11 Kasım 2015 Çarşamba

ATATÜRK

ATATÜRK


Ölümünün üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen hala birilerini korkutabiliyorsa…
Ağızlarından salyalar akan bazılarının saldırılarına hedef oluyorsa
Biliniz ki…
Atatürk henüz ölmemiştir.
Aslında saldırılarının nedenini merak eden var mı bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyim…
Örneğin Atatürk’e en çok saldıran gericilerin…
ABD ve onun koalisyon ortaklarınca…
Sadece etrafımızdaki ülkelerde bile milyonlarca Müslümanı katletmesi karşısında herhangi bir tepkilerini gören oldu mu?
Elbette olmadı.
Aslına bakarsanız sadece Irak ve Suriye örneğine bakmak bile onların kimlerin safında olduklarını gösterir ama yine de açıkça söyleyim…
ABD ve AB’nin…
Peki, bu söylediğim ülkeler Müslüman mı?
Değil ama…
Bunlar onlarca yıldır seccadelerini emperyalizme çevirdikleri için  bu gün içinde bulundukları konum hiç birimize yabancı değil…
Yani geçmişten bu yana emperyalizme karşı tutumlarında herhangi bir değişiklik yok…
Belki Atatürk’e sıkça saldırılarından dolayı bunların Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı mücadele ettiklerini, büyük yaralılıklarda bulunduklarını falan da düşünebilirsiniz ama ne yazık ki bu da doğru değil…
Bunlar…
Hiçbir şekilde…
Ülkemizi işgal eden…
Ne İngiliz’e…
Ne Fransız’a…
Ne İtalyan’a
Ne de…
Yunan’a karşı mücadele etmişlerdir…
Tüm bu yaklaşık 3,5 yıl süren savaş boyunca tek yaptıkları şey Emperyalistlerle birlikte kurtuluş savasına karsı mücadele etmektir…
Elbette sonrasında da Cumhuriyete…
Gelelim bu güne…
Siz hiç bu güne kadar ülkenin kalkınmasını isteyen…
Yani sanayileşmesini…
Bilimin gelişmesini…
Tarımın büyümesini…
Memleketin yabancılardan bağımsız olması yönünde en küçük bir çaba içinde olanını gördünüz mü?
Doğrusu göremezsiniz de…
Bunları göremediğiniz gibi…
Ne Ülkenin Güneydoğu’sunda bölücü terörün olması onları ilgilendirir…
Ne de Ülkemizin Ermenilere soykırımı yapmakla suçlanması…
Ege’deki adalarımızın işgal edilmesi bile onları ilgilendirmez
Yani
Uzun sözün kısası…
Ülkenin sanayileşmesinden tutun…
Eğitimin bilimin gelişmesine…
Hatta…
Ülkemizin hemen her alanda bağımsızlığının tam anlamıyla korunmasına kadar…
Tüm bunlar…
O toplumda ulus bilincinin yaratılmasıyla hayat bulabilir.
Değilse…
Hiç bir İslam ülkesinin kalkınmamasını, üstelik emperyalistlerin kuklası olmalarını neye bağlıyorsunuz…
Yalnızca tesadüfe mi?

