ÖSO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖSO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


EKONOMİK BAĞIMSIZLIK…


Şimdi biz içinde bulunduğumuz ekonomik krizin tüm faturasını rahip denilen ABD görevlisinin geri verilmemesine bağlıyoruz ya…
Sahi gerçekten öyle mi?
Tamam, bir yere kadar bazı şeyler kabul edilebilir…
Hatta son zamanlarda ABD’den daha çok İran ve Rusya ile yakınlaşmamız, S 400 füzeleri almamız bunda çok önemli bir etken de olabilir…
Ancak 16 yıldır…
Tüm toplumun uyarısına rağmen…
Ülkeye döviz getirecek tüm işletmelerin, sanayinin, tarımın yok pahasına elden çıkarılıp…
Memleketi sadece dışarıdan gelen borç paralarla yönetip de…
Ülkemizde bir tane bile üretime yönelik bir adım atmayıp…
İşini sadece…
Yol…
Köprü…
Havaalanı yapmak olarak gören bir anlayışın varacağı yer neresi olabilirdi ki…
Kaldı ki…
Bu geçmediğimiz yollar, uçmadığımız havaalanları, gitmediğimiz hastanelerde de 40 kusur yıllık bir borçlanma söz konusu olup…
Ödemelerin dolarla yapıldığını da unutmamak gerekiyor.
Diyeceksiniz tamam da ama biz ABD ile ekonomik bir savaş yaşıyoruz bunun hiç mi etkisi yok?
Elbette çok az da olsa olabilir ama…
Şöyle bir düşünün…
Biz ABD ile ekonomik savaş adına ne yapıyoruz?
Bazı vatandaşların dolar yakıp…
Telefonlarını kırması dışında ne yapılabildi?
Doğrusunu isterseniz hiçbir şey…
Zaten birilerinin bir şeyler yapmak gibi bir düşüncesi de yok.
Bugün ülkemizin pek çok yerinde altın madenlerini kim çıkarıyor dersiniz, ABD değil mi?
Ya büyük Atatürk’ün mirası olan AOÇ’nin en güzel yeri elçilik için kime verildi sanıyorsunuz?
Bakın bunları söylerken…
İncirlik üssünden…
Kürecik’te kurulan radardan hiç bahsetmiyorum…
Hatta
Her şeye rağmen Suriye’ye karşı ABD ile işbirliğine devam edip ÖSO militanlarının maaşlarının Türkiye tarafından ödendiğinden de…
Ancak yaptırım demişken sadece ABD’nin devlet olarak yaptığı bir takım göstermelik şeyler aklınıza gelmesin…
Bugün
Ülkemizde yabancılara sattığınız her şirket o ülkelerin elinde bize karşı bir yaptırım üssü olabilir mi?
Pekala olabilir.
Örneğin bazı haberlerde de okuduğumuz gibi ülkemizde bulunan özelleştirmiş olduğunuz rafinerilerin sırf ABD istediği için yine yaptırım uygulanmak istenilen bir ülkeden petrol alımını çok çok azaltıp…
Ülkenin bırakın halkını…
TSK’yı bile akaryakıtsız bırakabilir mi?
Ya yabancılara sattığımız diğer enerji şirketleri yine kışın ortasında veya yazın ya da her an aldıkları bir talimatla ülkeyi elektriksiz…
Susuz…
Gıdasız…
Hatta samansız bile bırakabilirler mi?
Demem o ki…
İşin sırrı ekonomik bağımsızlıkta yatmaktadır.
O varsa siyasi tavır koyup mücadele edebilirsiniz…
Ama yoksa…
Üstelik haberleşmeden, enerjiye yer altı üstü her ne varsa hepsini de yabancılara satmışsanız…
Ekonomik savaşı falan boş verin…
Ciddi anlamda kınamanız bile mümkün olamaz…
Yani uzun sözün kısası…
Ekonomide ulusal bağımsızlığı savunmayan…
Siyasette bağımsız tavır alamaz…
Bilmem anlatabildim mi?

26–08–2018
Nusret KEBAPÇI




29 Ocak 2018 Pazartesi

SURİYE’DE NELER OLUYOR?

