemiz adına yürütülmekte olan dış politika için “dış politika dediğin böyle olur “Demeyi çok isterdim ama…
Ancak tabi ki böyle bir şeyin olmadığını hepimiz biliyoruz.  
İşin doğrusu son yıllarda ABD ile birlikte hareket etmenin bizi nasıl bir kıvraklığa, hızlı bir dönüşe sevk ettiği ortada…
Önce “kardeşim Esad…”
Sonra “Esed…”
Ardından “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” tavrı…
Son olarak da “Esad gitmeli” türünden bir manevra...
Sahi dünyada bu kadar hızlı yön değiştiren başka bir ülke var mıdır bilmiyorum ama…
Gerçek şu ki; olaylara ulusal bir duruşla değil de…
Tamamen…
Bir mezhep düşmanlığı…
Hatta tarikat penceresinden bakıyorsanız…
İster istemez…
Her zaman için emperyalizmin yedeğine düşmeniz mümkün…
Şimdi söyle bir düşünün…
2011yılında Suriye’de ilk olaylar neden başlamıştı dersiniz?
ABD’nin, bir takım batılı ülkelerle birlikte Suriye’den çeşitli reformlar yapmasını istemesiyle değil mi?
Ya sonrasında…
Beşar ESAD’ın ülke yönetiminden çekilmesi bile istenmedi mi?
Hatta Esad için gidebileceği ülkeler bile hazırlanmıştı ama oyun kısa sürede bozuldu ve ESAD direndi…
Zaten ondan çok kısa bir süre öncesinde yapılan seçimlerde yüzde 80’ ler civarında bir desteğe sahip bir liderin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi.
Sonuçta, 6 yıllık bir mücadele sonunda Suriye tekrar egemenliğini sağlamaya başladı ama birileri “Esad Suriye’nin başından gitmeli” Söylemini hep sürdürdü…
Çünkü BOP ‘da asıl hedef, büyük Kürdistan kurulmasıydı ki Irak’ta ki Barzanistan’dan sonra bu devletin denize ulaşması gibi bir zorunluluğu bulunuyordu.
Hem başka türlü nasıl kendi başına başka hiç bir ülkeden izin almadan kuzey Irak’ta çıkan petrolü satabilirdi ki…
Ama olaylara İran ve Rusya’nın müdahalesiyle ABD ve batılı devletlerin hevesleri kursaklarında kalıverdi.
Çünkü bu iki devlet de biliyordu ki…
Eğer Suriye yenilirse…
Kendi adları gibi emindiler ki sıra kendilerine gelecekti…
Çünkü 4 ülkeden koparılacak parçalarla kurulacak olan büyük Kürdistan’ın bir parçası da İran’dı…
Sonuçta
İran’da da “muhalefet” hareketi başlayıverdi…
Hem de ABD…
İsrail ve Suudi Arabistan gibi çok “demokratik” ve başka ülkelere “demokrasi “götürmeyi alışkanlık haline getiren ülkelerin desteğiyle…
Şimdi bazıları…
İran’da baskıcı bir dini rejim olduğu gerekçesiyle, muhalif hareketlere sempati duyuyor olabilir ama…
İş ne yazık ki o kadar basit değil…
Ayrıca yeni değil, İran uzun süredir ABD ve İsrail’in hedefinde…
Dahası…
Üstelik bu iş çok gizli falan da değil…
İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot geçtiğimiz günlerde : “İran'ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn ve Gazze’yi de içine alan bir Şii Hilali" oluşturmak istediğini” söyleyerek , “İran’ı Filistin örgütlerini desteklemekle de suçladı.”ve “İran'ın "Şii Hilali"ne karşı ittifak arayışındayız .“ demedi mi…
Neydi bunun anlamı;
“İran bölgede ABD ve İsrail’in tüm planlarını bozuyor, bu yüzden İran kaosa sürüklenerek başını kendi sorunundan kaldıramaz hale getirilmeli” değil mi?
İşte sadece bu yüzden bile İran’a destek olmak gerekmez mi?
Çünkü İran giderse bırak Irak ve Suriye’yi…
Sıra Türkiye’ye gelmeyecek mi?
Bu nedenle İran’ı savunmak aynı zamanda Türkiye’yi de savunmaktır…


07–01–2018
Nusret KEBAPÇI


29 Aralık 2017 Cuma

NELER OLUYOR?

