TSK İç Hizmetler Kanunu 35.madde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK İç Hizmetler Kanunu 35.madde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2017 Pazartesi

BÜYÜK RESME BAKMAK

BÜYÜK RESME BAKMAK


Aslına bakarsanız ülkemizde yaşananları anlamak için olayları en ince ayrıntısıyla inceleyerek açıklamaya çalışmak…
Sizi ayrıntıya boğmaktan başka hiç bir işe yaramaz.
Bu nedenle asıl büyük resmi anlamaya çalışmak…
Kanımca gidişatın yönü hakkında çok daha doğru bilgiye ulaşmanızı sağlayabilecektir.
Peki, büyük resim nedir?
Ya da nasıl bakılmalı ki olay tam olarak anlaşılabilsin?
Emperyalizm…
Daha açık olarak söyleyim ABD ve diğer Avrupa devletleri…
Yıllardan beri Türkiye’nin küçülmesi…
Federatif devletçiklere ayrılması gerektiği konusunda hem fikir değiller miydi?
Nasıl yapacaklarını düşünüyordunuz…
Herhalde işgal edip silah zoruyla değil.
Hem zaten o zaman, Nato’nun 4. büyük ordusu, ulus devletini Cumhuriyeti savunmakta kararlı olan güçlü bir TSK varken bunun mümkün olamayacağını bizim kadar en az onlar da biliyorlardı…
Bu nedenle…
Önce ordunun zayıflatılması, sonrada bırak dışarıya korku salmasını, içeride bile söz geçemeyecek hale getirilmesi gerekiyordu ki…
İstedikleri yapılabilsin.
İşte TSK İç Hizmetler Kanunu 35 maddede değişiklik yaparak ordunun içerideki ayaklanmalara bile müdahale edememe yasası bunun için çıkarıldı…
Hatta
Vali ve kaymakamlardan izin almadan müdahale etme yetkileri de…
Elbette tüm bunlar yetmiyordu…
Çünkü
Ordu hala Atatürk’e bağlıydı ve…
Kendisini, ulusun ve Cumhuriyetin yegâne koruyucusu olarak görüyordu…
Tabi böyle bir anlayış olduğu sürece de kimse bırak bölünmeyi…
Federalizmin f’sini bile ağzına alamazdı…
Bu konuda AB’nin desteğini de unutmamak gerekiyor.
Sıklıkla yaptıkları…
“Ordu sivil otoritenin emri altına girmeli” vurgusu, ordunun Ergenekon ve Balyoz türünden operasyonlara kolay uyum sağlamasına yetti de arttı bile…
Şimdi de…
Orduda pek çok komutan ve subay…
Sözde Fetö gerekçesiyle kendilerini savunmalarına bile fırsat tanınmadan sorgusuz sualsiz mesleklerinden uzaklaştırılmaktadır…
Artık o duruma gelindi ki…
Yanı başımızdaki adaların işgali…
Yunan komutanların tacizleri bile sessizlikle geçiştirilir hala gelindi…
Yani uzun sözün kısası…
Federatif…
Çok kimlikli
Çok kültürlü…
Dini bir başkanlık düzeni…
Ancak ordu teslim alınıp…
Ulus devletten uzaklaştırılarak…
Toplumda hemen herkeste korku yaratılarak yapılabilirdi…
Değilse…
Fetö ile işbirliği yapan siyasilere hiç dokunulamazken…
Birilerinin damadı olmak bile salıverilme nedeni olurken
Parasını verenler çabucak tahliye olabilirlerken…
Ne demeye…
Öğretmen, polis, memur, doktor peşinde koşulsun, öyle değil mi?