11–11–2015
Nusret KEBAPÇI


29 Ekim 2015 Perşembe

CUMHURİYET


Daha yazımın başında söyle bir soru sorsam ve desem ki…
Cumhuriyetin kurulmasının üzerinden 92 yıl geçmesine karşın bir kısım çevreler tarafından hala Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırılmasının nedeni ne olabilir?
Aslında isterseniz siz yanıtlamadan ben bu konudaki düşüncelerimi açıklayım sonra siz ne isterseniz onu söyleyebilirsiniz…
Bakın öncelikle bir şeyi vurgulamamda yarar bulunuyor…
Sadece Atatürk için de söylemiyorum bu hemen devrim yapmış tüm ülke liderleri açısından geçerlidir…
Eğer bir ülkede devrim yapılmış ve hemen her alanda yapısal değişiklikler meydana gelmişse…
Bundan çıkarı bozulan iç ve dış çevreler bu yapılan devrimi asla
Hiçbir şekilde benimsemedikleri gibi…
Bunu tüm özellikleriyle birlikte ortadan kaldırmak için…
Daha basit açıklamaya çalışayım…
Karşı devrimi hayata geçirmek için hiç bir fırsatı kaçırmazlar…
Ne mi yaparlar doğrusunu isterseniz çok şey ama bu biraz da ülkede gerçekleştirilen devrimin boyutlarıyla orantılıdır dersek…
Sanırım abartıya kaçmamış oluruz.
Şimdi burada duralım ve devam edelim…
Atatürk Cumhuriyeti kurdu kurmasına da bizim için…
Yani Türkiye için ne değişti, yaşamımızda ne gibi bir farklılık oluştu?
Doğrusunu isterseniz en önemli değişiklik zaten Cumhuriyetin ta kendisiydi…
Neden mi? Bakın şimdi…
Cumhuriyetin en basit, yani herkes tarafından bilinen tanımı…
Halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetilmesi…
Daha doğrusu…
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması değil mi?
Peki; değişmez dini yasalarla ve değişmez liderle ülkenin yönetilmesini isteyenler açısından bu şirk koşmak anlamına gelmiyor muydu?
Geliyordu ve onlar bu yüzden…
Tüm ulusal mücadele ve bayramları asla benimsemediler…
Aslına bakarsanız karşı çıktıkları sadece Kurtuluş Savaşı ve ulusal bayramlar değildir…
Ortak kimliğimiz olan Türk kimliği de dilimizle birlikte saldırı tehdidi altındadır…
Ve onlar…
Bugün bile Osmanlı gibi çok dilli…
Ve çok kültürlü bir devlet kurulması için yanıp tutuşmaktadırlar…
Hem zaten kendilerine ve kurdukları hiç bir örgüte Türk adı koymayıp Osmanlı vurgusu yapmaları da bunun göstergesi olmuyor mu?
Gelelim Emperyalizme…
Çünkü Atatürk’e düşmanlıkta ikinci etken de onlardır…
Bu bir bakıma doğaldır da…
Sen kalk halife bir padişah eliyle yıllarca sanayii kurdurma…
Onları Kapitülasyonlarla…
Düyunu Umumiye’yle…
Reji’yle yönet…
Dini itaatkârlık esas olduğundan kimsenin kılı bile kıpırdamasın…
Sonra…
Biri gelsin, kurduğunuz düzeni, halifesiyle, saltanatıyla, kapitülasyon ve tüm sömürü düzeninizle başınıza çalsın.
Siz olsanız sever misiniz?
İşte onlar da, bu yüzden sevmiyorlar…
Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
Dünyanın hemen her yerinde emperyalistler o ülkenin üretmemesi, ekonomisinin gelişmemesi, ulus kimliğin paramparça edilmesi için etnik ve dini gericilikle işbirliği yapar…
Destekler…
Gerçeği söylemek gerekirse…
Sadece bu konuda değil hemen her konuda daima önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Bunlardan birincisi sözde demokrasi adına ya bu etnik ve dini parçalanıp sömürge olma sürecine teslim olup dağılacaksınız…
Ya da toplumu ortak kimlikte birleştirip ekonomisiyle, maliyesiyle bağımsız güçlü bir ulus olacaksınız…
Atatürk; işte bu ikincisini yapmıştı.