SURİYE’DE NELER OLUYOR?


İsterseniz asıl konuya geçmeden önce, genelde bilinen bir sözle başlayalım…
Denir ki;
“Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır.”
Nedir anlamı
Anlamı şu; siyasette neyin mücadelesini veriyorsanız, savaşta da aynısını yapıyorsunuz demektir…
Tek fark: Birinde fikir…
Düşünce, propaganda ön plana çıkar, diğerinde de…
Asker ve silah…
Ama amaç aynıdır.
Devam edelim…
Biz şimdi Afrin’e terör örgütü ülkemizin güneyinde devlet kuramasın diye girdik öyle değil mi?
Peki
Bu terör örgütü biz hangi politikaları yanlış yaptık da tamı tamına 900 km.lik sınırımıza yerleşti…
Yanlışımız şu…
Bizim ülkemizi yönetenler, özellikle söylüyorum ne ABD’nin emperyalist bir ülke olduğunun farkındadırlar…
Ne de onun bölgeye ilişkin projelerinden…
Örneğin siz hiç bugüne kadar, adamlar harita bile gösterdiği halde, bizim ülkemizi yönetenlerden bir gün bile olsun ABD’nin BOP ‘undan bahsedildiğini…
Hatta bizden de koparılacak parçayla beraber dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük bir Kürdistan kurmaya çalışıldığını…
Bunu yaptığında da bölgede petrol ve doğalgaz açısından çok önemli toprakları ABD’nin kendi denetimi altına alacağını, hiç duydunuz mu?
Elbette duymadınız.
Çünkü bizde kimsenin böyle bir derdi yok.
Bugün hala “ABD silah vermeyeceğine söz verdi…”
Yada “Sen binlerce kilometreden gelip nasıl dizayn yaparsın?”
Veya “işleri ABD ile birlikte yürütmek istiyoruz.” türünden ABD ile ilgili serzenişler duyuyorsunuz ya…
Sizce tüm bunları söyleyenler ABD’nin gerçekten bölgede ne yapmak istediğini anlamış olabilirler mi?
Elbette böyle bir şey mümkün görünmüyor…
Hatta tersine bu tür söylemlerin, verdiği sözü tutamamış bir müttefike duyulan bir tepki olduğunu söylemek bile mümkün…
Zaten 14 Kasım’da ABD Dış İşleri Bakanı’nın açıkladığı yeni Suriye siyaset belgesi değişikliğinin ardından başlayan “Esad teröristtir…”
“Mutlaka çekilmeli…”
Bunun yanında uçuşa yasak güvenli bölge oluşturmak adına dün tam tersi düşünülürken birden bire “3 milyon Suriyelinin geri gönderilmesi” benzeri söylemlerin de kaynağının bu açıklanan belgeden çok da kopuk olduğunu düşünmek söz konusu değil…
Çünkü
Bu açıklanan yeni belgede de ABD Suriye’den çekilmek için IŞİD hedefine bağlılığı reddedip tamamen olayı Esad’ın gönderilmesine bağlamış…
Hatta 3 milyon Suriyeliyi Suriye’ye göndermekten bile söz etmişti…
Bu nedenle bizdeki açıklamalarla da olay tamamen örtüşmektedir dersek asla yanlış olmaz.
Sahi biz Afrin’e neden girmiştik? ABD 30 bin kişilik bir ordu kuramasın ve orada ABD destekli PKK devleti kurulmasın diye değil mi?
O zaman adama sormazlar mı?
Bu 30 bin kişilik orduyu kuran, üstelik 5000 tır silahı oraya sokan ABD değil mi?
Peki, o zaman biz neden ABD’nin üslerinin de olduğu Fırat’ın doğusunda değil de Rusya’nın denetimindeki batısına girdik…
Üstelik adamlar bizdeki üslerinden PYD’ye desteğe de devam ettiği halde…
Yani demek istediğim hani siz ÖSO ile işbirliği yapıyorsunuz ya…
Bunda; ABD nasıl olsa Suriye’yi parçalayacak bu arada biz de Suriyeli cihatçı örgütlere fırsat varken hamilik yapıp bir bölge oluşturalım gibi bir düşünceniz de varsa ki, uzak bir ihtimal değil…
Siz hiç olup biteni, yani ABD’nin hala yürüttüğü BOP’u, Suriye’den sonra büyük Kürdistan’ın diğer kalan iki parçasının koparılması için sıranın Türkiye’ye ve İran’a geleceğini hiç mi hiç anlamamışsınız demektir…
Ancak bilmelisiniz ki bugün ülkemizi parçalanmaktan kurtarmanın tek yolu…
Ülke olarak Ulusal birliğimize ve ulus kimliğimize sonuna kadar sahip çıkmaktan ve Suriye’ de ABD planlarına karşı durmaktan geçmektedir…
Ama asla alet olmaktan değil…