11–06–2017
Nusret KEBAPÇI





26 Eylül 2015 Cumartesi

MİTİNG


Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının desteğiyle biri Ankara diğeri de İstanbul’da olan iki tane terör mitingi düzenlendi.
Miting; özellikle katılanlar açısından ilgi çekiciydi…
Çünkü bu güne kadar terör konusunda en küçük bir laf etmeyenlerle…
Sözde çözüm süreci adına PKK’ ile Diyarbakır’da halaya tutuşanların hepsi bu mitingde buluşmuştu…
Elbette söz konusu miting olunca insan ister istemez sormak durumunda kalıyor…
Sahi; miting nedir?
Kimler yapar?
Neden yapılır?
Gerçi soruları çok fazla uzatmakta mümkün ama işin mantığı şudur…
Tek tek sesleri çok fazla çıkmayan…
Ya da çok önemsenmeyen…
Kişiler…
Topluluklar…
Sendikalar…
Dernekler…
Partiler…
Odalar…
Bir araya gelerek büyük kalabalıklara dönüşür ve seslerini çok daha kolay ilgililere duyurabilirler…
Yani miting
Eğer bir seçim nedeniyle yapılmıyorsa ki söz konusu Miting terör gerekçesiyle düzenlenmiştir…
Genelde
Konuyu çözme yetkisi elinde olan ilgili makamları uyarmak, çözüm için baskı oluşturmak amacıyla yapılmaktadır…
O halde bu miting…
Cumhurbaşkanı, hükümet ve onlara çok yakın Türkiye’nin en büyük odaları, dernekleri, sendikaları tarafından düzenlendiğine…
Ve bu mitingde terörün sona erdirilmesi…
Bitirilmesi de talep edildiğine göre…
Sormak gerekiyor…
Bu talepleri yerine getirecek olan kim?
Ya da terörün bitirilmesi konusu kimlerden istenecek
Öyle ya…
Gerek saray…
Hükümet…
İlgili kuruluşlar, orada bulunan herkes, terörü bitirmek için bir talepte bulunuyorlarsa…
Çözmek durumunda olan bir yerin de olması gerekiyor…
Ve tüm bunları söylerken şunları da akıldan hiç çıkartmamak gerekiyor…
Siz; 2007 yılından beri ABD İle birlikte TSK’yi kafesleyeceksiniz, çözüm süreci diyerek Emasya 97 protokolünü ve TSK iç hizmetler kanununun 35.maddesini değiştirip askerin elinden terörle mücadeleyi alacaksınız…
Terör örgütünün propagandasını serbest hale getirip…
Ekonomik kaynaklarını kesmek konusunda parmağınızı bile kımıldatmayacaksınız…
Bayramlarda bile bayrağı yasaklayıp…
Türk olmayı neredeyse suç durumuna getireceksiniz…
Valilerinizle bir yıl içinde kendilerinden talep edilen 290 operasyon isteğinin sadece 8 tanesine izin vereceksiniz…
Terör örgütüne en önemli desteği veren ABD ve AB ülkelerine tepki bile koymayacaksınız…
Sonra da tüm bunlar olmamış gibi mitinge sığınacaksınız…
Uzun yıllar öncesinde bir devlet yetkilisi;
“İktidar makamı ağlama, yakınma makamı değil…
Muktedir olma…
Gücünü gösterme…
Çözme makamıdır.” Dememiş miydi?
Evet, beyler iktidarın anlamı bugün de aynı, değişen bir şey yok…

26–09–2015
Nusret KEBAPÇI

29 Ağustos 2015 Cumartesi

NELER OLUYOR?


NELER OLUYOR?


Bakın neredeyse Suruç olayından bu yana memleketin birçok yerinde terör olayları yaşanmakta ve…
Hemen her gün de şehit haberleri gelmeye devam etmektedir.
Peki, daha düne kadar…
İmralı’da görüşüp…
Oslo’da buluşup…
Dolmabahçe’de ortak mutabakat hazırlayanlar…
Neden birden bire ağızlarına savaş sözlerini dolamaya başladılar…
Hani birilerinin söylediği gibi…
Gerçekten PKK ile ciddi bir mücadele yapılıyor da…
Biz mi bilmiyoruz?
Yoksa işin içinde başka iş mi var?
Soruyu şöyle sormak da olası…
İktidar partisi…
Seçimde…
Son aldığının çok üstünde bir milletvekili çıkarmış olsaydı…
Yani 400 civarında…
Yine de çözüm denilen süreç bitirilir ve PKK ile mücadele edilir miydi?
Veya…
Anayasal değişiklik için yeterli sayıya ulaşılması nedeniyle
Gereken değişiklik yapılır…
Ortak milli kimlik ortadan kaldırılır…
Başkanlıkla birlikte özerk bölgelerin de bulunduğu…
Federatif bir sisteme geçilir miydi?
Yani bugün PKK’ya karşı ciddi mücadele edildiğini öne sürenlerin öncelikle bu soruya yanıt vermesi gerekiyor…
Şimdi bakın…
ABD tarafından bölgede büyük bir Kürdistan projesi adım uygulanmıyor mu?
Elbette uygulanıyor ve Irak’ın kuzeyinde bunun ilk aşaması gerçekleştirildi bile…
Sırada Suriye…
Türkiye…
Ardından da…
İran bulunuyor.
Şimdi bunları göz önünde bulundurarak şöyle bir düşünün…
Yıllardır bizi yönetenler…
Son on üç yılda İkiz Yasaların kabul edilmesinden başlayıp
Kalkınma ajanları…
Büyükşehir Yasası…
MEB görev tanımı değişikliği…
TSK iç Hizmetler Kanunu’nun 35.maddesinin değiştirilmesi dahil…
Hatta
Yerleşim yerlerine yerel dillerin verilmesinden tutun…
Kamu kurumlarından TC’nin kaldırılması ve…
Seçim bildirgesine bile koydukları Anayasadan Türk Milleti kavramının kaldırılmasına kadar…
Kısacası tüm adımlar…
Ulus devleti yıkarak, Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
İçinde başkanlığında bulunduğu, federatif bir devlet kurmak için yapılmadı mı?
Yapıldı.
Sözü tekrar son günlerde yaşanan terör olaylarına getirirsek…
Hani bazıları, hükümet ortağı oldukları halde bile, iktidarın PKK ile mücadele ettiğini falan düşünüyorlar ya…
Çok değil daha birkaç önce, hükümetin bir bakanı bu terör olaylarıyla ilgili açıklamasında:
“Bugün yaşanan kaos ve sıkıntıların sebebi bu ülkede başkanlık sistemi olmadığı içindir.”Demedi mi?
Anlamı neydi
“Başkanlığa çıkıncaya kadar kaos bitmeyecek…”
Yani terör bahane, başkanlık şahane ama her şeye rağmen 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm Türk Ulusuna kutlu olsun…