29–10–2015

Nusret KEBAPÇI

25 Ekim 2015 Pazar

BARIŞ…


Son günlerde birilerinin dilinde çokça bir barış lafıdır gidiyor ama konu o değil…
Doğrusunu isterseniz sadece barış da değil ne zaman birileri…
Demokrasi…
Özgürlük…
İnsan hakları gibi kavramları ortaya atsa…
Ülkemizde bulunan bir kısım örgüt ortaya atılıverir…
Onlar için her nedense, bu kavramların içeriği değil de, sadece adları kutsiyet taşıdığından olsa gerek, gerisinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
Bu nedenle ne bu kavramların başka bir amaç için kullanıldığı akıllarına gelir…
Ne de gerçekte neyi hedeflediği…
Hatta dünyanın birçok ülkesinde, emperyalizmin o ülke aydınlarını aldatmak adına bu kavramları kirlettiği bile akıllarının kösesinden geçmez.
Böyle olunca da bu kavramlar her nerede ortaya atılırsa, görülür ki bu örgütler oradadır.
Yani olayın içeriğinin…
Başka amaçlarla kullanılmasının…
Hatta çarpıtılmasının onlar açısından herhangi bir önemi yoktur.
Peki
Demokratik kitle örgütleri açısından…
Bu tür kavramların kullanıldığı çeşitli eylemleri değerlendirmenin herhangi bir ölçütü yok mu?
Ya da mihenk taşı olarak değerlendirilebilecek çok kolay bir yöntemi bulunamaz mı?
Hemen hiç düşünmeden balıklama atlamak mı gerekir?
Elbette değil.
Aslında yıllar öncesinden…
Ta 1920lerden bu yana hemen her ülke aydınlarınca bu tür eylemleri değerlendirecek bir ölçü vardır ama…
Belki ilgili kavram çok kullanılmadığından…
Ya da alet olunmaya fazla alışıldığından olsa gerek, unutulabileceğini göz önünde bulundurarak hatırlatmada bulunalım…
Emperyalizm…
Evet, tüm eylemleri değerlendirecek tek ölçüt bu…
Eğer yaptığınız eylem, emperyalizmin çıkarlarına zarar veriyorsa…
Onu güçsüz yapmaya yarıyorsa…
Parçalıyorsa…
Bilin ki doğrudan yanasınız…
Ama siz böyle yapmayıp da…
Emperyalizmin bölgedeki taşeronluğuna oynayarak 30 yıldır ülkemizde eylem yaparak ABD emperyalizminin desteğiyle bölgede büyük Kürdistan’a giden yolu açan…
Suriye’de ABD’nin kara gücü görevini bile üstlenerek…
50 ton bomba…  
Yetmeyince de stringer füzeleriyle desteklenen bir örgütten yanaysanız…
Yaptığınız eylemin adını…
Barış…
Demokrasi…
İnsan hakları…
Ya da
Özgürlük koysanız fark etmez?
Değil mi ki siz…
Bir gün bile emperyalizmin Ergenekon, Balyoz vs gibi operasyonlarla ulus devletimizin yok edilmesi çabalarına sesinizi çıkarmamışsınız…
Bununla da kalmamış
Ulusal değerlerin yok edilmesini bile kayıtsızlıkla izlemişsiniz…
Tüm bunlar yetmiyor gibi  
Etnik temelde bölücülük yapan bir örgütün yedeğine kadar düşmüşsünüz…
Sonra da diyorsunuz ki barış…
Beyler bu tür lafazanlıklarla kendinizi kurtaramazsınız…
Hatta
Kendinize…
Yaptığınız eyleme,  herhangi bir masum ad ve unvan koymanız da, sonucu değiştirmez…
Demem o ki; eğer bu kafayla gitmeye devam ettiğiniz takdirde barışsever falan olamazsınız ama emperyalizmin kuklası olmamanız için hiç bir neden yok…