29–01–2018
Nusret KEBAPÇI




19 Ocak 2018 Cuma

AFRİN

AFRİN


Şimdi biz Afrin’e girmeye hazırlanıyoruz ya…
Ne için?
Nedeni şu…
ABD bizim Suriye sınırımızda PYD’den oluşacak 30 bin kişilik bir ordu kuruyormuş…
Tamam.
Bu çok önemli bir gerekçemiz olabilir, ancak…
Ya ABD’nin bölgede gerçekleştirmek istediği hiçbir projeyi anlamayıp da
Tepkiler üzerine sözde geri adım atar gibi yapmasını kabul ederek ABD karşısında sürekli aldatılan ülke olmayı nasıl değerlendirmek gerekir?
Anlaşılmadı mı?
Bakın biraz basitleştirerek anlatmaya çalışayım…
ABD yaklaşık 15 yıldır BOP olarak adlandırdığı 22 ülkenin sınırlarını değiştireceği bir projeyi uygulamaya çalışmıyor mu?
Çalışıyor.
Peki, adamlar bunun için fiilen de müdahale edip terör örgütlerini her yönden de desteklemiyorlar mı?
Tam 4900 tır silahın o bölgede PYD’ye teslim edilmesi bile bunun çok acık göstergesi değil mi?
Üstelik tüm bu silahlar bir gecede falan da taşınmıyor…
Ama her nedense…
Bizim ülkemizi yönetenlerden bir gün bile ABD’nin BOP’ una karşı en küçük bir söz duymadık neden dersiniz?
Devam edelim…
Geçtiğimiz günlerde eski bir ABD Büyük Elçisi:
“PYD’ye giden silahlar Türkiye’den gidiyor ve bunu da Türk devleti biliyor.” Dedi mi?
Peki, nereden gidiyor bu silahlar…
İncirlik ve diğer ABD üslerinden değil mi?
Normalde bir ülke yöneticisinin yapması gereken de…
İlk olarak hamasi söylemler yerine…
Hemen o üslere el koyup bu silah gönderilmesini engellemek olmalı ancak ne yazık ki öyle olmuyor…
Kaldı ki…
Bu aymazlığımız yeni bir şey de değil, oldukça eskilere dayanıyor…
Şöyle bir düşünün…
Uğur MUMCU bu yüzden öldürülmedi mi?
Ya eski jandarma Genel Komutanı Eşref BİTLİS?
Peki, bugün hala Suriye’yle işbirliği yapmayıp da yabancı bir ülkede ve onların karşı çıkmasına rağmen ÖSO denilen başıbozuk çeteyle iş tutmaya çalışmanın mantığı nedir?
Şöyle bir düşünün…
Biz 2011 yılında ABD ile birlikte Esad Düşmanlığı yapıp çeşitli cihatçı örgütlerle işbirliği yapmamış olsaydık…
Yani Esad komşumuz olarak kalmış olsaydı…
Bölgede IŞİD diye bir örgüt olabilir miydi?
Olamayacağı gibi PYD…
ÖSO falan da olamazdı…
Yani demem o ki…
Bölgede yaşadığımız tüm bu sorunlar…
ABD’nin desteklediği siyasal İslamcı bakış açısı ve onun getirdiği mezhep düşmanlığından kaynaklanmaktadır…
Düzelir mi?
Elbette ama bunun yolu da;
Önce kendi birliğinizi ulus kimlik temelinde sağlayıp…
Başka uluslara da yönetiminde kim olursa olsun, saygı ile yaklaşmaktan geçmektedir…
İsterseniz Atatürk’ün o ünlü sözüyle daha açık söyleyim…
“Yurtta sulh, cihanda sulh…”

