SİYASAL İSLAM VE KÜRESEL SERMAYE
Şöyle bir geçmişe doğru yolculuk yapsak, hani
biraz zaman makinesine biner gibi değil de…
Sadece hafızalarımızı biraz tazelesek diyorum,
ne görürüz?
Bunu sakın ola çok eskilere yani bir kaç
yüzyıl öncesine olarak düşünmeyin, benim kastettiğim esas olarak 22 yıl kadar
öncesi…
Belki yaşı 35in altında olanlar çok
hatırlamaz ama eminim ki onun dışında kalanlar pekâlâ hatırlayabilir…
Belki diyeceksiniz ki tamam, da neyi
hatırlayacağız? Önce onu söylesen…
İşte ben de bu girişten sonra tam ona
geliyordum ki sözü ağzımdan aldınız.
Evet, konumuz ülkemizin içinde bulunduğu
ekonomik durum…
İşte bu 22 yıl içinde nereden nereye
geldiğimizi biraz olsun aklımıza getirirsek içinde bulunduğumuz koşulların yani
korkunç hayat pahalılığının ve günden güne artan yoksulluğun gerçek nedenini
anlayabiliriz diye düşünüyorum.
Sahi o günler ne günlerdi gibi eskiye
güzelleme yapmaktan ziyade, aslında amacım bu süreç içinde gerek ekonomik,
gerekse siyasi olarak ülkece yaşadığımız dönüşümün anlaşılmasına az da olsa
katkıda bulunmak…
İşte bundan 22 yıl önce ülke sanayimizin neredeyse
tamamı Türklerin elindeydi…
Tabi bankalar da…
Ayrıca herkesçe bilindiği üzere tarımda da
kendi kendine yeten ülkelerden biriydik.
O tarihlerde devlet et ve süt ürettiği gibi…
Kumaş, ayakkabı ve benzeri de üretilebiliyordu…
Tabi hepsi bununla sınırlı olmayıp…
Yine o yıllarda pek çok alanda devletin
tekelleri de vardı.
Bunu sadece sigara ve alkol Tekel’i olarak
söylemiyorum ama elektrik ve haberleşmede bile sadece devlet söz sahibiydi.
Hatta o kadar ki devletin petrol şirketi bile
vardı.
Böyle olup devlet ekonomik olarak güçlü
olunca da üretici sübvansiyonla desteklenir…
Pek çok kesim ve kurum, devlet hizmetlerinden
ücretsiz ya da düşük ücretle yararlanabilirdi.
Tabi o yıllarda yoksul ve kimsesizlere olduğu
gibi çocuklara yardım eden kurumlar da bugünkü gibi tarikat ve cemaat vakıfları
değil, bizzat devletin kendi kurumlarıydı.
Tüm bu devlet yapısı güzel ve sorunsuz devam ederken…
Küresel sermaye ülkeyi hedefe koyup IMF ve
Dünya Bankası politikalarıyla ülkenin devlet tekelleri de dahil olmak üzere
hemen her şeyin yok pahasına tasfiye edilerek, tüm hizmet ve kurumların küresel
sermayeye devredilmesini yani ülkenin küresel sermayenin açık pazar olmasını
isteyince…
Haliyle buna karşı çıkacak partilerin
iktidardan uzaklaştırılması, küresel sermayeye hizmet ederek hemen her
istediğini yapacak bir iktidarın iş başına getirilmesi gerekiyordu.
Peki, bu nasıl bir iktidar olmalıydı ki küresel
sermaye dilediği gibi at koşturabilsin.
Öncelikle ulus karşıtı olması yanında ulus
tabanlı örgütlerin yani sendika dernek ve meslek odalarının da zayıflatılıp…
Yerine etnik
Özellikle de dinsel tarikat ve cemaatlerin
etkili olması sağlanmalıydı ki…
Küresel sermayeye karşı etkili ekonomik
temelli bir muhalefet olamasın.
Peki, böyle bir durumda eğitim ulusal olarak
kalabilir miydi?
Elbette mümkün değildi…
Onun da mutlaka ulusal olmaktan çıkarılıp
dinsel yapılması gerekiyordu ki…
Bu eğitimle yetişecek nesiller, bağımsızlık,
vatan ve ulus kavramlarından bihaber olarak emperyalizme yani küresel sermayeye
koşulsuz hizmet edebilsinler…
İşte küresel sermayenin siyasal İslamcı bir
partiyi 22 yıldır desteklemesinin nedeni bu…
Çünkü biliyorlar ki onlar için ne ülkenin yer
altı, üstü kaynakları…
Ne sanayi ve tarımı…
Bankaları
Hatta deniz ve ormanları bile ulusal olarak
hiçbir anlam ifade etmemekte…
Tüm
değer ve varlıklar sadece alınıp satılır meta olarak görülmektedir…
Demek istediğim, hayatta her zaman olduğu
gibi bu konuda da aslında iki seçeneğimiz bulunmaktadır...
Küresel sermayeye karşı çıkarak ekonomik ve
siyasi bağımsızlıksa amacınız, ulusalcı…
Küresel sermayeye ülkeyi talan ettirmekse de siyasal İslamcı olmak durumundasınız…
Ortası yok!
05-08-2024
Nusret KEBAPÇI