25–10–2015
Nusret KEBAPÇI





19 Ekim 2015 Pazartesi

TEK MİLLET


Strazburg’da yapılan “Milyonlarca nefes teröre karşı tek ses “ adlı mitingde yapılan konuşmada…
 “Tek millet.”
“Tek bayrak.”
“Tek vatan.”
“Tek devlet” kavramlarına da değinildikten sonra : ” Tek millet diyoruz. Tek millet demek sadece Türk anlamına gelmez, bunu biliniz. Tek millet kavramının içinde ülkemde yaşayan 81 milyon var. Kimse bunu sağa sola çekmesin. Tek millet bu. “Denilmemiş miydi?
Denilmişti ama İnsan ister istemez merak ediyor…
Bu adı söylenmeyen gizli tek milletin adı ne?
Ya da şöyle soralım…
Bir adının olması gerekmez mi?
“Tek millet, tek millet”, tamam da…
Eğer bu millet kavramını bizim bildiğimiz şekliyle ulus anlamında kullanıyorsanız, öncelikle ortak kimliği ifade eden bir adının olması gerekiyor.
Yok değil de…
Din yerine kullanılıyorsa, işte o zaman zaten durum değişmektedir…
Bakın bu konudaki kafa karışıklığını gidermek için konuyu biraz açalım…
Bugün dünyada yaşayan çeşitli ülkelerdeki halkların tamamına yakını bizde olduğu gibi pek çok etnik ve dini guruplardan oluşmalarına karşın tek millet çatısı altında birleşmişlerdir…
Dünyaya baktığınızda da bunu hemen her ülkede görebilmek mümkündür…
Örneğin; Almanya’da sadece Almanların değil, başka etnik kimliklerden insanların da yaşadığını biliyoruz ama bu durum kimseyi Almanyalı falan yapmıyor…
Ne yapıyor? Alman…
Ya İtalya’da yaşayan etnik grupların durumu çok mu farklı?
Elbette değil.
Onların da ortak adı İtalyalı falan değil, düpedüz İtalyan…
Gelelim Fransızlara…
Sizce Fransa; kendi içindeki etnik kimlikler konusunda çok mu özgürlükçü?
Değil ve onların da ortak kimlikleri Fransalı falan değil, Fransız…
Yani uzun sözün kısası; dünyadaki devletlerin tamamına yakını tek millet esasına dayanmaktadır.
Ama tüm bunlara rağmen, İktidar partisi uzunca bir süredir, özelikle de 2007 den sonra Anayasa’dan Türk milleti kavramını kaldıracağını çok açık olarak beyan etmiş bunun için komisyonlar kurmuş ancak halktan gelen tepkiler üzerine bu güne kadar bu değişikliği yapmaya cesaret edememişti…
Ancak…
7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri için hazırlanan seçim bildirgelerinde de Anayasa’dan Türk milletini kaldırma maddelerinin bulunması…
İktidarın bu amacından vazgeçmediğini de göstermektedir…
Peki neden?
Ya da şöyle soralım…
İktidar niçin Türk kimliğini anayasadan kaldırmak için bu kadar çaba harcamaktadır?
Doğrusunu isterseniz nedeni belli…
Çünkü iktidar…
Bölgede üstlendiği rol gereği Türk milli kimliğini Anayasa’dan kaldırarak Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Yasamanın, yargının ve yürütmenin tek elde toplandığı, dini bir başkanlık sistemi oluşturmak istemektedir…
Tüm bunların olabilmesi için de haliyle, ulus devletin yıkılıp…
Türk Milleti’nin etnik ve dini kimliklere ayrışması gerekiyor…
Yani kısacası; yaklaşık 13 yıldır milletin isminin söylenmemesinin…
Türk adının Anayasa’dan kaldırılmak istenmesinin gerçek nedeni budur…
Bilmem anlatabildim mi?

19–10–2015
Nusret KEBAPÇI




12 Ekim 2015 Pazartesi

ABD’NİN SURİYE’YE SINIRI VAR MI?