19–01–2018
Nusret KEBAPÇI


14 Kasım 2017 Salı

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…


Bu sözün anlamı bilindiği gibi insanların sözlerine değil yaptıklarına bakmak gerektiğidir…
Bunu niçin söyledim…
Çünkü toplum olarak yeteri kadar okumadığımızdan olsa gerek…
Genelde söylenen sözlere…
Sözlü propagandalara çok çabuk inanıyoruz.
Aslında…
Uygulamalara bakılsa…
Yapılanlar biraz tarafsız bir gözle görülse, gerçekler anlaşılacak ama dediğim gibi onun için de araştırmak…
Okumak…
Yani anlayacağınız olayları anlamak için biraz kafa patlatmak gerekiyor.
Bunu günlük yaşamın hemen her yerinde özellikle siyasette sıklıkla görmek mümkün…
Bir bakıyorsunuz…
Adamlar yasa, yönetmelik değişikliğiyle…
“Vatan, millet sevgisini kaldırıp, yerine küresel sermayeye hizmet etmeyi ” bile koyuyor ama birileri…
Bunu anlamayıp hala bunu yapanları vatanseverlikle övmekte hiçbir sakınca görmeyebiliyor…
Yine birileri hiçbir ad belirtmeden millet, bu millet falan dediklerinde siz yine iyi niyetten olsa gerek Türk milleti olarak anlıyorsunuz ya…
İnanın bu kavram da bizim bildiğimiz anlamda ulus anlamında falan değil aynen Osmanlı’da olduğu gibi Müslüman milleti, Yahudi milleti gibi…
Dinsel kimlikler anlamında kullanılmaktadır demiş olursak da yanlış söylememiş oluruz…
Hem zaten her tarafa asılan “tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak “kavramlarında sadece tek dilin olmaması bile bununla ilgili bir ipucu vermiyor mu?
Ortak dil olmadan ulus kimlik olur mu?
Ama zaten kastedilen ulus kimlik değil, bilmem anlatabildim mi?
Şimdi birileri çıkıp, özelikle son günlerde…
İktidarın ABD ile çatıştığını…
Vatan savaşı verildiğini falan söylüyorlar ya…
İsterseniz önce söyle sormakta yarar bulunuyor…
Sahi
Milleti kabul etmeyen, ulus devlete düşman olan, ümmetçi bir anlayışta vatan diye bir kavram olur mu?
Elbette olmaz...
Olmayınca haliyle vatan savaşı da olabilmesi mümkün olamıyor…
Ya geçtiğimiz günlerde Katar eski Başbakanı’nın; “Arabistan, Katar ve Türk hükümetinin dünyanın her tarafından gelen cihatçıları Türkiye üzerinden Suriye’ye soktuklarını “açıklaması da size bir şey ifade etmiyor mu?
Sahi kim istemişti bunu, ABD değil mi?
Peki, 2011 de başlayan olaylardan bu yana Suriye’ye dostluk eli uzatmayıp da hala ÖSO ile iş tutmaya kalkan kim?
Ya ABD’den sürekli yakınıp da ziyarete gidince uçak alarak geri dönen…
Ya beyler…
Son derece açık söylüyorum…
PYD’ye silahlar nereden gidiyor?
Irak’tan…
Suriye’den…
İran’dan gitmesi mümkün olmadığına göre ki…
Bal gibi İncirlik’ten gittiğini sağır sultan bile bilmektedir…
Peki, madem ABD bize düşmanca davranıyor…
Öyle diyorsunuz…
İncirlik mutabakatını iptal et.
Üslerden kov…
Suriye’yle hemen dostluk kur…
Ama tüm bunlar yapılmadığına göre…
Tüm bu yapılanların bir tek anlamı bulunmaktadır…
Dış düşman gösterilerek halkın desteğini almak…
Gerisi hikâyedir…

13–11–2017
Nusret KEBAPÇI


19 Aralık 2016 Pazartesi

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?