29–08–2015
Nusret KEBAPÇI

2 Ağustos 2015 Pazar

İÇ TEHDİT DİYE BİR KAVRAMIMIZ VAR MI?




Bundan yıllar önce…
Yani Ergenekon, balyoz ve benzeri operasyonlarla ülkenin şekillendirilmeye çalışıldığı dönemde…
TSK’nin İç Hizmetler Kanunu’nun35 maddesini değiştirmek gündeme geldiğinde ki değiştirilmesi düşünülen madde…
Cumhuriyeti korumak ve kollamaktı…
Ne diyordu
Bu gün memleketi yönetenler…
“Devlet kendi vatandaşını düşman görmez.”
Doğrusunu isterseniz bu söz tam anlamıyla bir demagojiydi…
Tamam…
Zaten devlet her vatandaşına eşit mesafede durmalıydı durmasına da…
Ya vatandaşlarının bir kısmı örgütlenip…
İçinde bulunulan mevcut rejimi zor ya da silahla değiştirmeye kalkarsa o zaman ne olacaktı…
Bu duruma bakılırsa hiçbir şey olacağı yoktu da…
İşin aslı şuydu…
Devlet iç düşman kavramından vazgeçmişti.
Ne devletin yapısını zorla değiştirip federatif yapma girişimleri
Ne ülkeden zor yoluyla ayrılacak bir parçanın başka devletlerle birleşmesi tehlikesi…
Ne de laik cumhuriyetin yıkılarak yerine bir din devleti kurulmaya çalışılması,
Hatta bunun için örgütlenilip eylemler yapılması bile hiç mi hiç önemsenmiyordu…
Hem memleketi yönetenlere kalırsa ne içerde ne de dışarıda herhangi bir tehdit falan da söz konusu değildi…
Sıfır sorun dedikleri de zaten bu değil miydi?
Aslında bu ve benzeri tutumu hükümetin hemen her açıklamasında bile bulmak mümkün…
Bakın 20 Temmuz tarihinde Suruç’ta meydana gelen bombalı eylemin ardından meydana gelen olaylarla ilgili olarak devletin başbakanı sosyal medya hesabından ne diyordu…
“Terör örgütleri ile ilgili bağları ortadayken gencecik bedenlerin üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışanlar”
Kime diyor bu sözleri
Arkalarında PKK’nın PYD’nin olduğunu söyleyen, mecliste 80 milletvekiliyle temsil edilen partiye…
Peki…
Şöyle soralım…
Sizce bir ülkenin başbakanı…
Böyle bir mesaj yazabilir mi?
Şimdi diyeceksiniz ki…
Onun da twitter’i var, elbette yazabilir ama…
Sorun şurada…
Eğer bir örgüt…
Araçlar yakıyor…
Asker, polis öldürüyorsa…
Yol kesip denetim yapabiliyorsa
Ülkenin bir kısmında egemenlik kurup…
Kendisine askerlik şubesi…
Polis gücü bile oluşturmuşsa
Ve meclisinde bulunan bir parti buna öyle gizli falan da değil açıkça destek olabiliyorsa…
Ülkenin başbakanına düşen görev…
Gereken önlemleri alıp…
Hesabını sorup…
Buna destek olan her türden örgütü yasaklayıp…
Terörü önlemek olmalıdır…
Yoksa…
Sosyal medya üzerinden kalemşorluk değil…

31–07–2015
Nusret KEBAPÇI