Çok değil birkaç gün önce Rusya’nın IŞİD’e müdahalesi üzerine Cumhurbaşkanı ne demişti…
“Rusya’nın Suriye ile sınırı yok ki, neden bu kadar ilgileniyor…”
Aslında bu soruyu şimdi değil, çok daha önce…
Özellikle de ABD’ye sormak gerekmez miydi?
Afganistan’da
Irak’ta…
Libya’da…
Suriye’de…
Ne işlerinin olduğunu…
Sınırları bu ülkelere çok mu yakındı?
Değildi ama bu güne kadar da hiç kimse ABD’ye…
Bölgede ne işin var? gibisinden herhangi bir soru da sormadı.
Üstelik sadece Irak’ta 2 milyona yakın kişinin ölmesine rağmen.
Buna;
Afganistan Ve Suriye’de ölenleri eklemiyorum bile.
Yani
Siz Müslüman olacaksınız…
Din konusunda hemen her fırsatta mangalda kül bırakmayacaksınız…
Ama
Dünyanın bir büyük devletinin bölgeyi düzenlemek…
Sınırlarını yeniden çizip şekillendirmek için oluşturduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasında eş başkan sıfatıyla görev üstleneceksiniz…
Yetmeyecek…
Komşularda içi savaş çıkarılması, bu ülkelerin parçalanması için çaba harcayıp, bu süper devletin taşeronluğunu bile üstleneceksiniz…
Bununla da kalmayıp…
ABD’ye ülkenizin en önemli…
Üstelik stratejik yerlerinde asker bulundurması için izin vereceksiniz…
Sonra da…
Rusya’nın sınırı var mıymış?
Geçin bunları beyim, geçin…
Sizde biliyorsunuz ki artık sizin ve ABD’li müttefikiniz için deniz bitti.
Siz değil misiniz o büyük ortağınızla halkının neredeyse yüzde 88’inin oyunu alan meşru bir liderini devirmek için plan üstüne plan yapan…
Bu olmayınca neredeyse yüz ülkeden ne kadar psikopat, katil varsa o ülkeye göndererek…
O ülke insanlarını AB kapılarına gidecek kadar mülteci yapan…
Denizlerde boğulmasına neden olan…
Sahi; bütün bunları…
Yani Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyini…
Türkiye’nin güneydoğusunu ilgili ülkelerden kopararak ABD’nin Büyük Kürdistan amacına ulaşmak uğruna yapmadınız mı?
IŞİD’i
PYD’yi
Bu amaçla desteklemediniz mi?
“Kobani’ye selam” göndermenizin nedeni de bu değil miydi?
Yani demem o ki Suriye’yi parçalamak için o kadar tezgâh hazırladınız ama sonuçta Rusya’nın bölgeye gelmesiyle tüm bu planlarınızın hepsi çöpe gidiverdi…
Bir anlamda tam bir sükutu hayal.
Bundan sonra ne olur? Elbette şimdiden kestirmek zor görünüyor ancak şunu söylemek pekala mümkün…
Rusya’nın ve bölge ülkelerinin kaderleri bu anlamda ortaktır bu nedenle
Rusya’nın kazanması aynı zamanda…
Suriye…
Türkiye…
İran ve Irak’ın da kazanması anlamına gelecektir…
Değilse, zaten kaybedilmişti…

12–10–2015

Nusret KEBAPÇI

4 Ekim 2015 Pazar

ÖZEL VE GÜZEL EĞİTİM…


Aslında konu oldukça ilginç…
Doğrusunu isterseniz ilginç olmak ta bir yana, yapılanları akıl ve mantıkla açıklama şansı bulunmuyor.
Neden mi bahsediyorum
Şundan;
MEB geçtiğimiz yıl, özel okulda okuyan yaklaşık 250 bin öğrenciye, öğrenci başına yılda 3000 TL’ye varacak bir destekte bulunmuştu.
Bu sene ise bu rakamlar artırılarak öğrenci sayısı 350 bine…
Verilen para miktarı da yıllık 3700 TL’ye kadar çıkarılmış…
Elbette insan merak ediyor…
Neden?
Çünkü yıllardır devletin okullarına bir kuruş kaynak verilmezken…
Okullarda hizmetli, memur, güvenlik görevlisi…
Hatta
Bir kısmında öğretmen bile bulunmazken…
Sizce MEB… 
Niçin?
Özel okullara bu kadar kaynak aktarmakta ısrar ediyor…
Ya da şöyle soralım…
Özel okullar…
Tıpkı Dershaneler…
Oteller…
Pastaneler…
Halk otobüsleri…
Dolmuş…
Veya ticari taksiler gibi…
Tamamen para kazanmak…
Kar elde etmek için kurulmuş işletmeler değil mi?
Öyle ise…
Zarar eden, batan, müşteri bulamayan diğer ticari işletmelere yardım edilmez…
Desteklenmezken…
Hangi gerekçelerle özel okullara
Orada okuyan öğrencilere destek olunuyor…
Aslında niyet bellidir…
Nasıl siyasette Türk Milleti kimliği yok edilip Türkiyelilik adı altında özerk bir sistem kurulması amaçlanıyorsa…
Eğitimde de gerçekleştirilmek istenilen aynıdır…
Kolayını da bulmuşlar…
Devlet okulları ne kadar ekonomik kaynaktan yoksun…
Güvenliksiz, köhne, ihtiyaçlarını karşılayamaz, çaresiz halde bırakılırsa
Özel okullara yönelim de, o oranda artacaktır…
Elbette şunu da bilmektedirler…
Devlet okulları…
Öğrenciye eşit yurttaşlık bilinci ve ulusa aidiyet kazandırırken…
Özel okullar…
Sahibi olan cemaate…
Tarikata…
Sermayeye…
Ya da yabancı devlete aidiyet kazandırmaktadır.
Bu durumda ulus devleti parçalamak, çok kültürlü bir sistem getirmek isteyenlerin yapacağı şey de bellidir…
Tekçi eğitim dedikleri, ulusal eğitim sistemini çökertip, hemen her etnik ve dini kuruluşun, her türden sermayenin kendi okullarını açacağı bir sistemi getirmek…
Uzun sözün kısası; eğitimde de ulusal olandan, özerkliğe geçiyoruz haberiniz olsun…