NELER OLUYOR?


Son günlerde ülkede olup bitenleri görünce kendi kendinize neler oluyor? Gibisinden sorular soruyor olabilirsiniz…
Eğer bu soruları soruyor…
Sonunda da yanıtını aramaya çalışıyorsanız doğru yoldasınız.
Ama
Bu türden herhangi bir soru aklınıza gelmiyor halinizden de memnunsanız…
Zaten bu yazım…
Asla ve asla sizi ilgilendirmiyor.
Yani…
Boş yere zamanınızı harcamayın…
Şimdi bakın…
Her zaman söylediğim bir söz var…
“Lafa değil işe bakmak…”
İşte bu sözü böyle giderse 3–5 kez değil, belki bin kez bile söylemek zorunda kalacağız ama…
Burada önemli olan, milletin lafa değil eyleme, uygulamaya itibar edip değerlendirmesi…
Bunu sağladığımızda…
Sanıyorum ki politika çok daha açık ve önyargısız daha sağlıklı bir temele oturacaktır diye düşünüyorum.
Neyse giriş kısmını biraz uzattık…
Gelelim 696 sayılı KHK ‘ye…
Evet, birkaç gündür tartışılıyor
Çünkü…
Bu KHK ile sivillere olaylara müdahale etmek ve sonucunda cezasız kalmak gibi bir fırsat tanınmaktadır…
Peki neden?
Diyeceksiniz ki…
Ama bu herhangi bir eylem için değil…
Terör olayı söz konusu olunca geçerli olacak…
Peki…
Herhangi bir olayın, terör olayı olup olmadığını kim değerlendirip bu sivilleri sokağa çağıracak ya da bir takım kişiler kerameti kendilerinden menkul olarak kendileri mi müdahale edip etmemeye karar verecek?
Bu tabi başlı başına bir sorun da…
Bence burada çok daha önemlisi şu…
Her ne kadar sözde aksi söylemler kullanılsa da…
Biz bölgede tamamen ABD ile birlikte adım atmaktayız dersem sakın yanlış anlamayın çünkü…
Gerçek bu.
Sahi…
Biz Irak’ta baştan beri kimin yanındayız Barzani’nin mi yoksa Irak merkezi yönetiminin mi?
Ya Suriye’ de
Daha bugün bile Suriye devlet Başkanı’na terörist derken sahi kimin çıkarlarını gözetiyoruz?
ABD’nin mi?
Suriye’nin mi?
Suriye devletinin karşı çıkmasına karşın oraya müdahale edip ABD’den rol kapmaya çalışan kim?
Neyse demem o ki…
ABD’nin bölgede hala çok işi olduğu görülüyor ve bu nedenle
Ulusal değerleri olmayıp…
Olaylara ulusal çıkarlar açısından değil de, bizimki gibi mezhep düşmanlığından bakan siyasi İslamcı iktidarlara da ihtiyacı var…
Bu nedenle seçimle bile olsa birileri yine bu tür bir partinin iktidardan gitmesini istememektedir…
Bakın yıllar önce yani iki binlerin başında Graham Fuller ne demişti hatırlıyor musunuz?
 “Dünyada İslamcılar hep hareketler seklinde örgütlenir…”
“İlk defa Türkiye’de partileşerek seçime girdi ve iktidara geldi, bu konuda bir örnek oluşturdu…”
 Ama biliniyor ki henüz seçimle gidileceğinin de herhangi bir örneği yok.
 Çünkü birileri ellerinde o kadar fırsat varken ülkeyi dönüştürmeden asla gitmek istemeyeceklerdir…
Yani olay budur sevgili kardeşim…
Bilmem anlatabildim mi?