Böyle sorunca haklı olarak…
Nereden bilelim…
Devletin bilmesi…
Hatta bilmesi de gereken önlemleri alması gerekir diyeceksiniz ama hiç de öyle olmuyor.
Farkında mısınız?
Sanki bir Lübnan…
Suriye…
Irak…
Afganistan gibi neredeyse her 15 günde bir bomba patlar hale geldik.
Peki, bu işle sorumlu olup, devleti yönetenler ne yapıyor dersiniz?
Onlar her zaman olduğu gibi; ” Keşke sizde şehit olsanız…”
Ya da “Bu işlerden neden siyasi irade sorumlu tutulmaya çalışılıyor …” türünden abuk sabuk yanıtlar vermeye çalışıyorlar ki…
İnanın ne gerekli önlemi almayan bir yetkili var ortalıkta.
Ne de devlette güvenliği sağlayan yetkililer.
Deyim yerindeyse “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.”
Durum aynen budur.
Yani ortalıkta devlet aklını kullanan bir kişi bile yok.
Peki, eğer bu kadar bomba patlıyorsa ve siz hiç bir önlem alabilme becerisinden yoksunsanız neden hala memleketi yönetiyor görünüyorsunuz bence anlamak mümkün değil.
Ya beyler…
Siz değil miydiniz açılım adı altında PKK’nın dağlardan şehirlere inmesine neden olan…
Özgürce her tarafa bomba yerleştirmesine göz yuman…
Suriye’ de PYD kantonlarının oluşması bile…
Suriye devlet güçlerinin sizin desteklediğiniz teröristlerden korunmak için gücünü merkeze toplayıp sınırları boşaltmasıyla oluşmadı mı?
Yani sizin Emevi camisinde namaz kılmak gibi yeni Osmanlı hayaliniz olmasaydı…
Ne PYD olacaktı o topraklarda…
Ne IŞİD…
Ne de ÖSO…
Biz daha önce olduğu gibi “kardeşim Esat’la” barış içinde yaşayacaktık…
PKK’da yanı başımızda devlet kurmuş bir güç gibi güçlenemeyecekti…
Peki, bu bombaların patlamasının başkanlıkla bir ilgisi var mı?
Yok mu dediniz…
Sizce batı…
Aynen Osmanlının son döneminde hem halife hem de padişah olan her şeye muktedir tek kişi yönetimi mi ister?
Yoksa…
Muhalefeti…
Sivil toplum örgütleri olan, ülke çıkarına karşı olan her şeye tepki gösterilebilen demokratik bir sistemi mi?
Son dönemde…
Ekonomik olarak neredeyse iflas etmemize rağmen batı medyası tarafından çok güçlü olduğumuza yönelik yapılan açıklamalar bile bunun göstergesi değil mi?
Hafızaları birazcık yoklayalım…
Daha ortalıkta bir bomba bile patlamamışken…
Zamanın Anayasa Komisyonu Başkanının 2014 Aralık ayında “Başkanlık olmazsa kaos olur “ demesi neyin nesiydi dersiniz…
Ya dönemin Sağlık Bakanının 2015 Ağustos’unda “Başkan seçseydik kaos olmayacaktı…” sözünü nasıl değerlendirmek gerekir…
Bence tüm bu söylemlerin bir tane açıklaması vardır
Batılı emperyalistler; parlamentosu, muhalefeti olan, hemen her şeyin tartışılabildiği ulusal çıkarları savunan bir meclisle işlerin 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yürümeyeceğini bilmektedirler…
Bu nedenle işi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi tek adamla götürmek istemektedirler…
Çünkü her zaman için bir kişiyi ikna etmek, meclisi, sivil toplumu olan bir halkı ikna etmekten çok daha kolaydır…
Bunun için de toplumun bombalarla korkutularak başkanlığa razı edilmesi gerekmektedir…
Yapılan budur…

18–12–2016
Nusret KEBAPÇI