04–10–2015
Nusret KEBAPÇI



29 Eylül 2015 Salı

ATATÜRK MÜ? ÇAY BARDAĞI MI?


Rize Belediyesi Cumhuriyet Meydanı’ndan kaldıracağı Atatürk heykelini yeniden koymak için halk oylaması yapacak ve soracakmış…
Bu meydanda Atatürk heykeli mi olsun?
Çay bardağı mı?
Doğrusunu isterseniz…
Çay bardağı işin görünürdeki yüzü…
Bir anlamda da sembol…
Gerçekte oylanacak olan zaten hiçbir şekilde Atatürk ve çay bardağı olmayacaktır…
Ne mi oylanacak?
Bakın söyleyim…
Bu oylamanın bir tarafında…
Cumhuriyetçilik.
Laiklik.
Devrimcilik.
Halkçılık.
Devletçilik.
Biraz daha ayrıntıya girersek…
Tek vatan.
Tek bayrak.
Tek dil olan, ulus devlet bulunacak…
Diğer tarafında ise…
Gericilik.
Tarikatçılık.
Yeni Osmanlıcılık.
Çok kültürlülük.
Çok kimliklilik.
Ulus devlet düşmanlığı yer alacaktır.
Buradan çay konusuna gelecek olursak…
Osmanlı döneminde memlekette çay falan üretilmeyip, Ortadoğu’dan ithal edilmekteydi…
Ne zaman ki Meclis kuruldu…
Atatürk’ün emriyle bu konudaki araştırmalar da başladı…
1921’den 1924’e kadar ilk Meclisin iktisat bakanlığının İlk Tarım Genel Müdürü olan Muğlalı bir aileden gelen Zihni DERİN Bey; Rus devrimi sonunda Batum sınırının kapanmasıyla Doğu Karadeniz’de ortaya çıkan işsizliğe çözüm bulmak, bölgeyi kalkındırmak için araştırmalar yaparken…
Halkalı ziraat mektebi öğretmenlerinden Ali Rıza Beyin 1917 yılında yazdığı rapora ulaşıyor…
1917 yılında yazılan raporda; “Rize ve çevresinin çay üretimi için çok elverişli olduğu” anlatılıyordu…
Sonuçta…
Hemen Rize’de 15 dönümlük bir parsele denemek amacıyla ilk çay fidanları dikiliyor ve…
Verim alındıkça da bu alan günden güne genişletiliyordu…
1939 ‘a varıldığında artık bu alan 1550 dönüme kadar ulaşmıştı…
Giderek verimin daha da artması ile…
1947’de de ilk çay fabrikası kurulmuştu kurulmasına ama…
Bütün bunlar bize şu gerçeği asla unutturmamalıdır…
Eğer bugün Rize’de çay üretiliyor, halkın önemli bir kısmı çaydan geçimini sağlayabiliyorsa…
Dahası
Dünyanın birçok ülkesine çay ihraç edilebiliyorsa…
Bunu çay bardağına değil…
Atatürk’e borçlusunuz…
Bilinsin istedim…

29–09–2015
Nusret KEBAPÇI