29–12–2017
Nusret KEBAPÇI





22 Aralık 2017 Cuma

DOĞU KUDÜS…

DOĞU KUDÜS…


Çoğumuzun bildiği bir söz var, denir ki…
“Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonraki düğmeleri de yanlış iliklenecektir.”
Bunu neden mi söyledim?
Şöyle bir düşünün…
Uzun süredir…
Ülkemizin hemen her türden çıkarlarının korunduğu bir politikaya rastladık mı?
Her nedense buna evet demek için bir neden görmeyi başaramadım ama sadece…
Son Lozan ve Kudüs olayları bile durumunun vahametini daha doğrusu politikasızlığımızı ortaya koymuyor mu?
Şimdi bakın…
ABD başkanının Kudüs’ ün İsrail’in başkenti olacağının ve ABD büyük elçiliğinin Kudüs’e taşınacağının açıklanmasının ardından ne oldu?
Sahi yeterli tepki yapıldı mı?
Hani ülkemizle ilgili söylemek gerekirse Cuma günleri namazdan çıkan pek kalabalık olmayan tepkileri de sayarsak…
Bence olmadı ama hemen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı…
57 Müslüman ülkeden ne kadarı bu toplantıya katıldı dersiniz
Evet, tamı tamına 48ülke…
Tabi bunlardan da sadece 16’ sı en yetkili şekilde liderlik düzeyinde temsil edildi…
Şimdi diyeceksiniz ki tamam da…
Ya sonuç bildirisi orada yazılanlar çok mu önemsiz…
Değil ama işin içinde iş var…
Neden mi?
Şunun için…
Bildiri iki dilde hazırlanıyor ama iki metinde değişen sadece dil değil ifadeler de farklı...
Tabi siz anladınız…
Bunlardan İngilizce olanı ABD, AB ve İsrail’e hitap ederken…
Diğeri de yani Türkçe olan da haliyle bize yani iç politikaya hitap etmektedir…
Daha açık söylersek…
Türkçe metinde “Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı” ifadesi yer alırken, asıl metin olan İngilizce de ise sadece  “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması için çağrı yapıldığı” yazılmaktadır…
Tabi bu durumda sadece Doğu Kudüs’ün konu edilmesi iki Kudüs
Daha doğrusu iki devletli bir çözümün kabul edildiği…
Dahası İsrail’in işgaline meşruiyet kazandırıldığı gibi bir anlama neden olur ki…
Bu durumda da…
Doğu Kudüs ’ün Kudüs’ün 1/5i kadar olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır…
Diyelim ki 57 ülke de aynı kararı verdi ve İsrail kınandı ne olur? Hiç bir şey…
Ne demişler “lafa değil işe bakmak gerekir…”
Bu nedenle siz; sözle eleştirmek yerine siyasi ekonomik yaptırımlarla ilgili karar alabiliyor musunuz?
Örneğin herhangi bir konuda ambargo falan uygulamaya gücünüz var mı?
Çekebiliyor musunuz büyük elçilerinizi?
Değilse bırak 57ülkeyi, 570 ülke olsan, ne fark eder?
Kaldı ki bunun dışında, siz yıllardır ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkelerin zayıflatılıp, parçalanmasını amaçlayan projelere destek vermediniz mi?
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması çabaları bunun göstergesi değil mi?
Sahi neden? ABD’den aldığı emirlerle Suriye’ye kafa kesmeye koşan cihatçılarınız…
Yanlışlıkla bile olsa…
Bu güne kadar neden hiç İsrail yollarına düşmediler dersiniz…
ABD izin vermediği için olabilir mi?
Demek istediğim işin nirengi noktası ulus bilincidir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı savunabiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Kendinizi bir ulusun değil de, bir dinin, tarikatın, mezhebin temsilcisi olarak görüyorsanız varabileceğiniz en iyi yer…
Emperyalizmin yanından daha farklı bir yer olmayacaktır…

22–12–2017

Nusret KEBAPÇI